# Erbakan'ın Adil Düzen Vizyonu - Ne Vadediyordu?

İktisat · İslam Medeniyeti 2.0, 8. bölüm · 14 Mar 2026 · 58:41

Bağlantı: https://kokfinans.org/video/erbakanin-adil-duzen-vizyonu-ne-vadediyordu  
YouTube: https://www.youtube.com/watch?v=yoe_hiJBKKs

Erbakan ve Süleyman Karagülle'nin geliştirdiği Adil Düzen teorisi; selem ve kredi limitine dayalı para, işçinin artık değere ortaklığı, meslek odaları, buğday vakıfları, mal senetleri ve dış ticaret üzerine kuruludur. Ribâyı ortadan kaldırma amacı takdire değer; ancak sistem aşırı planlamacı ve devletçidir, insanın kötü olabileceğini hesaba katmaz. Yine de geliştirilmesi gereken bir başlangıç basamağıdır.

### Adil Düzen neden ortaya çıktı?

Erbakan ve arkadaşlarının geliştirdiği **Adil Düzen** teorisi, sosyalizm ya da kapitalizm gibi sıfırdan kurulmuş, sosyal hayattan mahkemelere, paradan emekliliğe ve meslek odalarına kadar her alana değinen kapsamlı bir ekonomik düzen önerisidir. Şu örnek sistemin mantığını özetler: 80 koyunu olan kişi iki-üç koyununu vergi olarak beyan edip verirse, koyunlarının 40'ı çalındığında devlet mahkemeye gitmeye gerek kalmadan zararı tazmin ediyor.

Erbakan ve arkadaşları, faizli, ribâlı sistemin ve havadan para yaratan bankacılığın piramidin tepesindeki %1'in geri kalan %99'u sömürmesine yol açtığını görmüş ve bu sancıdan yepyeni bir para teorisi üretmiştir. Teorinin ekonomik tarafını geliştiren ana isim **Süleyman Karagülle**dir. Teoride ribâ hiç yok; ancak devlete büyük güç verildiği, çok fazla regülasyon bulunduğu için bunu *faizsiz ama minarşik olmayan* bir sistem olarak niteleyebiliriz. Teorinin uçtan uca anlatıldığı bir kaynak bulunmuyor; buradaki tablo parça parça kitap ve videolardan bir yapboz gibi derlendi, dolayısıyla yanlış anlaşılmış yerler olabilir.

### Para, Marx ve artık değer

Adil Düzen'de para, piyasadaki mal ve hizmetlerin toplamına eşit olmalı; yani sabit miktarlı bir para yok. Müslümanlar bugünkü kapitalizmi gerçek kapitalizm sanıp faizsizliği ve güçlü devleti nedeniyle sosyalizme kaydı, ardından üzerine yamalar yaptı; Adil Düzen'de de bu eğilim sezilir.

Marx'a göre bir malın değeri emek zaman ve üretim araçlarından oluşur; artık değer gereksizdir, çünkü merkezi planlamada satamama riski yoktur. Bu yaklaşım girişimcinin taşıdığı riski yok sayar; planlamanın pratikteki başarısızlığının örnekleri de 1932-33 Ukrayna kıtlığı ve Mao'nun 1958-62 tarım politikaları yüzünden milyonlarca kişinin ölümüdür. Cerrah ile marangozun emeğini eşitlemek için kullanılan *karmaşık emek = x çarpı basit emek* katsayısı ise serbest piyasa fiyatları olmadan ancak uydurulabilir.

Erbakan'ın farkı şu: Risk vardır, ama artık değer tamamen sermayedara gitmemelidir. İşçiye peşin ve sabit ücret verilmez; işçi ve işveren mal üretilmeden önce, mal satılırsa gelirin yüzde kaçının işçiye ait olacağına dair sözleşme yapar. Mal satılmazsa işçi de pay alamaz. Böylece riski paylaşan işçinin artık değerden pay almasıyla makasın daralması hedefleniyor.

### Selem ve kredi limiti

Sistemin tamamı **selem** (para peşin, mal vadeli sipariş) üzerine kurulu. Her bireyin, daha önce sisteme kattığı emek zamana göre devletin tanıdığı faizsiz bir harcama, yani sipariş verme limiti var. Örneğin 1.000 kredisi olan kişi yıl başında fırıncıya 365 ekmeklik selem siparişi verir; limiti buna göre düşer. Mahalleden 100.000 ekmek siparişi toplayan fırıncı bu kadar kredi kazanır, unu ve işçiyi buna göre bulur. İşçi "mezatında" ücretler ekmek başına pazarlıkla belirlenir.

Teorisyenlere göre siparişi olan işveren işçi, fabrikatör de çiftçi aradığı için işçinin ve çiftçinin eli güçlenir. Para siparişle yaratılır, ama gerçek mal ve hizmet üretildiğinde kendini realize ettiği için enflasyon yaratmaz.

### Meslek odaları, ahlak topluluğu ve planlama paradoksu

İş yeri açmak için meslek odasına üye olmak ve **ahlak topluluğundan tezkiye belgesi** almak gerekiyor. Ayıplı mal alan kişi parasını esnaftan değil meslek odasından, bir hafta içinde tahsil ediyor; oda da üyesini kendi içinde cezalandırıyor ya da sistemden çıkarıyor. Siparişini teslim edemeyen terzinin işini diğer terziler üstleniyor.

Buradaki temel sorun, her şey yıllık siparişe dayandığı için Marksizmdeki **planlama paradoksunun** burada da yaşanmasıdır. Pandemi gibi bir krizde üretim durursa zincirleme bağlı selem senetleri domino etkisiyle çökebilir; tek çözüm devletin herkesin limitini %10 artırması olur ki bu da havadan para basmak demektir. Kaç fırıncı ya da terzi olacağına, siparişlerin nasıl dağıtılacağına karar veren meslek odaları da fazlasıyla planlamacıdır.

### Buğday vakfı, mal senetleri, vergi ve emeklilik

Buğday vakıfları belde düzeyinde örgütlenip çiftçinin ürününü aracısız, sabit bir bedelle alacak, kıtlıkta da stoktan ucuza satacak. Yerel bir borsa fikri iyi olsa da fiyata müdahale rekabeti engeller; Kanada buğday kurulu ve Food Corporation of India gibi benzer kurumlar verimsiz kalmıştır. Sistem, memurun rüşvet alabileceğini, adam kayırabileceğini unutuyor:

> Hep iyi beklersen kötü birisi geldiği zaman sistemini yok eder ve bozar.

İç piyasada toprak, altın, demir, buğday gibi yirmiye yakın mal senedi para işlevi görüyor; bankalar her gün bunların altın senedi karşısındaki kurunu açıklıyor. Bankada senet tutan kişi, *tutulan süre çarpı senet sayısı* kadar kredi hakkı kazanıyor. Vergi yerine devlet, verdiği hizmet karşılığında işletmelere sözleşmeyle %1-5 gibi oranlarda ortak oluyor. Emeklilik yaşı ve prim yok; artan fondan herkes katkısı oranında pay alıyor. Muhtaçlara 1.000 kredi tanınması ise tutarlı değildir; bu da havadan para basmak demektir.

### Dış ticaret, D-8 ve diaspora

Dış ticaret altın senediyle yapılacak; ithalatçının altın senedi talebi, dış ticaret açığı varsa devlet bankasınca reddedilecek. Bu, bugünkü yüksek ÖTV mantığına benzer. Fiziksel altın transferi pahalıdır; lisanslı depoculara dayalı altın kâğıtları ise kısmi altın rezerv bankacılığına kapı aralar. Bu sorun belki kripto ve blockchain ile çözülebilir.

Erbakan'ın **D-8** girişimi bir geçiş planı olmadan, "İslam kardeşliği" varsayımıyla yapıldı ve reel politiği kaçırdığı için başarısız oldu. Almanya'daki gurbetçi birikimlerinin kötü yönetilmesi de güven kaybına yol açtı. Müslümanlar da helal yoldan kazanmak ve lükse erişmek istiyor; kurumlar "bir lokma, bir hırka" anlayışına göre değil, bu gerçeğe göre kurulmalı. Zenginlerin bağışlarının Afrika'yı kalkındıracağı iddiası da sınırsız para düzeninde anlamsızdır; Umer Chapra gibi isimlerin önerilerinde de aynı devletçi eğilim görülür.

### Kooperatifçilik ve sonuç

Kooperatifçilik, maliyetleri düşürüp pazarlık gücünü artırdığı için olumludur. İspanya'daki Mondragon ve süt piyasasının yaklaşık %30'unu elinde tutan Yeni Zelanda'daki Fonterra bunun örnekleridir; Türkiye'den de OYAK sayılabilir. Ancak Michels'in her örgütün eninde sonunda azınlık bir elitçe yönetileceği tespiti, sistemlerin yozlaşmaya kapalı tasarlanması gerektiğini gösterir.

Erbakan'ın Almanya'daki konferanslara akademisyen ve politikacıları 1.000-2.000 mark vererek davet etmesi akıllıcaydı; fikirleri yaymak için sermaye ve lobicilik gerekir, Adil Düzen'in ise bir yayılma politikası yoktur. Sonuç olarak Adil Düzen pek çok yönüyle sorunlu ama katılım bankaları gibi değerli bir basamak; hatalarını görüp yeni içtihatlarla ilerlemek gerekiyor.

## Bölümler

- 00:00 — Giriş ve Adil Düzen'in amacı
- 04:25 — Adil Düzen'de para
- 06:26 — Marx, risk ve artık değer
- 15:22 — Selem ve kredi limiti
- 23:41 — Meslek odaları ve ahlak topluluğu
- 30:09 — Buğday vakfı ve fiyat müdahalesi
- 34:56 — Mal senetleri ve bankacılık
- 38:05 — Vergi ve emeklilik
- 40:52 — Dış ticaret ve altın senedi
- 47:13 — D-8 ve diaspora
- 52:31 — Kooperatifçilik
- 56:07 — Yayılma, lobicilik ve sonuç

Etiketler: adil düzen, erbakan, selem, faiz, sosyalizm, kooperatif

## Transkript

[00:00] Selamünaleyküm. Rabbi yessir ve la tuassir. Rabbi tenvin bilhar. Allah'ım zorlaştırma, kolaylaştır. İşlerimi hayırla sonuçlandır. Bugünkü konumuz
[00:13] aslında Erbakan ve arkadaşlarının teorisi. Adil düzen teorisi. Yepyeni bir ekonomik düzen öneriyorlar. Sıfırdan bir
[00:24] sistem öneriyorlar. Aslında diyelim ki 80 koyunuz var. İki koyunu, 3 koyunu vergi olarak verdiğiniz zaman, bunu beyan ettiğiniz zaman eğer 40 koyununuz çalınıp kaybolursa herhangi bir
[00:39] mahkemeye gitmeden bir şeye gitmeden devlet direkt kık koyununuzu tazmin edebiliyor. Böyle bir verelekten başlamış olayım. Aslında böyle bir sistem kökten yepyeni bir teori aslında.
[00:51] Sıfırdan bir ekonomik inşa yapmışlar.
[00:55] Aynı sosyalizm gibi veya kapitalizm gibi. Bu da adil düzen teorisi şeklinde geçiyor. Sosyal hayata, mahkemelere, ekonomiye, paraya yani aslında bir toplumun içerisindeki emekliliğe, meslek
[01:09] odalarına, her şeye değinen her yönüyle kapsamlı bir teori üretmiş durumdalar.
[01:16] Bunu neden yapıyorlar? Aslında Erbakan ve arkadaşları çünkü bizim gördüğümüz şeyi görüyorlar. Bu faizli, ribalı sistemin aslında tüm dünya insanlarını, Müslümanları da dahil olmak üzere ve
[01:29] kendi halklarını da aslında sömürdüğünü fark ediyorlar. E dolayısıyla bunun böyle olmayacağını, daha adil bir düzen olması gerektiğini, piramidin tepesindeki %1'lik kısmın dünyadaki %99'luk kısmı riba yoluyla, haksız
[01:43] kazanç yoluyla, para yaratmak yoluyla, havadan para basmak suretiyle günümüzdeki para sistemi ve bankacılık sistemi yoluyla sömürüldüklerini düşünüyorlar. O yüzden de yepyeni bir parasal teori üretiyorlar. Yani bu
[01:58] sancıdan ortaya çıkmış bir ürün diyebiliriz aslında. Bizim yaptığımıza benzer bir duruç. Burada tabii adil düzen teorisinin fikir babalarından Süleyman Karagülle beyefendi var. Allah
[02:11] rahmet eylesin. Hem Erbakan'a hem kendisine. 202122 civarlarında vefat etti diye biliyorum. Süleyman Karagül'le. O tabii bunun ekonomik taraflarını, genomik teori taraflarını e geliştiren ana kişi olarak da
[02:24] söyleyebiliriz. Aslında adil düzen teorisinde hiçbir şekilde Riba yok.
[02:29] Riba'yı ortadan kaldırmak amacıyla yapılmış bir teori. Ama bunu yaparken merkeze de yani devlete de büyük bir güç ve imkan sunmuş oluyor. Dolayısıyla minarşik bir devlet yapısı olduğundan söz edemeyiz. Devlet birçok şeye
[02:44] karışıyor ve çok fazla regülasyon olduğundan bahsedebiliyoruz. Dolayısıyla faizsiz ama minarşik bir sistemde değil.
[02:52] Bir de baktığımız zaman bu adil düzen teorisini uçtan uca güzel bir şekilde tüm yönleriyle 0'dan başlayıp 100'e kadar böyle adım adım anlatan bir şeylere denk gelemedim. Çeşitli parça videolar var veya kitapları da
[03:07] aynı şekilde böyle parça parça yıllara sari farklı farklı kitaplar, kitapçıklar çıkmış. E içlerinde farklı konular var.
[03:15] böyle uçtan uca görebileceğimiz, tam kavrayabileceğimiz bir sistem ben göremedim. Dolayısıyla burada farklı noktalardan bir puzzle'ın parçalarını birleştirmek gibi aslında ben de bu sistemi öğrenebildiğim kadar öğrendim. Zaten kendileri de birkaç
[03:29] videoda izlediğim kadarıyla itiraf ediyorlar bu durumu. Hani adil düzen araştırılıyor, akademik çevreler tarafından öğrenilmeye çalışıyor, üzerine çalışmalar yapılıyor vesaire gibi. Yani çok karmaşık, çok fazla eee teori, çok fazla regülasyon, çok fazla
[03:42] dinamik aslında kurulmuş durumda.
[03:44] Hepsini böyle herkesin öğrenemeyeceğinin de farkındalar. Şu an belki sadece Süleyman Karagülle hepsine hakimdi. O da vefat etmiş durumda. Öğrencilerinden belki birkaç kişi tamamına hakimdir.
[03:54] Yani bunu anlatmada da bir problem şekilleri aşikar aslında. Çünkü böyle bir örgün eğitim şeklinde de yok.
[03:59] Aslında benim bu videoları çekme amacım da bu. Bir şekilde sıfırdan başlayıp para nedirden başlayıp örgün eğitim şeklinde bu işlerin yapılması lazım ki halk nezdinde bunun bir karşılığı olsun.
[04:09] öteki türlü tam olarak ne olduğu anlaşılamadığından dolayı üzerine bir yorum da yapılamıyor. Yani olumlu veya olumsuz yorum da yapılamıyor. Bu şekilde de bir eleştiri getirmiş olayım. Ben bazı yerleri belki de ben yanlış da
[04:20] anlamış olabilirim ama mümkün olduğunca eee objektif bir şekilde anladıklarımı aktarmaya çalışacağım. Şimdi aslında Erbakan'ın adil düzen teorisine baktığımız zaman burada paranın ne olduğundan yine başlamamız gerekiyor. Bu
[04:34] teoride para ne? Bu teori şunu iddia ediyor. Para her zaman mal ve hizmetlere eşit olmalı. Yani aslında bizim Chicago Fredman'ın da eee söylediği noktaya geliyor. Piyasadaki mal ve hizmetler
[04:48] kadar para olmalı görüşünü savunuyor.
[04:51] Adil düzen teorisindeki paranın olayı bu. Yani sabit bir para adil düzende söz konusu değil. Altına bağlı bono vesaire birazdan bahsedeceğiz. dış ticarette kullanılıyor ama dış ticarette içeride aslında mal ve hizmet kadar bir para
[05:06] arzı söz konusu. Bu sistemin de nasıl olduğundan bahsedeceğiz. Şimdi bu düşündüğümüz zaman yani Erbakan acaba neden mal ve hizmet kadar para yapmak istedi? Bunun felsefik teorik altyapısı ne olabilir diye düşündüğümüz zaman
[05:20] aslında biliyorsunuz daha önceki videolarda da bahsetmiştim. Komünizm ve sosyalizm ve İslam değerli karşılaştırmalı bir video yapmıştım.
[05:29] Orada aslında bizim Müslümanların günümüz kapitalizmini aslında gerçek kapitalizm zannedip doysa havadan basma para, bankaların işleyişi vesaire gibi şeyleri tam bilmedikleri için sosyalizme kaydıklarını. Dolayısıyla sosyalizmde
[05:41] ama tam istedikleri şey olmadığından dolayı oraya yama yaparaktan daha farklı bir sistem kurduklarını söylemiştim.
[05:47] Yani ben Erbakan'ın adil düzen teorisinde de bunu sezimliyorum ve bunu ispatlamaya çalışacağım. Neden böyle düşündüğümü sanki böyle o kapitalizmden çıkmış sosyalizme yanaşmak istiyor ama oradakinden tam tatmin değil. O yüzden
[06:01] sosyalizmin üzerine bazı yamalar yaparaktan farklı bir sistem üretmiş gibi geliyor bana. Çünkü sosyalizmi niye seviyor İslamcılar? Orada faiz yok. Faiz olmadığı için hoşlarına gidiyor ve devlet güçlü. niye İslamcılarda böyle
[06:13] bir devletin güçlü olması, böyle eee tüm güc tutması gibi bir eee bekleyiş de söz konusu. Halbuki gerçekten eee öyle olmak zorunda mı? Yani öyle bir kural biz hiçbir yerde Bans olarak göremiyoruz.
[06:26] Buna geri dönecek olursak şimdi önceki videolarda da anlatmıştım ama şimdi eee önce Marx'ın teorisinden tekrar ilerlememiz gerekiyor. Marx ne diyor?
[06:35] Erbakan ne diyor? Arada neyi değiştirerek bir farklılık yaratmaya çalışmış? Bunu anlamaya çalışalım.
[06:41] Burada burada aslında Marx diyordu ki emek zaman var.
[06:50] Artı üretim araçlarının bir değeri var.
[06:54] Artı artık değer var. Biraz büyütelim bunu.
[07:03] Şimdi Marx diyordu ki herhangi bir üretilen malın emek zamanı ve üretim araçlarının orada kullanılan değeri düştükten sonra bu artık değer gereksiz diyordu. Devlet büyük bir planlama yaparak bu artık değere gerek olmadığını
[07:15] söylüyordu. Biz de buna şey eleştirisi getirmiştik. Peki risk ne olacak? Tamam ben bunu ürettim ama satamayabilirim.
[07:22] Piyasası olmayabilir. Bundan zarar edebilirim. Bu girişimin başarılı olamayabilir. İşçi her zaman fiks sabit ücretini alacak ama girişimci burada bir risk alıyor. Marx burada riski hesaba katmıyor demiştik. Çünkü girişimci
[07:37] burada risk aldığı zaman satamayabilir.
[07:39] Malların başına bir şey gelebilir işte.
[07:41] Yani birçok faktör var burada. Risk faktörü var. Dolayısıyla girişimcinin burada artık değeri hak ettiğini bir şekilde anlatmaya çalışmıştık. Ama Marx tarafında sosyalistler de buna diyor ki zaten risk diye bir şey bizim
[07:52] sistemimizde yok diyorlar.
[07:55] Yani diyorlar ki biz her şeyi devlet tarafından böyle planladığımız için kim nerede ne zaman, neyi üretecek, ne kadar üretecek, bu kimlere gidecek vesaire gibi olduğu için risk yok diyorlar.
[08:04] Zaten risk kapitalizmde olan bir şey.
[08:05] Çünkü serbest bir piyasa olduğu için satabilirsin, satamayabilirsin, alırlar, almazlar ama bizde alır almaz diye bir şey yok. Her şeyi ben planlıyorum. Her şeyi ben dağıtıyorum zaten eşit bir şekilde diyor. Dolayısıyla burada
[08:15] satamama gibi bir risk konusu olmadığından dolayı diyor biz de e riski burada bir herhangi bir değer üreten bir araç olarak hesaba katmayız diyor.
[08:24] Dolayısıyla ben işçinin maaşını peşin veririm. Zaten sosyalizmde herhangi bir risk de yok. Çünkü o malın ben kesinlikle satılacağını biliyorum. Çünkü ben planladım zaten merkezi otorite olarak. Dolayısıyla burada risk söz
[08:35] konusu değil diyor ama bunu kendi içerisindeki sisteminde söylüyor. Yani önce kendini bir sosyalist bir ekonomiyi kuruyor. Diyor ki burada risk yok. O yüzden ben buraya riski koymayayım. O zaman ben de şunu derim. Kapitalist
[08:48] sistemde de risk var. Benim sistemimde de. O yüzden ben de riski koydum. Yani herkes kendi sisteminin piramitlerine bakarak mı koyacak bunu? Yoksa objektif bir değere bakıp o mu olmalı, o mu olmalı diye mi karar vereceğiz? Yani
[08:59] burada bir paradoks var. Benim sistemimde olmadığı için ben koymadım diyor. Ben de benim sistemimde olduğu için koydum diyorum. aynı şeye geliyor yani aslında. Dolayısıyla orayı tam olarak temellendiremiyorlar. Şimdi burada baktığımız zaman Marx'ta işçiler
[09:11] maaşlarını peşin alıyorlar. Normalde malın satılıp satılmamasına bağımsız olarak ki zaten kendileri planladığı için satılacağını iddia ediyorlar. Ama Erbakan da böyle devlet planlamacısı, sosyalist bir şey yapam yapmak istemediği için tam olarak biraz serbest
[09:24] piyasa olması gerektiğini düşündüğü için burada bir risk söz konusu ama burada artık değerinde tamamen sermayedere gitmesini istemiyor Ermakan. Dolayısıyla bunun bir şekilde işçilerle eşit üleşilmesini veya daha böyle farklı
[09:38] oransal yollarla üleşilmesini, paylaşılmasını istiyor. Bu noktada da Erbakan aslında para teorisini bunun üzerine kuruyor diyebiliriz. O da şu.
[09:48] Normalde siz işçiye peşin ücretini, sabit ücretini verdiğiniz zaman sizin işletmenizin giderlerinden bağımsız, riskinden bağımsız, malı satıp satamamamızdan bağımsız işçi parasını her türlü alıyor. Kafasına herhangi bir şey düşünmesine gerek yok. İşini yaptığı
[10:02] sürece parasını alacak. malın satılıp satılmaması eee herhangi bir riske söz konusu olup olmaması onu ilgilendirmiyor. Normalde Erbakan da diyor ki dolayısıyla ben işçiyi de biraz riskin içine dahil edeyip sosyalizme kaymak istediği için biraz işçiyi de
[10:16] işin içine dahil edeyim artık değerden işçi de nem alanabilsin temel dediği şey bu. O yüzden Erbakan'da şöyle bir şey var.
[10:29] emek, zaman, risk artı üretim araçları artı aktif değer diyebiliriz.
[10:36] Yani Erbakan işçinin ücretini cashin vermiyor. Birazdan sistemin nasıl çalışacağını şey yapacağız. Yani işçiyle bir nevi mal satılırsa onun yüzde şu kadarını işçilik ücreti olarak dağıtacağım diye işçi ve işveren
[10:51] bir sözleşme imzalıyorlar. Henüz mal üretilmeden önce karşılıklı anlaşıyorlar. Yani riski her ikisi de üstleniyor. İşçi diyor ki ben işte %10ına bu işi yaparım, %20'sine bu işi yaparım.
[11:02] %30'una yani pazarlık yapıyorlar.
[11:04] Dolayısıyla artık değerden işçi de sermaye dar kadar olmasa bile nem alanmış oluyor. Bu da aslında aradaki makasın azalmasına daha adil ani bir sistem olmasına yoluyor. İşçinin maaşını peşin vermiyoruz. Mal satılmazsa elde
[11:18] bir para kazanılmadığı için işçi de parasını alamıyor. Herbakan bu şekilde bir düzen kurmaya çalışmış. karasal düzen. Dolayısıyla mal satılırsa gerçekten realize olursa, oradan bir gelir elde edilirse o zaman sözleşmemiz,
[11:31] anlaşmamız karşılığında işçi bu artık değerden payını dairecek. Temel iddia ettiği şey bu. Ve Marx'tan farkta bu.
[11:38] Marx'ta sabit ücret vardı. Erbakan'da sabit ücret yok. Mal satıldıktan sonra, realize olduktan sonra işçi artık değerden payını alıyor. Dolayısıyla yine sermayer daha fazla risk aldığı için muhtemelen %30'a %70 paylaşacaklar belki
[11:50] ama en azından orada adil bir düzen kurduğunu, eşitsizliğin makasın çok yüksek olmadığını, işçinin de risk aldığı için ona ortak olabileceğini, dolayısıyla bunun hak edilen bir kazanç olduğunu iddia ediyor. Temel nokta aslında bu. Şimdi hazır Marx'a girmişken
[12:05] biraz da bunları eleştirmek adına devam edelim. Şimdi Marx her şeyi ben planlayabilirim. Bende risk yok. Ben zaten tüm ürettiğimi satabileceğim, tüm herkese eşit dağıtacağım vesaire diyordu. Ama biz teoride böyle olmasına
[12:16] rağmen pratikte böyle olmadığını çok rahat bir şekilde görebiliyoruz.
[12:19] Sovyetler Birliği Ukrayna'da mesela 1932-33 yılında çok büyük bir kıtlık meydana geliyor. Planlamayı yanlış yaptıkları için halk bayağı kıtlıkla mücadele etmek zorunda kalıyor.
[12:29] Ukrayna'da Sovyetler Birliği, Sovyet Sosyalist Cumhuriyette birçok kişi ölmek zorunda kalıyor. Veya Çin komünist devletinde 5862 yıllarında biliyorsunuz orada MAO'nun yanlış tarım politikaları nedeniyle milyonlarca Çinli ölüyor.
[12:43] Neden? Yanlış tarım politikası. Yani merkezi otorite yanlış planladığı için, planı doğru yapamadığı için, sosyalizmin sorunu da zaten bir önceki videoda anlatmıştık yani doğru planlama şansın olasılığı çok çok düşükken neredeyse
[12:54] imkansız.
[12:56] Ma'un yanlış planlama sonucu milyonlarca Çinli ölmek zorunda kalıyor kıtlıktan dolayı. Yani dolayısıyla burada doğru planlama olacak diye bir garanti söz konusu asla değil. Şimdi biraz daha eee bu Marx Erbakan biraz karışık gideceğiz.
[13:09] Çünkü eee biraz onun devşirilmiş hali olduğunu düşündüğüm için ben bunları anlatmaya çalışıyorum. Marx'la sosyalizmde herkes eşit olacak. Tüm işçiler işte para alacak, sermayeder diye bir şey olmayacak. Tüm insanlar eşit olacak gibi bir anlayış olduğundan
[13:22] dolayı şöyle bir eleştiri getiriliyor doğal olarak. Bir cerrah ve bir marangoz. O zaman emek zamana göre yapıldığı için 1 saatlik marangoz işiyle 1 saatlik bir cerrahi operasyon madem emek zamanına göre sen bunu
[13:37] fiyatlıyorsun aynı mı olacak? diye bir soru var. Aslında Marx'lar da buna şöyle diyorlar. Hayır, aynı olmayacak.
[13:44] Burada karmaşık emek ve basit emek adı altında iki tane olayın olduğunu söylüyorlar. Ve dolayısıyla burada diyorlar ki karmaşık
[13:56] emek aslında eşittir x çarpı basit emektir. Burada bir katsayı biz belirleyeceğiz diyorlar.
[14:05] merkezi otorite her meslek arasında bir x katsayısı belirleyerek basit emekle karmaşık emeğin orantısal olmasını sağlayacak. E tamam da bunu sen neye göre yapacaksın? Mesela cerrah ve yazılımcı
[14:17] veya işte hemşire ile yaşlı bakıcı yani yakın olabilecek meslekler var ya da uzak olabilecek meslekler bu. Bir de biz bugün bunların niye yakın olabileceğini düşünüyoruz? Bakıyoruz ya işte doktor ne kadar maaş alıyor? İşte yazılımcı
[14:27] bilgisayar mühendisi ne kadar maaş alıyor? Onlar aldıkları maaşa göre piyasadaki ettikleri değere göre biz bugün karşılaştırabiliyoruz. Aslında bu serbest piyasanın aslında bize verdiği bir nimet ama merkezi otorite hiç kimsenin maaşı belli değil. Ben şu an
[14:39] bir yöneticiyim komünist devlette. Bu x kat sayısını neye göre belirleyeceğim?
[14:43] Marangoza kaş diyeceğim. Cerraha kaç diyeceğim? Bilgisayarcıya kaş diyeceğim.
[14:46] Esnafa kaç diyeceğim? Terziye kaç diyeceğim? Ya çiftçiye yani bunu doğru belirleme şansım var mı? Yani gerçekten adil bir şekilde belirleme şansım var mı? Yok. Uyduracağım. Yani en fazla en iyi ihtimalle yakın
[14:59] sayabilirim. Uyduracağım. Dolayısıyla bunu da bu şekilde eleştirmiş olayım.
[15:03] Marxar bu şekilde söylüyor. Sonra bu cerrahla marangozun maaşı konusunda da yine şöyle söylüyorlar. Burada biz cerrahı eğitirken işte 6 yıl eğitim artı toplumsal olarak bir emek zaman harcadıp bir cerrah eğitimi bir cerrah kolay
[15:17] yetişmiyor diyorlar. 6 yıl eğitimi var şunu var toplumsal emek zamanı var. Onu da biz paketin içine katacağız diyorlar.
[15:22] Dolayısıyla cerrah marango daha fazla maaş alacak diyorlar. Bu şekilde bir kendilerince savunması var. Şimdi bunu Erbakan'a nasıl yansıdığını söyleyeceğiz. Erbakan para sisteminde aslında böyle düz bir para yok. Her şey borçlanma üzerine. Yani şöyle
[15:35] anlatabilirim. Para Erbakan'da para eşittir eee mal ve hizmetlerin toplamı.
[15:48] Erbakan'da para mal ve hizmetlerin toplamına eşit oluyor. Kırmızıları Erbakan şeklinde ilerleyelim.
[15:54] Dolayısıyla piyasada her mal üretildiğinde gerçek olarak vaat değil gerçekten üretildiğinde bir buğday veya bir hizmet yapıldığında sisteme bir para gelişi oluyor. Bunu nasıl yapıyor aslında Erbakan? Kredi
[16:08] vasıtasıyla yapıyor. Yani her şey bir borç senedi. Selem üzerine dönüyor diyebiliriz. Selem'i tekrar hatırlayacak olursak selem neydi? Önceki videolarda bahsetmiştik. Selam. Para nakit
[16:23] mal 6 ay sonra. Yani selam senedinde ben sipariş veriyorum. Parayı peşin ödüyorum. Dolayısıyla daha ucuza gelmiş oluyorum. 6 ay sonra çünkü bana teslim edecek. Şu an teslim etse 100 liraysa 6 ay sonra teslim edeceğinde 90 liraya
[16:37] bana satabiliyor. Selem'in olayı bu.
[16:39] para nakit mal vadeli şeklinde geliyor.
[16:42] Ve Erbakan'ın tüm para sistemi, tüm ekonomik düzeni, tüm adil düzeni aslında bu selam üzerine kurulu ve bir planlama üzerine kurulu. Şimdi Erbakan diyor ki herkesin bir kredisi olacak. Yani
[16:57] sistemde paradan ziyade bir borç söz konusu, kredi söz konusu aslında. Onu da yazalım.
[17:05] kişilerin güzel olsun, gerçek olsun fark etmez.
[17:11] Kredi harcama limitleri var. Kredi deyince böyle faizli falan gibi bir şeyler anlamıyor. Yani kredi dediğimiz sana sanal bir harcama limiti veriyor devlet. Ha bunu da neye göre veriyor?
[17:21] Aynı Marx'taki gibi işte senin daha önce yaptığın üretimlere göre yani emek zamanına göre daha önce diyelim ki sen 100 birimlik iş yaptıysan bir 100 birim daha kredi kazanmış oluyorsun. sistem tarafını gibi. Yani
[17:35] böyle aslında eee her ne kadar sisteme verdiysen emek zaman olarak ve şurada bazı işte karmaşık işlerde katsayıları vesaire de var. Eee ne kadar aslında sisteme sen katkı verdiysen mal hizmet
[17:49] olarak emek zaman olarak o kadar senin kredi limitin var. Harcayabilecek sipariş verme limitin var. Her şey sipariş üzerine döndüğü için her şey SLM üzerine döndüğü için bu şekilde olur.
[17:58] Şimdi daha iyi anlayalım. Erbakan diyor ki benim bir limitim var. Bireysel olarak ben Selemediğille birçok şeyi ucuza alabileceğim için diyor. Önceden herkes bir yıllık şeylerini sipariş verir. İşte ben bir yılda ne kadar ekmek
[18:11] tüketeceğim? 350 tane. Hemen gidiyorum fırına 350 tane ekmek selem senedi yapıyorum aslında. Yani dolayısıyla ben bir yılımı planlıyorum işte yumurtacıya gidiyorum. Yumurta selam senin diye.
[18:22] Yani bir yıl içerisinde neye ihtiyacım olacağını planlıyorum. Böyle bir yıllık olabildiğince eee iyi planlayarak selam senetleri yapıyorum. Diyelim ki ben fırıncıyla selam senedi yaptım.
[18:33] Bunu neye göre yapabiliyorum? Mesela 365 e her gün bir ekmek yediğimi düşünürsem 365 ekmeklik selam senedi fırıncıyla yaptım. Nasıl yapabiliyorum bunu?
[18:40] Siparişi olduğu için kredi limitime dayanarak kredi limitini aşıyorsa o siparişi veremem. Ama benim diyelim ki her ekmek bir eee lira olsun, bir kredi olsun. Benim diyelim ki eee hesabımda 1000 kredi var. Yani bu ne demek? Sen
[18:54] 1.000 liralık sipariş verebilirsin demek. Erbakan sistemi hep bu kredi ve sipariş verebilme potansiyeli üzerine dönüyor. Benim 1000 liralık sipariş verebilme limitim varsa ben 365 krediyle gidip sipariş veriyorum şeye fırıncıya.
[19:09] 365 tane bana ekmek verir misin? O kredi şeyimden düşüyor. Limitden düşüyor. 1000 -365 kadar artık benim kredi limitim var. Fırıncı gidiyor. O da işte e uncuya
[19:23] siparişleri topladı ya t mahalleden, herkesten işte topladı toplam bu yıl işte 100.000 tane ekmek üretecekmişim hepsinin e belirledi. Dolayısıyla 100.000 kredilik onun da harcama limiti olmuş oldu. Niye sipariş aldı? O bir
[19:35] sipariş aslında bir nevi para yani.
[19:36] Çünkü ödeyecekler. Eee aslında Selemde halbuki neydi? Para nakitti. Erbakan'da para nakit gibi gözüküyor ama kredi nakit. Borç nakit aslında Erbakan'ın sisteminde. Dolayısıyla ben 100.000
[19:50] liral 100.000 eee ekmek sipariş verin 100.000 liralık kredim olmuş oluyor şeyde fırıncıda. Bir nevi para gibi kullanılıyor bu krediler.
[19:59] Bir sonra gidiyorum ben ondan un alıyorum işte işçilerle anlaşmaya gidiyorum. 1000 100 bin ekmek üretmem lazım bir yıl içerisinde ve bunun için işçi lazım. Güzel plan yapabiliyorum dolayısıyla diyorlar. Hemen piyasadan işçi aramaya başlıyorum. Yani burada
[20:13] sabit bir işte çalışma söz konusu değil.
[20:15] Erbakan'ın sisteminde herkes sipariş alıyor. İşte esnaflar, üretenler, mal hizmet üretenler sipariş alıyor.
[20:22] Siparişe göre de piyasadan işçi buluyor.
[20:24] İşçi mezatı var burada. Gidiyorum işte ben 100.000 ekmek üreteceğim. Sen kaça çalışırsın bana? O diyor ki işte eee yaptığım ekmek başına işte 1 liraya satıyorsan 30 kuruşunu alırım. O diyor abi ben 25 kuruşa çalışırım. O di 28 bir
[20:36] piyasa oluşuyor. Demin yukarıda bahsettiğimiz aslında o artık değerin oluşacak ileride oluşacak. Henüz sipariş var. Üretmedik. Ürettikten sonra oluşacak artık değerin işçiyle işveren bir nevi paylaşıyor. 30 kuruş çalışırım
[20:50] diyor işçi. 70 kuruşu işte işveren alıyor gibi düşünebiliriz ama hala kredi üzerinden dönüyor. Gerçekleşmedi. Mal hizmet gerçekleşmedi. O şekilde düşünebiliriz. Dolayısıyla işçi parasını peşine almıyor. Ekmekler üretilecek,
[21:03] teslim edilecek. Ondan sonra para gelecek. O şekilde düşünebiliriz. Eee ama bazı yerlerde de şey duydum. İşçinin ve üreticinin, çiftçinin parasını devlet ödüyor. Yani eee ekmek üretildikten
[21:16] sonra bunu bildiriyorsunuz.
[21:19] İşçi 30 kuruş alacaksa ona devlet onun parasını aslında vermiş oluyor gibi bir sistem de eee duymuştum. Ama şu anda bu olayı biraz karıştırdığı için böyle düşünelim. Dolayısıyla Erbakan diyor ki burada işçilerin eli yüksek olacak.
[21:32] Neden? Çünkü siparişi alan esnaf veya üretici veya fabrikatör harıl harıl işçi bulmaya çalışacak. Çok sipariş aldıysa, az sipariş aldıysa da ona göre daha az arayacak. Dolayısıyla işçilerin eli güçlü. İşçiler burada bekleyecek.
[21:45] İşverenler, fabrikatörler işçinin ayağına gidecek. İşte benim 100.000 tane siparişim var. Yetiştirmem lazım 6 ay içinde bir an önce çalışmamız lazım.
[21:51] Bana bir an önce işçi lazım. Evet. Evet.
[21:53] Hadi kardeşim. Piyasa yükselecek diyor.
[21:55] İşçi maaşları yükselecek diyor.
[21:56] Çiftçilerin eli yükselecek diyor. Neden?
[21:59] Un fabrikası. Çiftçiden buğday. Un fabrikası işte. 1 ton şey al. Un siparişi almış. Hemen gidip bir çiftçi ayarlamak zorunda. Çünkü 6 ay içinde teslim etmek zorunda. Yani teslim etmezse cezaları var, meslek sistemi var. Birazdan gireceğiz. O yüzden çiftçi
[22:13] rahat bir şekilde oturduğu yerde bekliyor. Fabrikatörler çiftçiye geliyor. Çiftçi işte ona böyle yüksek fiyatlardan satabiliyor. Dolayısıyla orada piyasayı biliyorlar. Dolayısıyla makas açılmıyor. Adilhane bir dağılım gerçekleşiyor şeklinde bir iddiaları
[22:28] mevcut. Her şey ama selem senedi üzerinden, sipariş üzerinden ilerliyor.
[22:33] Dolayısıyla burada aslında para yaratma dediğimiz ilk videolardan bahsettiğimiz Erbakan sistemde parayı nasıl yaratıyor?
[22:41] Pariş ters siparişte bir para yaratmış oluyor aslında. E bu enflasyona yollaşmaz mı diye sorduğumuz zaman o diyor ki siparişler gerçek mal ve hizmet olduğu için sipariş üretildiği zaman zaten kendini realize etmiş olacak.
[22:54] benim orada yarattığım borç yani para diyor. Dolayısıyla mal ve hizmet kadar ben para yaratmış oluyorum. Dolayısıyla enflasyona sebep olmaz diyor ya. Fredman ekolu sabit para ekonomisi değil bu.
[23:07] Üretilen mal hizmet kadar ben para yaratmış olurum diyor. Bunu da sipariş yoluyla sağlayacağım için mal hizmet üretilecek gerçekten diyor. Yani çünkü nakit vermiyorum borç veriyorum. Mal hizmet üretildiğinde o borç kendini
[23:17] gerçekleştirmiş oluyor ve paraya dönüşmüş oluyor şeklinde de bir iddialar var. Dolayısıyla burada Erbakan sabit para sisteminde değil aslında mal hizmet karşılığında üretilebilen para sisteminde olduğunu söyleyebiliriz.
[23:29] Çünkü kredi daha sonra üreten kişilerin kredisi bir o kadar daha artmış oluyor.
[23:32] O kadar daha sipariş verebilme hakkına sahip oluyor. O kadar tüketiyor vesaire.
[23:36] Yani gerçekten az hizmet sonucunda piyasadaki para arzının gittikçe arttığını söyleyebiliriz adil düzende.
[23:41] Şimdi burada adil düzen teorisinde sistemi denetleyebilmek için meslek odaları dediğimiz bir kavram söz konusu ve bir de ahlak topluluğu dediğimiz bir kavram söz konusu. Diyelim ki siz bir iş
[23:55] yeri açacaksınız, bir üretim atölyesi bir şey açacaksınız. Burada aslında bir meslek odaları var. Diyelim ki fırıncısınız. Fırıncılık meslek odasından sizin üye olmanız lazım ve bu meslek odası sizi sürekli denetliyor ve
[24:09] bir nevi kendi kendini denetleyen bir mekanizma kuruyor. Aynı zamanda ahlak topluluğu var. Ahlak topluluğundan tezkiye belgesi almanız gerekiyor. Hani tezkiye biliyorsunuz İngilizce purification diye geçiyor. Yani aslında
[24:20] kendini eee saflaştırma eee bir nevi yani biraz da tasavvufi anlamları var.
[24:26] Bir nevi özüne dönme, benliğini iyileştirme gibi. Yani burada aslında tezkiye şey manasında. Bu adam dürüst bir adam. Bu adam kaliteli bir adam. Bu adam özü öz bir adam demek olur. Tezkiye belgesiz mesela fırın açamıyorsunuz.
[24:39] Ahlak topluluğundan tezkiye belgesi almanız lazım. Bu tarz denetim mekanizmaları kurmuştum da. E kendi meslek odanızdan da belge alması zorundasınız. Diyelim ki siz bir ürün aldınız. Ayıplı ürün çıktı. Biz bugün tüketri mahkemelerine vesaire gidiyoruz.
[24:51] İşte mahkemelerde sürünüyoruz vesaire.
[24:53] Araba alıyoruz. İşte sıfır arabalarda hatalı ayıplı ürün çıkıyor. Geri iade 23 yıl mahkeme sürüyor vesaire gibi durumlar var ya. Bunu görmüşler. Bakan adil düzeninde diyor ki meslek odaları olacak. Galericiler meslek odası. Burada
[25:05] siz ayıplı ürün yaptığınız zaman mahkeme sistemleri falan da var. Dediğim gibi Ursan Hoca bir sistem kurmuşlar ama hepsini şu an detaylı bir şekilde eee anlatmak güç.
[25:14] Mahkemeler de bir şekilde adil olduğunu iddia ediyorlar. Orada adil bir şekilde mahkeme çok hızlı yani günümüzdeki gibi 3 sene sürmeyecek. Bir haftada çözülecek sizin işiniz diyor. Mahkemeden ayıplı ürün çıktığı anda siz paranızı o
[25:27] galericiden değil meslek odasından galericiler meslek odasından hemen tahsil edeceksiniz diyor. Günümüzde bir var. Ben mesela davayı kazanıyorum. Bu sefer tahsil edilir. Burada diyor ki meslek odaları garanti bir şekilde hemen
[25:37] size tahsil edecek diyor paranızı.
[25:40] Galeriden almayacaksınız. Daha sonra meslek odası o galeriyi kendi içinde çözecek, halledecek diyor. Orada bir mekanizma kurmuşlar. Yani eee siz odayla sürekli muhatap oluyorsunuz. Herhangi bir sorun yaşadığınız zaman aldığınız
[25:53] esnaftan veya ticaretinizde o ticaretin odasında muhatap oluyorsunuz. O çözüyor.
[25:58] Daha sonra kendi işlerinde hallediyorlar. Onlar gibi bir çözüm üretmiş. Daha sonra zaten o od o da belki onun belgesini iptal ediyor ya da askıya alıyor ya da onun trimini artırıyor gibi kendi içerisinde bazı eee çözümler üretmiş durumdalar. Burada
[26:11] tabii şöyle bir şey var. Ben terziyim.
[26:12] İşte siparişleri topluyorum. önden sipariş çok olduğu için her şey selam üzerine, sipariş üzerine döndüğü için işte 300 gömlek oradan, 500 oradan yani 1000 tane gömlek üretmem gerekiyor. Eee, bir yıl içerisinde bunu planlamam
[26:24] gerekiyor. Ama bir şey oldu yani. Eee, diyelim ki ben eee, gömleği üretemedim.
[26:29] Yani aslında borçlu kaldım. Bu durumda ne oluyor? Bu durumda işte Erzilart Meslek odası devreye giriyor. Atölyeyi hemen başkasına devretmeye çalışıyorlar.
[26:37] Sizi sistemden itiyorlar. Sizi bir rehabilite tarafına çekiyorlar. Siz çünkü yanlış bir hareket yaptınız.
[26:43] sözünüzde duramadınız. Sistem zarar etmeden diğer gömlekçiler buradaki yapılan siparişleri orada fazla üretim yaparak, kapasite artırım yaparak bir şekilde tamamlayıp olayı çözmeye çalışıyorlar gibi kendi kendini dengeleyici bir mekanizma olduğunu da
[26:57] iddia ediyorlar. Ama ben burada eleştirirken her şey selam üzerine olduğu için, her şey sipariş üzerine döndüğü için burada bir aynı Marksizmdeki gibi, sosyalizmdeki gibi bir planlama paradoksu söz konusu. Yani
[27:11] doğru plan her zaman yapılamaz. Ben bir senelik ihtiyaçlarımı her zaman doğru planlama şansım düşüktür. Dolayısıyla gelecekte ne olacağını da bilmiyorum.
[27:19] Mesela pandemi diye bir şey yaşadık. Bu tarz anomaliler olduğu zaman bu sistemin çok dirençsiz olduğunu görebiliriz. Bir sene herkes siparişini verdi. Pandemi oldu. Mart'ta herkes eve kapandı.
[27:30] Üretimler durdu, sokaklar boşaldı.
[27:34] Dolayısıyla ben sözümü yerine getiremeyeceğim üretici olarak 6 ay sonra teslim diye sipariş almıştım. O siparişi veremeyeceksin. Niye sokağa çıkamadık, üretemedik?
[27:43] Pandemi olduğu için, hastalığın yayılmaması için iş yerleri kapandı.
[27:47] Zorla devlet tarafından kapatıldı bunlar. E ne olacak? Üretemeyeceğim, teslim edemeyeceğim. Tedarik zinciri bozulmuş olacak. E zincir bozulunca bu bir halka şeklinde olduğu için herkes kredi harcadığı için selam senediyle
[27:59] herkes birbirine bir şekilde zincir olarak bağlı olduğu için bir yerde kırılınca sistem domino etkisi yapmaya başlayabilir ve çökebilir. E bu durumda diyor tek çözümleri devlet müdahale edebilir. Devlet ne diyecek? Herkesin
[28:12] kredi hesabına %10 limit artırdım diyebilir.
[28:18] Ha ne oldu? Devlet havadan para basmış oldu. E hani biz zaten havadan para basmayı eleştiriyorduk.
[28:25] Siz işte o gerçek mal hizmet için para basıyoruz biz amaçler gerçek mala dayalı diyorsunuz. Ama böyle pandemi durumunda, böyle bir kriz durumunda devletin böyle bir etkisi hala var mı? Var. Herkese %10 para kredi limitini açtık. Verin
[28:39] siparişleri. Dediği zaman sistemi rahatlatmak için, ekonomiyi döndürmek için ya da zor durumlarda illa pandemi gibi düşünmeyelim. Herhangi bir krizde böyle yapabilir mi? yapabilir.
[28:49] Savunmaları şu olur. Normalde para basarken devletler pandemide de vesaire bu yine azınlık bir kaymağın parayı aldığı aşağıya doğru paranın değerinin azaldığı. Dolayısıyla halk yine bu paradan bir ayda göremedi. Biz en
[29:03] azından herkesin hesabına eşit bir şekilde işte 1000 kredi atacaksak, herkesin hesabına eşit bir şekilde 1000 kredi atıp para yaratacağımız için en azından şimdiki sisteme göre daha adil parayı yaratmış ve dağıtmış oluruz diye
[29:15] bir argüman sunabilirler kendi işlerinde. Yine nebze haklı ama yine de havadan para yarattığının gerçeğini değiştirmemiş oluyor. Şimdi burada ikinci bir eleştiri noktası bu meslek odaları. Bu meslek odaları birçok şeyi belirleyebiliyor. Kimin ne kadar üretim
[29:29] yapacağına. Yani bir nevi işte işte yan dükkan sipah yapmadıysa o da eee diğerlerinin siparişi fazlaysa dağıtılıyor filan gibi biraz daha ahilik usulü şeyler var. Lonca sistemi. Osmanlı videosunda anlatmıştım. Gedik,
[29:42] ruhsat yani kaç tane o işletmeden olacağını vesaire bu meslek odaları belirliyor adil düzende. Yani her şeyde bir planlamacılık söz konusu. Her şeyde bir merkezi otorite söz konusu. Her şey bir sınırlama söz konusu.
[29:55] Yani bu dolayısıyla burada çok fazla sosyalizme kaynış durumda olduğunu düşünüyorum. Ben bunu kızını eleştiriyorum. Yani meslek odası neden kaç tane fırıncı olacağına, kaç tane tercih olacağına karar veriyor. Niye bunların arasındaki sipariş oranlarını
[30:06] dengelemeye çalışıyor? Çok planlamacı.
[30:09] Şimdi daha sonra vakıf sistemi denilen bir sistem getirmişler. Ama mesela buğday vakfı gibi yani şu an bugün Toprak Manseri Ofisi var ya buğday vakı diyorlar ki işte aracılar, komisyoncular builerden çok para kazanıyor.
[30:20] Dolayısıyla bu aracıyı biz devlet yapalım. Yani devlette sürekli merkezi iradede bu adil düzerinde bir güç var yani. Ve merkeziin her şeyi bir yine kontrol etme güdüsü ve çabası var. Aynı Marksizmdeki gibi eleştirdiğim nokta bu.
[30:31] serbest piyasaya böyle sözde yapıyormuş gibi gözüküyor ama devlet her şeyde bir elini parmağını bir yerlerini sokuyor.
[30:38] Şimdi toprak vakfı var diyor. Şey buğday vakfı var diyor. Belde seviyesine kadar örgütlenecek bu diyor. Yani çay gibi filan düşünün. Her beldede, her köyde işte bu toprak şey buğday vakıflarından olacak. Sadece vatandaşa hizmet amaçlı
[30:51] vakıf olduğu için kar etme amacı yok.
[30:52] vatandaşın karını maksimize etme, çiftçinin karını maksimize etme. Yani burada sömürülen bir grubun e ayrıcalıklara taşımak için bu tarz kurumlar çıktığını düşünüyorum ben. Adil düzende çiftçi Ahmet işte 100 ton buğdayını getiriyor beldesindeki vakfa.
[31:05] Normalde aracı verecekti. Aracı onu komisyona götürecekti falan diyor. Ama burada direkt devletin vakfına getirecek 100 ton buğdayı. Vakıf bakacak. O anki raç bedel neyse parasını verecek.
[31:15] Dolayısıyla hasat zamanı şu anda ne oluyor? Çok fazla buğday arzı arttığı için günümüzde komisyoncuların eli güçlü oluyor. Buğdayın fiyatını düşürüyor diyorlar. Ama bizim sistemimizde buğday vakfında iç bedel
[31:30] üzerinden herkesinkini alacağız. Yani fiyat düşmeyecek diyorlar. Satarken de ben depoda tuttuğum için onu diyor.
[31:37] Satarken de kontrollü satacağım. Stoktan satacağım. Dolayısıyla eee kıtlık zamanında mesela diyelim ki stoklar azaldığı zaman bir sürü de alıcı olması gerektiği zaman ben onu normalde yüksek fiyat serbest piyasada onun fiyatının
[31:50] yükselmesi beklenir. Ben fiyatını yükseltmeyeceğim devlet olarak, vakıf olarak kompanse edeceğim. Yine ucuz fiyattan piyasaya sürebileceğim diyor.
[31:57] Yani bir nevi serbest piyasaya müdahale.
[31:59] Bu buğday vakfı dediği sözde çiftçiyi koruyor. Sözde zamanında yine tüketiciyi koruyor. Tüccarı da bir nevi orta dengede tutuyor gibi bir durum söz konusu. Yani burada bir rekabeti engelleyici durum söz konusu. Biraz çok
[32:14] merkezi otorite, çok merkezde ama şey olayı iyi. Belde olaylarında eee bir buğday vakfının olması. Çünkü biz neyi eleştirmiştik önceki videolarda? Comex.
[32:24] Ya buğdayın pamuğun fiyatı niye Chicago'da belirleniyor kardeşim demişti. Comics borsasında burada biz kendimiz bir borsa kurup burada alıcılar fiyat verse, satıcılar fiyat verse, orada bir piyasa oluşsa, yerel lokal bir piyasa, yerel lokal bir
[32:38] borsa olsa, o noktadan iyi. Ama burada borsa değil. İşte devlet işte eee fiyatın düşmesini engelliyor, fiyatın artmasını engelliyor. Müdahaleci bir yapı söz konusu. Dolayısıyla borsa mantığı güzel bence buğday vakıflarının
[32:52] ama müdahaleci yapı mantığı bence güzel değil. Bir de orada şöyle bir şey var.
[32:57] insanın kötü olabileceğini, adam kayırma yapabileceğini unutuyor Erbakan Adil düzen sistemi. Şimdi ben buğday Vakfındaki bir memur olarak adam kayırma yapabilir miyim? Yapabilirim. Rüşvet alabilir miyim? Alabilirim. Yani orada
[33:11] sistemi bozucu unsur yapabilir miyim?
[33:13] Yapabilirim. Niye? Çünkü irade bende zaten. Buğday vakfı olarak merkezi bir güç bende. Orada ben belirliyorum bir şeyleri. Serbest piyasa binlerce kişi tarafından olan şeyler belirlenmiyor.
[33:22] Ben belirliyorum. Ve dolayısıyla burada benim kötü bir insan olma olasılığımı atlıyor. Kötü insan olduğu zaman o merkezi karar verici sistemde sistem patlar.
[33:33] Zayıf noktası, kırılgan noktası adil düzenim bu. Ve sosyalizmde bunlar denendi zaten. Mesela Kanada buğday kurulu diye bir şey var ya da Hindistan'da Food Corporation of India var. Yani bu tarz dengesizlikleri
[33:46] sosyalizm demeyeyim ama eee onlar sosyal fik değil.
[33:50] bu tarz dengesizleri bunu görüp böyle bir sorunu görüp çünkü mağdur oluyor vesaire denenmiş yani bu Hindistan'da kanalı vesaire bu kurumlar daha sonra kapatıldı yani çok verimsiz oldukları anlaşıldı çünkü ya bir şey merkeze
[34:01] koyarsan orada regüle etmeye çalışayım dersen müdahalede bulunursan o verimsizleşiyor o yüzden biz minarşik devleti minimum regülasyonu savunuyoruz piyasa bulsun kendisini zaten sabit para olursileri
[34:14] havadan para yaratamazsa piyasa kendini bulur şu anki bulamamasının sebebi bir bankacılık ve para sistemi kaç defa yüzlerce kez anlattık zaten. Suçlu serbest piyasa değil yani. Suçlu bankalar aslında. Ha dolayısıyla sen merkezden bir şey kontrol etmeye
[34:26] çalıştığında dünyada örnekleri var.
[34:28] Hindistan'da, Kanada'da bunların örnekleri var. Buğday vakfına benzer şeylerin verimsiz oluyor olmuyor.
[34:32] İstediğini yerine getiremiyor. Getiremez de zaten. Teorisi güzel ama pratiği öyle olmuyor işte. Çünkü sen insanların dürüst olacağını düşünüyorsun.
[34:40] İnsanların hep sisteme hizmet edeceğini düşünüyorsun. İşte Süleyman Karagülle vesaire yer bakanı. Ya bunlar işte tasavvuf, Müslümanlık. Müslüman dürüsttür. Müslüman sözünde durur. Ya tamam öyle ama sen sistemini her zaman kötüye göre de
[34:54] kurmak zorundasın.
[34:56] Hep iyi beklersen kötü birisi geldiği zaman sistemini yok eder ve bozar. Yani şimdi burada bir de çeşitli senetler yani para olarak ne kullanılacak hala tammış değil. Selem senetlerinden bahsetmiştik. Şimdi burada eee birçok
[35:10] farklı senet tipinden bahsediyorlar.
[35:12] İşte toprak senedi, altın senedi, demir senedi, buğday senedi yani bir sürü böyle emlak senedi ya böyle 20 tane falan galiba senet çeşidi var. Bunlar bir nevi para aslında sistemdeki para bunlar da senet. Niye? Her şey selem
[35:24] usulü, her şey sipariş usulü. Onun bir senedi olmuş oluyor. Yani borç senedi aslında. Borç senedi paralel videolara para iştir borç graber'dan vesaire geliriz. Yani o mantığı kullanıyor.
[35:34] Dolayısıyla aslında iç piyasada bu tarz senetler dönüyor. İşte toprak senedi dönüyor, demir senedi dönüyor vesaire.
[35:42] Buğday senedi dönüyor. Dış ticareti nasıl yapacağız? Onu altın senediyle yapacağız. Yani bu senetlerin hepsi aslında bir altın senedine korelasyonlu bir oran orantısı var. Bankalar sözde bunun oranını belirliyormuş. Her gün
[35:54] açıklıyorlarmış. İşte buğday senedi şu kadar altın senedine eşittir, demir senedi şu kadar altın senedine eşittir gibi böyle bir eee çevrim bir nevi kurio eee çevrimi var. Yani devlet içerisinde bu tarz senetler daha çok kullanılıyor.
[36:07] Siz senedinizi takas yapabiliyorsunuz.
[36:09] İşte 100 buğday senedi. Banka o günkü kuru kaçsa demir senediyle 100 buğday senedi verip bir demir senedi alıyorsunuz. Onda bir ise mesela eee kur böyle bir sistem kurmuşlar. Dış ticareti de altın bonusu senedi olarak. Çünkü dış
[36:21] ticarete ben buğday seneti verebilirim ama dışarı kabul etmeyebilir. Bu arada onu da söylüyorlar. Dış ticarete birazdan gireceğiz. Eee ama kabul etmeyebilir. O zaman altın bono senediyle yaparız diyorlar. Ve şöyle bir şey var Erbakan bankacılık sisteminde.
[36:35] Ben diyelim ki 10 buğday senedi fazlalığım var. Birikim yapmak istiyorum. 10 buğday senedi bankaya yatırdığım zaman bankada tuttuğum süre çarpı senet sayısı kadar kredibilite elde ediyorum. Diyelim ki 2 sene 10
[36:47] buğday senedini bankada tuttum. 2 x 10 20 buğday senedi kredisi bankadan alma şansım doğuyor. Hakkı doğuyor.
[36:58] Dolayısıyla ben 10 buğday senedimi alıyorum. Bankaya diyorum ki 20 buğday senedde benim kredi hakkım vardı. Onu da ver bana. O senedi de alıp taksit bir şekilde banka öce ödeyeceğim. Tabii ki harcayabiliyorum. Yani buradaki kredi
[37:09] sistemini de bu şekilde kurmuşlar. Kim ne kadar bankada tasarrufunu koyarsa, senetlerini koyarsa durduğu zaman kadar kredibilite ben ona vereceğim. O da o krediyi kullanacak.
[37:21] Bunu da şunu dengeleme için yapmışlar.
[37:22] Günümüzde bankalar havadan para basıyor ya ve krediyi güçlülere zaten parası olanlara zaten ödeyebilecek olanlara veriyor. Girişimcilere vesaire vermiyor.
[37:30] Burada da Erbakan diyor ki sen üret.
[37:32] Senet ne demek? mal ve hizmete dayalı diyor. Dolayısıyla ben ne kadar mal ve hizmet üretirsem onu da ne kadar sistemimde tutarsam zaman olarak o kadar aslında kredi alma hakkını elde ediyorum diyor. Böylece adil bir şekilde ben
[37:44] kredileri dağıtabileceğim. Belli bir kesime daha fazla vermiş olmayacağım.
[37:48] Herkes hak ettiği kadar kredi alabilecek. Çalıştığı kadar. Herkese çalıştığı kadar vardır mantığı.
[37:54] çalıştığım ve community'ye verdiğin kadar zaman da orada community'ye bunu tekrar verme, communityye kullandırma olmuş oluyor. O kadar da kredi alabileceğini söylüyor. Bunun bir denge olacağını, kimilerinin vereceğini, kimilerinin alacağını vesaire bunun
[38:05] denge olacağını, dolayısıyla sistemin ekilibrium denge noktasına geleceğini iddia ediyor. Şimdi vergi olayı, vergi yok diyor. Devlet her şeye ortak. Yani aslında vergi yok diyor ama vergi var. O da şu sen fabrika mı kurdun? Bir işletme
[38:18] mi kurdun? Onun altyapısı var mı? Var.
[38:20] Elektriği var mı? Var. Orada harita mühendisi, bilmem ne tapı kablosu işlemleri var mı? Var. Bunlar hep devletin memurları çalıştı mı? Emek zaman sarf etti mi? Sarf etti. O zaman o işletmenin %5'ine devlet ortak oluyor.
[38:30] %2'sine devlet ortak oluyor. Artık orada işletme sahibinin sözleşmesine bağlı.
[38:34] Her şeyi sözleşmeye bağlamışlar.
[38:35] Sözleşmede herkes adil bir şekilde oranlarını belirliyor. Devlet de masaya oturuyor. İşletme de işçi de herkes masaya oturup zaten siparişlerde selam usulü geldiği için üretilecek mal vesaire de belli. Her şey planlı diyorlar. Mal üretilince gelen paradan
[38:48] %2'si devlet diyor ki benim. İşte o diyor ki %30'u benim. %4 bu şekilde şeh kurmuşlar. Yani devlet her şeye bir nevi ortak. Niye? Oraya hizmet getirdiği için. İşte sana güvenlik sağlıyorsa eee senin orada %1 ortağın olmuş oluyor.
[38:59] Niye sana güvenlik hizmeti sağlamış oluyor? Yani vergiyi de bu şekilde çözmüşler sistem içerisinde. Emeklilik diye bir şey yok. Herkes istediği zaman emekli olabilir veya tekrar işe dönebilir. Yani herhangi bir önden prim
[39:10] ödeyeyim, eee, daha sonradan alayım mevzusu yok. Sistemde kalan kasada arta parayı bir de emeklilik olarak ayırıyorlar. Onu emeklileri aynı Marx'taki gibi cerrahla marangozun katsayıları vesaire vardı ya. Burada da
[39:25] şey herkesin daha önceden çalışırken sisteme verdiği emek, zaman, katkı, kredibilitesi, herkesin bir kredibilitesi var adin düzende. Eee, emekli olduğun zaman daha önce sistemde ne kadar mal ve hizmet ürettiysen, sisteme daha önce ne kadar katkı
[39:38] verdiysen, kredibiliten varsa, ayrılan, arta kalan kasadaki emeklilik fonu dağıtılırken sen üzerine düşen katsayı kadar oradan mal alıyorsun. emekli olmak zorunda değilsin. Bunu az bulursan bu geliri
[39:52] artta kalan para biraz az olacağından dolayı tekrar çalışmaya dönebilirsin veya farklı işlere dönebilirsin.
[40:00] Bu şekilde çözmüşler. Belli bir yaş sınırı falan da yok. 30 yaşında da emekli olabilirim. Sisteme çok fazla çalışıp katkı verdiğimi ve o parayla yetinebileceğimi düşünüyorsam. Ve standart vatandaşlık maaşı gibi bir şeylerden de bahsediyor. Oraları tam
[40:11] çözemedim. Yani diyor ki işte eee kimse miskin düşkün olmayacak ya. Çünkü burada para basmıyorum diyor ama miskine 1000 harcama kredisi veriyor. Yani bir yandan havada adam devlet.
[40:24] Ama o diyor zaten mal ve hizmet olarak karşılığı olacağı için ben burada havadan basmış sayılmam diyor. Şimdi orada miskin birisi var, düşkün birisi var. Ben ona helikopterim hani bahsetmiştik ya havadan 1000 kredi açtım. Tamam senin artık 1000 kredin var
[40:35] dedim devlet olarak. O gitti ekmek siparişi verdi. İşte un siparişi verdi, yağ siparişi verdi. Harcadı o. kredi onlar gerçek mal hizmet olarak üretilecek diyor. Dolayısıyla ben havadan basmış sayılmam devlet olarak diye bir argümanları var. Yani bu bana
[40:48] çok tutarlı bir argüman gibi gelmedi.
[40:50] Üzerine tartışılması, konuşulması lazım.
[40:52] Şimdi dış ticaret noktasına gelirsek önemli konulardan bir tanesi içeride senetler olduğunu 20 30 kadar işte demir, buğday vesaire eml çeşitli senetler olduğunu bir de altın senedi olduğunu söylemiştik. Şimdi iç ticarette
[41:02] bunlar dönüyor. İhracat ve ithalat değil mi? dış ticaret.
[41:07] Şimdi ihracat yaparsam yani dışarıya mal satacak olursam dışarıdaki ülkeyle bir anlaşma yapmam lazım. Diyelim ki ben Rusya'ya bir şeyler satacağım. Rusya'ya diyorum ki Rusya'dan altın olarak alma ihtimalim var veya Rusya kendi para
[41:20] biriminden bana verebilir. Daha sonra ben ithalat yaparken ondan para ödeyeceğim için ona kendi para biriminden ödeyebilirim veya altın cinsinden zaten her yerde geçebilir diye bir iddiaları var. Ve ithalat yaparken şunu da yapabiliriz diyor. Diyelim ki
[41:35] ben işte Amerika'dan laptop alacağım, Apple iPhone alacağım. Apple'a diyorum ki sana ben buğday senedi vereyim mi Türkiye'den? Ya da sana ben işte demir senedi vereyim mi? Sana ben işte tarım senedi vereyim mi? Şu kadar bu iPhone
[41:47] karşılığında Apple bunu kabul edebilir diyor. Niye? Daha sonra Amerika'da eee bir bizden eee mal alacağı zaman bize tekrar o buğday senedini verir diyor.
[41:57] Ama böylece dış ticaret açığı yaşayamayız diyor. Ya da ben Apple'a diyorum ki sana altın senedi vereyim. O zaten para. Bunu nasıl yapıyor? Arada her zaman devlet bankası var ve devletin
[42:09] kontrollü altında. Ben şimdi ithalatçı olarak Apple Apple getireceğim ya ama benim elimde altın senedi yok. Aldığın senedi genelde bankada duruyor. Piyasada diğer mal senetleri dönüyor.
[42:22] Ben bankaya geliyorum. Diyorum ki ithalatçı olarak elimde işte eee 10.000 tane buğday senedi var. Bana altın senedi verir misin? Apple'a göndereceğim altınları ki bana iPhone göndersin.
[42:35] Banka bakıyor. Dış ticaret açığımız var mı? Dengeler nasıl? Aa biz çok fazla ithalat yapmışız. İhracat az yapmışız.
[42:42] Şu an iPhone alamıyoruz. Ya da işte şu an ben araba ihraç Tesla eee ithal edemem. Çünkü e çok fazla eee ithal etmişiz. İhracatımız onan nispeten az.
[42:53] Diyor ki ithalatçıya maalesef altın bonosu sana veremiyorum. Çünkü eee straat açığı vermememiz lazım.
[43:02] Dolayısıyla sen Apple'ı bir şekilde 10.000 buğday senediile iPhone getirmeye ikna etmen lazım diyor. Bizim ithalatçı Apple'ı ikna edebilirse ne hali? İkna edemezse de iPhone gelmez diyorlar. Yani bu şekilde anlatıyorlar. Eee,
[43:15] dolayısıyla e burada dış ticaret her zaman dengeli olacağını iddia ediyorlar.
[43:19] Ama halkın bundan bazı yerlerde mahrum olabileceğini, mahrum olmak istemiyorsa halk ihracata yönelsin. Bol bol üretsin, bol katma değer yapsın, satsın.
[43:29] Dolayısıyla sattığı kadar dışarıdan da mal alabilir. Sen Tesla almak istiyorsan kardeşim burada Tesla parası kadar kazanıp satabilmen lazım diyor. Bu şekilde bir düzen aslında dış ticaret düzeni kurmuşlar. halk burada biraz
[43:41] mağdur olabilir vesaire ama eee bu dış ticaret açığının artması aslında tüm halkı daha fazla mağdur edeceğinden dolayı bunu kabul etmemiz lazım diyorlar aslında. Günümüzdeki mesela ÖTVin çok yüksek olduğunu Türkiye'den bahsediyoruz. Türkiye'de buna benzer bir
[43:55] politika izlemeye çalışıyor. Şimdi ülkelerdeki en fazla dış ticaret açığı aslında enerji ve otomobilden geliyor dünyada. E biz çok fazla otomobil ithal edersek dış ticaret açımız çok fazla
[44:08] artmış oluyor. Çok fazla. eee açık vermiş oluyoruz. Devlet de diyor ki kardeşim sen bir araba almak istiyorsan içeride iç piyasada ani Erbakan'ın sistemi gibi bir araba kadar değer ürettiğini, mal hizmet ürettiğini bana
[44:22] kanıtla diyor. O yüzden araba 100.000 liraya 100.000 lir da ÖTV koyuyor devlet. Bir araba bedeli kadar da ÖTV koyuyor. Onun mantığı da o. Çünkü onu koymazsa dışarıdan çok fazla dışar açığı olacak. Yani sen üretmediğin kadar
[44:34] dışarıdan almış oluyorsun. Bu da çok senin ekonomini çok kötü hale getiriyor.
[44:38] Devlet diyor ki sen içeride bir araba alacak kadar mal hizmet ürettiğini bana kanıtla. İyi. O kadar parayı bana ver. O zaman hak etmiş oluyorsun işte dışarıdan diyor. Erbakan adil düzen mantığı dışarı buna benziyor. İkinci bir olay ben
[44:50] altınla ticaret olayını tam anlıyorum.
[44:52] Yani tamam Erbakan'ın sisteminde eee şey kaydi para yok. Dolar dünyada rezerv para birimi değil. Altın dünyada rezerv para birimi kendi sisteminde öyle en azından karşı kabul eder etmez. Tamam anlıyorum. Ama bu altını transfer etmek
[45:06] kolay bir şey değil ya. Ya ben ithalatçı olarak işte Merterde ben bir tekstilci olarak ihracat yaptığım zaman 20 tane ülkeye her birinden bana altınlar neyle gelecek? Yani bunun kargo masrafı şeyi ya bu olmaz.
[45:20] E desek ki öyle şöyle diyorlar. Orada kayıtlı lisanslı depocular, altın depocuları, sarraflar, kuyumcular lisanslı olacaklar. Onlar böyle orada o altının varlığını ispat etmiş olacaklar.
[45:32] Dolayısıyla biz fiziksel altın göndermek zorunda değiliz. Oradaki altınları eee kağıdını, sahiplik kağıtlarını göndermeleri yeterli diyor. E bu zaten kısmi altın rezerv bankacılığı oluyor.
[45:43] Her ne kadar lisanslı olursa olsun. Ben yabancı bir ülkeyim. Kendi depomda var gibi gösterip daha fazla altın kağıdı basarım kısmi rezerv. Nasıl olsa herkes aynı anda fizikiyi istemeyecek.
[45:55] Daha fazla dış ticaret yapabilirim.
[45:56] kandırırım yani. Yani fiziksel olarak vermediğin her altın aslında yine kısmi altın rezerv bankacılığına kapı aralıyor. Orayı çözmüş durumda değiller.
[46:05] Mesela zaten Erbakan eksik tarafları biraz da o. Yani dünyayla entegre dünyanın nasıl bu sisteme geçiş yapacağı geçiş planı eksik. Yani burada eee bizim kuracağımız sistemde de en önemli şey belki de bir parasal düzen yaparken en
[46:19] önemli şey dış ticaretin nasıl olacağı.
[46:21] Ya içeride sen çünkü halkını eee forcelayabiliyorsun. Onlara güç kullanabilir. Diyorsun ki şunu kullanacaksınız. On onu kullanayım. Ama dışarıdaki ülkeyi yani herhangi bir yaptırım yapma söz konusu değil. Adam ben bu cinsten istiyorum diye o cinsten
[46:33] vermek zorundasın. Almanın için mi olu?
[46:35] Ya da satmak için aynı şekilde sen bu cinsten isterim dersin. O da onu bulup sana vermek zorunda.
[46:40] Ya da senden almaz. Vazgeçer gider başkasından alır. Bu sefer senin elin düşer. Ya bu denge çok önemli. Dış ticaret neyle olacak? Nasıl bir para birimiyle olacak? Altının olamayacağı aşkar. Demin dediğim gibi çünkü altını e
[46:53] transfer masrafı fiziksel olarak çok fazla yüksek. İmkansız.
[46:57] Kısmi altın rezerv bankacına döner.
[46:58] Lisanslı depocuk bile yapsan, altının orada olduğunu ispat etsen bile her türlü manipülasyona kandırmaca yer çık.
[47:05] Bunu belki de kripto üzerinden yapmak daha mantıklı olabilir. Çünkü blockchain teknolojisinde böyle bir şey mümkün.
[47:13] Dolayısıyla sistemlerde bunu tasarlamak çok önemli. Erbakan zaten bunu tek bir ülkenin bu sisteme geçip başarılı olamayacağını bildiği için D8 denilen İslam ülkelerinin işte İran'ı vesaire de içeride olduğu D8 denilen zirveyi
[47:24] toplayıp kendi aramızda biz bir bu sistemi deneyelim işte dış ticaret olarak kendi aramızda bir kendi para birimimizi kullanmaya çalışalım filan gibi bazı girişimlerde bulundu ama maalesef bu girişim başarısız oldu.
[47:34] Çünkü diğer ülkeler bunda tam motive olmayabilir. Ya farklı dinamikleri göz önüne almamız lazım. Dışarıda bir döviz dolar hegemonyası var ve bu sana bu pazarı kolay yedirmez. Doğru bir çıkışla, doğru bir planla bu işi yapmak
[47:47] gerekiyor. D8 zirvesi, Müslüman ülkelerin kendi arasında bu sistemin geçmesi bitti falan güzel. Ama bunu bir plan çerçevesinde yapmamış Erbakan. Yani gidelim görüşelim işte yapalım plan tadında ve o başarısız oldu. İslam
[48:01] kardeşliği. Biz bir kardeşiz zaten Müslümanlar olarak dolayısıyla ekonomiyi açar. Ama öyle değil. Devletler birbiriyle o kadar da kardeş olmuyor.
[48:06] İşte İran vesaire görüyoruz. Yani bugün bir reel politik var. Erbakan'ın kaçırdığı şey bu. Reel politik. reel politiğe göre bu ekonomik düzeni de kurgulayıp ona göre geçiş planının yapılması gerekiyor. Daha sonra diaspora
[48:19] kısmı var. Mesela diaspora dediğimiz işte eee gurbetçiler. Normalde her ülkedeki gurbetçiler önemli bir maddi birikim kaynağıdır. Erbakan da Almanya'daki gurbetçileri çok büyük e bir maddi potansiyel olduğu için
[48:33] örgütlemeye çalıştı. İşte yeşil sermaye vesaire.
[48:37] Ama günün sonunda iyi yönetilemediği için işte Müslümanlık ayağını oradaki adamın parasını alıyorsun. Burada yatırım yapacaksın. Şu kadar kazanacaksın, şöyle yapacaksın.
[48:46] Bazı katakulliler meydana geliyor. Bazı yönetim eksiklikleri meydana geliyor.
[48:52] Sen çünkü parayı yönetmeyi genel olarak şey olarak tam bilmiyorsun. Doğru bir sistem kurgulamamışsın. Doğru kurum kurulur. Etrafını detaylı bir şekilde planlayamamışsın. Aldın parayı. Ondan sonra insanlar artık tüm paralarını
[49:03] kaybettiler. Markalarını sisteme olan inançlarını kaybettiler ve artık konvansiyonel bankacımeye başladılar.
[49:08] Yani hiç yapmasaydın daha iyiydi belki de bunu. Çünkü güven kaybı olmuş oldu.
[49:12] Ya Müslüman sanki hep karzı hasen yapmak zorunda. İşte Müslüman hep Müslüman kardeşine vermek, yardım etmek zorunda.
[49:17] İşte paraları toplayalım kardeşler.
[49:19] Sonuçta biz de bu da bir eee manevi bir cihattır. Eee toplayalım işte ya değil ki. Müslümanlar da parasını kazanmak istiyor. Ben 100 mark verdiysem 120 mark istiyorum ya. 150 mark istiyorum.
[49:28] Müslümanlar da zengin olmak istiyor.
[49:29] Bunu kaçırıyor. Yani bu bu psikolojiyi kaçırmamak lazım. Müslüman adam böyle saf adam. Her şeye yardım eden ya herkes böyle infak etmek falan peşinde değil.
[49:37] Toplumun belki Müslümanların çok az bir kısmı böyledir. Yani onun dışında birçok kısmı helal yoldan ben paramı artırayım, helal yoldan zengin olayım. E meşru da yani adama kızamazsın da böyle istediği için ister de yani istesin de zaten. Ama
[49:51] senin kurgunu, kurun kuruluş ve yapılarını buna göre düzenlemen gerekiyor.
[49:56] Sen öteki türlü o bir bağış gibi görüyorsun. Sonra parayı çarşur edip yok ediyorsun. Adamla sinirlenir sana.
[50:00] Dinden de çık. Ha bu şekilde olmaz yani.
[50:03] Bu da işte Gazali'nin üç tane üç ihtiyaç teorisi var. Zaruri, haci ve tahsini.
[50:09] Yani temel iyileştirici ihtiyaç. Bir de lüks ihtiyaç. Ya bunlar lüks kısmının hiç olmaması gerekiyor. Yani böyle bir işte gelenekten gelen biraz da tasavvufun etkisi bir lokma, bir hırka.
[50:20] Ya ama öyle değil ki. İnsanın bir nefsi var. Sonsuz bir arzusu var. Cenneti o yüzden istiyoruz zaten.
[50:27] Ya lüksü de Müslümanlar istiyor. E ona göre kurum kuruluş yaparsan Müslümanlar lükse de erişir. Erişsin de zaten. Yani ne erişmek günah değil ki. Bir sürü zengin sahabi var. Yani günah olsa peygamber yasaklardı. Sonra başka bir
[50:40] konulardan atlıyoruz ama işte eee tüm zenginler günümüz ekonomik sisteminde zekat verse hani adil düzeni anlatırken böyle anlatıyorlar ya. Birkaç sunumda görmüştüm. İşte dünyadaki %1'lik zengin var. İşte Amerika'daki o zenginler, Jeff
[50:52] Pozoslar, Bilges bilmem neler, Elmaster, eee, Afrika servetlerinin %5'ini verseler o Afrika hiya olurdu filan.
[51:01] Ya alakası yok. Sabit para düzeninde değiliz biz. Sabit para düzeninde olsak adam verseydi servetinin bir kısmında tabii ki ihya olurdu ama zaten havadan para basıyor. Afrika'ya verdiği zaman basar bir o kadar daha hemen kasaya
[51:11] koyar bir saniye sonra tekrar verdiğinin de bir anlamı kalmamış olur.
[51:15] Y burada sistemi yanlış anlamaktan kaynaklanıyor biz. Biz sabit para sisteminde olsaydık o zaman zengin verdiği zaman bir anlamı olurdu. Şu an sınırsız para sistemindeyiz ve adam istediği kadar havadan istediği canı keyfince para basıp senin mal ve
[51:26] hizmetini alıyor karşılığında. Bu adam yardım yapsa ne olur? İnfak yapsa ne olur? Anlamsız. Havadan yaratıyor çünkü parayı. Zaten gerçek değil. Dolayısıyla Afrika'ya 50 yıldır yardım yapıyorlar.
[51:39] Afrika'da bir kıdım gelişme var mı? Şu kadar bir iyileşme var mı? Yok. Niye?
[51:44] Anlamı yok. Sabit para değil. Çünkü verdiği paranın hiçbir hükmü yok. Yani bu İslami eee durumlarda mesela Çapra var. O da 80'lerde filan aynı bu Erbakan zamanlarında adil para düzen adil ekonomi olabilir mi filan. Ya hepsinin
[51:58] sorunu. Merkezi çok güçlendiriyorlar, devleti çok güçlendiriyorlar. Minarşik değil. Her şeyi sen devlette sosyalist bir bakış açısıyla gidiyorlar. Çünkü kapitalizmi çok kötü görüp ondan sonra kapitalizmle şeyi ayıramayıp e sınırsız
[52:10] parayı sosyalizme yöneliyorlar.
[52:11] Sosyalizm de olmuyor. Ortayı bulmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla çok devletçi bir yapıya geliyorlar. Her şey planlamacı. Her şey devletçi. Devlet her şeyin sahibi filan. İşte devlet e planlar. Devletten bir geçmek zorunda her şey filan. Ya devletin korrupt
[52:23] olabileceğini, devletin yozlaşabileceğini hesaba katmıyorlar.
[52:26] Minarşik olmalı. Devletin gücü mümkün olduğunca az olmalı.
[52:31] sistem. Eee, sonra şimdi yeni bir konuya geçelim. Kooperatifçilik. Bu adil düzende de var zaten bu meslek odaları vesaire. Kooperatif y kooperatiflik güzel bir şey. İnsanın elini güçlendiren bir şey. Ama doğru kurguyla, doğru bir
[52:42] şekilde ilerlenmesi lazım. Günümüzde biz niye mesela şu an kooperatif olamıyor?
[52:45] Çiftçiler aslında mesela aynı köyde bir sürü fındık satan var, bir sürü buğday satan var, bir sürü arpa satan var, mısır satan var. Çiftçilere git köy kahvanesinde bir kooperatif kurmaya çalış. İmkansız ya. Yani başarabilen tek
[52:55] bir iki tane kişi var. Onlar da aşırı Yolgat'ta falan bir yer vardı galiba.
[52:58] Tüm köy kooperatif olmaya karar vermişti. eee, acayip bir refah artışı, acayip bir zenginlik falan olmuştu. Yani kooperatifçilik elini güçlendirir. Çünkü sen bireysel olarak bir sürü traktör almak yerine kooperatife daha az traktör
[53:09] alarak bir kere giderlerini kısarsın.
[53:12] Daha sonra satarken elin güçlü olur.
[53:14] Çünkü 1 ton değil artık eee 100 ton satacağın için toplu bir satış olduğundan dolayı elini güçlü tutarsın.
[53:22] Ayrı ayrı herkesi kandıramazsın. Tüccar kooperatifcilik bu yönden aslında iyi.
[53:26] Bir sürü kooperatif olmalı. Bunlar da serbest piyasada yarışmalı.
[53:30] Kooperatifçlik noktası iyi aslında bunu ama güzel bir kurguda insanları ikna edici bir düzeyde ve böyle haksızlıkları engelleyici bir şekilde yapmamız lazım.
[53:37] Kooperatifte de biz çünkü biraz kandırıldık, yorulduk yani insanlar özellikle bu inşaat kooperatiflerinde falan çok fazla düzen döndü. Çok fazla kandırılma olayı döndü. Artık insanlar yani istemiyor. Kooperatif deyince aklında böyle o inşaatla kaybettiği tüm
[53:50] birikimleri filan geliyor. İnsanların travmaları var.
[53:54] bunları düzeltecek doğru, iyi ve yozlaşmaya kapalı bir kooperatif sistemi kurmamız lazım. Bizim sistemimizde bunlar da olacak inşallah. Mesela İspanya'da Mordragon Corporation var.
[54:05] Devasa bir kooperatif. 80'lerde falan kuruluyor galiba. 80.000 çalışanı var.
[54:10] 10 milyar eurodan fazla geliri var. Şu an yeni üye alımına kapalı. Bevasa bir kooperatif. Yani İspanya'nın en büyük şirketlerinden bir tanesi 4 şirketi, 3 şirketi falan İspanya'nın bir kooperatif yani mesela. Dolayısıyla kooperatifin
[54:22] gücünü gerçekten hafife almamamız lazım.
[54:24] İnsanlar birleştiği zaman çok devasa kooperatifler meydana getirebilir.
[54:28] Mesela Türkiye'de örnek verecek olursak tam kooperatif değil ama Oyak var mesela. Oyak ne kadar büyük aslında bir nevi kooperatifsi bir şey. O da ordu mensuplarının oluşturduğu birçok insanın
[54:39] katkı sağladığı bir oluşum.
[54:44] Yani eee burada bunun gücünü keşfedip sistemimizde bunları kurgulamamız gerekiyor. Kooperatif için iyi bir şey.
[54:50] Mesela Yeni Zelanda'da Fontera kooperatifi var. Bu süt kooperatifidir.
[54:54] Ya dünya süt piyasası %30'u falan herhalde ellerinde. Yani süt piyasasına hani Ferrara fındığı kontrol ediyor ya da de neredeyse bunlar kontrol edecek.
[55:00] Yani Yeni Zelanda'daki süt kooperatifi.
[55:02] Yani normalde Yeni Zelanda'da böyle bir şey beklemezsin ama komün olunca, kooperatifli olunca elin bayağı güçleniyor ve doğru yönetilirse ve yozlaşmaya kapalı olursun. Böyle bir sistemi kurgulaman lazım. Yani yozlaşmaya kapalı olsun. Ya insan
[55:15] kötülük yapmaz dememen lazım. Kötü insanın elinin boş kalacağı bir sistemi tasarlaman gerekiyor.
[55:21] Çünkü Alman sosyolog var Michel diyor ki yani her sistem her sistem eninde sonunda azınlık bir elit tarafından yönetilmeye muhtaçtır diyor. Eğer sen bunu sınırlayamazsın.
[55:31] Ya bu devlet de böyle adil düzendeki o merkezi işte buğday vakfı da öyle. Yani bunlar böyle olur. Bunu sınırlayıcı şeyleri koyman lazım mutlaka. Şimdi bir de mesela bu eee Erbakan yaparken işte Müslüman ülkeler arasında bir sistem
[55:44] kuralım filan. Ya aslında bu sistemin tüm dünya ülkelerinde olması lazım.
[55:47] Petro, dolar gibi bizim bir sistem kurmamız lazım. Müslüman olsun, olmasın, gayrimüslim olsun. Rezer para olarak bizim dediğimiz şeyi kullanabiliyor olması gerekiyor ki bir anlamı olsun.
[55:56] Sadece ben Müslümanlar arasında bir ekonomi döndürürsem dışarıyla bu sefer yine elim çok güçlü olmaya. Bizim bu tarz bir şey bulmamız gerekiyor ve faaliyetlerimizi ve plan ve adımlarımızı buna göre yapmamız gerekiyor aslında.
[56:07] Mesela Erbakan bu adil düzeni yapmış.
[56:09] Yayarken bir sürü yerlerde yurt içi yurt içi konferanslar vermiş. Şey duymuştum.
[56:13] Bu adil düzen konferansını Almanya'da yaparken gitmişler Almanya'daki bu konuyla alakalı işte ekonomist, politikacı vesaire ne buldularsa akademisyen önemli kişilerini akil adamlarını deyip para vermişler. İşte 1000 2000 mark vermişler. Hani gelin
[56:28] sadece bir saatlik bir ik saatlik bir konferans vereceğiz. dinleyi.
[56:32] Çünkü adama sen yaysan bile gelmez ki.
[56:34] Motive etmen lazım. Çok akıllıca bir hareket. 2.000 L mark verince, 2000 mark verince adamlar gelip dinlemişler. Hatta bazıları etkilenmiş demiş, "A İslam'da böyle miydi?" Yiyor. Adam İslam'da böyle şeyler olduğunu bilmiyor.
[56:45] Dolayısıyla orada bir şeyler öğrenir falan demiş. "Güzel buralardan teoriler çıkar falan filan." Yani belki orada öğrencilerine bahsedecek. Bu bir etkiyle büyüyen bir kartopu etkisiyle büyüyebilecek.
[56:55] Ama bunun içinde ne lazım? Sermaye lazım. Yani bu tarz fikirleri yapmak yetmiyor. Yaymak lazım. Yaymak için de para lazım. Güç olması gerekiyor.
[57:04] İnsanlarca para vererek dinletmen lazım.
[57:07] Para vererek reklamını yaptırman lazım.
[57:08] Yayman lazım.
[57:11] Lobicilik yapman lazım. Yani bu Yahudilerin yaptığı şeyi yapman gerekiyor.
[57:17] İpacak diye bir tane siyasi lobi var Amerika'da. Milyar dolar bütçesi var bağışlar yoluyla. Bu IPA ne yapıyor?
[57:24] Siyasi lobcilik yapıyor. Amerika'da senatör satın alıyorlar. Parasını veriyorlar. Senatöre diyorlar ki yılda 50 milyon dolar İsrail leyhine politikalarda oy vereceksin. Senato'da bu iş böyle oluyor. Adil düzen yapmak yetmiyor. Yani yaymak için sermaye
[57:38] bulman lazım ve bu sermayeyi böyle saçman lazım, dağıtman lazım. Yerli yabancı fark etmez. millete rüşvet gibi bir şeyler vermen gerekiyor. Yani rüşvet değil de o motivasyon parası tarzı bir şey. Konferansını dinletmek için para
[57:49] vereceksin.
[57:52] Akademide adam paper basması için bu konuda önemli bir dergide makale yayınlaması için 1 milyon dolar vereceksin.
[58:00] Basar o zaman. Çünkü bu bu şekilde yayılabilir. Yayılma politikası da yok yani bu adil düzende. Birçok şey dolayısıyla eee problematik ama çok güzel bir başlangıç noktası. Bizim bunu alıp yanlışlarını görüp farklı
[58:14] içtihatları yeni sistemden devam ettirmemiz gerekiyor. Dediğim gibi bu bir basamak. Aynı katılım bankaları gibi. Bunların hepsi bir adım. Adımı ata ata ata ata ata bizden sonra bizim üzerimizden de bir adım atıp devam edilecek.
[58:25] Bu bu şekilde ilerleyecek ve en sonunda İslam'ın emdettiği düzeni geçilmiş olacağını varsayıyoruz. Yani inşallah Allah'ın izniyle.
[58:33] Genel olarak adil düzen de bu şekildeydi.
[58:37] Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
[58:38] Herkese iyi günler diliyorum. Yeah.
