# İslami Finans: Katılım Bankaları Nasıl İşler

İktisat · İslam Medeniyeti 2.0, 7. bölüm · 8 Mar 2026 · 1:26:31

Bağlantı: https://kokfinans.org/video/islami-finans-katilim-bankalari-nasil-isler  
YouTube: https://www.youtube.com/watch?v=GzIEWhuy7bA

Katılım bankaları ve günümüz İslami finans kurumları Kur'an, sünnet ve klasik fıkhın koyduğu ilkeleri ancak kısmen uygular. Murabahadan sukuka, organize teverruktan arbuna kadar temel araçlar sahiplik ve kâr-zarar ortaklığı ölçütüyle sınandığında çoğunun hile-i şer'iyyeye kaydığı görülür. Bunlar birer adımdır, nihai çözüm değil.

### İslami Finansın Kısa Tarihi

İslami finans gerçekten Kur'an'ın, hadislerin ve eski ulemanın koyduğu kurallara uyuyor mu, yoksa konvansiyonel finansın İslami bir kılığa büründürülmüş hali mi? Müslümanlar itibari para sistemine karşı geç bir bilinç geliştirdi; İslami finans ancak 1970'lerden sonra kurumsallaşmaya başladı.

Kronoloji şöyledir:

- 1963'te Mısır'da Mit Ghamr Tasarruf Bankası, faizli kredi yerine kâr-zarar ortaklığıyla üretim finansmanı denemesi olarak kuruldu.
- 1970'lerde Suudi Arabistan'da İslam Kalkınma Bankası, 1975'te ilk tam teşekküllü İslami ticaret bankası sayılan Dubai Islamic Bank kuruldu. Hareketin Körfez'de başlaması petrol sermayesiyle ilgilidir.
- 1990'da kurulan AAOIFI (İslami Finans Kuruluşları Muhasebe ve Denetim Kurumu), dünyadaki İslami finansın çatı kuruluşu haline geldi.
- 2000'lerde HSBC ve Deutsche Bank gibi City of London bankaları Körfez sermayesini görüp Dubai'de İslami finans birimleri kurdu; 2008'den sonra sukuk piyasası hızla büyüdü.

Burada çalışan Harris Irfan *Cennet Bankerleri* kitabında, konvansiyonel ürünü İslami hale getiren bir "kara kutu" yaptıklarını ve bir "canavar" yarattıklarını itiraf eder.

### Hile-i Şer'iyye ve Para Vakıfları

Geleneğin güçlü bir ticari birikimi vardır: armatör bir tüccar olan Ebû Hanîfe'nin öğrencisi İmam Muhammed, para kazanmanın haram olduğunu iddia eden sufilere cevap olarak *Kitâbü'l-Kesb*'i yazmıştı.

Hristiyanlar da faiz yasağını bir hile-i şer'iyye ile aştı. Kilisenin "üçlü sözleşmesi" şöyle işler: kilise tüccara 100 altınla ortak olur (ortaklık), ana parasını sigortalatır (sigorta) ve gelecekteki kârını tüccara şimdiden 5 altına satar (kâr satışı). Sonuçta 105 altını garantiye almış olur. Bundan sonra Batı'da "ip kopar".

Osmanlı'daki para vakıfları da katılım bankalarına benzer bir mantıkla işliyordu, ama kazançlarını hamam, eğitim ve sosyal adalet gibi toplumsal harcamalara dağıtıyordu. Bugünkü kurumlarda ise kâr özel hissedarlara gidiyor. "Realist olup kumarhanedeki helal makinelerle yetinmeliyiz" diyen hocalara katılmıyoruz. Batı'nın 300-400 yıllık birikimiyle yarışılamayacağı eleştirisi de yerinde değildir: Batı normsuz olduğu için deneme-yanılmayla ilerliyor, Müslümanların ise Kur'an ve hadiste hazır bir normu var.

### Temel Araçlar: Murabaha, Müşareke ve Mudaraba

**Murabaha** aslında şeffaflık demek: satıcı malı kaça aldığını ve ne kadar kâr koyduğunu açıkça söyler. Amacı saf köylüleri korumaktı. Bugün banka 1 milyon TL'lik arabayı alıp 1,2 milyona vadeli satıyor. Bankanın işi galericilik değil para olduğu için bu etik bir soru işareti taşıyor, ama faizli krediye göre bir *ehven-i şer* sayılır. Katılım bankalarının işlemlerinin yüzde 90-95'i murabahadır.

**Müşareke** sermaye oranında kâr ve zarar paylaşılan ortaklıktır. **Azalan müşarekede** müşteri taksit ödedikçe evdeki payı artar, finansörün payı azalır. Örneğin müşteri yüzde 75'e ulaşmışken 100.000 liralık bir sel hasarı olursa 25.000 lirasını finansör ödemek zorundadır. Bugünkü uygulamada ise zarar riski çeşitli hilelerle en aza indiriliyor.

**Mudaraba** bugünkü melek yatırımcılığa benzer: biri parayı ve riski, diğeri emeği ve zamanı koyar; finansör işe karışmaz, zararda biri parasını, diğeri emeğini kaybeder.

### Selem, İcâre ve Sukuk

**Selem**, vadeli satışın tersidir: para peşin, mal sonra teslim edilir; bugün 120 lira olan buğday 100 liraya alınabilir. **Paralel selemde** tüccar Brezilya'dan bir ton kahveyi 100.000 dolara selemle alıp aynı anda Türkiye'ye 120.000 dolara selemle satar. Alimlerin çoğu bunun, tamamlanmamış bir akdi yani borcu satmak olduğunu ve "bir satışta iki satış yapmayın" hadisine aykırı düştüğünü söyler.

**İcâre** kiralamadır ve helaldir; ancak dolu hasarı ya da bakım masrafı gibi risk mülk sahibine aittir. Peki İslami bankalarda zarar gerçekten yatırımcıya yansıtılıyor mu?

**Sukuk**, havalimanı ya da baraj gibi bir projeye ortaklık senedidir: yatırımcılar kârı da zararı da paylaşır, sonunda varlık satılıp gelir dağıtılır. Dubai World örneğinde sözleşmeler iyi kurulmadığı için kaos çıktı; bugün sukuklar çoğunlukla sat-geri kirala biçiminde icâre sukuku olarak çıkarılıyor ve sahiplik soru işareti taşıyor. Kaba bir formül verelim: bir araçta gerçek sahiplik ve kâr-zarar ortaklığı varsa büyük ihtimalle caizdir.

Faizli düzenle yarışmak zor; ama umutsuzluğa kapılmamak için Enfâl suresi 65-66. ayetler yol gösterir: sabırlı 100 kişi 1000 kişiye galip gelir, zayıflık görülünce oran 200'e iner.

### Teverruk, İne, Vaat ve Arbun

**Teverrukta** Ahmet bir ton buğdayı vadeli 1200 liraya alıp piyasada peşin 950 liraya satar; gerçek bir ticaret ve risk olduğu için birçok alim bunu caiz görür. **Organize teverrukta** ise banka metal borsasından 100 liraya bakır alır, müşteriye 120 liraya vadeli satar ve sonra müşteri adına tekrar 100 liraya satar. Ortada risk yok, sadece fazlalık var:

> Görünüşü tamam, helal yani ticaret yapılıyor, gerçek bir mal var filan.

Ama "ameller niyetlere göredir" ve birçok alim bunu caiz görmez.

Diğer kavramlar:

- **İne satışı** (sat-geri kirala): sahiplik ve zarar gerçekten alıcıda kalırsa sorun yok, ama çoğu zaman öyle olmuyor.
- **Vaat** dinen bağlayıcıdır ama hukuken zorlanamaz. Katılım bankaları onu cezai yaptırımlı bir garantiye çeviriyor.
- **Arbun** (kapora) Hanefî ve Şâfiî mezheplerinde garar yüzünden caiz değil, yalnızca Hanbelîler izin veriyor; katılım bankaları Hanbelî görüşe uyuyor.
- **Borç satışı** yasaktır; bu yüzden 1000 liralık çeki 800 liraya alan faktoring haramdır, ama eşit değerde havale caizdir.
- **Sarf akdi** (döviz, altın ve gümüş değişimi) yalnızca peşin yapılabilir.

### Tekâfül ve Zekâtın Ekonomik Hikmeti

Sigorta, riski ortadan kaldırıp sigortacıya risksiz kazanç sağladığı için caiz değildir. **Tekâfülde** ise örneğin bir mahalle ortak havuz kurar, hasarlar buradan ödenir, artan para geri dağıtılır.

Zekât ise bir piyasa düzenleyicisidir. Fakirin harcama eğilimi yüksek, zenginin düşüktür. Fakire verilen yüzde 2,5'lik zekât çarpan etkisiyle çok daha büyük bir ekonomik hareket doğurur. Bugün elde neredeyse yalnızca faiz oranı kalmışken İslam'da zekât, kenz yasağı ve kâr-zarar ortaklığı gibi birçok dengeleme aracı var.

### Şeriata Uyumlu Ürünler ve Beyaz Adamın Şer'î Kurulu

Dow Jones İslami endeksinin kriterleri şunlardır: ana faaliyet helal olacak, toplam borç ile faize dayalı menkul kıymetler bir yıllık piyasa değerinin yüzde 33'ünü, faiz geliri ise toplam gelirin yüzde 5'ini geçmeyecek. Manipülatif bir borsada bunlara "şeriata uyumlu" demek tartışmalıdır. Şeriata uyumlu ETF'ler parayı yine Amerika'daki büyük şirketlere taşır; burada Alev Alatlı'nın "hukuki olabilir ama ahlaki midir?" sorusu akla gelir. Tahawwut ana sözleşmesi ve arbunla yapılan açığa satışlar da aynı soruyu doğurur.

Emin Evim gibi sistemlerde 1 milyon liralık finansman, bankadaki 2 milyon yerine 2,5-2,7 milyona mal olabilir. Bu, havadan para yaratan bankalar ve enflasyon karşısında gerçek sermayeyle yarışmanın sonucudur: bir adım, ama çözüm değil.

Maun suresi anekdotunda, gelirinin yüzde 10'unu dağıttığını söyleyen Velid bin Muğîre'ye Hz. Peygamber, Kâbe etrafındaki halkalarda kimsenin halka değiştirmediğini hatırlatıp bunun bir güç gösterisi olduğunu söyler.

Son olarak asset-backed (gerçek varlığa sahip olunan) ile asset-based (varlığın yalnızca gösterildiği) sukuku ayırmak gerekir. Dubai World'de Nakheel arsaları üzerine kurulduğu söylenen sukukun sahipleri, arsaya değil şirket borcuna sahip olduklarını sonradan öğrendi. Fetvaların patronu gayrimüslim olan Londra bankalarının İslami birimlerinden çıkması "beyaz adamın şer'î kurulu" ve "entelektüel sömürgecilik"tir. Vardığımız sonuç şu: bunlar birer adım, bırakılmamalı; çözümsüz olduğumuza inanmamalı ve bu sistemi değiştirmeliyiz. Alternatif çözümleri ileride ayrıca ele alacağız.

## Bölümler

- 00:00 — Giriş
- 03:09 — İslami finansın kısa tarihi
- 13:27 — Para vakıfları ve gerçekçilik tartışması
- 17:36 — Murabaha ve müşareke
- 25:17 — Mudaraba ve selem
- 32:04 — İcâre ve sukuk
- 41:50 — Teverruk ve organize teverruk
- 47:51 — İne, vaat, arbun ve borç satışı
- 1:01:36 — Tekâfül ve zekât
- 1:09:09 — Şeriata uyumlu endeksler
- 1:17:13 — Evim sistemleri ve Maun suresi
- 1:21:36 — Asset-backed ve şer'î kurullar

Etiketler: islami finans, katılım bankacılığı, murabaha, sukuk, hile-i şer'iyye, zekât

## Transkript

[00:00] Selamünaleyküm. Rabbi yessir ve la tuassir. Rabbi tenvin bilhar. Allah'ım zorlaştırma, kolaylaştır işlerimi hayırla sonuçlandır. Bugün aslında
[00:13] birçok ekonomist tarafından da konuşulan tartışmalı bir konuya değineceğiz.
[00:20] İslami finans yani günümüzdeki İslami finanstan bahsedeceğiz. işte katılım bankalarından veya Malezya'daki gibi İslami Finans kurumlarından, kuruluşlarından, finans şirketlerinden
[00:33] bu tarz şeylerden bahsedeceğiz. Acaba İslami finans gerçekten Kur'an'ın emrettiği gibi, hadislerdeki gibi, eski ulemanın söylediği gibi kuralları gerçekten yapabiliyor mu, başarabiliyor
[00:47] mu? Yoksa aslında konvansiyonel finansın bir uzantısı gibi ya da bir başka İslami bir çerçeveye giydirilmiş hali mi?
[00:58] Bunları tartışacağız ve anlamaya çalışacağız. Bu konuyu tabii anlayabilmek için öncelikle dünyada İslami finansın gelişimine de bakmamız gerekiyor. Modern finans dediğimiz
[01:10] olgunun önceki videolarda aslında çok uzun bir tarihi olmadığını aslında 300400 yıllık maksimum bir tarihi olduğunu, kağıt paranın, itibari paranın, havadan para yaratmanın zamanla günümüze geldiğini, en son 1971'de Nixon
[01:25] Shock'la Amerika'nın altınla bağını kesmesinden sonra da bunun tam bir delilik halini aldığını ve Amerika'nın dünyaya hegoman ve bizi rezerv para yaparak dünyayı yönetmesine kadar gelen bir süreç olduğundan bahsetmiştik.
[01:39] E bu sırada Müslümanlar ne yaptı? Buna karşı bir ses çıkarmadı mı veya buna karşı bir bilinç üretmedi mi diye soracak olursak da çok geç aslında buna karşı bir bilinç oluşmaya başladı. Yani kağıt paraya, itibari paraya karşı
[01:54] Müslümanlar ilk başlarda atıl olduklarını, çok fazla bir fikir öne sürebildiklerini söylemek güç açıkçası.
[02:01] Ama son yıllarda özellikle 70'lerden sonra İslami finans gelişmeye başladı.
[02:07] çeşitli fıkıh otoriteleri tarafından tartışılmaya başlandı. Ekonomik bir çerçeve kazanmaya başladı. İlgili kurum kuruluşlar oluşmaya başladı ve yavaş insanların da günlük hayatına
[02:20] girmeye başladı. Günümüzde de pazar payını konvansiyonel finansa göre gitgide artırdığını söyleyebiliriz.
[02:27] Türkiye'de de bu katılım bankaları olarak bize gözüküyor ama başka ülkelerde farklı finans kuruluşları da var ya da emin evim gibi kurum kuruluşlardan da bahsedebiliriz. İslami bir eee kar zarar ortaklığıyla iş
[02:40] yaptıklarından bahsedersek bunların hepsini detaylı bir şekilde bu videoda inceleyeceğiz. aslında hangi tür araçları kullandıklarını, İslam'ın hangi ilkelerini uygulamaya çalıştıklarını ama uygularken acaba başarılı olup
[02:53] olamadıklarını, bunların hepsini görmeye çalışacağız açıkçası. Öncelikle İslami finans denilen kavramın bir geçmişine bakalım. Nasıl yavaş yavaş günümüze
[03:04] kadar geldi? Onu inceleyelim isterseniz.
[03:09] baktığımız zaman 1963'te Mısır'da Midgamr Saving Bank denilen bir e banka ortaya çıktı. Aslında bu Mısır'da bir eee hatırladığım kadarıyla bir üretim amaçlı bir yatırım dolayısıyla çıkmıştı.
[03:23] Bankalardan faizli bir kredi almak yerine acaba İslami bir kar zarar ortaklığıyla bu işi başarabilir miyiz?
[03:29] Gübre fabrikası tarzında bir şey olması lazım. yapabilir miyiz diye kurulmuş bir şey. Oradan aslında tartışmalar eee daha doğrusu düşünmeler başladı. Dünyada da ya evet gerçekten de biz Müslümanlar olarak bir iş yapacağımızda neden bu
[03:44] faizli, sınırsız para basabilen itibari bankalara muhtacız? Biz acaba kendimiz bir komünite oluşturarak bir kar zarar ortaklığıyla İslami bir çerçevede herhangi bir ticari faaliyet yürütemez miyiz? gibi sorular yavaş yavaş İslam
[03:58] dünyasının aklında belirmeye başladı.
[04:00] 1970 yılına geldiğimiz zaman İslam Kalkınma Bankası kuruldu Suudi Arabistan'da. Bu da aslında yavaş yavaş gelişmelerin başladığı tarih. 1975'te e Dubai İslamic Bank yani Birleşik Arap Emirlikleri'e kuruldu. İlk teşekküllü
[04:15] İslami Ticaret Bankası diyebiliriz. İşte burada yavaş yavaş ısınmaya başlıyor.
[04:19] Eee hareketlilik başlıyor. Müslümanlar ticari hayatta acaba gerçekten İslami usullerle bir şeyler yapabilir miyiz diye bu tarz kurumlar kurmaya başlıyorlar. Bu neden ilk başta Körfez'de olmaya başlıyor? Çünkü aslında petrol y bu dönemde Körfez'de çok ciddi
[04:33] bir kapital birikimi söz konusu ve Körfezde de bu zaten çok eşit maalesef dağılamadığı için bu kapitali ne yapabiliriz, nasıl değerlendirebiliriz diye düşünmeye başlıyorlar. Esas buradan aslında bu konu çıkmış oluyor. Bir
[04:45] sermaye birikimi söz konusu oluyor. Yani petrolden dolayı ciddi bir sermaye birikimi söz konusu oluyor. E bunu gidip faizli bankalarda yemek de bir Müslüman için uygun olmayacağı için acaba bunu nasıl bir İslami çerçevede oturtarak
[04:58] yatırım yapabiliriz? Bu parayı nasıl değerlendirebiliriz İslami çerçevede gibi bir düşünce geliyor ve bu tarz kurum kuruluşlar yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyor. Ve 1990 yılına geldiğimiz zaman da Accounting and
[05:11] Auditing Organization for Islamic Financial Institutes yani eee İslamik kuruluşlar için muhasebe ve denetleme kurumu gibi eee düşünebiliriz bunu. Aa OEF zaten en ünlü en duyulan kurumlardan
[05:24] bir tanesi de bu. Yani burada müftü dediğimiz kişiler yani bu konuda İslami konularda fetva veren işte bu konsal araçların caiz olup olmadığını bir kurul tarafından tartışıldığı ve müftülerin
[05:37] olduğu ve o müftülerin de fetva kurulunda fetvalar yayınladığı eee kurum aslında bu dünyaya yön veriyor. Bizim katılım bankaları vesaire de buraya tabii. Yani tüm dünyadaki aslında İslami finans adı altındaki kuruluşların bir
[05:50] nevi çatı kuruluşu diyebiliriz. Orada tartışılıyor, konuşuluyor. Bazı normlar belirleniyor. İstişare, şura usulüyle bu tarz bir kuruluş olduğunu söyleyebiliriz. Zaten eee birçok fetva da artık bu kurumun içerisinde tartışıla
[06:04] dünyaya yayılmaya başlıyor.
[06:07] 2000'lere geldiğimiz zaman aslında konvansiyonel bankalar burada bir pazar görüyorlar. Körfez'deki o sermaye birikimini görüyorlar ve onun kendilerine gelmediğini veya gelmek istemediğini farklı alternatifler içerisinde olduğunu da görüyorlar. C of
[06:21] London'daki adamlar, HSPC'deki, Deşab Bank'taki adamlar bakıyor. Diyor ki bunlar petrol zengini ama bunlar paralarını bir şekilde bizde tutmayıp farklı işler peşindeler. Sanki farklı bir şeyler yapma peşindeler. Dur bakalım
[06:33] biz oraya bir gidelim. Olayı anlamaya çalışalım. Onlara istediklerini biz de veririz diyorlar. Ve 2000 yılında Dubai'de yavaş yavaş City of London'daki normal bildiğimiz konvansiyonel bankaların işte HSPC, Docia Bank eee
[06:45] vesaire gibi bankaların eee İslami finans eee araştırma şubeleri kuruluyor Dubai'de. Hatta Haris İrfan denilen işte Cennet Bankerleri diye kitabı var.
[06:55] Öneririm okumanızı da. E ilk giden ekonomistlerden orada. E ve buradaki İslami departmanda bu tarz şu an günümüzdeki katılım bankalarında kullanılan birçok aracı onlar orada üretiyorlar. Yani hatta Harisfan kendi
[07:09] deyimiyle bir tane black box yaptık diyor. Yani bir kutu gibi bir şey yaptık. Oraya böyle konvansiyonel finans aracını koyuyorsunuz. O kutunun içinden artık İslami bir şekilde o finans aracı çıkıyor diyor. Yani kendine bir öz
[07:20] eleştiri yapıyor aslında. Biz orada diyor çok büyük bir canavar yarattık diyor. Yani o Dubai'deki İslam bankacılıkta her şeyi aklınıza gelebilen günümüzdeki türev, şort, big short, çıplak satış vesaire her şeyin bio konvansiyonel olan ve faizli olan her
[07:35] şeyi bu kutudaki algoritmalardan, o düşünce şeylerinden geçirerek İslami hale getiriyorduk diyor. Bu da kendini öz eleştiri olarak kitabında anlatıyor.
[07:44] 2000 yılında bu tarz şeyler olduktan sonra özellikle Malezya zaten günümüzde de İslami finansın en çok kullanıldığı ve en çok yaygın olduğu eee ve insanların en çok İslami finansa pazar pay olduğu ülkelerden bir tanesi.
[07:55] Malezya'da da İslami finans merkezine doğru dönüşmeye başlıyor. 2008 yılında da eee sokuk İslami tahvil piyasasının hızla büyümesini görüyoruz. Aslında bu sokuğun ne olduğunu aslında bir eee farklı çeşitleri var. Bir nevi eee
[08:08] tahvil diyebiliriz ama normalde tahvil faizli oluyor biliyorsunuz. borç senedidir aslında. Birinin bir finansmana ihtiyacı var. Tahvil çıkarıyor. Bu devletler olabilir veya şirketler olabilir. Diyor ki ben işte 100 milyon dolara ihtiyacım var. 100
[08:20] milyon dolarlık borç seneti çıkarıyor.
[08:21] Küçük küçük parçalarla, senetlerle ve diyor ki işte bunu 10 yıl içerisinde eee 100 milyon doları ben eee 105 milyon dolar, 110 milyon dolar, 120 milyon dolar neyse şeklinde faizde ödeyeceğim diyor. O senet sahipleri de onu alıp
[08:34] uzun vadede aslında bir faiz geliri elde etmiş oluyorlar. Temelinde aslında tahvil dediğimiz şey bu. Bunun İslami versiyonu olan yani bu tarz içinde faiz barındırmayan, daha kar zarar ortaklığına dayalı olan versiyon hukukta
[08:45] 2008'den itibaren yavaş yavaş dünyada duyulmaya ve hukuk İslami hukuk piyasası da dünyada büyümeye başlıyor. Kısacası aslında tarih olarak bu şekilde özetleyebiliriz İslami bankacılık tarihini. Mesela bizim geleneğimize
[08:59] baktığımız zaman da eee İmam-ı Azam Ebu Hanife biliyorsunuz kendisi zaten tüccar, armatör diyebiliriz. Yani gemileri var. Dolayısıyla ticaretin bizzatihi içinde iki tane ünlü öğrencisini biliyoruz. İmam Yusuf ve İmam Muhammed. Eee bunlar da aslında
[09:13] ticaret konusunda eee faiz konusunda vesaire birçok fetvalar olduğunu zaten daha önceki videolarda tartışmıştık.
[09:20] Özellikle riba faiz videosunda İmam Muhammed'in Kitabul Kesp adında bir kitabı var. Yani kazanç kitabı diye çevirebiliriz. Yani kazanma eee kitabı yani kazanmadan kasıt e hayatı idame ettirecek eee kazanç sağlama manasında,
[09:34] çalışmadan kaynaklanan kazanç yani kesp manasında. Bu kitabın orijinali maalesef ki elimizde yok. Biz bunu Serasi'nin şerhinden öğreniyoruz. Yani Serasi bu kitabı şerh ettiği için onun şerhinden okuyarak bu kitabın içeriğine
[09:48] ulaşabiliyoruz. Ve burada aslında İmam Muhammed'i bu kitabı yazmaya motive eden şeyin o dönem bir grup tasavvuf erbabı çıkıyor ve para kazanmak haramdır diyorlar. Yani böyle bir iddia ortaya atıyorlar. E İmam Muhammed de yani
[10:02] hocası armatör ve ticaret ehli. Ya bunun böyle olmadığını kanıtlamak için Kitabul Kesp adı altında bu tarz ticari şeyleri ve bunların fıkhi usullerini anlatan bir kitabını yayınlamış oluyor. Bu bilgiyi de vermiş olalım. Biz zaten bugün birçok
[10:16] fetvaları da eee bu tarz şeylere dayandırarak eee veriyoruz. İslami finans konusunda buralardan bu kaynaklardan yararlanıyor. Daha önceki riba videosunda bahsettiğim gibi aslında burada Hristiyanlar ve Yahudiler de
[10:29] normalde riba yasağına tab. Hatta işte kilise bu konuda çok katı ama daha sonra bir çözüm arayışına giriyorlar ve üçlü sözleşme denilen bir hile-i şeriye ile tabiri caizse bu faiz yasağını aşmaya
[10:43] başlıyorlar. Zaten o tarihten sonra Avrupa'da bu kısmi rezerv bankacılığı, kağıt paraya doğru süren süreç bu Hristiyanlığın faiz yasağının delmesinden sonra, ona hile işeri yaparak delmesinden sonra ortaya çıkıyor. Yahudilerde de yine çok katı
[10:57] bir yasa aslında ama onlar da yine kendi içlerinde Talmut'ta hile-i şeri yaparaktan bir şekilde kendilerindeki kendi içlerinde faiz yemenin yasak olduğu ama darül Harb'te yani dışarıda Müslümanlara, Hristiyanlara yani Yahudi
[11:10] olmayan kişilere karşı faiz almanın yasak olmadığı gibi bir iddiayı temellendirerek Talmut kitaplarında onlar da faiz yaşağını bu şekilde aşmış oluyorlar. Dilerseniz şimdi biraz kilisenin bu faiz yasağını nasıl açtığını, nasıl bir hire-i şeriye
[11:25] yöntemi kullandığını birlikte bakalım.
[11:28] Şimdi burada bir kilise var. Bir de tüccar var. Kilise ile tüccar ortaklık yapmak istiyor. Normalde kar zarar ortaklığı yapmalarını bekleriz. Burada kilise diyor ki sana 100 altın vereceğim. Ortaklık yapalım. Bu birinci sözleşme. Bu hile içeriyeleri. Bunların
[11:42] üç sözleşmede faiz yasağını atlatmak aslında. Birinci sözleşme ortaklık sözleşmesi. 100 altın veriyorum. Daha sonra kilise tüccarı diyor ki ya ben sana 106'nı verdim ama bunun bir sigortasını isterim ana paramın en azından çünkü bunu kaybetmek
[11:56] istemiyorum. Dolayısıyla ikinci sözleşme bir sigorta sözleşmesi. 3üncü sözleşme ise eee diyor ki ben buradan normalde kar edeceğim muhtemelen tabii ki zarar da edebilirim ama çok yüksek ihtimalle kar edeceğimi düşünüyorum. Dilersen sana
[12:08] buradaki karımı şimdi 5 altına satabilirim diyor tüccara. Tücarı da diyor ki tamam yani gelecekteki karını bana şu anda 5 altına satabilirsin.
[12:17] 3üncü sözleşmede kar satış sözleşmesi.
[12:20] Dolayısıyla ne oluyor? Kilise 100 altın veriyor. 5 altınını şimdi aldı. Çünkü gelecekteki karını satmış oldu. Şu an cebinde 5 altın var. Gelecekte ticaret tamamlandıktan sonra 100 altın zaten sigortalıydı. Garanti gelecek. 100 altın
[12:32] da vade sonunda geliyor ve 105 altına ulaşmış oluyor. Ve bu şekilde de aslında faiz yasağını delmiş oluyorlar. Bundan sonra ip kopuyor zaten ve batıda artık faiz yasak olarak anılmamaya başlayıp
[12:45] Martin Luther'le filan birlikte de günümüze kadar itibariy paraya kadar sistem geliyor. Dolayısıyla bu tarz küçük hile içeriyeler aslında ne kadar önemli olduğunu görebiliriz. Hatta bizim daha iyi anlayabilmemiz için normalde
[12:58] İslam'da nedir? Üç talakla bir eee kişi hanımını boşadığı zaman artık o hanımıyla tekrar evlenmek isterse hulle yapması gerekir. Yani o kişinin o kadının gidip başka biriyle evlenip e ilişkiye girip daha sonra tekrar
[13:12] kocasının ondan boşanıp gelebilir. Öteki türlü olamaz. Ama hileşeride hulle denilen bir şey var. Birisiyle evleniyormuş gibi yapıyor ya da evleniyor ancak birliktelik yaşamıyorlar. Birliktelik yaşamadı geri geliyor. Bu şekilde hileyi şeriye
[13:23] yaptıklarını zannediyorlar. Doğrusunu Allah bilir. Eee, oralara karışmıyoruz.
[13:27] Ama hile-i şeriye denilen kavram, eee, bu tarz bir şey. Şimdi katılım bankaları, İslami finansa gelecek olursak, Osmanlı'da aslında durum nasıldı diye bakacak olursak, Osmanlı'da para vakıfları adı altında bir kurum olduğunu görüyoruz. İsminden de
[13:41] anlaşılacağı gibi bu bir banka değil.
[13:44] Devlet de değil, özel şirket de değil.
[13:45] Bu bir vakıf aslında. Bu para vakıflarının günümüzdeki katılım bankalarıyla benzer bir mantıkta çalıştığını söyleyebiliriz. detaylarına birazdan gireceğiz. Ama burada şu ayrım önemli. Para vakıfları bir vakıf olduğu için oradan kazandığı kazancı yine
[14:00] toplumsal harcamalara dağıtıyor. Yani ham hamam yapıyor, eğitim için harcıyor, sosyal adalet için harcıyor. Yani vakıfın yapması gereken şeyleri yapıyor.
[14:10] Dolayısıyla oradan kazanılan kazanç aslında bir nevi yardım amaçlı tekrar dağıtılıyor. Ama günümüzdeki İslami finans kuruluşlarında kazanılan kar tamamen özel sermayedarlar, anonim şirketler olduğu için özel hissedarlara
[14:24] gidiyor. herhangi bir topluma dağılması, bir vakfedilmesi söz konusu değil.
[14:28] Burada bu iki ayrımın yapılması da aslında değerli ve önemli. İşte sosyal medyada bazen bu tarz eee hocaların tartıştığını görüyorum. Bazı hocalarımız daha ümit var. Bu itibari para sisteminin dünyanın içinde bulunduğu şu
[14:41] an sınırsız para basılabilen saçma sapan sistemin değişmesi konusunda ve İslami düzenin gelmesi konusunda bazı hocalarımız da şöyle iddialarda bulunuyorlar. Şu an biz liberal bir düzendeyiz. Maalesef kapitalist bir düzendeyiz. Ve bu düzenin sahipleri City
[14:54] of London ve e Amerika TED istediği gibi burada hegemonyasını sürdürebiliyor.
[14:59] Yani bizim yani realist olmamız lazım.
[15:01] Yani yapacak bir şeyimiz yok. Hani biz o kadar güçlü değiliz maalesef. Burada yapacak bir şeyimiz olmadığı için kendi imkanlarımız dahilinde bu kumarhane içerisindeki helal makinelerımızla yetinmemiz lazım diyorlar. Ben buna
[15:14] katılmıyorum. Bence biz irade gösterirsek bizim yenemeyeceğimiz Allah'ın izniyle hiçbir güç olduğunu da düşünmüyorum. Bazen bir eleştiride şu oluyor. Şimdi günümüzdeki Batı Modern iktisadı geçmişten gelen böyle düşünce
[15:27] birikimleri eee üzerine ekleye ekleye günümüze gelmiş durumda. 300 yıllık bir geçmişi söz konusu. Dolayısıyla orada felsefe yapmışlar, üretmişler, denemişler, yanılmışlar, fikir denemişler, yanılmışlar. Yani günümüze kadar eee bu sistemi getirmişler. Biz
[15:41] İslam finans olarak o kadar e ileri bir düzeyde değiliz. Geçmişimiz de o kadar fazla değil. Dolayısıyla bunlarla yarışabileceğimizi düşünmek, bir anda böyle bir atılım gösterebileceğimizi düşünmek, bir anda onlara rekabet edip
[15:53] onları yenebileceğimizi düşünmek çok mümkün değil diye bir eleştiri geliyor.
[15:56] Ben katılmıyorum. Demin bahsettiğim gibi İmam Muhammed Kitabul Kesp kitabında bu tarz konuları daha hiç kimse konuşmazken dünyada yazmış. Bunların fetvalarını vermişler. Bizim ulemamız bu konular konuşulmuş aslında. Yani bizim tarihimiz
[16:09] bir kere onlardan daha eski eee durumda.
[16:11] Bir de bu adamların bir noru olmadığı için kendileri pozitif bilime sözde inandıkları için düşünüyorlar. Şöyle yapsak acaba olur mu deniyorlar olmuyor.
[16:20] Aa o zaman şunu şöyle yapalım. Yeni bir sistem geliştiriyorlar. Neo, Neo, neo diye gidiyor. Klasizm, neoklasizm, liberalizm, neoliberalizm, sosyalizm, neososyalizm. Yani sürekli geliştire gidiyorlar. Dene, yanıl, düşün yanıl şeklinde ilerliyorlar. Ama bizim
[16:32] öyle bir şey yapmamıza gerek yok.
[16:34] Onların süresi bu yüzden uzun sürüyor.
[16:36] Bizim normumuz var. Bizde Kur'an-ı Kerim ve hadislerde net bir şekilde ekonominin nasıl olması gerektiği açık bir şekilde yazıyor. Biz alacağız sadece oradaki normları. Çünkü Allah göndermiş. Biz müslümansak, buna inanıyorsak bunu
[16:46] Allah'ın gönderdiğini iman ediyoruz.
[16:48] Yani bunun kesin doğru olduğunu biliyoruz. Benim bunu deneme yanılma yapmamı, düşün yanılma yapmamı, simüle etmeme vesaire bir şeye gerek yok aslında. Dolayısıyla ben çok ilerideyim.
[16:56] Allah bana gerçek doğru sistemi vermiş.
[16:58] Onu sadece uygulamak kalıyor geriye.
[17:00] Dolayısıyla burada arada 300 400 yıllık fark var. Bizim de en az 300 400 yıl çalışmamız lazım. O seviyeye gelebilmemiz için yanlış bir argüman.
[17:06] Allah zaten sana direkt normu vermiş doğruyu sen sadece uygulamak kalıyor.
[17:10] Düşünmene gerek yok artık. Yani o yüzden bu eleştiriyi de ben açıkçası kabul etmiyorum. Şimdi dilerseniz günümüzdeki İslami finansta acaba bazı terimler var.
[17:20] Bunların neler olduğunu, nasıl çalıştığını hani basit örneklerle bu işlemlerin aslında ne ifade ettiğini ve günümüzdeki İslami bankacılığın bunu nasıl yaptığını ama gerçekte İslam'ın emrettiğinde aslında nasıl olması gerektiğini bunları detaylı bir şekilde
[17:34] inceleyelim. Çeşitli kavramlar var.
[17:36] Murabaha, müşareke, azalan müşareke, mudaraba, selam, teverruk vesaire. Yani bir sürü terim var. Bu terimleri günlük hayatta duyuyor olabiliriz. Ya da İslami finans tartışmalarında da bazen görüyoruz. Böyle karmaşık terimler gibi
[17:48] gözükebiliyor ama aslında çok basit.
[17:50] Yani özleri çok basit. Dolayısıyla çizerek örnekler üzerinde anlatırsak ben çok rahat bir şekilde anlayabileceğimizi düşünüyorum. Şimdi öncelikle murabaha kelimesinden başlayabiliriz. Şimdi murabahada normalde orijinal ihtiyaç
[18:04] peygamber efendimiz zamanında ya da eski zamanlardaki ihtiyaç şu murabaha şu demek. Satıcı sana malın alış fiyatını söylüyor. Diyor ki ben bunu aslında 100 liraya almıştım. Bak üzerine de 10 lira kar koydum. 110 liraya sana satıyorum.
[18:19] Kabul ediyor musun? Yani her şeyin şeffaf olduğu bir düzen. Yani satıcı normalde malı ne kadar aldığını ve ne kadar kar ettiğini söylemek zorunda değil. Ya bu bir zorunluluk değil de murabahada böyle bir şey söz konusu.
[18:30] Böyle bir işlem yani bir söyleyeyebilir.
[18:31] Çünkü özgür iradesine sahip. Murabahada satıcı bunu açıkça söylüyor tüm maliyetlerini ve karını. Bunun amacı da şuymuş eskiden. Bazen çok cahil köylüler vesaire olabiliyor. Çok böyle kurnaz tüccarlar olabiliyor. Dolayısıyla ben
[18:43] murabaha yapıyorum diyen tüccar işte öyle ne yazıyor? Dükkan ne yazıyor?
[18:47] Tezgahın önüne yazıyor. Bu dükkanda murabaha geçerlidir falan. Hani viza master kart geçerlidir yazıyorlar ya.
[18:52] Onun gibi düşünün. E dolayısıyla bu murabahanın esas amacı e aslında şeffaflık sağlamak. Dolayısıyla ben eğer çok böyle e cahil ya da saf cahil demeyelim saf bir köylüysem bu işlerden de çok anlamıyorsam murabaha yapan dükkana gidiyorum. En azından görüyorum
[19:07] adam çünkü Müslüman da olduğumuz için doğruyu soracak Müslüman yalan söyler mi olmaz. Güven esası zaten eminlik söz konusu olması lazım. Diyor ki 100'e almıştım 110'a veriyorum. Kabul ediyor musun? Kabul ediyorum. Alıyor.
[19:16] Dolayısıyla köylüler bu şekilde kandırılmamış oluyor. Temel amacı muraba çıkma amacı bu. Ama günümüzde nasıl oluyor? Günümüzde katılım bankaları bir nevi al gülüm ver gülüm oluyor. Ben normalde bankayım. İcraat yaptığım şey
[19:29] para işleri yani bankacılık işleri. Siz araba almak istiyorsunuz veyahut ev almak istiyorsunuz. Diyorsunuz ki ben bu arabayı istiyorum. Ben bu evi istiyorum.
[19:37] Ben banka olarak gidiyorum. O evin fiyatı 1 milyon TL. Arabanın fiyatı 1 milyon TL. Aldım arabayı 1 milyon TL'ye.
[19:44] Diyorum ki bak 1 milyon T'ye aldım arabayı. Şeffaf alıyorum. Üzerine 200.000 L katıyorum. Parlar şeffafım.
[19:50] Sana bunu taksitli satıyorum. Vadeli hani üzerine ek satmak caiz ya. Veya ticarette zaten bir şeyi alıp fazlaya satmak farklı yerlerde zaten helal mal olduğu için 1 milyon TL'ye aldım arabayı 1.00'e sana satıyorum. Bak her şey
[20:04] şeffaf. Aldığım karım her şeyim belli diyorum satıyorum. Katılım bankalarındaki murabaha da bu. Ama normalden farkı ne? Eski zamanda adam onun tüccarı. Yani yaptığı işin tanımı
[20:16] o. galerici adam veya işte emlakçı veya inşaatçı veya işte manav yani yaptığı iş o zaten adamın günlük eee kazancını buradan sağlıyor. Ama bankanın normal işi galericilik, inşaatçılık veyahut
[20:30] başka bir şey değil. parayla uğraşmak, para işi. E dolayısıyla burada etik bir değer söz konusu oluyor. Acaba bu bir kandırmacaya girer mi, girmez mi şeklinde bir şey söz konusu oluyor.
[20:41] Tabii bu bir adımdır. Günümüzdeki faizli krediye göre direkt normalde konvansiyonel bankaya gittiğiniz zaman eee 1 milyon aldığın zaman 1.200.000 taksitli vadeli ödeyeceksin diyor.
[20:52] Faizli bir şekilde sadece parayla iş yapıyor. Malı malı bilmez. Ne yapıyorsun? Ne yap gibi. Eee, yani buna benzediği söylenebilir. Ancak işte bu yine de ondan bir tık daha iyi ehvenişer diyebileceğimiz yani nihayetinde bir
[21:05] adımdır. Murabahanın temel olayı bu.
[21:07] Yani şeffaflık. Satıcı karını ve malın ne kadara geldiğini söyleyip karşıya satıyor. Peşinde satabilir, vadeli satabilir. Orada herhangi bir üzerinde engel yok. Ve günümüzde katılım bankalarının en çok yaptığı şey de
[21:20] murabahadır. Şimdi ikinci kelimemize gelecek olursak müşareke yani müşterekten, şirken de eee aynı zamanda geliyor olabilir. Yani ortaklık, ortak
[21:32] olmak anlamına geliyor. Herkes eee belli bir miktar ortaya sermaye koyuyor. Ortak olmak yani bildiğimiz sermayeleri oranında hissedar oluyorlar. Bir işe giriyorlar. O işten kar ederlerse karı
[21:45] sermayeleri oranında paylaşıyorlar. E zarar ederlerse de zararı paylaşıyorlar.
[21:50] Bu kadar basit. Müşareke, iştirak, ortaklık bu. Eee, müşareke olayı da bu.
[21:56] Normalde işte katılım bankaları, İslami finanslar vesaire kurulurken temel amaçları ortaklığa, kar zarar ortaklığına gitmek. Ama başlangıçta sonuçta konvansiyonel bankayla yarışmak için biraz murabaha yapmak zorunda. Ama
[22:08] günümüzde %9095 işlemleri sadece murabaha yapıyor katılım bankaları.
[22:12] Diğer şimdi anlatacağım hiçbir şeyi yapmamaya başladılar. Hatta ünlü bir Türkiye'ye katılım bankasını getiren bir zat vardı. Şu an ismini hatırlayamadım.
[22:20] Ona eee ünlü bir bankanın, Katılım Bankasının müdürü eee işte son zamanlarında hastanedeyken gidiyor. Biz bu murabahaların hesabını nasıl vereceğiz diyor. Yani çünkü eee bu bir
[22:33] adım. Tamam yapılması gerekiyor ama final bir doğru bir şey midir? O işte tartışmaya açık bir konu. Murabahayı anladık, müşarekeyi anladık. Şimdi bir de azalan müşareke kavramı var. Bu
[22:48] kavramlar önemli. Çünkü biz de teorimizi aslında bu İslami araçlar üzerine geliştireceğiz. Bunları dolayısıyla anlamamız önemli. Azalan müşareke. Şimdi müşareke vardı ortaklık. Bir de azalan ortaklık var. Yani azalan müşareke.
[23:01] Orada da olay şu. Eee diyelim ki bir ev alınacak. E %50 girdik. Siz yarı peşin ev 2 milyon. Siz 1 milyon peşinat verdiniz. Ben de yatırımcı olarak e 1 milyon peşinat verdim. Sizin amacınız
[23:13] evi kullanmak. Örnek veriyorum. Siz geri kalan 1 milyonu taksit taksit taksit bana ödeyerek aslında maldan ödediğiniz miktarda sahiplik kazanıyorsunuz. İşte %50iz taksit ödeniniz %55 oldu. Diğer taksit ödeniz
[23:27] %60 65 70 75 benim eee sahipliğim azalıyor. Siz malın fiyatını e ödedikçe sizin sahipliğiniz artıyor. Yani azalan müşarek en sonunda ben sıfıra iniyorum.
[23:36] Siz %7'de çıkıyorsunuz. mal sizin olmuş oluyor. Yani git gide siz taksit ödedikçe azalan bir müşareke söz konusu.
[23:42] Şimdi bu tarz eee İslami araçlarda en önemli şey aslında sahiplik noktası.
[23:50] Yani eğer benim bir şey üzerinde ortaklığım varsa ortaklığım oranında onun karına ve zararına da ortağım.
[24:00] Örnek veriyorum. Deminki azalan müşarekede biz bir ev almıştık 2 milyona. Siz 1 milyon verdiniz. Ben 1 milyon verdim. Siz %75'e kadar taksite ödediniz. Sizin %75 oldu. Benim %25. O
[24:12] sırada bir sel felaketi geldi ve ev yıkıldı ya da ev çok büyük bir zarar gördü. Aşırı bir tamir masrafı söz konusu. Sallıyorum işte 100.000 L bir
[24:24] tamir masrafı söz konusu oldu. O zaman 75.000 lirayı sizin ödemeniz 25.000 lirayı da benim ödemem gerekiyor.
[24:31] Normalde ben yatırım amaçlı girmiştim.
[24:33] Hani ev alma amaçlı olan sizdiniz ama %25 ben sahibi olduğum için o evin hala zararına da ortak olmak zorundayım.
[24:42] Dolayısıyla oradaki 100.000 liralık zararın 25. ödemek zorundayım. Zaten sistemin temel patladığı nokta bu. İslam diyor ki kar zarar ortaklığı. Biz sadece kar kısmına bakıp şu anki İslam ve finansa sadece kar kısmına odaklanıp
[24:55] zarar kısmı birazcık maalesef minimize edilmeye, riskten kaçınmaya, çeşitli iyileşeriye yöntemleriyle azaltılmaya çalışılıyor. Halbuki İslam diyor ki kardeşim sen tabii ki ortaklık yapabilirsin, tabii ki ticaret yapabilirsin ama risk, kar zarar riskini
[25:08] göz önüne alacaksın. O mala bir zarar geldiği zaman sahiplik oranında zarar senden de çıkacak. Temel olay bu.
[25:17] Murabahayı dedik. şeffaflık müşarekeyi dedik, ortaklık, azalan müşarekeyi dedik. Taksit ödedikçe, eee, azalan ortaklık, artan ortaklık dedik. Şimdi bir de müarba diye bir şey var. Mudar yani mudaraba.
[25:30] Bu da aslında bir nevi melek yatırımcılık diyebiliriz günümüzdeki.
[25:34] Yani benim eee param var. Finansör olmak istiyorum. Burada da bir vatandaş var.
[25:39] girişimci olmak istiyor. Bir fikri var ya da bir iş icra etmek istiyor. Bir ticaret yapmak istiyor. Ben müariip olarak, paran sahibi olarak, yatırımcı olarak diyorum ki, "Al sana kardeşim 1 milyon TL. Ben finansı ortaya koyuyorum
[25:52] ve bir risk alıyorum." Çünkü kar da edebilir, zarar da edebilir o girişim.
[25:56] Riske alıyor. Girişimci de parayı alıyor. Emek ve zamanını, eforunu ortaya koyuyor. O da o işi yapacak, ona uğraşacak, çaba gösterecek. Emek, zaman veriyor o. Ben de risk ve para veriyorum. Bu da bir müdaraba ortaklığı
[26:11] oluyor. Ben onun işine asla karışmam.
[26:14] Karışma lüksüm yok. İşi o yürütecek, o devam edecek. Bildiği gibi yapacak. Ben ona karışamam. Ben sadece finansörüm.
[26:20] Kara ve zarara ortak olm. İş yaptı, kar edildi. Anlaşmamız çerçevesindeki oranlar neyse o oranlarda karı bölüşüyoruz. İş yaptı, iş battı, zarar oldu. Ben paramı kaybettim. Zaten benim zararım paramı kaybetmek oluyor. Onun
[26:35] zararı da ona bir sürü emek, zaman, efor sarf etmişti. Onu kaybetmek oluyor. Yani dolayısıyla karı da paylaşmış olduk, zararı da paylaşmış olduk. Burada tabii şu tartışmalar var. Girişimciye e normal piyasa fiyatı diyelim ki adam bir eee
[26:49] yazılım işine girdi. Bir eee yazılım yapmak istiyor. Normalde yazılımcının ücreti diyelim ki aylık 100.000 L. O adam acaba maaş almayı hak eder mi gibi bir sorular söz konusu. Oralar ihtilaflı tartışmalı ama birçok alem diyor ki
[27:01] gerçek piyasa değeri maaşı alamaz ama geçim sağlayacak kadar belki asgari ücret o adama verilebilir eee girişimi boyunca. Çünkü sonuçta o da bir hayatını idame ettirmek zorunda gibi bir görüş de var. Bence eee uygun bir görüş olduğunu
[27:13] düşünüyorum. Yani burada ben finansör olarak, melek yatırımcı olarak riski ve parayı eee veriyorum. O da emek zamanı ve onun karşılığında da eee karı eee bir
[27:27] nevi alacağı şey de kar oluyor, kaybedeceği şey de emek zamanı oluyor.
[27:30] Bu da müdarebe ortaklığı dediğimiz ortaklık türü.
[27:34] Şimdi bir de mesela bir ticarette satış işlemi var. Selem akdi denilen bir kavram var. Burada selem akti basitçe şu demek. Şimdi ben size nakit veriyorum 100 lirayı. Diyorum ki buğdayı 3 ay
[27:49] sonra alacağım. Normalde buğday ne kadar? 120 lira. Yani 1 kilo buğday bugün 120 lira olsun. Ben diyorum ki sana 100 lira vereceğim şimdi ama buğdayımı 3 ay sonra alacağım. 6 ay
[28:04] sonra alacağım. Yani para peşin, malı teslim vadeli. Böylece daha ucuz olmuş oluyor. Parayı hemen verip malı ileride alacağım için daha ucuza alabiliyorum malı. Selem senedi dediğimiz olay da bu.
[28:18] Yani vadelinin tam tersi. Vadeli nasıldı? Ben malı şimdi alıp parayı sonra veriyordum. Selemde parayı şimdi verip malı sonra alıyorum. Birbirinin tam tersi gibi düşünebiliriz.
[28:31] Dolayısıyla vadeli riski alan satıcı oluyor. Neden? Çünkü parayı sonradan alacak bir nevi bir risk. Selem'de ise riski alan alıcı taraf oluyor. Sipariş veren taraf oluyor. Neden? malın teslimi
[28:45] daha sonra yapılacak bir risk içerdiği için her iki sözleşmede aslında risk içeriyor. Selem senedi de bu. Ama şimdi bir de paralel selem denilen bir olay var. Bu da işte tartışmalı konulardan bir tanesi. Bunu biraz çizerek anlatmam
[28:59] gerekiyor.
[29:03] Şimdi bir kahve alışverişi üzerinden eee düşünelim. Tacir olsun.
[29:11] Bu Brezilya olsun.
[29:14] Bu da Türkiye olsun.
[29:17] Şimdi tacir Brezilya'dan selam aktiyle 100 k dolara 100k dolara
[29:30] işte 1 ton kahve alıyor ama bunu selam aktiyle alıyor. Yani şu demek 6 ay sonra teslim parayı tacir şimdi veriyor. 6 ay sonra teslim alacak
[29:44] malı. Aynı anda paralel bir şekilde sonrasında değil paralel olduğunu iddia ediyorlar.
[29:52] Türkiye'ye 1 ton kahveyi 120 k dolara satıyor. O da yine 6 ay sonra
[30:05] teslim olacak şekilde. Yani tacir aslında Türkiye'den 120.000 000 lirayı 120.000 doları alıyor.
[30:15] Brezilya'ya 100.000ini ini veriyor.
[30:19] Şu an elinde nakit 20'si kalmış oldu.
[30:23] Paralel bir şekilde bu işlemi yapıyor.
[30:26] Buna paralel selem deniliyor. Brezilya kahveyi tacire verdikten sonra tacir hemen Türkiye'ye iletiyor ve ticaret tamamlanmış oluyor. İki tane selam akti aynı mal üzerinden arada fiyat farkı
[30:40] koyaraktan yapılmış oluyor. Buna paralel selam deniliyor. Bu tartışmalı bir konu.
[30:46] Çünkü şu yüzden benrezilyya selam akti yaptım. Tamam burada zaten bir problem yok. Gayet caiz. Eee ve helal bir eee durum. Bu bir sözleşmedir aslında. Yani henüz tamamlanmamış bir satış sözleşmesidir. Bitmedi. Neden? Malı
[31:00] teslim almadım. Bitmedi. Yani alışverişimiz devam ediyor. Ben bu alışverişi, bu borcu bir nevi mal teslim borcunu Türkiye'ye satmış oluyorum.
[31:10] İslam'da daha önceki videoda bir öncekinde birbağa videosunda da anlatmıştık.
[31:15] Aslında borç satmak yasak. Neden? Çünkü borç satmak aslında olmayan bir şeyi satmak ve bir nevi para yaratmak anlamına geliyor. Dolayısıyla bir faiz riba söz konusu. Borcu satamayız. Bir alışverişin tamamlanması lazım.
[31:27] Tamamlandıktan sonra ben artık bu malımı başkasına satabilirim. Burada alimlerin bazıları ve çoğunluğu diyor ki bu bir borç akdi olduğu için eee ve bitmediği için ben bu alışverişi, bu sözleşmeyi
[31:39] başkasına satarsam Peygamber Efendimizin bir hadisi var. Bir satışta iki satış yapmayın. Bunu çiğnemiş olurum diyor.
[31:46] Çünkü bir satışta iki satış yapmış oluyorum. Yok biz paralel yapıyoruz aslında. Onan o bağımsız iki tane sözleşme birbiriyle alakaları yok.
[31:53] Sadece mal aynıymış gibi görünüyor gibi savunmalar var. Bunlar da tabii ki değerlendirilmesi ve tartışılması gerekiyor. Ama ihtilaflı bir konu olduğunu söyleyebilirim.
[32:04] İcare denilen bir kavramımız var. Yani kiralama aslında. İcare kiralama demek.
[32:10] Yani ne demek? Evimi de kiralayabilirim veya benim bir endüstriyel bir makinem vardır. Bu makineyı da kiralayabilirim.
[32:16] Veya araç kiralama şirketleri var biliyorsunuz. Aracımı kiralayabilirim.
[32:20] herhangi bir şeyi kiralayıp kira ücretini kazanmak oluyor. Helal bir şey zaten buna icare deniliyor. Ama burada şu söz konusu. Demin dediğim gibi İslam'da en önemli şey sahiplik kimdeyse
[32:33] riski ve masrafları o alır. Ben araç kiralama şirketiysem, bunu kiralıyorsam, sahibi benem aracın başına herhangi bir şey geldiyse, örnek veriyorum, aracı park ettik. Bir afet geldi dolu.
[32:46] İstanbul'da bir ara olmuştu. Aracın üstüne böyle kocaman ceviz kadar dolular geldi. Kaporta böyle göçük oldu. Bir sürü şekilde camları kırıldı. Şimdi burada araç sahibi olarak, icareye veren kişi olarak yani ben satıcı olarak
[33:00] sorumluyum. Kiralayanın burada herhangi bir yükümlülüğü yok. Eğer kiralamada buna dikkat edilirse bir problem kalmamış oluyor. Veya kiraladığın şeyin bakımı, masrafları işte lastiğini ben değiştiririm, bakımını ben yaparım.
[33:11] Çünkü o mal bana ait. Bunlar uygulandığı sürece kiralamada herhangi bir problem yok. Ama günümüzdeki İslami bankacılıktaki kiralamalara baktığımız zaman bu gerçekten böyle mi yapılıyor?
[33:22] Yani orada bir zarar meydana geldiğinde yatırımcıya bu yansıtılıyor mu? Büyük bir soru işareti. Diğer bir kavramız da hukuk. Şimdi bunları tek tek eee biraz fazla kavram var. Hepsini çizerek de
[33:36] birazdan tekrar hatırlayacağız. Bir özet geçeceğim ama çok karışık kavramlar değil zaten takdir edersiniz ki. Sokuk denilen kavram yani demin bahsettiğimiz bir tahvil. borç tahvili. Şimdi bu nasıl oluyor? Özellikle mesela altyapı
[33:50] projelerini düşünelim. İşte bir eee mesela köprü yapılacak ya da bir havaalanı yapılacak ya da bir işte ticaret merkezi, bir inşaat ya herhangi bir e üretim eee yapılacak.
[34:02] Havaalanından örnek verelim. İşte havalimanı projesine 500 milyon lira lazım. Yani az oldu ama şu an sallıyor.
[34:09] Proje şirketi bir sokuk ihraç ediyor.
[34:11] Yani diyor ki ben havaalanı yapacağım.
[34:13] Bu işte bir kar elde edeceğiz. Çünkü havaalanı kullanılacak. İçerisinde dükkanlar olacak vesaire. Eee burada bir kar söz konusu. Eee ama bunu yapacak param yok. Sokuk ihraç ediyorum. 500 milyon liralık çeşitli paylara bölüyorum. 10 liralık örnek veriyorum.
[34:28] Bir sürü senet çıkarıyorum. Küçük yatırımcılar dolayısıyla buna yatırım yapabiliyorlar. Bu sukuğa, bu tahvile yatırım yapabiliyorlar. Yatırımcılar eee parayı veriyorlar bana. Buna yatırım yapıyorlar. Benim 500 milyon TLm oluyor.
[34:40] Ben havalimanını inşa ediyorum. Daha sonra bu havalimanı kullanılıyor. İşte kullanım ücreti var havalimanının. E hava yolu firmaları kira ödüyor. İşte içerisinde dükkanlar var vesaire. Yani burada bir işletme aslında buradan kar
[34:52] veya zarar ediyor. Kar ettikçe herkese hukukları yani tahvilleri yani ortaklıkları oranında paylarını veriyorum. Zarar ederse de aslında zararlarını o paylarından düşmüş oluyoruz. Daha sonra 10 yıl gibi bir süre belirliyor. Mesela 10 yıl sonra da
[35:05] havalimanını satıyoruz tamamen birisini.
[35:08] Oradan elde ettiğimiz exit yani bir nevi çıkış. Oradan gelen geliri de yine tahvil sahiplerine paylar oranında dağıtıyoruz. Hukuk bu normalde gayet güzel bir iş. kar, zarar ortaklığı, yatırım, gerçek, mal, değer hizmet
[35:22] üretiliyor. Yani bu hukukta tahvilde büyük ihraçlar yapılıyor. Küçük yatırımcılardan yani onların birlikteliğinden binlerce kişinin eee ya da milyonlarca kişinin yatırım yapmasından çok büyük devasa bir borç senetleri oluşturulabiliyor. Paralar
[35:36] havuzla toplanabiliyor. Çok büyük yatırımlar bu şekilde yapılabiliyor.
[35:39] Havalimanları, barajlar vesaire gibi, altyapı yatırımları gibi. Hook genelde bu tarz büyük işler için kullanılıyor.
[35:45] Dubai'de mesela Palmia adalarında Dubai World diye bir sokuk ihraç edilmişti.
[35:50] Daha sonra orada çeşitli inşaat firmalarından farkın izlerden dolayı sokuk battı. Yani Dubai World inşa edilemedi. Orada işte tam bir kaos ortaya çıktı. Çünkü bunun hukuki tarafı çok önemli. Hukuk tarafını tam
[36:04] oturtmadıkları için orada işte acaba gerçek zarar eden kişi şirket mi bu?
[36:08] İşte yatırımcılara yansıtılmalı mı? Yok yansıtılmamalı mı? Yatırımcı aslında riski almalı mıydı? Almamalı mıydı? Ya oradaki yapılan sözleşmelerin içeriği tam belirlenememiş. Dolayısıyla burada büyük bir kaos ortaya çıkmıştı Hukuk'ta.
[36:19] Sokukta sözleşmeyi iyi yazmamız gerekiyor. Riski yatırımcıların da alması gerekiyor. Kar edecekse kar alacak, zarar edecekse zarar da alması gerekiyor. İslam'ın temel prensibi bu aslında. O yüzden şimdi altyapısı
[36:32] hukukta böyle bir risk var ya hani eee bir şey tamamlanamayabilir vesaire. Bu Dubai World'te burada bir kötü bir örnek olmuş oldu. O yüzden günümüzdeki sukuklar genelde icare sokuk olmuş oluyor. Burada icavukta aslında bir nevi
[36:46] yanlışlıklı demiş. Benim zaten fabrikam var. Fabrikamı size satıp sizden geri kiralıyorum. İşte fabrika gibi büyük şeyleri yani aslında. Dolayısıyla orada büyük bir ihraç yapılmış oluyor. Ama risk nerede? E zaten o adam içindeydi.
[36:59] Sattı, geri kiraladı. Eee finansman elde etmiş oldu. Hayatında çok şey değişti mi? Ya bunlar hep soru işareti. Sahiplik burada soru işareti. Şimdi sattığı zaman, e, hukuku ihraç ettiği zaman tamam yapsın bunu. Fabrikayı sattı bize.
[37:14] Biz artık oradaki mallara ya da bina satıyorsa binaya sahibiz. E daha sonra yarın bir gün fabrikada yangın çıktığı zaman hukuk sahibi, mal sahibi olduğu için tahvili alan kişi artık orada
[37:26] fabrikatör kiracı olduğu için yangın çıktığı zaman, fabrika yandığı zaman zarar aslında fabrikatörün değil, tahvil sahiplerinin olması gerekiyor normalde.
[37:36] Ama günümüzdeki katılım bankacılığında ihraç edilen hukuklarda bu gerçekten böyle mi? Büyük bir soru işaret. Temel zaten anlaşılması gereken nokta bu sahiplik ve kar zararı ortak. Bu iki tane temel kavram var. Bunlar olduğu
[37:49] zaman herhangi bir eee diyelim ki araç gördünüz. İslami finansal adı altında.
[37:53] Sahiplik gerçekten yatırım yapan da riskli mi? Tamam. Güzel. Peki kar zarar ortaklığı var mı? Var. Tamam. Harika. O zaman bu çok çok yüksek ihtimalle caiz ve helaldir. E ticaret olmuş oluyor gibi
[38:05] bir formül aslında kabaca üretebiliriz.
[38:08] Suku'un olayı da bu. Eee hatta şöyle şeyler de olmuş. Türkiye'de duymuştum.
[38:12] eee anlatmıştı birisi. İstanbul havalimanı yapılırken birisi devlete, politikacılara ulaşmış. Demiş ki ya İslami hukuk çıkaralım. Boşuna böyle faizli kredilerle dışarıdan almayalım. E yöneticiler, politikacılar demiş ki ya
[38:26] İstanbul Havalimanı'ın biz fizibilitesine baktık. 7 milyar euro gibi bir rakam gerekiyor bize. Halk bu kadar yani halktan toplayabilecek miyiz?
[38:33] O sırada zaten bakıyorlar bankada halkın toplam parası 7 milyar e dolar civarlarında, euro civarlarında eee tasarruf hesapları yani şey hesabı, mevduat hesabı. E dolayısıyla diyor ki yani eee bunu halktan toplayamayacağımız
[38:47] kadar büyük bir para. O yüzden gittiler stflandığında muhtemelen kredi çekerekten faizlerle birlikte bunu yapmış oldu. Y içinde bulunduğumuz bu faizli düzenle yar yarışmamız gerçekten zor. Bunu kabul ediyorum. Ama bu imkansız bir şey değil. Yani burada
[39:00] belki de sadece Türkiye düşünülmeyip tüm dünyaya bu hukuk ihraç edilebilirdi vesaire gibi çeşitli farklı yöntemler üzerine gerçekten düşünüp bir şura kurulu kurulsaydı bulunabileceğini düşünüyorum. Ama bazen direkt suçlamak
[39:12] da doğru olmuyor. İşte büyük altyapı projelerini devlet o zaman sürekli hukuk tahvil etsin. Ne güzel olur. Hem halk kazanır hem devlet kazanır. Tamam güzel bir fikir ama gerçekten çok büyük paralar olduğu için bunların inşaatı
[39:22] halktan o kadar para çıkacak mı da bir soru işareti olarak bir risk olarak her zaman gözümüzün önünde çıkıyor. Eee ve kolayca gidip skoflandığından bunun kredisini milyarlarca dolar almak varken halktan yapmakla yani bunlar hep soru
[39:36] işareti. Arada komisyoncular var vesaire. Yani çok karışık bir denklemden bahsediyoruz aslında ama burada ümitsizliğe de düşmememiz lazım. Yani City of London parayı basıyor zaten.
[39:45] Kendi bastığı havadan yarattığı parayı bize faiziyle pidaya veriyor. Ben onunla nasıl yarışayım? Ben gerçek tasarruf, gerçek mal, ticaret, hizmet yaparak kazandığım parayla bir helal ticaret yapmaya çalışıyorum. Kar zarar
[39:55] ortaklığına. City of Land'ın oradan havadan bastığı parayı eee tamamen itibari yarattığı parayla ben onunla yarışamam ki. Mücadele edemem. Adamın yani şey var bir film vardı Blood Samuray diye. Son samuray işte orada eee
[40:10] samuraylar kılıçla gidiyordu.
[40:11] Karşıdakiler topla, tüfekle böyle barutla falan şey yapıyorlardı.
[40:15] Samurayların kazanma şansı var mı? Çok iyi savaşçı olmalarına rağmen, süper kılıç kullanmalarına rağmen karşıdaki adam makinalı tüfekle geliyor. Yani sen kılıçla kazanma şansı var mı?
[40:24] Steflandığında makinalı tüfek var.
[40:25] Sınırsız para yaratma gücü var. Ben burada sınırlıyım. Gerçek mal hizmetten dayandığım, kendi kazanımlardan elde ettiğim param var. Savaşabilir miyim?
[40:32] kazanamam ki deyip kafada bitirmemiz gerekiyor. Bunu nereden anlıyoruz?
[40:36] Kur'an'dan anlıyoruz. Enfal suresi 65 66. ayetlerde esta billah yani mealen Allah diyor ki sizden 100 kişi onlardan 1000 kişiye bedeldir diyor. Yeterince inandığınız için yani 10 kat siz aslında
[40:49] onlardan daha güçlüsünüz. Ama bir sonraki ayette diyor ki sizde Allah biraz zayıflık gördü. Yani bir demotive gördü sizi. Tam inançlı olmadığınızı gördü bu duruma karşı. Biraz çekingen gördü yani karşı. Yani biz bunlarla
[41:02] nasıl gerçekten? Çok bizden üstünler filan gibi. O zaman diyor ki sizden 100 kişi onlardan 200 kişiye bedel. Bir anda iki katına düştü. Yani Allah bizim ona inandığımız ölçüde, bizim ona güvendiğimiz ölçüde Müslümanlık bu değil
[41:15] mi zaten? İnanmak, güvenmek, Allah'a teslim olmak. Biz Allah'a ne kadar inanırsak ve güvenirsek ve teslim olursak Allah diyor ki 10 kat siz daha güçlü olacaksınız. Ya Allah'ın burada bir sözü var yani Kur'an-ı Kerim'de. Ama
[41:26] diyor ki biraz demotive olursanız birazcık böyle ya yok o kadar da stflandığınla da yarışamayız herhalde abi falan dediğin anda Allah diyor ki yani sen bana olan güvencini kaybettiğin takdirde iki kata düşer. 100'den 200'e
[41:37] düşerdi. E hani biz Allah'a o kadar fazla güvenmeliyiz ki bu konuda City of London'la yenebileceğimiz konusunda ve onu alt edebileceğimiz konusunda Allah bizim gücümüzü kat kat artıracaktır.
[41:50] Kur'an'la ayetle bu sabit. Eğer Müslümansak, buna inanıyorsak, Allah'a inanıyorsak bu gerçekleşecektir. Burada herhangi bir umutsuzluk söz konusu olmamalı. Gelelim diğer bir araca. O da teverruk. Şimdi bunları tekrar baştan
[42:04] özet geçeceğim. Eee, çok fazla araç olduğu için eee, unutuyoruz. Karışıyor da olabilir. Teverruk denilen bir araç var. Bu da genelde şu anda katılım bankalarında eee, MTIA piyasasında metal borsasında plan yapılıyor. Ama bunun
[42:17] temel mantığı şu aslında. Bunu çizerek anlatalım.
[42:26] Şimdi burada teverruhun olayı şu.
[42:28] Normalde bir MTIA piyasası olduğunu düşünelim. Metal borsası veya MTya buğday olduğunu düşünelim. Bir piyasa var. Tarcirler var. Bir de alıcılar var.
[42:36] Ben Ahmet olarak Tarcir 1'e gidiyorum.
[42:38] Normalde buğdayın fiyatı eee 1000 lira civarlarında diyelim. Tacir bir diyorum ki 1 ton buğdayı vereli bana. 1200 sana ileride ödeyeceğim diyorum. Bir ton buğdayını alıyorum tacir birden vadeli olarak. Henüz para ödemedim. İleride 6
[42:52] ay sonra öneyeceğim. Daha sonra hemen bir ton buğdayı aldım. Pazarda gidiyorum Tacir 2'ye. Tacir 2'ye diyorum ki bir ton buğdayım var. E 1000 liraya satayım sana. Tacir 2 diyor ki ya 1.000 L zaten piyasa fiyatı. Ha diyorum o zaman tamam
[43:05] sana 950'ye satayım birazcık ki satma olasılığım artsın. Harcık gidiyor, tamam getir. 1 kilo buğdayı alıyor. Ne oldu Ahmet olarak? 950 lira şu anda cashş e cebimde para olmuş oldu. 6 ay sonra da
[43:19] 00 lira tacir 1'e borcum var. Yani bir nevi kısa dönem bir finansman elde etmiş oldum. Teverruk dediğimiz olay bu.
[43:28] Normalde burada bir risk söz konusu olduğu için çok yüksek ihtimalle diğer alimlerin de şeyiyle bu haliyle teverruk caiz olarak görülüyor birçok alim tarafından. Neden? Çünkü ben burada bir ticaret yapmış oluyorum. Tarcir birden
[43:39] buğdayı aldım. Sonra buğdayı satamayabilirim. Değil mi? Elimde patlayabilir. Başka tüccarlara tam olarak bunu eee veremeyebilirim ya da istediğim fiyattan veremeyebilirim.
[43:49] Makas çok fazla eee açılabilir. Eee gibi durumlardan dolayı aslında gerçek mal ve hizmete dayandığı için ve bir risk içerdiği için bir gerçekten bir ticaret içerdiği için tabii burada danışıklı dövüşler yoksa teverrukta bir sorun
[44:03] gözükmüyor. Teverruk bu. Ama bir de organize teverruk denilen bir boyutu var. İşte zaten katılım bankalarında çoğunlukla yapılan şey bu organize teverruktur ve bu çok caiz görülmüyor.
[44:14] Organize tevrörukta da olay şu. Ahmet var, banka var, metal borsası var.
[44:25] Şimdi Ahmet bankaya diyor ki ya bana 100.000 L lazım. Hani normal konvansiyonel bankaya gitse kredi de çekecek 100.000 Ama şu an kredi yasak olduğu için faiz veriy girdiği için eee bizim İslami bankaya geliyor. Diyor ki 100.000 liraya ihtiyacım var.
[44:39] Banka diyor ki tamam bekle. Hemen gidiyor Metal Borsasından işte eee 100 liraya
[44:57] 1 ton ne alsın? Bakır alsın.
[45:00] bir ton bakırı alıyor. Daha sonra Ahmet'e diyor ki, "Ahmetciğim gel sana 120 liraya bir ton bakır sattım kardeşim di. Vadeli şuraya vade yazalım.
[45:15] Vadeli. Daha sonra Ahmet diyor ki, "Tamam benim şu an bakırım var." Banka diyor ki, "Ya ben bu bakırı satamam.
[45:20] Benim için bunu tekrar piyasada satar mısın?" Banka diyor ki, "Tabii ki senin için satarım." Hemen Ahmet'in bakırını metal borsasında
[45:32] tekrar 100 liraya bir ton olarak banka satıyor. Ne olmuş oldu? Bir 1 ton metal banka onu aldı 100 liraya. Banka
[45:45] eee 100 liralık. Şu an banka -1'de Ahmet'e verdi. 120 vadeli yani 120 alacak. Ahmet ne yaptı? Onu ben satamıyorum da banka aracılık eder misin
[45:59] dedi. Metal borsasına benim için satar mısın dedi. Banka gitti 100 liraya eee bir tonu sattı. Ne oldu? Ahmet de şu anda 100 lira var.
[46:08] 120 lir da vadeli ödeyecek. Metal borsasına bakıp şöyle bir dolandı geldi.
[46:12] Metal borsasında herhangi bir eee değişiklik burada yok. Bankada eee -100 + 120 vadede gelecek. Ne oldu? Bir nevi ben gidip ya %20 faizle kredi çekeyim
[46:26] demek yerine araya bir metal ticareti soktuk. Böyle bir metal borsasına uğrayıp geldik. Yani şöyle bir böyle bir yalandan bir uğrayıp geldik.
[46:37] %20 faizli aslında bankadan borç almış gibi bir şey oldu. Buna organize teverruk deniliyor. Yani banka sizin için arıcılık yapıp metal borsasında bu işlemleri yapıyor. Yani görünüşü tamam
[46:50] helal yani ticaret yapılıyor, gerçek bir mal var filan. Görünüş itibariyle sıkıntı yok. Zaten İslami finanstaki hiçbir üründe böyle görünüş itibariyle bir kusur bulamazsınız. Teoride bir kusur çok zor bulmanız. Ama peki burada
[47:04] ameller niyetlere göre olduğunu biz söylüyorsak, bunu biliyorsak ve böyle düşünüyorsak burada niyet gerçekten bakır alıp satmak mı? Ben bakır taciri miyim mesela? Üsttekinde buğday alınıyordu, satılıyordu. Bir şeyler
[47:17] vardı yine en azından. Eee ve gerçek tacirler kullanılıyordu. Burada bakır aldım sattım falan bir şeyler oldu. Bir risk de söz konusu değil. Zaten metal borsasında orada avıcılar bekliyor.
[47:29] Bu Ahmet de burada bir saniyede Ahmet'le alışveriş yapsam metal borsasızdaki fiyat değişiminin de çok az olacağını biliyorum.
[47:36] Nerede risk? Nerede? Sıfır ama bir fazlalık söz konusu. O yüzden birçok alim tarafından bu teoride caiz gibi gözükse de aslında caiz olarak görülmüyor. Takdir tabii herkesin kendi iç dünyasını zihninde düşünerek tartarak
[47:51] verebileceği bir karar. Ama birçok alim bu organize tevrük olayına caiz olarak bakmıyor. Bunu da belirtmek lazım. Şimdi ine satışı denilen bir şey var. Bu da çok basit bir şey. Yani İNE satışı aslında SAT geri kira demek.
[48:04] Osmanlı'daki para vakıflarında da en çok yapılan şeylerden eee bir tanesi bu.
[48:09] Yani benim işte sallıyorum eee bir arabam var. Şu an biniyorum. 1 milyon lira piyasa değeri. Size 1 milyona eee satıyorum arabamı. 1 milyonu bana veriyorsunuz. Hemen geri kiralıyorum sizden arabamı. Yani neredeyse şey bile
[48:22] vermiyoruz. Araba size geçmiyor bile.
[48:24] 1'e sizden eee bir yıl vadeli kiralıyorum tekrar. İne satışı deniliyore. Yani sat ve geri kirala.
[48:31] Burada işte demin dediğim gibi eğer sahiplik arabayı gittim dolu yağdı.
[48:35] Zararını eğer yine satışı yapan karşıdaki yatırımcı, banka, para vakfı neyse sağlayacaksa nebze kabul edilebilir. Çünkü risk ve orada eee zararı karşılama söz konusu. Ama
[48:47] gerçekte öyle mi oluyor? İşte çoğu zaman öyle olmuyor maalesef. Yine satışı sat geri kilavı olmuş oluyor. Doğru koşullarda yapılırsa bir problem yok.
[48:57] Sahiplik noktasına dikkat edilirse bir problem yok. Ama günümüzdeki uygulamalarında sahiplik zarar noktasına gerçekten dikkat ediliyor mu?
[49:08] Çok edilmediğini söyleyebilirim. Daha sonra vaat ve arbun denilen kavramlar var. Çok kavram oldu. Özetleyeceğiz.
[49:17] Sorun yok. Vaat adı üstünde vaadi biliyoruz zaten. Yani bir söz vermek arbunda kapora anlamına geliyor zaten.
[49:25] İkisi bağlantılı kelimeler. E Türkçelerini duyduğumuz zaman. Şimdi vaatte nedir? Söz veriyorum. Müslümanın özelliği nedir? Sözünden dönmez.
[49:33] Müslüman sözünden döner mi? Dönmez. Söz verdiyse gerçekleştirir. Ha dönerse ne olur? E günahkar bir Müslüman olur.
[49:40] Dolayısıyla vaatin olayı şu olmalı.
[49:43] Katılım bankacılığında vaat bu arada çok yaygın. Yani bir nevi geri alım vaadi yani satıp geri alma vadi e verme gibi hususlar eee sat geri kiraladı. Mesela ben size sattım. Siz o an vazgeçebilirsiniz ama bana vaat
[49:57] veriyorsunuz. Söz veriyorsunuz. Tamam sana geri kiralayacağım diyorsunuz gibi.
[50:00] Ama vaat bir sözdür. Bir akit değildir.
[50:03] Hukuki yaptırımı yoktur. Vaat veren kişi eğer sözünden dönerse günahkar olur. Ama ben gidip o adamdan malı eee zorla isteyemem. Söz vermiştin diye günahkar müslümansın derim ama hukuki olarak hiçbir yaptırımım olmamalı. Yani vaat
[50:18] bağlayıcılığı yarı bağlayıcı olarak düşünebiliriz. Kişiyi günahkar yapar ama hukuki olarak beni haklı yapmaz. Vaatin normalde caiz konumu budur. Ama katılım bankalarcıda vaat nasıl kullanılıyor?
[50:28] bir garanti, bir riskten korunma olarak kullanılıyor. Vaatten dönüldüğü zaman cezai bir yaptırımı söz konusu oluyor veya vaini zorla yerine getirme, hukuki olarak cebren yerine getirme uygulanmaya çalışıyor. Halbuki vaatin öyle bir şey
[50:43] olmaması lazım. Ben hukuki olarak cebren hiçbir şey yapamam lazım. Karşıdakine sen o zaman günahkar mülümansın sözünde durmadın. Eyvallah görüşürüz deyip zararla ayrılabilmem gerekiyor. Öyleyse vaatte sıkıntı yok. Kapora arbun zaten
[50:57] ne olduğunu biliyorsunuz.
[50:59] Buna mesela Hanefi mezhebi, Şafii mezhebi kapuraya izin vermiyor. Diyor ki çok fazla garar dediğimiz bir unsur var.
[51:06] Garar dediğimiz şey belirsizlik. Yani bir şeyin böyle belirsiz olması, havada olması. Mesela işte siz derseniz ki bu tarlayı, tarla daha yeni ekilmiş.
[51:15] Mahsulleri alacağım. Karara girebiliyor.
[51:17] Neden? Çünkü ya mahsuller nasıl olacak?
[51:19] Yani yani eee bir standart olması gerekiyor. Yani karar belirsizlik ticarette istenmeyen bir şey ve caiz görülmeyen bir şey. Hanefi ve Şafii alimleri garar olarak gördüğü için kaporayı yani alacak mı almayacak mı
[51:32] kapora onda mı kalacak bende mi kalacak karışık bir konu olduğu için izin vermiyorlar. Sadece Hanbeli mezhefi mezhebi izin veriyor ve günümüzde de katılım bankajları Hanbeli mezhebine uyaraktan eee kapora işlemini
[51:44] kullanıyorlar. Kaporanın mahiyeti de bu.
[51:47] Rehin denilen bir kavram var. Rehin vermek. Eee yani Peygamber Efendimiz sallallahu.y ve sellem de ömrünün son zamanlarında Yahudi bir tüccara zırhını rehim vererek ondan borç alındığı biliniyor. Yani sahih hadislerden bir
[52:00] tanesidir. Dolayısıyla siz bir malınızı rehin vererek karşıdan borç alıyorsunuz.
[52:06] borcunuzu ödediğiniz zaman rehininiz kalkmış oluyor. Ama eee ödeyemezseniz de karşı taraf rehin sahibi olarak onu harcama yetkisine sahip olmuş oluyor.
[52:17] Rehinin olayı da bu. Burada herhangi bir ama eee fazlalık vesaire söz konusu değil. Demin dediğimiz gibi İslam'da en önemli konulardan bir tanesi de borç satma yasağı. Yani bir ortada sözleşme
[52:32] varsa, vadeli bir işlem varsa, henüz tamamlanmamışsa işte para sonradan gelecek vadeli veya SelM'deki gibi mal sonradan gelecek. Bunu ben paketleyip satamıyorum. Yani borcu veya vadeli yaptığım henüz tamamlanmamış, bitmemiş
[52:45] bir sözleşmeyi satamıyorum. İstanbul'un yasaklamış. Dolayısıyla factoring firmaları yasak. Factoring firmasında nasıl oluyor? Benim bir çekim var 1.000 liralık. 6 ay sonra ödenecek. Ben factoring firmasına gidiyorum. Hemen
[52:55] diyorum ki 800 liraya sana satayım.
[52:57] Olmaz. Haramdır. Çünkü bir faiz işlemi oluyor. Factory klinası burada emek, zaman, risk, efor sarf etmeden aslında 200 lira kazanmış. Yani faizle aynı hale gelmiş oluyor. Dolayısıyla borç satışı İslam'da yasak. Ancak aynı oranda havale
[53:10] yapabiliyorum. Diyelim ki ben 1.000 liraya aldım. Eee, çeki 1.000 liralık eşit değerde başka bir satıcıdan alacağım. Ona havale edebiliyorum. Bak benim borç senedim vardı. 1000 L para yerine sana onu vereyim diyorum. Bunda
[53:21] sorun yok. Ama bu kişi daha sonra ilk kişiden borcu tahsil edeceğinde ilk şey yapamadığı zaman benden almak hakkı var.
[53:27] Tek farkı bu günümüzdeki uygulamayla.
[53:30] Yani borç senedinin elinde olan kişi havaleyle gide gide zincirde zincirdeki herkesten parasını sırayla isteyebilir.
[53:37] İslam bunu ona garanti etmiş yani hak geçmemesi için. Şimdi bazen şöyle sorular da gelebiliyor. Ben birine 100 lira 6 ay sonra borç vermişim ama borç veren kişi olarak bir anda paraya sıkıştım. 3 ayda diyorum ki ya 80 ver
[53:50] bana 80 ver eee kapatayım borcunu. Şu anda normalde 6 ayda 100 verecekti. Şu an 80 var. kapatayım. Acil paraya ihtiyacım var diyorum. Bu helal midir?
[53:59] Mesela negatif tarafı olmuş oluyor aslında işin bir nevi. Eee sonuçta ayette ne geçiyor? Eee zulmetmeyin yani.
[54:06] Ve eee alan da veren de bundan zarar çıkması zararlı çıkmaması lazım. Hani dolayısıyla burada aslında veren de biraz zararlı çıkmış. Alan pozitif çıkmış oluyor. Bu tartışılmış. Hani kabul edilir mi yoksa edilmez mi vesaire
[54:19] gibisinden. Eee bunun bir sözleşme olarak konulması. Yani bu niye tartışılıyor? Günümüz İslami bankacılıkta ben kredi aldım 3 yıllık.
[54:28] Yarısında 1,5 yılda kapatmak istiyorum krediyi. Hani o zaman faiz indirimi oluyor ya normal bankalarda. Buradan hani ne olacak? Ne yapacağız? Bu adam kapatacak ama borcu işte fazla on azaltacak mıyız falan gibi. Budan
[54:39] çıkıyor aslında. Bu AOF dediğimiz eee kurum ve işte eee İSAM muhasebe örgütü buna diyor ki yani sözleşmeye yazılmamak kaydıyla önden yani ben 100 lirayı borç verirken ya kardeşim bak bunu işte e
[54:53] yarısında alırsam 80 alırım eee filan gibi böyle sözleşmede bu şartlar belli olmayınca akut bir durum gelişecek. Yani normal ben veriyorum o an yani akut eee o ana özel bir durum gelişti. 80 lira çok acil ihtiyacım oldu. Böyle bir
[55:06] durumda diyor. Hani sorun olmayabilir.
[55:08] Çünkü bir bilinmeyen bir durum o anlık akut bir şekilde ortaya çıkmış diye. Ama önceden böyle bir vaat gibi, bir işte eee danışıklı dövüş gibi ya şöyle olursa da bak böyle olsun ha filan gibi. Bunu vaat şeklinde de yapıyorlar. İşte vaatin
[55:22] olayı burada sözleşme yazmıyor mesela ama vaat diyor. E vaat ama aslında hukuki bir yaptırıma da gideceği için uygulamış oluyor. Burada işte ileriye dediğimiz noktalar buralarda ortaya çıkıyor. Ha dolayısıyla bunun akut geliştiği zaman çok problem olmadığını
[55:34] söylüyorlar ama herhangi bir şekilde vaat veya sözleşme yazılması durumunda asla helal olmayacağı konusunda fikir birliği mevcut. Şimdi zaten riba faiz videosunda anlattım. Sarf akti denilen bir olay vardı. O neydi? Yani para
[55:48] birimlerinin bir biri arasına değişmesi, dolarla TL değişmesi, altınla dolar değişmesi, altınla gümüş değişmesi vesaire gibi para birimlerinin birbiri arasında değişmesi. Buna da sarf akdi deniliyor. Ve bu sarf akti sadece peşi
[56:00] yapılabilir. Vadeli asla caiz değil.
[56:02] Yani o anki gümüş altını takas edeceksem o anki değerlerine bakaraktan takas edebilirim. Vadeli bir işlem yapamıyorum. Şimdi burada tekrar hatırlayacak olursak neleri işlemiştik diye murabaha işledik. Bu neydi aslında? Her
[56:19] şeyin şeffaf olduğu, satıcının ben bunu bu kadar aldım, üzerine bu kadar kar veriyorum, sana bunu veriyorum dediği bir olay. Ama günümüz İslami bankacılıkta aslında eee banka banka olmasına rağmen ve arabanın veya aldığı
[56:30] evin hiçbir riskine katlanmamasına rağmen oradan eee arabayı alıp işte ben 1 milyon aldım 1'e sana vadeli şeffafça satıyorum dediği bir olaya dönüşmüş durumdan. murabaha. Eee, ikinci dediğimiz şey neydi? Müşareke. Yani
[56:44] pardon müşareke yani eee iştirak. Herkes payları oranda bir işletmeye para koyuyor. Kar edince kar dağıtılıyor. Zarar edince zarar
[56:57] dağıtılıyor. Azalan müşareke demiştik.
[57:03] Yani burada da bir malın sahipliği mesela %50 giriyoruz. Daha sonra siz taksit ödedikçe malın sahibi olma seviyeniz artıyor. 55 60 70 80 90. En son malın sahipsiz olup benim şeyim azalıyor. Sahiplik derecem azalıyor. Bu
[57:16] da azalan, eee, müşareke diyebiliriz.
[57:26] Daha sonra mudarabadan söz ettik.
[57:30] Yani melek yatırımcılık. Benim finansım var. Onun da emek gücü ve girişimciliği var. Ben finansı veriyorum. O emek gücünü veriyor. Ortaya bir şey çıkarsa anlaştığımız oranda karı dağıtıyoruz.
[57:39] Zarar olursa ben paramdan olmuş oluyorum. O da emek zamanından olmuş oluyor. Bu da böyle bir eee yatırımcı girişimci ilişkisi. Eee mudaraba demiştik. Daha sonra eee Selem sözleşmesinden bahsetmiştik. O
[57:54] da neydi? Vadeli'nin tam tersi. Yani vadeliyile kardeşi bunlar. Eee Selemde parayı nakit veriyorum malı sonra alıyorum. Vadeli'de malı nakit alıyorum.
[58:05] Parayı sonra veriyorum ama paralel selam olayını konuşmuştuk. Brezilya Türkiye kahve satışı üzerinden. Aynı anda iki selem yaparsam aslında bir nevi borç sözleş borç satışına girebileceğinden dolayı çok caiz görülmediğinden
[58:18] bahsetmiştik. Dolayısıyla paralel selemden bahsettik. İcare denilen eee kavramdan bahsetmiştik. Bu da kiralama olduğunu söylemiştik.
[58:27] Herhangi bir şeyi, evi, arabayı, aleti, edevatı kiralama olayı. Ama burada sahipliğin önemli olduğunu ve sahipliğin her zaman kiralayana da olduğu dolayısıyla başına bir şey geldiği zaman kiracının bundan hiçbir sorumluluğu
[58:39] olmadığını, kiralayanın tüm riski üstlendiğinden bahsetmiştik. Ona göre de oradan bir kazanç elde ediyor. Çünkü o aldığı riske karşılık ve bakım masraflarına karşılık sukuk yani tahvil dediğimiz olayı söylemiştik. Hukukta da
[58:53] büyük aslında eee tahviller olduğunu işte büyük inşaatlar, altyapılar, köprüler, barajlar ya da büyük fabrikalar gibi şeylerde borç senedi olarak tahvil edildiğini daha sonra da onunla işlem yapıldığını, karın dağıtıldığını, herhangi bir zarar olsa
[59:06] da tahvil sahiplerinin zarar edeceğinden, böyle bir yöntemden bahsetmiştik. Ama bu sukun günümüzde biraz riskten eee arınmış haliyle icare sukuğu yapılarak sat geri kirala yöntemleriyle büyük şeyleri eee gibi yapıldığını burada da ile içeriye
[59:21] karışma ihtimallerinin yüksek olduğunu asıl niyetin eee İslam'ın önerdiği oradaki niyetin gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda soru işaretleri olduğunu söylemiştik.
[59:33] Daha sonra teverruk olayından bahsetmiştik. Yani ben gidiyorum buğdaydan, buğdaycıdan vadeli alıyorum. Peşin satıyorum. Arada vadeli de fazla ödeyeceğim için peşinde de
[59:46] hemen aldığım için e elimde bir para birikmiş oluyor. Bunu daha sonra vadeli satıcıya satmam gerekiyor. Buğday satıcısına. Bu teverrütu. Bir de organize teverruk var. Arada banka vardı. Ben bankadan 100.000 L istediğimde metal borsasında şöyle bir
[59:58] işlem filan yapıp 100'e 120 faizli bir şekilde bankaya ödemiş oluyordum. Bunun caizliği konusunda da büyük soru işaretleri olduğunu söylemiştik.
[1:00:05] Organize teverruk. Onu da yazalım.
[1:00:15] Daha sonra neden bahsettik?
[1:00:18] İne satışından bahsettik. Yani sat, geri kirala. Burada da aslında sahiplik düzgün olduğu sürece, doğru kişide olduğu sürece sorun olmadığını söyledik.
[1:00:29] Yine satışı, sahiplik önemli diyelim.
[1:00:34] Sonra neden bahsettik? rehin olmasından bahsettik. Peygamber efendiz sallallahu ve sell son döneminde zırhın ve Yahudiye rehin vererek borç aldığını bahsetmedik.
[1:00:42] Bu da uygulamalar arasında olduğunu dolayısıyla görebiliyoruz. Borç satma yasağından bahsettik. Burada işte factoring firmalarının, vadeli borçların havale yapılabileceğini ama eee farklı bir oranda az veya çok borcun eee eşit
[1:00:57] olmayan bir oranda satılamayacağını bahsetmiştik. Dolayısıyla vadeli satışlar veya selam satışlarının paketlenip ayrı bir ikinci sözleşme yapılamayacağını, bunun da Peygamber Efendimizin bir satışta iki satış yapmayın hadisinden dayanak noktasını
[1:01:08] aldığını belirtmiştik.
[1:01:12] Son olarak sarf akdi olayından bahsetmiştik. Bu da aslında gümüşün altında mübadelesi veya doların altında mübadelesi. Yani farklı
[1:01:25] para birimlerinin birbiri arasındaki değişimleri olduğunu söylemiştik. Burada da anlık olabileceğini, bunun vadeli hiçbir şekilde olamayacağından bahsetmiştik. Son olarak şeyi unutmuşuz.
[1:01:36] Tekafül sigorta. Normalde biliyorsunuz İslam'da eee risk odaklı olduğu için yani bir şey yapıyorsan risk alacaksın. Kar zarar ortaklığının amacı da bu. Burada kişinin
[1:01:49] risk alması bekleniyor. Dolayısıyla sigorta işlemi caiz bir işlem olarak İslam'da görülmüyor. Çünkü riskten seni arındırdığı için burada eee sigorta caiz görülmemiş oluyor. Karşı tarafa, sigortacıya bir nevi haksız kazanç gibi
[1:02:02] bir şey oluyor. Yani risksiz bir kazanç eee sağlayabileceğinden dolayı. E peki sigortada günümüzde bir ihtiyaç. Bunu nasıl yapacağız? Bunu işte bir kooperatif bir komünite kuraraktan, bir havuz oluşturaraktan yapacağız. Tekafül
[1:02:14] sigortacılığı denilen bir kavram ortaya çıkıyor. Bu ne? Nasıl oluyor? İşte örnek veriyorum. Bir mahalledeki aslında tüm arabalara biz kasko yaptırmak yerine mahalle olarak kaç aracımız var? İşte eee 500 tane araç var mahallede. Herkese
[1:02:28] diyoruz ki bu sene 10.000 L tekfül havuzumuza herkes para yatırıyor.
[1:02:33] Havuzda bu para bekliyor. Herhangi bir kişi kaza yaptığı zaman o kazanın sigortası aslında bu havuzdan ödenmiş oluyor. 500 arabanın 500'ü de böyle ya da çok fazla oranı kaza yapamayacağı için zaten sigortacılar niye kar ediyor?
[1:02:46] E tüm ihtimaller aynı anda gerçekleşemediği için ama ben tekafül olarak yaptığım zaman ortaya bir havuza bir nevi bir eee fon oluşturduğum zaman, bir yardımlaşma eee gibi bir şey oluşturduğum zaman onu dağıtabiliyorum.
[1:02:59] eee daha doğrusu birinin ihtiyacı olduğu zaman ona yardım edebiliyorum o fon üzerinden. Daha sonra fonda artı kalırsa bu yine herkese eşit bir şekilde geri dağıtılıyor. Yani dolayısıyla burada
[1:03:12] helallik sağlanmış oluyor. Tekafülün olayı da bu. Çeşitli havuzlar, komüniteler böyle birliktelikler oluşturarak bir nevi imece usulü bir sigortacılık oluşturmak. Bu da İslami
[1:03:26] sigortacılık kapsamında geçiyor. Yani İslamiyette bir sigorta yapmamız gerekiyorsa orada da imeage usulü toplanacağız. Havuzla biriktireceğiz.
[1:03:33] Havuzdan ihtiyacı olana vereceğiz. Eğer havuzda fazla para birikirse de herkes fazla parasını geri almış olacak. Sonra yeni yılda tekrar aynı işlemi yapacağız gibi bir çözüm var. Şimdi burada İslami finans araçlarını İslami finans vesaire
[1:03:47] inceledik. Şimdi İslami finans İslam iktisadı dediğimiz zaman aslında sadakanın bir alt türü olan zekat kurumundan da bahsetmemiz gerekiyor. Biz aslında sadaka deyince sanki böyle cami
[1:03:59] önündeki işte dilenceye bozuk para atmak filan gibi ya da sadaka kutusu filan gibi şeyler aklımızda canlanıyor ama sadaka çok daha geniş büyük bir eee kavram. Peygamber efendimiz sallallahu aley ve sellemin hadisi var. Bir yani
[1:04:12] hiçbir şey veremiyorsan birinin saçını okşa. Bir iyilik yap. O bile bir sadakadır. Bir gülümse. O bile bir sadakadır diyor. Yani eee dolayısıyla sadaka geniş bir kavram. İçinde zekatı da barındıran bir kavram. Şimdi İslam
[1:04:23] zekatı bir ekonomik düzenleyici unsur olarak görüyor. Bu piyasayı düzenliyor.
[1:04:28] Şimdi şöyle bir şey var. Batıda da bu keşfedilmiş durumda. Fakirler harcamaya eğilimli. Yani fakir adamın ihtiyacı çok olduğu için biriktiremez zaten. Ona parayı verdiğiniz zaman hemen e ekmek alacak, gıda alacak, bilmem
[1:04:41] ihtiyaçlarını giderecek. Yapması gereken şeyleri yapacak. İşte evine eşya alacak, ödeyecek, bir şeyler yapacak. Fakir adamın para biriktirmiyor. Zaten bir sürü ihtiyacı var. Karşılayamadığı için fakir. Yani para eline bir geçti hemen
[1:04:51] harcayacak onları ki ihtiyaçlarını alsın. Zengin adam da artık belli bir ihtiyaçlarını karşılamış, belli bir olgunluk düzeyine erişmiş. Ben birikim yapayım, tasarruf yapayım modunda. E biz neyi öğrenmiştik ilk derslerden, ilk
[1:05:03] videolardan? Bir ekonomide para ne kadar dolaşırsa likidite, buna çarpan etkisi deniliyor. Otel örneğini hatırlarsınız.
[1:05:11] işte resepsiyona gelip 100 lira bırakan turist aslında orada 400 liralık bir hacme yol almışmıştı. Neden? İşte orada eee danışmadaki adam berbere vermişti.
[1:05:19] Berber'deki adam satıcıyı simit satıcısına vermişti. İşte simit satıcısındaki adam orada kasapa vermişti. Kasap geri eee resepsiyoniste vermişti. 400 liralık bir ekonomi döndürmüştü. Hacim döndürmüştü. Biz buna çarpan etkisi diyoruz. Çok kısa bir
[1:05:32] sürede 10 dakikada 400 liralık işlem dönmüştü. En son eee turist beğenmemişti. 100 liraya alıp gitmişti.
[1:05:37] Yani 100 lira şöyle bir ekonomide döndüğü zaman 400 liralık bir mal hizmet döngüsüne sebep oluyor. Dolayısıyla para ne kadar el değiştirirse, el değiştirme hızı ne kadar hızlı olursa ekonomi o kadar aktif, canlı ve krizlere o kadar
[1:05:50] kapalı olacaktır. Şimdi burada zekatın hikmetini şu yönden anlamalıyız. Fakir normalde parayı piyasaya sürmüyor. İşte tasarruf yapma eğiliminde harcaması daha düşük. Bunlar bilimsel batıda yapılan çalışmalarla da bu şekilde ispatlanmış
[1:06:04] durumda. fakirse hemen piyasada döndürme, bir şey alma e çerçevesinde onun ekosistemindeki insanlar da böyle olduğu için para çok hızlı dolaşıyor ve çarpan etkisi çok yüksek. Dolayısıyla zekat verilen bir toplulukta aslında
[1:06:16] fakirlerin piyasaya katmayacağı çarpan etkisi düşük, ikiditesi düşük olan parayı Fakire'e verdiği zaman Fakir onu bir anda %2,5 verdiyseniz belki %50 kadar hacim döndürecek. Orada ekonomi döndürecek. Yani onu belki 5 10 kat daha
[1:06:31] fazla bir şekilde e o paradan yararlanmasını sağlayacak. İşte zekatın hikmeti de bu. Oran küçük gelebilir günümüzdeki vergilere göre vesaire ama işte doğru kişiye verdiği için zekatın verilebileceği yerler sınırlı biliyorsunuz. Yani zekat öyle eee
[1:06:45] kafanıza göre harcayabileceğiniz eee şekilde değil. Zekatın verilebileceği şeyler nasla sabit verilebileceği yerler ve o verilebileceği yerlere baktığımız zaman hep çarpan etkisi yüksek yerler.
[1:06:55] Yani parayı böyle hızlı döndürecek yerleri seçmiş Allah özellikle. Yani bunları falan keşfetmek için batıda ne çalışmalar yapıyorlar, ne simülasyonlar, ne düşünce deneyleri deniyorlar, yanılıyorlar. Ya Allah bize bunu hazır
[1:07:05] vermiş, norm olarak koymuş. Kullan tadını çıkar diyor. Yani ya bizim bunu anlayıp ekonomik bunun perspektifini görüp tadını çıkarmamız lazım. Bunun olayı bu. Zekatın büyük hikmetlerinden bir tanesi bu. Yani sadece fakire bir
[1:07:19] nebze şey olsun değil tüm ekonomiyi aslında çok büyük çarpan etkisiyle aşırı iyileşmesini sağlıyor. Olay bundan ibaret. Dolayısıyla burada İslam'da piyasa kontrol araçları dediğimiz günümüzdeki mesela itibari para sisteminde
[1:07:32] piyasa kontrol araçları olarak ne kaldı?
[1:07:34] Bugün sorun ekonomistçilere. Bir faiz oranı Merkez Bankası'nın belirlediği, bir de kısmi rezerv oranı. Bu ikisi. O da zaten çok fazla eee şey yapamıyor yine de. Sadece faiz oranı kaldı diyebiliriz. faiz oranını artırıyor,
[1:07:46] azaltıyor. Yine de istediği sonucu tam olarak alamıyor. Zamda ise çok farklı kurumlar aracıyla mesela zekat kurumu, zekat aracı bir piyasa dengeleme aracıdır. Kenz yasağı, biriktirme yasağı bir piyasa dengeleme aracıdır. Çünkü
[1:08:01] piyasadan para çekildiği için İslam onu istemiyor. Bir piyasaya tekrar konulmasını istiyor. Kar zarar ortaklığı, faiz olmaması, kar zarara dayalı olması adil dağılmasına yol açan bir piyasa dengeleme aracıdır. Demin anlattığımız mudareba, müşareke, eee,
[1:08:15] müdareba, müvabaha ya hepsi hukuk, selem. Bunlar enflasyonist ve deflasyonist baskıların engelleyeceği çözümler, araçlar. Hepsi de helal. Yani
[1:08:28] aslında Allah bize çözümü vermiş. Biz sadece aklımızı kullanacağız, komünite olacağız. Bunu uygulayacağız. Bu kadar basit aslında olan. Şimdi baktığımız zaman bu e bir önceki videolarda biz borsadan bahsetmiştik ama burada eee
[1:08:42] aslında şöyle bir şey var. Borsa dediğimiz eee kısımlarda anlattığımızda işte reel ekonomiye katkısının düşük olduğunu, orada çift işlemlerin döndüğünü, türev işlemlerin döndüğünü ama bazı işte İslami eee işlemlerinde onların bir benzeri olduğu ama işte
[1:08:57] teoride İslamik göründüğü eee şeylerden bahsetmiştik. Orada hile içeriye özellikle finansal alandaki kısınında hileşeriyeler döndüğünü eee söyleyebiliriz. Mesela şöyle kural var.
[1:09:09] Dow Jones diye bir borsa var. Amerikan borsası. Amerikan şirketleri var. Mesela Tesla olsun, Apple olsun. Bunlar Sheria Compli denilen aslında eee şeriat uyumlu. Yani dolayısıyla İsal Bankcılara da yatırım yapabileceğiniz hisseler
[1:09:20] olmuş oluyor. Şimdi burada kurallara biraz bakacak olursak örneğin Dow Jones İslami piyasa eee kriterleri var. Bunlar işte AF vesaire gibi şeylerden belirleniyor. Ön Amerika Doğu Jones borsasına yatırım yapabiliyorum.
[1:09:31] Kriterler ne? Ana faaliyetlerine helal olacak. Tesla'yı örnek alıyorum. Araba üretiyor. Helal. Yani herhangi bir domuz, alkol vesaire gibi farklı bir şey. Kumar gibi şeyler yok. Araba üretiyor. Tamam. Ana faaliyet alanı helal. toplam borcunun, şirketin toplam
[1:09:44] borcunun 1 yıllık piyasa değerine bölümü %33'ten az olmalı diyor. Yani dolayısıyla eee şirket borçlu bir şirket olmamalı gibi bir şart konulmuş. Tamam.
[1:09:56] Buraya kadar hala sorun yok diyebiliriz.
[1:09:59] Toplam faize dayalı menkul kıymetlerin şirketin bir yıllık piyasa değerine bölünmesi %33'ten az olmalı. Hım. Bak şimdi faizsiz olduğu için çere compliant
[1:10:09] değil. Yani toplam faize dayalı menkul kıymetin menkul kıymet yani gayrimenkul işte ajamen menkul işte eee likit likiditenin faize dayalı eee şirketin bir yıllık
[1:10:22] piyasa değerinin %33'ten daha az olmak zorunda diyor. Tamam bir oran olduğunu söyleyebiliriz. Bir diğeri de faizli gelirin toplam gelir oranı %5'ten düşük olmak zorunda. Yani faizden elde ettiği
[1:10:35] gelir o şirketin eee toplam geliri oranı %5'ten düşük olmak zorunda. Ama faizli menkulüne toplam gelir oran %33'e kadar izin verilmiş. Bu şartları taşıyorsa Dow Jones'da herhangi bir hisse cherry
[1:10:49] compli helal bir şekilde e hisse alım satımı yapabilirsiniz deniliyor. Ki bu kriterler bile tartışmalı olması gerekir. Kend biz eee ne diyoruz? Borsa zaten manipülatif. Orada shorting
[1:11:03] işlemleri var. Çıplak aşağı satış, açağa satışlar, işte olmayan paralarla işlem yapmalar, havadan para basmalar. Yani zaten bu sistem komple kendisi bir manyaklık, çılgınlık hali olmasına rağmen biz buna shaya compite dersek ne
[1:11:14] olur? Ha geçici bir adımdır. Yani işte günümüzdeki katılım bankaları işte bu tarz şer competent ürünler ya bunlar bir adım bir basamak. Tamam ehven işer şey demiyorum ama bunu final bir çözüm bunu
[1:11:27] o işte bitirdik ya bayağı iyiyiz gibi düşünmememiz lazım asla ya. Asla böyle düşünmememiz gerekiyor. Mesela ETF denilen şeyler var. İşte yatırım fonu.
[1:11:38] Siz paralarınızı yani biz yönetemediğimiz için mesela ETF'ler atıyoruz. Orada yöneticiler, fon yöneticileri akıllı bir şekilde bunu yönetiyorlar. Mesela Vahit'in Nasta diye de bir Amerika'da borsa var. Nastaak borsası. Eee, Vahit Nastak ETF'leri
[1:11:51] yatırım fonunda mesela eee, örnek verebiliriz. Burada eee mesela dünyadaki paranın %90'ın Amerika'ya aktığını, parasal sistemin nasıl bir şey olduğunu, dövizin dünyadaki hegemonyasını, havadan Amerikan e bankalarının para
[1:12:04] yaratabildiğini, oradaki bankaların bir sürü manipülatif, spekülatif borsalarda işlemler yaptığını biliyoruz. Bu para büyük kurumların daha da büyümesine, büyük kişilerin daha fazla borç ve kredi alabilmesine yol açıyor. SME dediğimiz
[1:12:17] küçük kobilerin, girişimcilerin, orta ölçekli işletmelerin böyle kredibilitesini alıp yükselten işte onlara bir fayda sağlayan bir sistem olmadığını da biliyoruz biz bugün bunların. E şimdi Vahid'in NASDAK ETF yatırım fonu şeriat compliant yani
[1:12:31] şeriat uyumlu ama sistem Amerika'ya hizmet ediyor. Oradaki büyük şirketlere hizmet ediyor. Bizim Müslüman küçük hobilere hizmet edemiyor.
[1:12:41] Buna şeriat uyumlu ama ahlaki. Yani Alev Alatv'ın bir sözü vardı ya hani diyordu bir şey hukuki olabilir ama ahlaki midir?
[1:12:50] Bunu düşünmemiz gerekiyor. Ya mesela bu Haris İrfan dediğim gibi başta bu tarz şeylerde uğraştığı için o cennet bankerleri kitabında anlatıyor. Yani eee orada da detaylar var. Tehavud ana sözleşmesi denilen bir şey var. Öyle
[1:13:04] karmaşık ilişkilerle şeria complite hale getirmişler ki ama özüne baktığınız zaman bildiğiniz manipülatif işlem.
[1:13:10] Bayağı türev işlem yani her olmayan bir işlem. İşte Müslüman yatırımcı parayı yatırıyor. Özel amaçlı varlık denilen bir şey. Özel amaçlı varlığa yatırıyor.
[1:13:17] Özel varlık iki tane sepet oluşturuyor.
[1:13:19] A sepeti şeri uyumlu varlıklar. B sepeti de geleneksel konvansiyonel faizli varlıklar. Ondan sonra bu iki sepete ayırdığı için arada da bir vaat veriyor.
[1:13:28] B sepeti işte A'ya diyor ki tamam sana söz vereceğim. Şöyle bir borcum olduğuna dair vesaire. B istediği gibi konvyonel işlerde işlem yapıyor. Vaatten dolayı A'ya para veriyor ama A helal işler yaptığı için. Ama sonuçta ben Müslümanla
[1:13:39] bir borç iliş gayrimüslimle borç ilişkim olabilir ya. B sepeti gayrimüslim, A sepeti müslüm gibi davranıp o arada borç ilişkisi kurup B sepeti istediği gibi karı yapıp yapıp yapıp yapıp ona kar payı gibi bir şeyler veriyor. Sözde bir
[1:13:50] ortaklık kuruyorlar. Osmanlı'da öyle bir şey var. Anlatırım. Eee daha sonra burada şeria compliant bir kar elde etmiş olursunuz. Risk sıfır neredeyse minimum. Her riskten koruma formlarıyla aynı. How ana sözleşme. Ne oldu? Şeriat
[1:14:03] compliant oldu. Hukuki mi? Hukuki.
[1:14:05] Görünürde teoride caiz mi? Caiz. Ahlaki mi? Soru işareti. Daha sonra arbun kapora. Biz neden Hanefiler yani gerçekten ulema geleceğe yönelik çok büyük bir vizyona sahip olduğunu buradan görebiliyoruz. Hanefiler Şafiilerde
[1:14:18] Arbun Kaporanın helal olmadığını söylemiştim. Sadece Hanbelilerde olduğunu söylemiştim ama günümüzde de Hanbelilere uyulup katılım bankaları vesaire İslami finansta bunun kullanıldığını söylemiştim. Arbun neden önerli? Bir önceki borsa videomu
[1:14:29] izleyin. Orada açağa satış çıplak açağa satıştan bahsetmiştim. Açağa satışın olayı neydi? Shortlamak. Yani e hisse yok aslında. Ödünç alıp varmış gibi yapıp işlem yapıp onun hissenin düşmesinden para kazanıyorsunuz. Yani
[1:14:42] aslında ödünç almak yani kapora gibi bir şey oluyor. Armut. Eee dolayısıyla burada hedgefon para oluyor. 100 eee hisse diyelim ki normalde 100 birim. E orada hiç paraya ödünç alıyordu. Burada
[1:14:57] arbun olduğu için kapora veriyorum. 100 birimlik hisseye 10 birim ya 100 liralık hisse var. 10 liradan 10 tane alıyorum.
[1:15:05] Yani normalde 100 liraya bir hisse alabilecekken 10 lira kapora vererekten hisse başı 100 hisse alıyorum. Daha sonra bunu artık açığa satış yapabiliyorum. Short işlemi yapabiliyorum.
[1:15:15] Yani eee akıl alır gibi değil. Yani cinlikte hinlikte bir dünya markası yaratılmış durumda. Yani oradan kapara verip eee short işlemini yapıyorum.
[1:15:25] Konvansiyonelile yapılabilecek her şeyi İslami finansada da yapabilmiş oluyorum. Hacı Sirfan da bunları kendi eleştiriyor. Birçoğunu da kendisi bulmuş olmasına rağmen biz diyor yani kötü bir şey yaptık orada. Bir Frankstein yaptık diyor. Yani işte siz
[1:15:39] böyle söylüyorsunuz. İşte faiz böyle işte İslami finans böyle bankalar böyle.
[1:15:44] Ya biz ne yapalım? Ölelim mi ya? İşte ölmeyelim. Tamam. Ben zaten bu serideki amacım da bu. Doğruyu yanlışı Allah'ın izniyle hakkıyla isabet ettiğimiz yer olmuş olabilir. İsabet etmediğimiz yer olmuş. İsabet ettiğimiz yerde Allah
[1:15:58] yardım ettiği için isabet etmişizdir.
[1:15:59] İsabet edemediğimiz yerde biz kendi kul olarak maalesef doğru araştırma yapamadığımız için bizim suçumuzdur.
[1:16:04] Allah affetsin diyelim. Doğru yolu göstermeyi nasip et. Eee biz doğruları mümkün olduğunda aktarmaya çalışalım.
[1:16:09] Doğruyu bilmekle uygulamak farklı şeyler. Şimdi ben doğruyu bileyim içinde bulundum para sistemini dünyadaki bu sistemi anlayayım bileyim ki her şer compliant diyene oh gönül rahatlığıyla ben buraya paramı yatırayım demeyeyim.
[1:16:21] Mecbur olduğum için yine onu kullanayım.
[1:16:23] Yine şeriat comp ürünler kullanayım.
[1:16:24] Yine normal banka kullanmak yerine katılım bankası kullanayım. Ehven nişerdir. Bir basamaktır. Bir adımdır.
[1:16:30] Zaten zorundayım. Başka çarem yok. Yoksa rekabet edemem yani.
[1:16:36] Ama bunları bilip yeni sistem de üretelim ya. Buradaki amacım da bu.
[1:16:42] Doğruyu gösteriyorum ki bu videolarda bizim sistemi de karşılaştıracağız. Biz de bir sistem ortaya koyacağız. Ben bununla faiz yazıp şunları hepsi faiz deyip bırakıp atmayacağımız. Yani Allah'ın izniyle bir şura kurulu, bir
[1:16:53] danışma kurulu oluşturarak yetkin insanlardan bunun çözümünü de alternatif kurumların da kalk buna alternatif bu, bu böyle çalışır, bak böyle rekabet edeceğiz, bak böyle elimiz güçlü olacak şeklinde de çözümü de sunacağız Allah'ın izniyle.
[1:17:06] Dolayısıyla ben burada sadece anlatıyorum çözümü sunmuyorum gibi de düşünmeyelim. İleriki videolarda inşallah çözümleri de sunmuş olacağız.
[1:17:13] Şeyler var. Evim skandalları işte emin evim, Kuzulevim vesaire. Neyse şimdi rakam eee vermiş olmayayım şimdi. Ya bakıyoruz tamam eee İslami bir hassasiyetle buralara gidiyoruz ancak
[1:17:27] normal bankadan çekiyorum krediyi diyor işte eee 1 milyon alıp 2 milyon ödeyeceğim. Ya emin evime geliyorum işte komisyonlar bir de orada kura sistemi var. Kurada eee ortadan sonraya çıkarsanız yani 100 kişi var 50ciden sonraya çıkarsanız bayağı bir
[1:17:41] dezavantajlısınız. 1 milyon alıp 2,5 2.7 veriyorum ya. Normal bankada 2 verirken 1e 2 burada 2,5 2.7'ye geliyor.
[1:17:49] Maliyeti, matematiksel hesaplamalarınızı yaptığınız zaman ki gerçekten de bu böyle. E şimdi daha İslami diye bizim cebimizden daha fazla para çıkması daha mı doğru olmuş oluyor?
[1:17:59] Niye peki? Şunu sorgulamamız lazım. Niye konvansiyonel 2 yapıyor da burada eee caiz olmasına rağmen, helal olmasına rağmen 2,5 2ye oluyor?
[1:18:08] Çünkü para sistemi banka parayı havadan basıp yarattığı için orada faiz sözde %2.78 işte 78 işte 3 işte 3 faiz falan gibi şeyler gözüküyor ama normalde o faiz 50 60 70 çünkü havadan basıp
[1:18:21] yaratıyor o parayı sana zaten bir önceki videoda göstermiştim ama burada adam gerçekten bir eee ortaklık kurmaya çalıştığı için mecburen şeyleri artıyor. Bir de enflasyon var.
[1:18:31] Enflasyonist ortamda böyle bir şey yapmaya çalışıyorsun. Enflasyon tanımında önceki videolarda söylemiştik.
[1:18:35] Para arzının artması. Diğer banka havadan para basıp dijital olarak yaratıp krediyi verebilirken sen burada gerçek alın terle bir şeyler yapıyorsun.
[1:18:41] Üstelik bir de enflasyonuyla o parayı yarattık seni dezavantajlı hale daha da getiriyor. Sen burada bir mücadele vererek kanter içerisinde bir şeyler yapmaya çalışıyorsun. Yani bir adımdır evim sistemleri ama bir çözüm müdür?
[1:18:51] Değildir. Çünkü karşındaki adam orantısız güç kullanıyor. Yani onunla yarışma şansın yok. Adam darphane ismi banka ama darphane olarak değişmesi lazım. Ben burada kendince bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Dolayısıyla emin
[1:19:05] evim eleştirilerine, evim sistemi eleştirilerine katılmakla beraber bir yandan da alternatif çözüm de üretmek gerekiyor. Mesela güzel bir anekdot eee duymuştum. Maun suresi eee biliyorsunuz
[1:19:19] Kur'an-ı Kerim'de Maun suresinde diyor ki işte onlar namazda samimi değiller.
[1:19:23] Esta billah onlar namazlarında samimi değillerdir. Eee diye bir ayet var.
[1:19:28] Onlar yoksuluğu da gözetmezler diye bitiyor sonunda. Daha sonra bunu duyan Velid bin Muire Peygamber Efendimize geliyor. Diyor ki ya diyor Maun suresini okuyup okuyup duyuyorsunuz. E duyuyoruz da bizi eleştiriyorsunuz sözde işte eee
[1:19:39] biz fakirlere de yardım etmemişmişiz.
[1:19:42] Görmezmişiz onları. Diyor ki biz Mekke'nin en zenginleri olarak diyor %10 gelirimizi fakirlere dağıtırız. Sen bunu bilmez misin diyor. Ondan sonra hatta diyor ki bunu dağıtırız. Hatta o %10 dağıtan aramızda en izzetli, en şerefli,
[1:19:54] en böyle yetkin kişi olarak biliriz diyor. Eee, doğru mu diyor? Buna katılıyor musun? Böyle yapıyoruz değil mi diyor. Peygamber efendimiz diyor ki, "Evet katılıyorum. Doğru söylüyorsun.
[1:20:03] Böyle yapıyorsunuz diyor." Ondan sonra da eee diyor ki Mehit bin Muire, "O zaman sen ve Tanrı yalan söylüyorsunuz."
[1:20:10] diyor. Bizi fakir gözetmemekle suçlayarak. Peygamber efendimiz diyor ki, "Tamam gel. Mekke'de merkezde Kabe var. Etrafında böyle halka şeklinde 7 tane mahalle var. Tamam mı? Eee, yani
[1:20:22] halka dışa doğru gidiyor. Eee, en zenginler en iç halkada, en fakirler de en dış halkada gibi düşünebilirsin. Wilk Mu diyor ki, "Böyle mi?" "Böyle."
[1:20:31] "Tamam." "Peki sen en halkadasın. Senin atan neredeydi?" "O halkada. Onun atası." O halkada. Onun atası o halkada.
[1:20:38] Diyor ki, "Hiç dış halkadan aşağı inen var mı?" Yok. O zaman sen bu %10'u dağıtarak sadece force gösterisi, kendine güç gösterisi yapıyorsun.
[1:20:46] Gerçekten halka bir yayılımı var mı bu %10 dağıttığının? Yok. İşte bu yüzden eleştiriliyorsun.
[1:20:52] Olay bu. Yani bir şey yapıyormuş gibi görünmek, bir yardım faaliyetlerinde bulunuyormuş gibi görünmek. İşte büyük kuruluşların Afrika'ya böyle işte yardım konvoyları, bilmem işte su kuyuları, şu bu yabancı şeylerden bahsediyorum.
[1:21:04] Vakıflardan işte Melinda Gates vakfı, şu bu. E burada örneği var.
[1:21:13] Bir şey değişiyor mu? Afrika'ya siz 50 yıldır yardım yapıyorsunuz. Bir gram gelişme var mı? Yok. Yani yi halkadan bir aşağı halka inen var mı? Yani bir sosyoekonomik düzende bir değişim var mı? Yok. O zaman demek ki sen bir
[1:21:25] yerlerde bir çakallık yapıyorsun. Yani bir şey öyle gösterip aslında eee öyle olmadığı ortaya çıkıyor.
[1:21:34] Bu anekdotu da paylaşmak istemiştim.
[1:21:36] Sonlara geliyoruz. Biraz uzun bir video olduğun farkındayım. Şimdi asset backed ve asset base denilen iki tane kavram var. Karıştırılabilir. Bunlar aslında çok önemli. Şimdi eee asset base
[1:21:49] dediğimiz zaman yani bir fiziksel ürüne dayalı ama asset back dediğimiz zaman back yani e o ürünün gerçekten orada var. Ona dayalı değil. O ürün üzerinden gerçekten işlem yapılıyor. Örnek verecek
[1:22:02] olursak şimdi gerçek sukuka da eee asset back olmalı. Yani sukuk dediğimiz olayda tahvilde gerçekten orada bir eee biz fiziksel ürünün eee sukunu, tahvilini veya icaresini eee yapıyor olmalıyız.
[1:22:13] icari huk yaptığımızı düşünürsek o varlığın gerçek geliri yani bir makine kiralayacağız. Ticari hukuk tahvilini çıkardık. Eee o gerçekten bir makine olmalı. Aset Bit olmalı ve bir fabrika onu alıp kullanıp onun kirasından
[1:22:28] gerçekten biz de onun sahipliği olmalıyız. Yani gerçek bir makinenin orada işlemleri olmalı. Ama aset base'de tam olarak öyle olmuyor. Ve çoğu hukukta aset base, hukukta aset base. Yani nominal olarak bir varlığa bağlı endeksleme gibi bir şey yapıyorlar
[1:22:41] orada. Ama aslında biz hukukçunun borcunu ödüyoruz. Yani orada tahvillerin borcunu ödüyoruz. E halbuki orada gerçekten bir makine varmış gibi değil.
[1:22:50] Adam diyor ki işte benim 500.000 L borcum var. Eee şey ihtiyacım var fabrika olarak. Ya şunları şunları da işte bir aset bas. Bak benim de şöyle asetlerim var. Onun üzerinden siz bir sukuk çıkarın. Yani gerçekten o mal böyle sahiplik vesaire değil ya. 500
[1:23:03] milyon eee işte ihtiyacım var.
[1:23:05] Fabrikamdan da bunlar var. şunları base göstererek ya onları bir şey göstererek bak mallar var işte filan deyip aslında onun borcunu ödüyoruz bir nevi. Böyle olmaması lazım gerçekten. Eee bir mal varsa o malın niteliği şey gariz olay
[1:23:20] yani belirsizlik dediğimiz olay olmaması lazım. Neye nasıl kim nerede nasıl yatırım yaptı? Ne aldı ne verdi.
[1:23:25] Sözleşmenin kuralları kim nerede eee sahipliğe sahip kim nerede sorumluluğa sahip. Bunlar hepsi belli olarak yapması lazım. Bu aset belki de oluyor. Aset bezi biraz daha soyut. O yüzden bu da eleştirilme eee konusu.
[1:23:37] Bu hatta Dubai World'ün battığını söylemiştim SCO'da. Burada Nakil'in arsaları üzerine eee kurulmuş deniyormuş. Ama eee hukuk sahipleri arsa gelirini değil Dubai World'ün şirket borcunu aslında almışlar. Normalde orada arsa alacaklar. Onun üzerine birş ne
[1:23:51] gibi kooperatif gibi düşünün yapacaklarmış. Ama aslında burada öyle olmamış. O aset base gösterip yani back değil arsa değil base gösterip ya burada arsa var zaten falan deyip aslında Dubai World'ün borcunu satın almışlar. Öyle
[1:24:01] olunca da su sahipleri arsaya değil borca sahip olduklarını bir anda öğrenmişler. Normalde şey batsa bile aslında arsa hala kendilerine ait olması lazım ama öyle olmamış diyor. İşte son kısma geliyorum. Eee burada beyaz adamın
[1:24:14] şeri kurulu dediğimiz nokta var. Ya biz Müslüman olarak, Müslüman alemi olarak bu normlar bize ait olmasına rağmen, bu kavramlar bize ait olmasına rağmen bunların fetvasını neden bizim kurumlarımız verdi? Londra'daki İslami
[1:24:29] bankaların ya da konvansiyonel bankaların İslami şubelerindeki müftüler veriyor bu fetvaları. Çoğunlukla Pakistanlı, Hindistanlı, Mısırlı veya Suudi Arabistanlı alimler oluyor.
[1:24:40] Ama patron İngiliz Doje Bank'ın İslami Finans Kurulu fetva veriyor. Ya patron Müslüman değil ki.
[1:24:49] Patron gayrimüslim. Farkında mıyız? Yani beyaz adamın şeri kurulu. Yani sen ötede oynama, gel yine oynayacaksan yakınımda oyna diyor resmen bize. Kesinlikle eleştirilmesi gereken bir şey bu karar mekanizması yani. Çünkü patron bu ürün
[1:25:01] piyasada tutmaz. Hemen başka bir fetva bulun, şuna bir fetva bulun filan gibi şeyler söyleyebiliyor ve gidip orada siz teorik olarak fetvalar bulabiliyorsunuz.
[1:25:09] Çünkü zorlamayla her şeyin bir çözümü var. Çözüm olmayan bir şey yok.
[1:25:12] Dolayısıyla burada aslında eskiden eee kolonizm yani sömürgecilik fizikselken, oranın gerçek kaynaklarını sömürürken artık günümüzde piyasa gerçek mal ticarette dönmediği için fiktif piyasalarda, finansal piyasalarda
[1:25:27] döndüğü için şu anda da biz entelektüel kolonizm, entelektüel tömürü sömürgecilik buna maruz kalıyoruz.
[1:25:35] Adamlar entelektüel olarak finans bilgileriyle ve bu kurdukları City of London'la Müslümanları ve İslam iktisadını sömürüyorlar. Entelektüel bir sömürü ama neden? Bilgi oradan çıkıyor, çözüm oradan çıkıyor. Araçlar oradan
[1:25:50] çıkıyor. Patron gayrimcis. Aşağıdaki adam tamam Pakistanlı, Hindistan'lı, Arabistan patron ama değil. Buraya da böyle bir e eleştiri getirmemiz gerekiyor. Final olarak sözlerimi toparlayacak olursak bunlar birer
[1:26:05] adımdır. İslami finans olsun, bu yeni gelişmeler olsun bunlar birer adım. Bu adımları devam ettirmeliyiz. Belli bir noktada bırakmamalıyız. Çözümsüz olduğumuza asla inanmamalıyız. Allah'ın bize 10 kat yardım edebileceğine
[1:26:17] inanmalıyız. Dolayısıyla bizim ona güvenimiz neticesinde güvendiğimiz kadar onun bize yardım edeceğini bilmeliyiz.
[1:26:23] Bu sistemi Allah'ın izniyle değiştirmeliyiz diyorum.
[1:26:27] Ve hepinize iyi günler diliyorum.
