# Değer/Fiyat İslami Olarak Nasıl Belirlenir

İktisat · İslam Medeniyeti 2.0, 15. bölüm · 24 Tem 2026 · 55:50

Bağlantı: https://kokfinans.org/video/deger-fiyat-islami-olarak-nasil-belirlenir  
YouTube: https://www.youtube.com/watch?v=2WpMLhsXL9A

İktisadın en temel sorusu şudur: Değer ve fiyat neye göre belirlenir? Aristoteles ve Salamanka okulundan İbn Teymiyye'ye, Smith ve Marx'ın emek-değer teorisinden Menger, Mises ve Hayek'in öznel değer teorisine uzanan tartışma bizi açık bir sonuca götürür: İslam serbest piyasacıdır ve ticari kârı meşru sayar, ancak stokçuluk, neceş ve fiyat manipülasyonu gibi piyasayı bozan davranışları yasaklar.

### Fiyat nereden gelir?

Markette, pazarda her ürünün üzerinde bir etiket gördüğümüz için fiyatın nasıl belirlendiği sorusu çoğu zaman aklımıza gelmez. Oysa Avusturya ekolünden Keynesçilere, Marx'tan Adam Smith'e kadar iktisat ekollerini doğuran temel soru budur: Bir şeyin değeri neye göre oluşur? Fiyatı merkezi bir otorite mi belirlemeli, yoksa arz ve talep mi? İnsan bir fiyatın adil olup olmadığına neye göre karar verir?

Tartışmanın klasik başlangıç noktası **su-elmas paradoksu**dur. Su hayati olduğu halde "sudan ucuz"dur; yaşamsal bir işlevi olmayan elmas ise sudan on binlerce kat pahalıdır. Klasik açıklama azlık ve çokluktur; ancak bu bakış sonraki teorilerde, özellikle Avusturya ekolünde aşılmıştır.

### Aristoteles'ten Salamanka'ya

Aristoteles *kullanım değeri* ile *mübadele değeri*ni ayırır. On yatağın bir eve neye göre eşit olduğunun ölçüsünü bulamasa da paranın iyi bir ölçü aracı olduğunu ve değerin nesnede değil, ona duyulan ihtiyaçta olduğunu fark eder. Orta Çağ skolastik düşüncesinde ise "malı değerinden fazlaya satmak günah mı?" sorusu etrafında adil fiyat tartışmaları yürür.

1. yüzyıl İspanya'sında ortaya çıkan ve tarihteki ilk iktisat okulu sayabileceğimiz **Salamanka okulu**, adil fiyatın maliyet ya da emekle değil, piyasadaki insanların *ortak takdiri*yle belirlendiğini savunur; para arzı, satın alma gücü ve faiz ahlakı üzerine olgun analizler de yapar. Bu yüzden Rothbard gibi isimler Salamankalıları Avusturya ekolünün öncüsü sayar. Hayek'in öğrencisi Marjorie Grice-Hutchinson'ın çalışmaları, Endülüs'te Müslüman, Hristiyan ve Yahudilerin ribâ yasakları ve ticaret ahlakı konusunda birbirinden etkilendiğini, Antik Yunan düşüncesinin de İbn Rüşd, İbn Sînâ ve Gazâlî şerhleri üzerinden öğrenildiğini ortaya koyar.

### İbn Teymiyye ve emsal fiyat

1. yüzyılda yaşayan İbn Teymiyye, *el-Hisbe fi'l-İslâm* ve fetvalarında **semenü'l-misl** (emsal fiyat) ve **ücretü'l-misl** (emsal ücret) kavramlarını ortaya koyar. Fiyat dalgalanmalarının her zaman tüccarın zulmünden ya da hilesinden değil, çoğu zaman malın bolluğu veya kıtlığı ile insanların rağbetinden kaynaklandığını söyleyerek bir arz-talep mantığı kurar. Afet ya da kuraklık gibi doğal kıtlıkta narh koymayı zulüm sayar; stokçuluk, kartel ve benzeri yapay bozulmalarda ise meşru müdahaleye izin verir. Öğrencisi İbn Kayyim el-Cevziyye de bu çizgiyi sürdürür.

Somut bir kaynak olmasa da Salamanka okulunun İbn Teymiyye'den etkilenmiş olabileceğini düşünüyoruz. İmam Ebû Yûsuf'un *Kitâbü'l-Harâc*'ı ve İmam Muhammed eş-Şeybânî'nin *Kitâbü'l-Kesb*'i gibi eserler de dünyanın en erken ekonomi kitapları arasındadır.

### Emek-değer çizgisi: Fizyokratlardan Marx'a

1. yüzyıl Fransa'sındaki **fizyokratlar** artı ürünün yalnızca topraktan doğduğunu, zanaat ve ticaretin ise var olanın biçimini değiştiren "kısır sınıf" olduğunu savunur ve "hangi faaliyet gerçekten üretkendir?" sorusunu gündeme getirir. **Adam Smith** 1770'lerde değeri emeğe dayandırır ve *harcanan emek* ile *hükmedilen emek*i ayırır: Üç günde masa yapan marangozun masaya gömdüğü emek ile masanın satışından elde ettiği parayla satın alabileceği başkalarının emeği. Avcı-toplayıcı toplumlarda bu ikisi eşittir; bir geyik, avlanması o kadar emek isteyen iki kunduza takas edilir. Sermaye devreye girince fiyata kâr ve rant da eklenir. **Ricardo** (1817) ise kâr ve rantın değer yaratmadığını, yalnızca onu bölüştürdüğünü söyler.

**Marx** değeri toplumsal emek-zamana bağlar. Günde 1.000 liralık ayakkabı diken işçiye 300 lira yevmiye verilmesiyle oluşan 700 liralık *artı değer*i sömürü sayar. Marx'ın İslam'la çeliştiği nokta burasıdır: İslam, faiz ve haram mal içermediği sürece malı 10 liraya alıp 15 liraya satan tüccarın kârını meşru sayar; bu nedenle emek-değer teorisi İslam'la uyumlu değildir.

### Marjinalist devrim ve Avusturya ekolü

**Carl Menger** değerin ne emekte ne de eşyanın kendisinde olduğunu, özne ile nesne arasındaki ihtiyaç ilişkisinden doğan marjinal faydada olduğunu savunur. Çölde susuz kalan biri cebindeki elmasları bir yudum suya verebilir. Bölge halkı Müslüman olup şarap talebi ortadan kalkarsa, işçi aynı emeği harcasa bile üzüm bağının değeri düşer. Menger böylece ana çizgiyi Salamanka ve İbn Teymiyye'nin tarafına kaydırmıştır.

Avusturya ekolünde kaynaklar kıt olduğu için insanlar ihtiyaçlarını öznel bir tercih sırasına koyar; zaman da fiyatı etkiler. İslam'daki selem akdi bunun bir örneğidir. **Mises** *praksiyoloji* ile her eylemi bir mübadele olarak görür ve eşitlik fikrini reddeder: 1 kilo pirince 100 lira veren kişi, ikisini eşit gördüğü için değil, pirinci daha değerli bulduğu için takas eder. Değer kardinal değil ordinaldir; ölçülmez, sıralanır ve eylemle açığa çıkar. Bu görüş haklıdır ve İslam düşüncesiyle daha uyumludur. **Hayek** ise fiyatı milyonlarca öznel tercihten oluşan, bilgi taşıyan bir sinyal olarak görür ve bunun ancak serbest piyasada sağlıklı oluşabileceğini savunur.

**Alfred Marshall** makasın iki ağzı benzetmesiyle iki yaklaşımı sentezler: Talep tarafı öznel fayda, arz tarafı üretim maliyeti üzerinden fiyat biçer; kısa vadede talep baskındır, uzun vadede fiyat maliyete doğru çekilir. **Keynes** ise sorunun yerini değiştirerek değer teorisinden çok efektif talep ve işsizlik gibi makroekonomik sorunlarla ilgilenir.

### Çaba değer midir? Değer üretmek ve değere el koymak

Fizikteki iş tanımı burada yol gösterir: Duvarı saatlerce iten adam kan ter içinde kalır ama duvar yer değiştirmediği için iş yapmamıştır; çukur kazıp tekrar dolduran kişi de piyasada karşılığı olmayan bir emek harcamıştır. Yakılan kalori değerin garantisi değildir; değeri belirleyen, insanların ona atfettiği değer ve tercih sıralamasıdır.

Mariana Mazzucato'nun 2018 tarihli *The Value of Everything* kitabı değer üretenlerle değere el koyanları ayırır: Sanayi, Ar-Ge, altyapı, sağlık ve eğitim değer üretirken spekülasyon, komisyonculuk ve türev işlemlerle kazanan finans dünyası reel sektörün değerinden pay alır; 90'lardan itibaren finans kazançları da GSYH'ye eklenmiştir. Finans sektörünün reel sektörden kat kat büyüdüğü, hisse geri alımları ve manipülasyonla fiktif değer üretildiği yönündeki eleştiri haklıdır. Ancak kiraya vermek ve malı ihtiyaç olan yere taşıyan ticaret İslam'a göre de değer üretir.

### İslam'ın serbest piyasası ve sınırları

Kur'an'da ticaret helal, faiz haramdır. Hz. Peygamber fiyatlar yükseldiğinde narh koymayı reddetmiştir; adil fiyat alıcı ve satıcılar arasında serbest piyasada belirlenir. Ancak piyasanın gerçekten serbest kalması için tekel, kartel, stokçuluk ve karaborsa yasaktır; köylü pazara gelmeden malını ucuza kapatmak da bu yüzden haram kılınmıştır. Herkes malını dilediği fiyata satabilir; fakat rakibi batırıp tekel olmak amacıyla zararına satış yapmak haramdır.

**Neceş**, yani alma niyeti olmadan fiyatı kızıştırmak, Hayek'in diliyle fiyat sinyalini bozduğu için yasaktır. Bunun bugünkü karşılığına *dijital neceş* diyebiliriz: 3 milyon TL eden evi satmak için çevreye 4 milyonluk sahte ilanlar girmek ya da e-ticarette sahte sayfalarla bir mikrofonu pahalı göstermek. Freud'un yeğeni Edward Bernays'in sigarayı kadınlara "özgürlük meşalesi" olarak pazarlaması gibi reklamcılık örnekleri de öznel tercihlerin nasıl manipüle edilebildiğini gösterir.

Son olarak Rothbard çizgisindeki anarko-kapitalizm İslam'la serbest piyasa, özel mülkiyet, ticaretin övülmesi ve sağlam para konularında kesişir; ayrıştığı noktalar ise şunlardır:

- Karşılıklı rıza tek başına yeterli değildir; faiz ve haram mallar rızayla da helal olmaz.
- Stokçuluk ve karaborsa İslam'da suçtur.
- "İnsanlar su, mera ve ateşte ortaktır" hadisi, maden ve hazine arazisi gibi alanlarda mülkiyetin mutlak olmadığını gösterir.
- İnsan kendisinin mutlak sahibi değildir; intihar haramdır.
- Zararına satış (dumping) serbest değildir.

> İslam tam bir serbest piyasacıdır ama stokçuluğu, kara borsacılığı, fiyat kızıştırmayı, sahte fiyat sinyali üretmeyi, manipülasyonu bunları da yasaklar.

## Bölümler

- 00:00 — Giriş: Fiyat nedir?
- 02:45 — Su-elmas paradoksu
- 04:10 — Aristoteles'ten Salamanka'ya
- 10:30 — İbn Teymiyye ve emsal fiyat
- 13:35 — Fizyokratlar, Smith ve Ricardo
- 19:21 — Marx ve emek-değer teorisi
- 23:14 — Menger ve Avusturya ekolü
- 33:55 — Marshall ve Keynes
- 36:53 — Çaba değer üretir mi?
- 39:03 — Mazzucato ve finans eleştirisi
- 43:47 — İslam, serbest piyasa ve neceş
- 50:41 — Anarko-kapitalizm ve İslam

Etiketler: değer teorisi, fiyat, avusturya iktisat okulu, islam iktisadı, serbest piyasa, anarko-kapitalizm

## Transkript

[00:00] Selamünaleyküm. Rabbi yessir ve la tuassir. Rabbi tenvin bilr. Allah'ım zorlaştırma, kolaylaştır, işlerimi hayırla sonuçlandır. Bugünkü videoda iktisadın en temel sorularından birisi
[00:15] olan şeyi tartış. Fiyat nedir? Değer nedir ve nasıl belirlenir? Aslında buna verilecek cevap tarihte iktisat ekollerini doğurmuştur. İşte
[00:28] duymuşsunuzdur. Avusturya iktisat ekolü, knesen iktisat ekolü, neoknesyenler, MMT'ciler, yani pek çok iktisat ekolleri ve okulları var. Marx var, işte Adam Smith var. Ya bunlar temelde cevaplamaya
[00:42] çalıştığı soru. Bir şeyin fiyatı neye göre belirlenir, nasıl belirlenir ve bunun teorisi nedir? Yani iktisatın en temel sorularından bir tanesidir. Bugün
[00:55] bu videoda bunun tarihini öğreneceğiz.
[00:58] Hangi düşünürler, hangi iktisatçılar bu konuda neler söylemiş onları inceleyeceğiz. Günümüze kadar geleceğiz ve İslam'ın bu konuda hangi görüşleri desteklediğini incelemeye çalışacağız.
[01:11] Burada tabii ki serbest piyasa ekonomisine de gireceğiz. Komünizm taraflarına da gireceğiz. Marx'ı da tartışacağız. Edm Smith'i de tartışacağız. Avusturya iktisat ekolünü de tartışacağız. Hayek'i de tartışacağız. Anarkokapitalizm denilen
[01:25] bir yeni ekol var. Onu da tartışacağız.
[01:29] Dolayısıyla fiyatın ne olduğunu ve nasıl belirlenmesi gerektiğinin teorisini konuşacağız. Şimdi biz günlük hayatımızda bir ekosistemin içine doğduğumuz için ve paranın içine doğduğumuz için bir şeyin fiyatı nasıl belirlenir sorusu kafamızda tam
[01:43] canlanmıyor olabilir. Çünkü markete gidiyoruz fiyatı var. Pazara gidiyoruz fiyatı var. Herhangi bir şeyi alacaksak üzerinde fiyat etiketi var. Ya fiyat nasıl belirlenir? İşte satıcı belirler ya da e bir şekilde ürünü üreten kişi
[01:56] belirler. Herhalde bu yani ne bileyim bir soru gibi aklımıza gelebilir ama öyle değil. O neye göre belirliyor veya bu merkezi bir otorite tarafından mı belirlenmeli yoksa insanların arz ve talebine göre mi belirlenmeli veya insan
[02:09] düşünürken bir şeye fiyat biçerken mesela pahalı buluyorsunuz almıyorsunuz değil mi? Ucuz buluyorsunuz alıyorsunuz.
[02:14] Fırsat görüyorsunuz alıyorsunuz.
[02:16] İhtiyacınız var almıyorsunuz.
[02:17] ihtiyacınız yok, alıyorsunuz gibi. Bu kararları insan neye göre verir? Yani bu işin psikolojisi de var. İnsan bir şeyin fiyatının adil fiyat olup olmadığını neye göre karar verir? Aslında temel problemlerden bir tanesi de bu.
[02:31] Çözülmesi gereken sorulardan bir tanesi de bu. Tüm bu videoda dünyadaki buna dair söylenen şeyleri ve İslam'ın buna olan yorumlarını karşılaştırmalı bir şekilde inceleyeceğiz. Şimdi burada bu
[02:45] tarz konularda en çok verilen örneklerden bir tanesi su ve elmas örneğidir. İşte su doğada çok fazla bulunur ama insan çok hayatidir. Değil mi? İki gün su içmezseniz çok ciddi sütünüz hasar görür. 34 günden sonra da ölürsünüz. Eee, bu kadar fazla bir şey
[02:59] ama su çok ucuz bir şey değil mi? Yani sudan ucuz deriz hatta. Peki elmas?
[03:02] Elmas yani bizim normalde vücudumuz için veya yaşamımız için gerekli maddelerden bir tanesi değil ama ona rağmen sudan on binlerce kat daha pahalı bir madde.
[03:12] Nasıl oluyor? Benim ihtiyacım olmayan bir şey çok pahalıyken benim hayati ihtiyacım olan bir şey eee ucuz. Yani o zaman bir şeyin kıtlığına, azlığına göre mi? Elmas neden pahalı? Az olduğu için pahalı. Aslında o öyle değil aslında.
[03:27] Elmas tekeli olan şirket bilerek az çıkarıyor. Arzı sınırlı tutuyor ki eee talep patlaması olsun ve fiyat artsın. O ayrı bir olay. Ona girmeyeceğiz ama klasik örnekte işte elmas az bulunan bir şey olduğu için fiyatı pahalı olur. Su
[03:40] çok bulunan bir şey olduğu için fiyat ucuz olur. Demek ki bir şeyin azlığına çokluğuna göre fiyatı değişir gibi bir örnek veriliyor. Ama bu örnek çok klasik ve eski bir örnek oldu. Artık yeni teorilerde özellikle Avustury iktisat
[03:51] eee teorisinde filan bunlar yenilendi. E yani bu bakış açısının yanlış olduğu eee kanıtlandı. Ama bu örnek şey açısından önemli. Hani bir şeyin değeri neden gelir? Yani benim için çok kıymetli olmasına, önemli hayati olmasına rağmen
[04:05] nasıl, neden bu daha ucuz? Bu videoda bunun cevabını vermeye çalışacağız.
[04:10] Aslında bu tartışma hiç de modern değil.
[04:12] Eee Aristotan beri bu düşünülen bir konu. Felsefeciler ve düşünürler tarafından bir nesnenin kullanım değeri bir de mübadele değeri denilen iki kavram vardır. Yani kullanım değeri nedir? Bir ayakkabıyı giymektir.
[04:27] Mübadele değeri nedir? onu bir şey başka bir şeyle takas etmektir. Yani aslında ilk başta alışverişimiz nasıl olur?
[04:35] Aslında parayla almak da bir takastır.
[04:37] Ben parayı veririm. Altın gümüş de olabilir, itibari dolar vesaire bir para da olabilir. Karşılığında malı alırım.
[04:42] Bu da bir takas işlemi aslında. Bu mübadele değerini gösterir. Yani karşındaki mala karşı ben elimdeki nesneden para veya başka bir nesneden ne kadar verebilirim? Yani dolayısıyla benim ürünümün mübadele değeri nedir?
[04:54] Bir de kullanım değeri var. Onu kullanacağım. Yani o ayakkabıyı yiyeceğim. O suyu içeceğim. Şimdi e Aristo aslında şöyle düşündü. Aslında bunun ölçüsünü bulamadı. Yani işte düşündü ki bir yatak bir eve nasıl eşit oluyor? 10 tane yatak bir eve neye göre
[05:08] eşit oluyor? Yani bunun kıstası nedir?
[05:10] Tamam. Biz bir şeyleri kıyaslarken parayı kullanıyoruz. Para ara bir eee form olaraktan bir şeyin değerini kolay anlamamızı, algılamamızı ve günlük hayatımızı kolay yönetmemiz açısından iyi bir araç. E dolayısıyla bunu güzel
[05:24] ölçüm birimi olarak iyi bir araç olarak söylüyor ama bu mekanizmadan nasıl işlediğine dair e tam olarak bir cevaba ulaşamıyor. Ama şunun farkında bir nesnenin değeri nesnede değil aslında
[05:36] ihtiyaçtan dolayı oluşan bir şeyden dolayı oluşuyor. Yani nesne kişinin ona olan ihtiyacından kaynaklı olarak değerleniyor. Bunu fark ediyor Aristo.
[05:48] Orta Çağ Hristiyanlığına geldiğimiz zaman da skolastik düşünce deniliyor buna. Adil fiyat nedir tartışmaları ruhbanlar arasında dolaşmaya başlıyor.
[05:57] İşte bir malı hak ettiğinden fazlaya satmak günah mı? Hani bugün bile İslami çevrlerde veya normal basında vesairede görüyoruz bu soruyu. Yani malın fiyatı ne olmalı? Adil fiyat ne olmalı?
[06:08] Değerinden fazlayı satmak günah mı? Ama değeri nedir ki? Değer dediğimiz şey ne ki onun azı veya fazlası olsun?
[06:14] Dolayısıyla adil değeri ben nasıl bulacağım gibi sorularla uğraştılar bu skolastik düşünce ve Hristiyan ruhbanlar. O yüzden 16. yüzyıl İspanya'sında Salamanka okulu denilen
[06:27] bir ekonomik okul çıkıyor. Tarihteki ilk iktisat okulu eee diyebiliriz. Salamanka okuluna adil fiyatın maliyetle veya emekle hesaplanan bir şey olmadığını ortak bir takdirin yani piyasada
[06:40] insanların ortaklaşa biçtiği değerin ifadesi olduğunu söylediler. Yani buna paranın satın alma gücü, para arzı ile fiyatlar arasındaki ilişkiyi ve faizin ahlakı üzerine son derece eee olgun
[06:52] analizleri de vardı. Fakat yani burada insanların ortak takdiri yani insanlar toplu bir şekilde bir komünite halinde bir şeye eee nasıl bir fiyat biçiyorlarsa toplumun düşüncesi, konsensussu, fikir birliği neyse fiyat
[07:07] odur dediler. Yoksa bir ihtiyaç veya emek teorisine göre bunu açıklamadılar.
[07:12] O yüzden modern Avusturyan iktisat teorisinin eee atası sayılıyor bu İspanya'daki Salamanka okulu. Burada da tabii ki Müslümanlardan, Endülüs'ten etkilendikleri e yazılıyor. Salamanka
[07:26] okulu tarihteki ilk gerçek yani ilk iktidat ekollerinden birisi olduğunu söylemiştik. Yani Aristoteles ve işte Platon gibi antik Yunan'da bazı fikirler var ama onlar daha karmaşık böyle tam bir oturmuş bir felsefe değil. Biraz
[07:38] sezgisel şeylerden bahsediyorlar sadece.
[07:40] Bu Salamanka okulu tam oturaklı bir eee teori ortaya koyuyor. O yüzden mesela ileride geleceğiz. Anarko kapitalistlerin atası yani anarko kapitalizmin babası olan eee Murayy
[07:53] Rodbart eee bu işte Avustralya ekolünden çıkıyor. Bu bu Salamalılar için hani protoausturanlar olduğunu söylüyor. Yani Avustralya ekolünün babası olduğunu söylüyor. Bizim selefimiz diyorlar. Yani Avustralya ekolüne de geleceğiz. O da
[08:07] değer teorisi. Yani bir şeyin Marx ne diyordu mesela ona da geleceğiz. Emekle olduğunu söylüyordu. İşte emek değer teorisi var. Emek ne kadarsa değeri o kadar olmalı vesaire. O sonra bunu reddediyoruz. tamamen subjektiftir
[08:18] diyor. İnsanlar bir şeye ne kadar değer vermek istiyorsa o şey o kadar değerlidir diyor. Yani hani herhangi bir burada biz kıstas arayamayız. Eee diyorlar. Eee burada tabii Salaman okulu aslında bu fikirleri nereden alıyor?
[08:30] içinde yaşadığı İspanya'daki tabii ki de Müslümanlardan aldığına dair bir teori de söz konusu. Çünkü İslam'ın iktisat anlayışıyla Avusturyan ekonomik iktisat anlayışı ve Salaman okulun iktisat
[08:42] anlayışı birbirleriyle oldukça uyumlu ve bunun kökeninin de İslam'dan geldiğine dair iddialar var. Bu konuda bazı tezler var. Eee işte Morgi eee Gris Puchisan
[08:55] artık nasıl okunuyorsa a bir kitabı var.
[08:58] eee, Hayek'in de bir öğrencisi Landers Call of Economist'te ya 1950'lerde. İşte The School of Salamanca diye bir kitap eee, bir makale eee, yayınlıyor ve anarkapitalizmin kurucusu olan Rotbart
[09:12] da bu kitaptan oldukça faydalanıyor.
[09:15] Eee, sonrasında işte Early Economics Thought in eee, Spain diye bir kitabı da var. Orada da işte iber yarımadasında endülüste bir arada yaşayan Hristiyanların, Yahudilerin eee ve İslam'ın aslında birbirlerinden etkilendiğini, faiz, riba yasakları,
[09:29] ticaret ahlakları bu doktrinlerle orada eee kültürel bir kozmolit bir ortamın oluştuğunu ve bunun da aslında ekonominin gelişmesi açısından bu tarz değer teorilerinin gelişmesi açısından bu Salaman okuluna çok fazla faydası
[09:43] olduğunu söylüyor. Yani bu bir endülüs mirası olarak ortaya çıkıyor. Tabii ki şunu da biliyoruz biz. Antik Yunan düşüncesine veya bu İslam düşüncesine bu Endülüsler nasıl erişiyor? Çeviri
[09:56] hareketleri. Oradan Avrupa'ya nasıl geliyor bu kitaplar? Arapça üzerinden öğreniliyor bu Antik Yunan düşünceleri.
[10:03] Eee ve bunlar eee tabii ki de İspanya'da Endülüs üzerinden öğreniliyor. İşte İbn Rüşt, İbn Sina, Gazali gibi eee İslam filozoflarının şerhlerinden aslında bu felsefeleri öğreniyorlar. Yani bu okulun
[10:16] aslında teorisi öznel, piyasacı bir değer teorisi üretiyor. Yani bir şeyin değeri ona verilen emekle, zamanla değil. Tamamen subjektif. Tamamen insanların piyasada ona atfettiği değerle alakalı bir şey olduğunu ilk
[10:30] dünyada söyleyen ekol. Şimdi tekrar tarihte yavaş yavaş ilerleyecek olursak eee İbn Teymiye var alim biliyorsunuz. O da bu fiyat teorisi konusunda, kitaplarında yer vermiş durumda. ciddi
[10:43] bir eee birikimde eee işte bir 14.
[10:46] yüzyılda yaşıyor kendisi. İşte El Hisbe Fil İslam ve fetvalarında eee yani çok şaşırtıcı bir şekilde klasik dönemde eski dönemde yaşamış olmasına rağmen modern bir piyasa analizi kuruyor. E fetvalarında ve kitaplarında eee iki
[11:00] tane kavram ortaya koyuyor. Semenül misl yani emsal eee fiyat işte adil fiyat diyebileceğimiz. Bir de ücretil misil var. Bir de emsal ücret değil mi? Bir şeyin fiyatı. Bir de ücret yani çalıştığınız zaman alacağınız para. Eee,
[11:13] yani tespiti şu yönde. Yani fiyatların yükselip düşmesi her zaman tüccarların bir zulmünden veya hilesinden veya çakallığından kaynaklanmıyor. Hatta çoğu zaman bir fiyatın yükselip azalması arzdan yani malın piyasadaki bolluğundan
[11:28] veya kıtlığından veya talebin işte insanların ona olan rağbetinin değişmesinden kaynaklandığını söylüyor.
[11:33] Yani bir arz talep mantığı ortaya koyuyor. Bu bu mantığın piyasa ekolünde bu mantığın ilk defa ortaya konuluş biçimi. Hani İbn Teymiye ilk defa bunu ortaya koyuyor. Eee, İslam'da da bu gerçekten bu şekilde yani fiyat
[11:45] müdahalesi konusunda da, eee, biraz orta yolcu diyebileceğiz. Yani doğal bir kıtlık varsa örneğin işte bir, eee, afetten dolayı veya kuraklıktan dolayı bir kıtlık varsa narh koymak yani sınır koymak fiyata bu zulümdür diyor. Ama
[11:59] stokçuluk varsa zaten İslam stokçuluğu, kara borsacılığı istemez biliyorsunuz.
[12:02] serbest piyasacıdır. Stokçuluk varsa, danışıklı bir kartel varsa, bir işte heykel varsa bu konularda bu yapay bozulara yani bir rekabet kurumu gibi şey yapılabilir. Meşru bir şekilde müdahale edilebilir diyor. Öğrencisi var
[12:15] işte İbn Kayyim eee Elce Cezviye. O da bu şekilde düşünüyor. Hocasının teorisini sürdürüyor. Yani bu aslında Salamanka ekolünden bahsetmiştik ya. O aslında İbn Teymiy'den daha sonra bu ortak takdir fikri yani piyasada oluşur
[12:27] fiyat. piyasada alıcının ona atfettiği değerden dolayı oluşur fikrinin ilk öncülerinden İbn Teymiye ve İslam da gerçekten bu şekilde düşünüyor. Yani İslam'ın nasıl düşündüğünü İbn Teymiye'nin en baştaki kitaplarından öğrenebiliyoruz. Bir şekilde Salamanka
[12:42] ekolü eee İbn Teymiyie'nin bu kitaplarını e belki de elde edip okuyup ondan feyizlenmiş, etkilenmiş olabileceğini ben düşünüyorum. Bu konuda somut bir kaynak yok. Ama ilk defa dünyada bu iktisat konularında Müslümanlar kitaplar yazdığı için,
[12:57] teoriler ürettiği için aslında buralardan öğrenip kendileri üzerine inşa ediyorlar. Yani 8. yüzyılda biz daha İmam Muhammed Şeybani'nin El Kitabul Kesp kitabı var ya da İmam Yusuf'un Ebu Hanife'in öğrencileri bunlar. İki ünlü öğrencisi. İmam
[13:12] Yusuf'un Kitabül Haraç kitabı var. Yani bunlar hep ekonomi kitapları aslında.
[13:16] Dünya tarihinin eee en detaylı eee en erken dönem ekonomi kitaplarından.
[13:21] Dolayısıyla İslam her zaman iktisatın içerisinde, ekonominin içerisinde teoriler üretmiş, fetvalar vermiş, çözümler sunmuş bir din. Yani siz bugünkü halimize bakmayın. Yoksa bu konularda en erken dönem fikirleri her zaman zaten bizim alimlerimiz
[13:35] söylemiştir. Şimdi 18. yüzyıla doğru yavaş yavaş eee gelmeye başladığımız zaman Fransa'da fizyokratlar denilen bir e ekol var. Bunlar zenginliğin tek kaynağının yani değerin tek kaynağının tarım olduğunu söylüyorlar ve en başa en
[13:49] orta noktaya tarımı koyuyorlar.
[13:52] Dolayısıyla üretkenlik üzerine bir iktisat teorisi söz konusu bunlarda.
[13:57] Sadece topraktan bir zenginlik duyar.
[14:00] Gerçek üretimin sadece topraktan olduğunu iddia ediyorlar. Çünkü artı değerin yani artı ürünün yani karın sadece topraktan olabileceğini söylüyorlar. Çünkü ona ekersin ve o çoğalır ve büyür. Bu sadece toprakla mümkün. Onun dışındaki şeylerde böyle bu
[14:12] kadar mümkün olmaz diyorlar. Eee, zanaatkarlık veya ticaret gibi mevcut şeylerin değerini değiştiren, eee, biçimini değiştiren, eee, şeylere de eee, kısır sınıf olarak adlandırıyorlar.
[14:25] Yani onların bir şey üretmediğini iddia ediyorlar. Var olanın biçimini sadece değiştirdiklerini, bir artı değer oluşturmadığını söylüyorlar. Dolayısıyla ortaya yeni bir soru atmış oluyorlar.
[14:35] Hangi faaliyet gerçekten üretkendir?
[14:38] Artı değeri yapar. Yani bir tüccar bir malı 10 liraya alıp 15 liraya sattığı zaman başka bir eee ülkenin başka bir yerinde onu taşıyıp eee veya üzerine başka şeyler yapıp bu aslında gerçekten bir üretim midir? Bir artı değer midir?
[14:48] Veya bir zanaatkar hammaddeyi alıp işleyip bir ayakkabı yaptığı zaman bu gerçekten bir üretim midir yoksa sadece biçim değiştirmek midir? Eee bu soruyu ortaya çıkmasını sağlıyor fizyokratlar.
[14:57] Onlara göre sadece ve sadece tarım gerçek bir üretim ve artı değer ve zenginlik aracıdır. Onun dışındakilere bunu adetmiyorlar. Daha sonrasında hepimizin bildiği Adam Smith 1770'lerde
[15:11] ortaya çıkıyor. E ve Adam Smith aslında yine bir eee emek teorisi ortaya koyuyor. Yani değeri emeğe göre belirlemeye çalışıyor. Bu yani şaşırtıcı
[15:24] bir şekilde Marx'a benziyor. Zaten Adam Smith' de Marx'ın yani pek çok ortak noktası var. Eee yanlış bilinenin eee veya zannedilenin aksine ortak noktaları bayağı var. Yani ekonomik görüş olarak eee farklılaşıyorlar ama mesela değerin
[15:38] emekten geldiği noktasında ortaklaşabiliyorlar. Tabii Adam Smith yani ikiye ayırıyor emeği. Bir eee işte harcanan emek denilen işte labor embodyed denilen işte malı üretmek için dökülen bir emek. Yani üretim aşamasında
[15:53] sarf edilen emek. Bu harcanan emek oluyor. Bir de hükmedilen emek denilen işte labor commanded dediği bir kavram var. O da mal satıldığında eee satın alabileceği emek. Yani siz malı ürettiniz. Üretirken bir emek harcadınız. Daha sonra o malı
[16:07] sattığınızda satın alabileceğiniz emek ne kadar bir kazancınız oldu? Onun satın alabileceği emek. İki tane emeği bu şekilde eee ayırıyor. Şimdi şöyle bir örnek var. İşte bir marangoz düşünelim.
[16:19] İşte 3 günde bir tane masa yapıyor.
[16:21] Harcanan emek masaya gömülen o 3 günlük çalışma oluyor aslında. Harcanan emek.
[16:26] Hükmedilen emek ise masayı sattığında eline geçen parayla kaç günlük başkasının emeğini satın alabilecektidir. Çünkü sonuçta bu adam da ekmek alacak, domates alacak, e başka ihtiyaçları olacak, kıyafet alacak. Yani ben 3 gün çalışıp masa satıp kazandığım
[16:41] ücretle başkasının kaç günlük emeğini satın alabiliyorum. Bu da hükmedilen emek olmuş oluyor. Eğer çok ilkel bir düzeydeyseniz bu genelde eşit oluyor.
[16:52] Ama eğer eee siz bir patronun atölyesinde, marangoz hanesinde, daha fabrikamsı bir yerde bu mobilyayı üretiyorsanız sattığınız fiyatın bir kısmı patrona kar olarak gidecek veya kira olarak gidecek. Yani içerisinde
[17:05] komisyonlar olacak. Dolayısıyla masanın hükmettiği emek yani günün sonunda eee aldığı ücret e harcanan emekten fazla olmuş oluyor. Eee gider fazla olduğu için ama gerçekten emek sarf eden işçiye
[17:20] dönen pay azalıyor. Çünkü kiraya gittiği çeşitli komisyonlara değil Adam Smith şöyle söylüyor. İlkel avcı toplayıcı toplumlarda yani teknolojinin gelişmediği üretim araçları dediğimiz bu fabrikasyon veya alet edevat ya da
[17:33] üretimi hızlandıran teknolojinin gelişmediği ilkel toplumlarda avcı toplayıcı toplumlarda hükmedilen emekle harcanan emek eşittir diyor. Yani bir e geyik eee avlamak, iki kunduz avlamak
[17:45] kadar emek istiyorsa iki kunduza takas ediliyor bir geyik. Yani burada hep e bir eşitlik söz konusu. Karşılıklı emekler eee birbiriyle eşit şekilde takas edilir ilkel toplumlarda. Ama işin içine bu fabrikasyon eee ve üretim
[17:57] aletleri girdikçe eee bunun yanına yani sermaye girdikçe fiyatın yanına artık eee kar ve rant da giriyor ve doğal fiyat yani final fiyat eee bu emeğin, rantın ve karın toplamından oluşuyor. E
[18:12] Marx burada Smith'i bu yönden eleştiriyor. Ya sen emeğe değer belirlerken emeği hesaba katan bir insansın. Bak belli oluyor. AC toplayıcılıkta bunun eşit olduğunu söylüyorsun. Ama bir anda modern döneme gelip üretim araçlarına gelip
[18:24] fabrikasyonuna gelip eee modern döneme geldiğinde diyorsun ki değerin içerisinde kar da vardır, rant da vardır, kira da vardır, komisyon da vardır, emek de vardır. Hepsinin toplamı final değeri oluşturur diyorsun. Niye bir yanda emekten bu yöne kaydın diyor.
[18:37] O şekilde eleştiriyor. Ama ikisinin ortak noktası emeğin gerçekten değere etki ettiği noktasında ikisi fikir birliğine sahip. İşte 1817'de David eee Ricardo var. Bu Smith'in bu işte
[18:50] bocalamasından yeni bir teori aslında ortaya çıkıyor. Daha doğrusu onu kurtarmaya çalışıyor. Malların göreci değeri üretimlerinde içerilen emek miktarına göre belirlenir diyor. Kar ve rant değeri yaratmaz. Sadece onu bölüştürür. Bu emek değer teorisinin en
[19:04] kat en tutarlı halir diyor. Yani aslında şöyle diyor. Kar ve rant zaten senin yaptığın emeğin içerisinde, değerin içerisinde aslında şöyle diyor. Değer sadece senin emeğinden gelir. Tamam bu doğru. Yani kar ve rant aslında yeni bir
[19:18] şey yaratmaz, yeni bir değer yaratmaz.
[19:21] Ama diyor senin emeğini onlar bölüştürür. Yani onlara da pay gider diyor. E bu makul bir şeydir diyor. Bu şekilde şey yapıyor. Eee işte Carl Max daha sonra geliyor ve eee D Capital
[19:35] kitabını yazarak aslında bu emek değer teorisini ve kapitalizmin nasıl işlediğini yani bu kitapta anlatıyor ve teorilerini nasıl olduğunu işlediğini anlatmaya çalışıyor ve gerçekten değerin
[19:47] emekle belirlenmesi, toplumsal e emekle belirlenmesi gerektiğini söylüyor. Yani değer herhangi bir subjektifliği olmaması insanlara sırf ben bu değerli diye değer verdiim diye değil harcanan
[19:59] emek neyse eee ona göre bir değer olması gerektiğini savunuyor. Yani emek zaman düzleminde bir değer teorisi ortaya koyuyor. O yüzden artı değer denilen
[20:11] şeyin yani işte siz birinin atölyesinde çalışırsanız birinin eee ona kira vereceksiniz veya patronun altında çalışırsanız kardan o pay alacak. Bu artı değer denilen şeyin aslında emek sömürüsü olduğunu söylüyor. Çünkü
[20:25] bunların aslında değer yaratmadığını, değerin yalnızca emek zamanla yaratıldığını söyleyerek bu artı değer denilen şeyin yalnızca emeği ve zamanı harcayan kişilere tekrar gitmesi gerektiğini savunuyor. Yani diyor ki
[20:38] işte bir işçi gün boyu ayakkabı dikiyor.
[20:40] Ürettiği ayakkabılar 1.000 liralık değer taşıyor bir günde mesela ama günlük yaymiyesi 300 lira 700 lira arada fark oldu. İşte bu artı değer oluyor. Yani bu emeğinden daha az bir yevmiye aldığı için 700 liralık bir artı değer var
[20:54] burada. Bu patrona gidiyor diyor. Bunu aslında işçi yarattı diyor ama patronun cebine kalıyor diyor. O yüzden bunu kabul etmiyor. Bunu tekrar eee emek değerle gerçekten emeği üreten kişiye dağıtılması gerektiğini savunuyor. Ama
[21:07] burada İslam mesela eee karı meşru sayar. Yani mesela Marx'a göre ticaret yapan bir kişi yani bir malı 10 liraya alıp daha sonra pazarda 15 liraya satan bu nedir? Tüccardır değil mi? Malı alırsınız üzerine kar koyup satarsınız.
[21:22] Tüccarlık. Tüccarlık e ve ticaret İslam'da helaldir. Yani yani kar koymak.
[21:26] Kar helal sayılır İslam'da ama Marx'a göre kar emeksiz emek zamanı harcanmadan yapılan kar eee haramdır. Yani Marx bunu kabul etmiyor teorisinde bunu reddediyor ve bunu eleştiriyor. Dolayısıyla Marx'ın İslam'la çeliştiği nokta bu. karı kabul
[21:40] etmiyor. İslamsa karı meşru sayar. Yeter ki içerisinde faiz olmasın veya haram bir mal alıp satılıyor olmasın. Aradaki fark bu. Dolayısıyla Marksizm, Marx'ın sunduğu emek değer teorisi İslam'la uyumlu bir teori değil. O yüzden aslında
[21:54] şöyle bir eee sıralama yapabiliriz.
[21:55] Fizürokratlar demişti ki eee tek değer yaratan şey tarımdır demişti. Tarımda zaten emekle olabilen bir şey.
[22:04] Diğerlerini ticareti, zanaati tam değer atfetmediğini söylemişlerdi. Adam Smith geldi. O da aslında değerin emekten kaynaklandığını söyledi. Ricardo geldi.
[22:13] O da devam ettirdi Adam Smith'i. Marx geldi. Emek değer teorisini çok daha genişletti ve e ama karın ve rantın hiçbir şekilde değere etki etmeyeceğini savundu. Adam Smith'ile Marx'ın arasındaki fark bu. Kar ve rant değere
[22:25] etki eder mi etmez mi? Marx etmez diyor.
[22:27] Adam Smith eder diyor. Onun dışında emek bazlı bir değer teorisi olması bakımından ortak noktadalar. E diyebiliriz. Dolayısıyla fizyokratlardan Marx'a kadar aslında bir şeyin değerinin eee emekten kaynaklandığı gibi bir
[22:42] silsile söz konusu. Bakın Salamanka ekolü ve İbn Teymiye ekolü bunların dışında farklı. Onlar emekten bahsetmiyorlardı. Bir şeyin fiyatının azalması, yükselmesi emekle alakalı değil diyorlardı. Piyasada insanların ona atfettiği değerle alakalı subjektif
[22:56] insan onu değerli kılıyorsa değerlidir.
[22:57] Değerli değilse değil üzerindeki emek harcanması ve bunları katmıyor.
[23:01] Dolayısıyla Salamanka ekolü ve İbn Teymi bir tarafta Adam Smith, Marx, Ricardo fizyokratlar da diğer tarafta olduğunu yani iki eee değere ana atfedilen kaynak bakımından iki farklı gruba bu şekilde
[23:14] ayırmış oluyoruz ekolleri. Daha sonra marjinalist eee bir ekol çıkıyor.
[23:18] Menger'in de Avusturya'da başını çektiği bir ekol. O da, onlar da diyor ki değer ne emektedir ne de eşyanın kendisindedir. Değer yani son ürünün kullanıcıya sağladığı marjinal faydadadır diyorlar. O yüzden bu
[23:32] marjinal fayda teorisi ortaya çıkıyor.
[23:35] Bu en başta videonun başında verdiğim su ve elmas örneğinde bunlar veriyorlar.
[23:39] Yani suyun faydası muazzam ama fiyatı ucuz. Elmasın bir faydası yok ama fiyatı bağlı. Neden? Marjinal bir fayda söz konusu. Çünkü elmas işte normal klasik hayatta suyun çok bulunduğu ortamda pahalı olur. Ama şöyle örnekler de
[23:53] veriyorlar. Çölde mesela bir insan çok susuz kaldığında cebinde elmaslar olsa bu elmasları bir suya takas edebilir.
[23:59] Dolayısıyla marjinal bir fayda söz konusu. O an ona bir faydası olduğu için cebindeki elmasların değerini suyun değerinden daha az görüyor ve takas edebiliyor. Dolayısıyla burada hangi konjonktürde olduğuna göre marjinal
[24:12] faydanın değiştiği de söylüyorlar. Carl Menger bunun en köklü kurucu babası diyebileceğimiz. Yani burada aslında değerin emekle alakası olmadığını, bir insanın ihtiyacıyla kurduğu nedensel ilişkiyle alakası olduğunu söylüyor.
[24:26] Değerin eşyanın içinde durmadığını, özneyle nesne arasında yani alıcıyla eee mal arasındaki bir ihtiyaç ilişkisinden kaynaklandığını ve bunun da eee marjinal bir ilişkiden kaynaklandığını, böyle rasyonel bir tanımının olmadığından
[24:41] bahsediyor. Bir işte örnek vermek gerekirse bir üzüm bağında bir çalışan işçinin emeğinin değeri nereden geliyor?
[24:49] Çünkü e o üzüm bağında şarap üretilecek.
[24:52] İnsanlar şarabı istiyorlar. Bir şaraba bir talep var. Onun değeri oradan geliyor. Orada çalışan işçinin. Yarın işte bir şey oldu. Tüm insanlar Müslüman oldu bir anda mesela o bölgede. Şarap değersizleşti. şarap bir anda
[25:04] değersizleşirse o bağ da, üzüm de, dökülen emekte çalışan insanlar da değerini eksi yönde geriye doğru kaybederler. Yani dolayısıyla hala çalışsalar bile bu böyle yani adam hala üzünü aynı emeği, aynı eforu
[25:17] sarf eder. Ama o şarap insanlar tarafından artık ihtiyaç addedilmediği için, faydası azaldığı için senin orada üzüm toplamanın bir anlamı yok. Çünkü o şarap satılmayacak ve onun bir değeri olmayacak. Dolayısıyla diyor ki değer
[25:29] üretimdeki yapılan emekten veya üretimden doğru orantılı değildir.
[25:33] Tüketicinin arzusundan doğru oran insanların onu istemesinden, ihtiyaç olarak görmesinden doğru orantılıdır."
[25:41] diyor. Ve bu fizyokratlardan Kalmax'a kadar gelen eee emekle değerin eş olduğu teorisini bu şekilde Karmenenger bitirmiş oluyor. Ama halbuki diğer tarafta zaten Salamanka ve İbn Teymiye
[25:54] de e böyle düşünüyordu. Yani Salamanka ve İbn Teymiye ekolüne doğru kaydırmış oluyor ana çizgiyi baktığımız zaman Carl Menger. Şimdi çokça bahsedilen eee Avusturya ekolüne gelecek olursak e Menger bir yol açtı. Burada klasik
[26:09] çizgiden ayrıldık. Marx'tan itibaren gelen emek değer teorisinden. Eee ve işte subjektif değer teorisini yapmaya başladı. Şimdi Avusturya değer teorisi şöyledir. Etrafımızdaki araçlar ve
[26:21] mallar sınırlı. Eğer bir şey sınırsız olsaydı aslında onun değeri olmayacaktı veya bir tercih yapmak zorunda kalmayacaktık. Mesela cennette olduğumuzu düşünelim. Her şey var ve her
[26:33] şeyden sınırsız. Dolayısıyla burada e birbirinden daha değerli veya birini birinden daha üst sıraya koyabiliyorum gibi bir şey söyleyemem. Dolayısıyla e araçlar sınırlı olduğu için ben bunları bir hiyerarşik sıraya koymam gerekiyor.
[26:48] Bir tercih yapmam gerekiyor. Bir tercih sırası yapmam gerekiyor. Alabileceğim önümde şeyler var. cebimde stokladığım bir e para var. E veya işte takas edebileceğim bir mallar var. Yani stoklu bir değer var. Ama karşımda da eee
[27:00] mallar var. Şimdi bunları ihtiyaç listeme göre sıralamam lazım. Bana göre ilk başta e yemek daha sonra kıyafet daha sonra cep telefonuyken bir başkasına göre ilk başta kıyafet sonra cep telefonu en son yemek olabilir.
[27:14] İnsanların sıralama tercihleri farklı olabilir. Burası subjektir. Ama olay şu kısıtlı kaynaklar var karşımda. Mallar kısıtlı. Eee zaman kısıtlı. Ben bunları bir tercih sırasına koymam gerekiyor. Bu
[27:28] tercih sırası da bir şeyin değerinin oluşmasını sağlıyor. İlla bir şeyin maliyeti en yüksek diye veya işte ona harcanan emek en yüksek düzeyde diye ve onu en üst sıraya koymam. Tamamen kendi kararlarım, kendi subjektifliğime göre
[27:43] bir sıralama yaparım ve herkesin sıralaması da farklı olur. Tüm bu sıralamalar bir kolektif fiyat değer çıkmasını sağlar. Dolayısıyla tercihlerden oluştuğunu söylüyorlar.
[27:52] Zaman da tabii ki fiyatı değiştiriyor Avusturya eee ekolüne göre. Çünkü eee ben hemen mi sahip olacağım yoksa bir sene sonra mı sahip olacağım? Bu fiyatı kesinlikle değiştiriyor. Çünkü risk
[28:04] içeriyor. Karı zararı içeriyor. E o yüzden mesela İslam'da da selam senedi vardır. E veya vadeli satış vardır.
[28:12] Selem senedi nedir? Ben parayı peşin veririm. Malı bir sene sonra alırım.
[28:16] Mesela malı sonra alırım. O zaman ucuza alabiliyorum. Niye? Parayı hemen verip malı sonra alınca ucuza alabiliyorum.
[28:20] Değil mi? Erteliyorum. Zamanı öteliyorum. Zamanı ötelediğim zaman fiyat ucuzlar, değeri azalıyor.
[28:26] Gelecekte gelecekte sahip olmayı kabul ettiğim için satıcı onu daha ucuza vermeyi kabul ediyor. Eee dolayısıyla zaman ve tercih sıralaması Avusturya iktisat ekolünde değerin oluşmasını subjektif bir şekilde insanların
[28:40] kolektif tüm bunları eee sıralamasıyla oluşan eee bir şey. Buraya geldiğimiz zaman işte eee Ludwiig von Mises var.
[28:47] Burada praksioloji denilen e bir kavram ortaya atıyor. Mises diyor ki her insan eylemi aslında bir mübadeledir. Bir takastır, bir alışveriştir. Yani insanların eylemlerini biz incelememiz
[29:01] gerekiyor diyor. İnsanlar daha az tatmin edici bir durumda, daha çok tatmin edici bir durumla değiştirmek ister diyor.
[29:08] Şimdi normalde Marx'a kadar olay şuydu.
[29:11] Eşitlik. Ben bir şeyi mübadele ediyorsam bir eşitlik söz konusu olmalıydı. Neydi?
[29:16] İşte ben 5 tane ayakkabıya 1 kilo eti takas edebiliyordum. Neden? 5 kilo ayakkabı eşittir 1 kilo etti. Hani hep bir eşitlik söz konusu. Ben bir şey mübadele etmem için onun değerinin eşit
[29:29] değerde olması lazım ki mübadele edeyim, takas yapayım. Eee gibi bir fikir vardı.
[29:35] Ama bu Mises'le birlikte değişti. Mises dedi ki ya benim bir şeyi takas edebilmem için eşit değil. Daha değerli olması lazım karşıdaki şeyin ve benim elimdeki şeyin daha değersiz olduğunu düşünmem lazım ki o zaman takas edeyim.
[29:49] Yani söz gelime pazara gittim. Cebimde 100 lira var. Karşımda da pirinç satıcısı var. 1 kilo pirince ben 100 lira vermeyi kabul ediyorsam bu şu demektir dedi ses 1 kilo pirinç eş 100
[30:02] lira değildir dedi. 100 lirayı ben 1 kilo pirinçten daha az değerli gördüğüm için 100 lirayı verip 1 kilo pirinç alıyorum. Neden bir kilopinç benim için daha değerli? Yani daha değersiz benim için daha değersiz olan bir şeyi verip
[30:16] daha değerli olan bir şeyi alıyorum dedi. Ve bu değer teorisini ve takas teorisini radikal bir giriş yaptı ve bence de haklı. Çünkü İbn Teymiye ve İslam düşüncesiyle de bu daha uyumlu bakıldığı zaman. Çünkü ben takas
[30:30] ediyorsam zaten daha az değer verdiğim için elimdeki şeyi elimden çıkarıp daha değerli olan şeyi alıyorum diyor.
[30:36] Dolayısıyla eşitliği reddetti. eşit olduğu için değildir." dedi. Böyle bir mübadele teorisi geliştirdi. Dolayısıyla bir ses şöyle diyor. Mesela sabah bir saat fazla uyumak yerine kalkıp kitap okuduysan bu aslında uykunu kitaba
[30:50] mübadele etmiş oluyorsun diyor. İlla yani bunun için e bir para dönmesine gerek yok. Dolayısıyla neyi neyden daha değerli gördüğüne göre mübadele gerçekleşir. Dolayısıyla mises göre değer kardinalite değil. Eee
[31:03] ordinalitedir. Yani kardinalite ne demek? İşte bir eee miktarla ölçülmesi ordinalitede sıralamadır. Yani ölçülmez diyor mises. Değer ölçülen bir şey değildir. Sıralama, tercihtir diyor.
[31:16] Sıraya koyarsın diyor ve eylemle açığa çıkar. İnsanların eylemleri sonucunda bu sıralama açığa çıkar diyor ve böyle bir teori ortaya koyuyor. Eee günün sonunda şöyle bir sıralama oluyor. İnsanlar eee çeşitli eylemlerde bulunurlar. Bir
[31:31] amaçlara yönelik, bir ihtiyaca yönelik bir eylemde bulunurlar. E bunun için karşıda çeşitli araçlar var ama araçlar kıt yani mallar satın alacağı şeyler kıt. Onlara yönelik e ben tercihler yapacağım. Eee ama kıt olduğu için
[31:43] tercihimi sıraya sokmam lazım.
[31:45] Dolayısıyla her tercihim bir vazgeçiş aslında. Diğerinden vazgeçiyorum. Bunu seçiyorum. Bunu sıralamada üste koyuyorum diyor. Dolayısıyla her bir seçimin bir maliyeti vardır. Bir değeri vardır. Bu da toplamda iktisatı oluşturur diyor. Yani ben sıralamaya
[31:59] koyarım ihtiyaçlarımı. Her vazgeçişte, tercihte bir vazgeçiş olduğuna göre her şeyin değeri o sıralamadan e zamana göre de belli olacaktır gibi bir teori ortaya koyuyor Mises. Daha sonra Hayek geliyor
[32:12] ünlü. E Avusturya ekolünde e fiyatın değerin bir sinyal olduğundan bahsediyor. Eee her bireyin kendi öznel düşüncesi olduğu zaten eee Mises'le birlikte kabul etmiştik. Milyonlarca farklı insan var. Bunların öznel
[32:27] atfettiği bir herhangi bir şeye değer, eee, bir sinyal oluyor. Ben bir sinyal veriyorum. Yanımdaki bir sinyal. Yani toplum totalde bir sinyaller, eee, binlerce kişiden oluşan sinyal sonucu ortaya bir konsensus, fikir birliği
[32:39] çıkıyor. Bu da fiyatı kendiliğinden oluşturuyor diyor. O yüzden serbest piyasayı savunuyor ki herkes fiyat sinyalini kolay bir şekilde, doğru bir şekilde, uygun zeminde iletsin piyasaya.
[32:50] piyasada bu fiyat kendiliğinden oluşsun diyor. Dolayısıyla fiyatın böyle sihirli bir değnek olduğunu, bu sinyalin sihirli bir değnek olduğunu düşünüyor. Yani fiyatın kimsenin sahip olmadığı, kimsenin belirleyemediği böyle fiyatı bu
[33:03] olsun diye belirleyemediği arz talep ve insanların sinyallerinden oluşan kolektif eee bir e bilinç olduğunu ve bilgi taşıyan bir telgraf gibi olduğunu söylüyor ve bu bunun piyasada yalnızca oluşabileceğini söylüyor. E dolayısıyla
[33:17] Avusturya ekolü aslında özetle şöyle eee Menger, Carl Menger'den bahsettik, Mises'ten bahsettik. Bunlar e değerin öznel olduğunu, subjektif olduğunu, insan tercihlerinden kaynaklandığını iddia etmişti. Dolayısıyla bunun bir
[33:31] sıralama olduğunu, Hayek'te bunun bir fiyatın sinyali olduğunu, keşif olduğunu ve serbest piyasada binlerce insan tarafından oluşturularak aslında kendi kendine oluştuğunu, sihirli bir şey olduğunu, kimsenin dikte etmediğini,
[33:42] kendine insanların arz taleplerinden oluştuğunu söylüyor. Değer dolayısıyla bu kolektif tercihler, bilinç ve sinyallerden oluşan bir bütüncül yaklaşım olarak değerlendiriyor
[33:55] Avusturya ekolü. Daha sonra Alfred Marshall geldi. İşte bir ekol ne demişti? Emeğe göre. Bir ekol ne demişti? E faydaya göre. İnsanların tercihine göre. Şimdi Marshall dedi ki şöyle bir soru sordu. İşte ya o zaman bunu neye göre vereceğiz? Yani bir makas
[34:09] kestiği zaman kağıdı, eee, makasın alt ağzı mı kağıdı keser yoksa üst ağzı mı kağıdı keser gibi bir soru dedi. Yani bu yani değeri emek mi belirler yoksa insanların faydası, tercihi mi belirler sorusu buna benzer dedi. Yani ikisi
[34:23] birden aslında değeri belirler diye bir sentezci yaklaşım ortaya koydu. Talep tarafı e özneldir dedi. Yani talep alıcı tarafı var. Bir de satıcı tarafı var. Bu işin talep tarafı, alıcı tarafı öznel marjinal faydayı, işte sıralamayı daha
[34:37] orijen ekolünde eee tadında bir değer eee atfeder bir mala dedi. Arz tarafı ise yani üretici eee tarafsa emek üzerinden bir şeyin eee üretim maliyetleri üzerinden bir şeyin fiyatını
[34:51] belirlemeye çalışır. Bunlar piyasada birleştiği zaman e arz bir şey söyler, talep bir şey söyler ve ortada bu fiyat oluşur dedi. Dolayısıyla emeği ve bu Avustralya iktisadaki değer teorisini
[35:04] sentezledi ve ortaya bir bütüncül yaklaşım ortaya çıkardı. Kısa vadede talep yani müşteriler baskındır kısa vade olduğu zaman. Ama uzun vadede fiyat maliyete doğru çekilir. Yani emeğin, maliyetin, arzıcının fiyatına doğru
[35:18] yaklaşır. E değerler, fiyatlar dedi.
[35:21] Çünkü diyor ki fiyat maliyetinin üstündeyse üretime giriş olur. Çünkü herkes bir kar görür ve oraya girer.
[35:27] Altındaysa da çıkış olur. Yani zararını adam satmak istemez. Yani emek değerin tamam kaynağı değil ama denge fiyatının nereye oturacağını belirleyen işte yer çekim merkezini etkileyen bir aynı zamanda unsurdur. Tamam direkt doğrudan
[35:40] bir fiyata etkisi olmayabilir ama yönlendirici bir parametredir şeklinde söylüyor. Ve eee bunun üzerine de işte yavaş yavaş neoklasik iktisada doğru geliyoruz. Aslında çokça bilinen
[35:52] iktisatta da Kees diye bir adam var.
[35:55] John Miner Kan aslında bir değer teorisyeni değil. Yukarıda bahsettiğimiz gibi, eee, değer neden oluşur, fiyat nedir, nasıl belirlenir, nasıl oluşur gibi bir teorisyen değil. Kendisi de matematikçi zaten. Sorunun yerini
[36:09] değiştiriyor. O diyor ki, "Asıl mesele bir malın değeri değil. Bütün bir ekonominin neden çöküp işsizlik ürettiği yani daha makroekonomik perspektiften bakıyor. Değer teorisiyle çok fazla ilgilenmiyor. Eee cevabı da efektif
[36:21] talep denilen bir şey buluyor. Yani üretim ve istihdam toplumun toplam harcama isteğine bağlıdır diyor.
[36:27] Belirsizlikler, beklentiler, işte hayvani güdüler yatırımı belirler diyor.
[36:31] Hani herkes kriz geliyor diye cüzdanını kapatırsa, harcamayı kısarsa dükkanlar satamaz, fabrikalar üretemez, işçiler çıkarılır. Bu da kriz ortamını doğurur diyor. Yani daha makroekonomik perspektiften ekonomi nasıl yönetilir?
[36:43] Yani nasıl eee hem üretimi yükselteceğiz hem işsizliği azaltacağız? E buna kafa yoruyor. Dolayısıyla bizim eee kenes dediğimiz adam bu değer teorisi üzerine çok hızlı bir şey söylemiş değil.
[36:53] Makroekonomik konularda sadece bir şeyler söylemiş bir insan. Şimdi ilkokul fen kitaplarında da bir görsel olur.
[36:59] İşte bir adam duvarı böyle ittirir, ittirir, ktertirir, ittirir, ittirir, ittirir o yani işin e işin formülü neydi? Kuvvet çarpı maddenin yer değiştirmesi. Ne kadar yer değiştirmesi? Şimdi adam çok kuvvet
[37:13] uyguluyor duvara ama duvar yer değiştirmediği için aslında adam hiçbir iş yapmış olmuyor ama kalori akıyor, terliyor, kanter içerisinde kalıyor.
[37:20] İşte bunun gibi yani bir kişinin bir şeyin çok fazla değer emek sarf etmesi, kanter içerisinde kalması aslında bir iş yaptığı anlamına gelmeyebilir. Çünkü bu ne kadar yol aldığına göre değişiyor. Bu
[37:33] yol almayı da biz emekli değer teorisinde aslında talebi, talep ne kadar? Yani bu ne kadar satabilir?
[37:39] İnsanlar buna ne kadar değer verebilir?
[37:41] subjektif bir şekilde sıralamalarını nasıl yapabilirden alacağını söyleyebiliriz. Dolayısıyla burada Avusturyan iktisat ekolünün çok daha doğru bir bakış açısına sahip olduğunu belirtebiliriz. Yani emek değer teorisine göre eee şey olmuş oluyor.
[37:54] Kalori yaktığınız kalori aslında eşittir değer olmuş oluyor. Halbuki yani fiziğe göre de bu böyle değil. Yani e yakılan kalori değerin bir garantisi değil ya da yapılacak işin bir garantisi değil. Ben çok kalori yakabilirim ama hiç iş
[38:07] yapmamış olabilirim. fizik formülüne göre, fen bilgisi eee öğretmenine göre mesela bir çukuru kazdım, kazdım, kazdım. Sonra tekrar doldurdum, eski haline getirdim. Şimdi ben çok fazla bir iş yapmış oldum. Çok fazla ter dökmüş oldum. Emek sarf etmiş oldum. Ama
[38:20] bu zaman herhangi bir şekilde bir değer üretmiş oldum mu? Hayır. Çünkü piyasada onun bir karşılığı yok. Dolayısıyla önemli olan yapılan emek değil. Benim düşüncem, öznelliğim, karşıdaki insanların ona atfettiği değer, tercih
[38:33] sıralaması, esas fiyatı belirleyen, değeri belirleyen şey budur. Şimdi bir de şöyle bir şey var. Değer üretimi nedir? Şimdi ben eve, evim var benim kiraya verdim. Şimdi kira alıyorum, para kazanıyorum değil mi? Bir artı değere
[38:46] sahip. Peki ben bir değer ürettim mi?
[38:49] Yani bir şeyi kiraya vermek bir değer üretir mi? Ya da ben bir şey için aracılık yaptım, komisyonculuk yap. O zaman burada ben bir değer üretmiş oluyor muyum? Gerçek işte marksist yaklaşıma göre marx'a göre burada bir değer gaspı söz konusu. Burada değer
[39:03] üretmiyor diyor ama başka yaklaşımlarda da burada Avustury yaklaşımda mesela burada değer üretilmiştir diyor. E bu konuda da iktisatçı Mariona Mazlukato var. The value of Everything diye bir kitabı var. 2018'de yakın zamanda çıktı.
[39:17] Burada e değer üretenler ve değere el koyanlar diye iki kavram ortaya koyuyor.
[39:24] Gerçek değer üretenlerin işte sanayinin işte ARG'nin, altyapının, sağlığın, eğitimini y bunların toplumun üretken kapasitesini büyüttüğü için gerçek değeri bunların yarattığını söylüyor.
[39:33] Ama bir de yalnızca el değiştiren, spekülasyon yapan, fiktif, finansal dünyayı eleştiriyor burada. Yani finansal, modern ekonomideki finansal dünya aslında hiçbir şey yapmadan, yattığı yerden aracılık yaparak, komisyonculuk yaparak, spekülasyon
[39:45] yaparak fiktif e işlemler, türev işlemler yaparaktan para kazanıyor.
[39:49] Onlar değer üretmez diyor. Yani değeri sadece reel sektör, hizmet ve mal sektörü üretim sektörü değer üretir. Ama onun dışarısında finansal dünyadaki bankaların veya işte bu borsa veya yatırım, fonlar, şunlar bunlar onların
[40:02] değer üretmediğini eee iddia ediyor.
[40:04] Hatta gerçek reel sektörün ürettiği değere araç koyduğunu yani onların ürettiği değere el koyduğunu eee onların payından aldığını söylüyor. Yani modern bir Marxçı bir yaklaşım yaptığını söylüyor. Yani dolayısıyla rantın
[40:18] aslında üretim olmadığından bahsediyor.
[40:20] Şimdi eskiden gayri safi yurtçi hasıla diye bir metrik var biliyorsunuz. Yani bir ülkenin bir yılda toplam yaptığı üretim miktarını söylüyor. Burada eskiden sadece işte mallar, üretilen mallar ve hizmetler yani reel sektör yer
[40:34] alırdı diyor. Ama işte 90'lardan itibaren bu ölçüm değişti diyor. Burada fiktif finansal sektörün kazandığı paralar da buraya eee artı değer olarak yazıldı diyor. Dolayısıyla bir bankanın faizden kazandığı para, spekülasyondan
[40:48] manipülasyon, fiktif işlemlerden, türev işlemlerden kazandığı paralar. Bunlar da gayri safi yurt içi hasılaya katıldı diyor. E o yüzden bir banka sırf yüksek faizli kredi verdi diye mesela sizin gaysfi yahğınız artıyor artık diyor. Bu
[41:01] bu mantıklı bir şey değil ki diyor. Yani bu benim için olumlu bir şey değil diyor. E ve dünyada çok fazla finansallaşma olduğunu, finans sektörünün çok büyüdüğünü, reel sektörün küçük olduğunu zaten biz önceki videolarda da anlatmıştık. Dünyada reel
[41:14] sektörden 10 kat daha büyük finans sektörü ve ne yapıyor? hiçbir şey yapmıyor. Yani reel sektörün üzerine bir sömürü aracı olarak konmuş durumda. Bu konuda haklı aslında. Yani borsada manipülasyonlar yapıldığını vesaire kitabında bahsediyor. Dolayısıyla mesela
[41:27] borsada bir şirket değerleniyor. Neye göre değerleniyor? Şirket kendi hissesini buyback yapıyor. Yani kendi hissesini satın alarak borsadaki değerini yükseltiyor. Mesela fiktif tamamen. Ya da birileri manipülasyon yapmak baca o hisseyi şişiriyor,
[41:39] şişiriyor ki onun değeri yükselsin. Şimdi bu değer teorisine göre modern ekonomik dünyada borsadaki herhangi bir kağıdın, hissenin değeri neye göre artıp azalıyor? Tamamen hiçbir şeye göre. Yani artık burada Avusturyan ekonomik iktisat teorisini de aşmış
[41:54] durumdayız. Burada insanların tercihleri de söz konusu değil. Burada bir manipülasyon ve spekülasyon söz konusu aslında. Hile hurda söz konusu. Yani buradaki değer, finansal dünyadaki herhangi bir şeyin değeri tamamen o dünyanın o sistemi manipüle etmesiyle
[42:08] alakalı oluşuyor. Bu kadın da e bunu eleştiriyor aslında kitabında.
[42:13] Dolayısıyla buradaki şey eleştirileri doğru. fiktif finansal sektörün çok büyük olması ve gerçek bir reel ürün hizmet üretmeden sadece böyle komisyonculuk, aracılık, türev işlemler, başkanın üzerinden para kazanma, borsa
[42:25] şişirme, indirme, shortlama, longlama, kaldıraçlı işlemler gibi işlemlerle para kazanarak aslında bunların gerçek bir değer üretmediğini, reel sektörün ürettiği değerden tırtıkladığını, onların değerini haraç kestiğini, onların değerini çöktüğünü, oradan pay
[42:38] aldığını yazıyor ve bu pay giderek büyüyor. Dünyada finans sektörü reel sektörden çok daha büyük olmaya başladı.
[42:44] Yani komisyoncu olması gereken adam gerçek kazanan adamdan daha fazla, gerçek üreten adamdan daha fazla kazanmaya başladı. Bu noktadaki eleştirisi haklı. Ama onun dışında ben bir şeyi kiraya veriyorsam veya tacirlik yapıyorsam, bir malı alıp bir yerde
[42:58] başka bir yere götürüp satıyorsam bu her zaman böyle bir asalaklık yani bir komisyonculuk değer üretmeyen bir şey anlamına gelmiyor. Sonuçta o kıt bölgedeki olan kişilere o malı götürerek onlara bir hizmet de sağlamış oluyorum.
[43:09] Eee burada da fiyatı artırarak orada bir artı değer bence sağlamış oluyorum. Yani reel bir sektördeysen, mal hizmet üretiyorsan, tüccar da olsan, eee, hizmet sektöründe de olsan, kiraya da veriyorsan bence ve İslam'a göre de bu
[43:21] böyle zaten bir değer üretmiş oluyorsun.
[43:24] Eee, dolayısıyla onun hakkını alabilirsin. Ama finans sektörü, finansal sektör günümüzde böyle değil.
[43:31] Dolayısıyla finans sektöründe zaten bizim mücadelemiz bu. Benim bu videolarda anlatmaya çalıştığım, yapmaya çalıştığım şeyler de bu zaten. Bu finans sektörünün bu gerçek reel hizmet sektöründen çok fazla pay alması ve onu
[43:44] sömürmesine dair bir durum söz konusu.
[43:47] Ve yazar eee burada haklı bu eleştirisinde. Zaten Kur'an-ı Kerim'de de ticaretin helal olduğu, faizin haram olduğu yer alıyor. Dolayısıyla bizim dinimizde ticaret helaldir. Yani bir malı alıp başka bir yüksek fiyat, başka
[43:59] bir pazarda serbest piyasa içerisinde satmam gayet helal bir kazanç olmuş oluyor. Nar konusu işte yani üst tavan fiyat koyma konusunda biliyorsunuz işte fiyatlar yükselince Hazreti Peygambere geliyorlar. Nar koymasın, fiyat sınır
[44:12] koymasını istiyorlar. O da fiyatlar alabilirler diyerek koymuyor. Yani İslam serbest piyasacıdır aslında. Eee adil fiyat piyasada alıcılar ve satıcılar tarafından serbest piyasada belirlenir.
[44:22] Ama serbest piyasayı oluşturmak için işte siz bazı kurallar koyabilirsiniz.
[44:26] Nedir o? Tekel olmayacak, kartel olmayacak, stokçuluk olmayacak, kara borsacılık olmayacak. Çünkü bunlar serbest piyasayı bozan hareketlerdir.
[44:32] İşte mesela Peygamber Efendimiz Sallallahu ve Sellem'in hadisi var.
[44:35] Nedir? Köylü pazara gelmeden malını alıp daha sonra o malı gelip pazarda satmak haramdır diyor. Bu neden? Daha piyasaya gelmemiş köylü. Fiyatları bilmiyor. Sen onu manipüle ederek ucuza alıyorsun.
[44:47] Ondan piyasada piyasa bozucu bir hareket olarak serbest piyasaya aykırı olarak geliyorsun. Pazarda yüksek fiyata satıyorsun. Halbuki köylü geliyordu.
[44:53] Gelip pazarda gerçek fiyatları görüp kendisi doğrudan satmalıydı. Yani bu tarz tekel olmayı veya piyasa bozucu hareketleri de yasaklıyor. Tabii ki bu zaten serbest piyasaya aykırı olduğu için yasaklıyor. Dolayısıyla serbest
[45:04] piyasada e bir şeyin fiyatını herkes istediği gibi belirleyebilir. Çok yüksek pahalı da satabilirim, çok ucuza da satabilirim. Buna kimse karışamaz. İslam dini de buna karışmıyor zaten. Ama eğer ben ucuza satmam şöyleyse, zararına
[45:17] satıyorsam bir insan niye zararına ticaret yapar ki? Karşıdaki adamı batırmak için. Sırf elimde sermaye var.
[45:23] Karşıdaki adam batsın. Herkes gelip benden alsın. Kimse ondan almasın. O da günün sonunda batsın. Ben piyasada tekel olayım gibi bir amaçla zararına satış yapıyorsam bu haramdır. Mesela serbest piyasaya da aykırıdır zaten. Ama az bir
[45:35] karla satış yapıyorsam bu neden haram olsun ki? Maliyet 30 lira olan şeyi ben 40'a satıyorsam ama piyasada 80'e satılıyorsa ben 40'a satabilirim. Çünkü üzerine kar yapabiliyorum ve amacım karşıdaki adamları bitirip tekeli olmak
[45:46] gibi bir şey değil. O zaman burada kimse bana ucuz sattın diye bir şey diyemez.
[45:50] Ya da ben normalde bir şeyin fiyatı 50 lirayken pazarda 300 liraya satabilirim.
[45:54] Kimse bana, "Yuh kardeşim bu fiyat mı olur? Yetkililer müdahale etsin.
[45:57] İslam'da böyle bir şey yok." Herkes istediği fiyatı malına yazar. Talep eden alıcı ona o değeri veriyorsa alır, vermiyorsa almaz. Piyasada belirlenir her şey. Şimdi Avustral iktisat teorisinde Hayek'in eee fiyat eşittir
[46:10] bir sinyaldir ve serbest piyasada biz bu sinyalleri engellememeliyiz. Mümkün olduğunca fazla insanların tercih fiyat sinyali oluşmalı oluşması lazım ki fiyat adil bir noktaya doğru bir noktaya gelsin diye bir teorisi vardı. O yüzden
[46:23] fiyatın oluşmasını sinyali engelleyecek veya sinyali bozacak herhangi bir hareket serbest piyasaya aykırı oluyor.
[46:29] Zaten İslam'a da aykırı oluyor. Neceş denilen İslam'da bir şey var. Yani fiyat kızıştırma bu haramdır. Eee biliyorsunuz yani ben satıcıyım. Anlaştığım birisi var. Geliyor işte malı yüksek fiyatlar veriyor sürekli. Aslında alma niyeti
[46:42] yok. Yüksek fiyatlar veriyor. Gerçek alıcı da ondan etkilenip aa bu mal gerçekten bu kadar ediyor filan deyip fiyatı kızıştırıp yüksek maldan alıcıya malı satabilmiş oluyorum. Bu neceş oluyor. Bu haram oluyor. Neden? Çünkü
[46:52] gerçek fiyat yanlış bir fiyat sinyali oluşturuyor. Oradaki adamın amacı gerçek alıcı değil. O fiyat kızıştırıcı. O yüzden yanlış bir fiyat sinyali üretiyor. Hayak sisteminde de sinyalleri bozmuş oluyor. Dolayısıyla bizim yanlış
[47:04] fiyat sinyali üreten alma niyeti veya satma niyeti olmayan adamların piyasada fiyat belirtmesini yasaklamamız gerekiyor. Bu zaten serbest piyasaya aykırı bir şey değil. Günümüzde bu nasıl oluyor? Dijital neceş diyebileceğimiz
[47:16] bir şey oluyor. Zaten Peygamber Efendimiz Sallallahu Aley ve Sellem'in bir hadisi var. Alıcı olmadığınız halde fiyatı kızıştırmak için müşteriyi kızıştırmayın diyor. Buhari'de geçiyor.
[47:24] Yani neceş olmuş oluyor bu. Bunu yasaklıyor. Bu haram ya. Ama günümüzde dijital dünya var değil mi? E-ticaret var. Günümüz fiziksel bir pazarda her zaman alışveriş yapmıyoruz. Veya işte ikinci el, e, sarı site filan şeyler
[47:37] var, siteler var. Şimdi ben sarı siteye şimdi ev dışında ev için yeni kanun geldi. Tapunuzu yüklemeden ev satışa çıkaramıyorsunuz. Bu niye geldi? Aslında şöyle fake, sahte, bir sürü ilan. Ben evimi satacağım ya mesela. Evimin piyasa
[47:50] değeri normalde kaç? 3 milyon TL diyelim. Ben oraya sahte ilanlar koyuyorum. Benim evimin mahallesinde, binasında filan olan sahte aslında gerçek ilan değil. Koyuyorum. 4 milyon 4 milyon 4 milyon 10 tane ilan koyuyorum. Sonra kendi ilanımı da 4
[48:05] milyona koyuyorum. Halbuki normalde gerçek piyasa ne? 3 milyon. Arz talepten dolayı 3 milyon. Ama ben oraya o kadar fazla sahte sinyal oluşturuyorum ki, fiyat sinyali oluşturuyorum ki alıcı artık a bir sürü ilan var. Hepsi 4
[48:16] milyon galiba. Buranın fiyatı 4 milyon.
[48:18] Eee çünkü o şekilde bir piyasa oluşmuş gibi zannedip 4 milyona benden satın oluyor. Yani neceş yapmış oluyorum. Yani haram bir şey yapmış oluyorum. Çünkü sahte bir fiyat sinyali oluşturmuş oluyorum. Dolayısıyla bu ev için
[48:30] yasaklandı ama araba için veya diğer ikinci el eşyalar için bilgisayar satacağım, ne bileyim başka bir şey satacağım. Herhangi bir şey için yasak değil. Dolayısıyla ben bir sürü sahte ilan girip e orada fiyat manipülasyonu
[48:43] yapabilirim.
[48:44] sahte sinyallerle. Hayek zaten bunun olmasını istemiyor. İslam da bunun olmasını istemiyor. Çünkü bu serbest piyasaya aykırıdır. Bunun engellenmesi lazım. Bu tarz kısıtlar serbest piyasa aykırı değildir. Onun dışında e-ticaret
[48:56] siteleri var. İşte e-ticaret sitesinde ben bir mal satıyorum. Eee işte bir mikrofon satıyorum. Bunun fiyatını yüksekten satabilmek için sahte bir sürü daha sayfa açıp orada çok yüksek fiyatlara bu mikrofonu koyuyorum ki bu
[49:08] mikrofon pahalı zannedilsin ve insanlar benden bunu daha pahalıya alabilsin diye. Ya orada da bir neceş yapmış oluyorum. Fiyatı, sinyali manipüle ediyorum, bozuyorum. Bu da haramdır ve serbest piyasaya aykırıdır. Şimdi son
[49:21] dönemlerde de işte sonra şey çıktı.
[49:23] Madem bir şeyin değeri ve insanların onu satın alma tercihi sıralaması öznel bir şey. Kendi zihinlerinde, kendi psikolojilerinde olan bir şey, o zaman ben bu hazzı, arzuyu, isteği, onda
[49:36] oluşturacağım alı aldığındaki hissettiği statüyü, kimliği yönetebilirsem ve manipüle edebilirsem çeşitli reklamlarla ve algı operasyonlarıyla bu adam normalde değeri 1 olabilecek bir şeye 10
[49:49] değer atfedip 10 liraya ona satabilirim.
[49:52] Reklam sektörü bu şekilde doğuyor zaten.
[49:55] 1920'lerde işte Freud'un yeğeni var.
[49:57] Edward Bernice denilen bir adam. Bu reklam sektörünü ve böyle bir manipülasyonla insanların bu subjektif, öznel sıralama tercihlerini manipüle etmek suretiyle reklamlar vasıtasıyla eee malları daha pahalıya satabilir miyiz? Daha fazla satabilir miyiz? Yani
[50:12] kapitalist düzenin ilk medya reklam eee ayağının kuruluşlarından bir tanesini bu adam yapıyor. Ya işte mesela 19 30'larda sokakta kadınların sigara içmesi ayıp sayılırken Amerika'da böyle bir reklamla
[50:26] bir şeyle bunun bir özgürlük meşalesi olduğunu yani sigara içen kadın özgür bir kadındır. Böyle e rahat bir kadındır falan gibi bir reklam ve algı yönetimiyle bunu markalaştırıyor ki daha fazla sigara satabilsin ve daha pahalıya
[50:39] satabilsin ve bunu başarıyor mesela.
[50:41] Dolayısıyla bir reklam sektörü ortaya çıkmış oluyor. Sizin rızanızı, öznel tercihlerinizi manipüle edebiliyorlar bu sayede. Şimdi eee son yıllarda gençlerden de özellikle liberten akım işte anarkokapitalizm, Rot Part
[50:55] çizgisinde akım var. Eee ama bu akımın pek çok noktası İslam'la uyumlu olmasına rağmen İslam'la çatıştığı, çeliştiği noktalar da var. E bunlardan eee biraz bahsetmek istiyorum. Bir kere haklı olduğu nokta gerçekten İslam güçlü bir
[51:09] serbest piyasayı savunur. Eee, fiyat nar, fiyat yasağı koymayı, tavan fiyat koymayı engeller. Özel mülkiyete önem verir. Ticareti yüceltir. Ticareti helal kılar. Yani ticareti över. Rızkın onda
[51:22] 9'u ticaret ticarettedir." der. sağlam parayı teşvik eder. Gümüş para, altın para gibi. Dolayısıyla libertenlerle liberyen akımla, anarkokapitalizm akımla bu noktalarda bağdaşır. Ama şu noktalarda bazen çelişiyor. Mesela bu
[51:36] anarkokapitalizm en cap denilen der ki, "Rıza varsa karşılıklı rızan varsa o şey eee mübahtır." E ve İslam'da da bunun işte örneğini getiriyor bu arkadaşlar.
[51:46] Diyorlar ki karşılıklı rıza varsa helaldir. İşte buna dair hadisler ve Kur'an ayeti getiriyorlar. Ama burada karşılıklı rıza İslam'da yeterli bir e şart değildir. Örneğin mesela haram maddeleri karşılıklı rıza olsa bile ben
[51:59] alıp satamam faiz için. Mesela bu anarkokapitalizm karşılıklı rıza varsa okey der. Ama İslam'da karşılıklı rıza olsa da dahi alan da faizi alan da veren de rıza olsa dahi o işlem yine de helal değildir. Örneğin işte bu arkadaşlar
[52:13] serbest piyasadaki herhangi bir müdahaleli mesela stokçuluk bu anarka kapitalizme göre bir suç değil. Yani stokçuluk. Ama halbuki İslam'a göre stokçuluk ve kara borsacılık bir suç ve engellenmesi gereken bir şey. Burada da
[52:28] mesela bir şey söz konusu, çatışma söz konusu. Şimdi mesela eee bu Rotwart anarka kapitalizm çizgisine göre yalnızca işte saldırmazlık ilkesini baz alıyorlar mülkiyette. Eğer ben kimseye saldırmıyorsam e ve kimseye şey yapmıyorsam oranın mülkiyeti tamamen
[52:41] bana aittir. Ben kendim %100 özgürüm.
[52:44] İstediğimi yaparım. Eee hiçbir şekilde de kimse bana karışamaz veya vergi alamaz veya bir şey yapamaz. Ama mesela biz biliyoruz ki eee Peygamber Efendimiz sallallahu aley ve sellemin hadisi var.
[52:52] İnsanlar üç şeyde ortaktır. Su, mera ve ateş. Hani bu hadisten kaynaklanarak e hazine arazisi denilen bir kavram çıkıyor. Merada da ortaktır denildiği için. İşte madenler mesela devlet madenleri nasıl işletecek? Devlet arazileri işletildiğinde bunun bundan
[53:05] elde edilen para nasıl dağıtılacak? İşte Peygamber Efendimizin hadisine göre bu topluma eşit bir şekilde dağıtılması gerektiğini söylüyor. Ama mesela Anarka kapitalistlere göre herkesin özel mülkiyeti vardır. İşte maden sahası
[53:16] kiminse o %100 ona ait. Bir arazi varsa oraya ilk kim giderse orayı o çevrelerse o onun sahibi olur ve artık tüm mülkiyet ona aittir gibi burada çalıştığı İstanbul'da çalıştığı noktalar var. Daha sonra kendine sahiplik. Anar
[53:27] kapitalistler der ki kardeşim ben kendi kendimin sahibiyim. Halbuki İslam'da mesela kendini öldürmek eee yasaktır.
[53:33] Ama anarko kapitalizm der ki kardeşim ben kendi kendime sahibiyim. Kendime istediğim yaparım. full özgürüm. O yüzden ben kendimi de öldürebilirim. E şimdi bu noktalarda tabii ki İstanbul'a çelişiyor. Eee dolayısıyla biz anarkokapitalizmin eee bazı noktalarda
[53:45] uyumlu olduğunu söylesek de bazı kritik noktalarda da uyumsuz olduğunu belirtmemiz lazım. Bu liberyan ve anar kapitalist arkadaşlara işte zararına satış mesela anarko kapitalizmde sorun değil. Dumping denilen mesele. Çünkü
[53:57] diyor ki kimseyi zorlamıyorsa ve kimseye ben saldırmıyorsam o zaman ben zararına satış yapabiliyorum. Kimse bana karışamaz. Ama demin bahsettiğimiz neceş hadisinde göre de zararına satış haram olduğunu görüyoruz. Çünkü burada İslam
[54:09] tam bir %100 özgürlük değil. Belirli sınırlı çerçevede doğru noktalarda doğru müdahalelerle ilerlemeyi öngörü. Genel olarak aslında eee değer teorisi, fiyat teorisi, iktisattaki akımlar, ekollerin
[54:22] bu konudaki düşünceleri bu şekilde. İşte Aristo'dan geldik, Antik Yunan'dan geldik, Salamanka okulundan geldik, Adam Smith, e Marx, İbn Teymiye demiştik.
[54:32] Arada sonrasında Marshall dedik.
[54:34] Avustriya ekolü işte Menger, eee, Mises, Hayek, eee, ve günümüzde anakapitalizm Rot'a kadar geldik. Ve bunların değer nedir, fiyat nedir? Genel ekonomik görüşleri nedir? E, bunlardan bahsetmiş
[54:48] olduk ve İslam'ın bu konulardaki eee, tutumunu söylemiş olduk. Yani İslam tam bir serbest piyasacıdır ama stokçuluğu, kara borsacılığı, fiyat kızlaştırmayı, sahte fiyat sinyali üretmeyi, manipülasyonu bunları da yasaklar ve
[55:02] bunların denetlenmesini öngörür ki piyasa gerçekten serbest olsun. Eee ama herhangi bir üst sınır koymayı, alt sınır koymayı kesinlikle sevmez ve öngörmez. Herkes istediği malını istediği fiyata satar. Özel
[55:15] mülkiyetçidir. Özel mülkiyete karışmaz.
[55:17] E bu noktalarda yani İslam'ın sınırı ve çerçevesini, helal haramın yasaklarını, riba yasaktır. Ticaret helaldir, kar helaldir. Yani bir şeyin değeri illa bir üretim yapmak zorunda değilsin. Sen bir ticaret yaptığında da bu karı helalse
[55:31] eğer işte Marx'ın aksine eee yani bir şeyin fiyatı, değeri, emeği, teorisi yönünde dünyada geçmişten günümüze kadar eee konuşulan teoriler bu şekilde. Eee
[55:43] İslam'ın görüşlerinde anlattığımız gibi.
[55:46] Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
[55:48] Hepinize iyi günler diliyorum. Yeah.
