# Mekke'de Para Güç ve Tanrı. İslam Medeniyeti Medine'de Başlıyor

Tarih · Ekonomi ve Hukuk Gözünden İslam Medeniyet Tarihi, 2. bölüm · 19 Haz 2026 · 1:19:23

Bağlantı: https://kokfinans.org/video/mekkede-para-guc-ve-tanri-islam-medeniyeti-medinede-basliyor  
YouTube: https://www.youtube.com/watch?v=e3zXzbgYY_Y

Tarıma elverişsiz Arap Yarımadası'nda Mekke ticaretle yaşıyordu; Kureyş oligarşisi fiyatı ve hukuku tekelinde tutuyor, cahiliye düzeni faiz, tekelcilik ve güçsüzün korumasızlığıyla işliyordu. Ribâ yasağı, zekât, Medine Anayasası ve Medine pazarı bu düzeni dönüştürdü; dört halife dönemi adalet örnekleriyle doludur, Emevilerle ise yeni bir değişim başlar.

### Tarımsız Bir Yarımadada Ticaret Ekonomisi

İslam medeniyetini **ekonomi** ve **hukuk** perspektifinden ele alma hedefini burada da sürdürüyoruz; klasik bir siyer anlatımı yerine olayların iktisadi ve hukuki anlamı üzerinde duruyoruz. 7. yüzyılda Arap Yarımadası'nın kuzeyinde Bizans, doğusunda Sasani İmparatorluğu, güneyinde Yemen bulunuyordu; ortası çöldü, tarım ancak kıyılarda, Yemen'de ve vahalarda mümkündü. Mekke de tarıma elverişsiz olduğu için halkı tüccardı: Şam'a, Yemen'e, Kızıldeniz üzerinden Afrika'ya ve Sasani topraklarına kervanlar gidiyordu.

Mekkeli elitler, Kâbe çevresine bir **harem sınırı** çizerek dışarıdan gelen tüccarın içeri ancak bir Mekkeliyle ortak olarak girebilmesini şart koşmuştu. Böylece 10 akçeye alınan mal iç pazarda 20 akçeye satılıyor, fiyatı tamamen bu elit belirliyordu. Hz. Peygamber'in daha sonra getirdiği *telakki'r-rükbân* yasağının, yani pazara gelen köylünün yolunu kesmeyi haram kılan hadisin sebebi bu düzendir. Mekkeliler ayrıca müşareke türü sermaye ortaklıklarıyla büyük kervanlar kuruyordu; Kureyş suresindeki kış ve yaz yolculukları buna işaret eder. Hz. Peygamber'in babası Abdullah'ın 500 km ötede, Medine'de ticaret yaparken vefat etmesi, bu toplumun ne kadar hareketli bir ticaret toplumu olduğunu gösterir.

### Kabile Hukuku ve Cahiliyenin Üç Kırılganlığı

Yarımadada Bizans ya da Sasani gibi bir devlet yoktu; yazılı hukuk ve mahkeme bulunmuyor, örfi kurallar güçlü kabilenin keyfine göre işliyordu. Kureyş gibi birkaç kabile bir **oligarşi** kurmuştu, hac organizasyonundan da en çok onlar kazanıyordu. Ebu Cehil bir mala fiyat verdiğinde kimsenin daha yüksek teklif verememesi bu tekelin örneğidir. Dönemin ekonomik sorunları üç başlıkta toplanabilir:

1. **Ribâ (faiz):** Ödenemeyen borç katlanarak büyüyor, nesiller boyu sömürü ve köleleştirme aracına dönüşüyordu.
2. **Tekelcilik ve fiyat manipülasyonu:** Kureyş elitinin pazar üzerindeki fiili hakimiyeti, karaborsa ve rant.
3. **Güçsüzün korumasızlığı:** Köleler, yoksullar, yetimler ve kadınlar hukuki özne sayılmıyor; kız çocukları gömülüyor, diyet ve kan davasında güçlü kabile her zaman kazanıyordu.

Bu durum Roma'da hukuku tekelinde tutan patricilere benzer. Sheldon Wolin'in, kurallar yalnızca bir kesimin hafızasındaysa kamusal alan oluşamayacağı fikri, *cahiliye* kavramının özünde bu hukuksuzluğun yattığını gösterir. Bu coğrafyada Bizans ve Sasaniler, kervan yolları ve ilk hicretin yapıldığı, Necaşi'nin hükmettiği Aksum Krallığı yer alıyordu. Devlet bile olmayan bu kabile toplumunun kısa sürede dönemin iki süper gücünü yenmesi bir **mucize**dir.

### Hz. Peygamber'in Ekonomik Devrimi

Hz. Peygamber 40 yaşına kadar amcasıyla ve Hz. Hatice'nin kervanlarıyla ticaret yapmış, piyasayı içeriden bilen bir "pratisyen"di. Getirdiği reformlar şunlardır:

- **Ribâ yasağı:** Borç ilişkisine dayalı sömürüyü kırıp kâr-zarar ortaklığı ve risk paylaşımı getiren devrimci bir reform.
- **Zekât:** Zengin ile fakir arasındaki farkı azaltan, bugünkü SGK benzeri bir sosyal güvenlik ve servet yeniden dağıtım mekanizması; zekât, zenginin malındaki fakirin hakkıdır.
- **Ölçü ve tartıda doğruluk:** Pazarda bilgi asimetrisini önleyen kural.
- **Stokçuluk, tekelcilik ve manipülasyon yasakları.**

İslam serbest piyasacıdır; fiyatlar arz ve talep ile oluşur, tüccara ve fiyata müdahale edilmez. Hadiste haram kılınan *mesk* de Mekkeli elitlerin dışarıdan gelen malın fiyatını zorla belirlediği bu zulüm düzenidir; dolayısıyla ülkeler arası dengeleyici gümrük vergileriyle bir tutulmamalıdır. Gümrükler düşük olmalı, ancak Çin gibi ucuz üretimle iç üretimi çökertebilecek rakiplere karşı koruma mantıklıdır.

### Hicret, Medine Anayasası ve Medine Pazarı

622'deki hicret yalnızca coğrafi değil, siyasi bir dönüşümdür. Hz. Peygamber Medine'de iki adım attı: Yahudiler, müşrikler ve Müslümanlar arasında 47 maddelik **Medine Anayasası**'nı hazırlattı ve mevcut pazara zorla müdahale etmeden ayrı bir **Müslüman pazarı** kurdurdu. Anayasada her topluluk evlilik, miras ve ceza konularında kendi hukukunu uyguluyor, gruplar arası uyuşmazlıklar ortak bir mahkemede görülüyor, savunma ve dış politikada birlikte hareket ediliyordu. Müslümanlar azınlıktayken bile şeriat herkesi kapsayan bir **şemsiye** işlevi görüyordu; bu, çoklu hukuk sisteminin bir örneğidir.

Ensar-muhacir kardeşliğini ve gönüllü servet paylaşımını bugünkü Suriyeli göçmenlerle karşılaştırdığımızda bu sınavı kaybettiğimizi itiraf etmeliyiz. Hz. Peygamber'in tam teşekküllü bir devlet aygıtı kurmamasından şu ders çıkar: Devlet yalnızca güvenlik ve adalet sağlayan **minarşik** bir yapı olmalıdır. Bedir, Uhud ve Hendek savaşları Mekkelilerin müşrik olmasından değil, üç yıllık boykot gibi ekonomik ve hukuki zulümlerinden kaynaklandı; boykot döneminde Hz. Hatice ve Hz. Ebubekir'in servetleri fahiş fiyatlı gıdaya harcanarak eridi.

### Dört Halife Döneminde Adalet ve Maliye

Hz. Ebubekir dönemindeki **ridde savaşları** yalnızca bir dinden dönme meselesi değil, zekâtı ve devlet otoritesini reddederek eski oligarşik düzene dönmeye çalışan kabilelerin isyanıdır. Hz. Ömer döneminde Suriye, Irak, Mısır ve İran'ın bir kısmı fethedildi, **beytülmal** sistemleştirildi ve **divan** kurulup maaşlar kayda geçirildi. Hz. Ömer'in oğlu Abdullah'a 3.000, Üsâme bin Zeyd'e 4.000 dirhem vermesi, liyakat ve vefanın kan bağına tercih edilmesidir. Fethedilen topraklar ganimet olarak dağıtılmadı, harac karşılığında çiftçilere bırakıldı.

Hukuki örnekler bu dönemin merkezindedir: Hz. Ömer, topal at davasında Şüreyh'in hakemliğinde bir bedeviye karşı davayı kaybeder ve Şüreyh'i Kûfe kadılığına atar. Übey bin Kâ'b ile davasında kadı Zeyd bin Sâbit'in kendisine ayağa kalkmasını adaletsizlik sayar. Mısır valisi Amr bin Âs'ın oğlunun Kıptî bir genci kırbaçlaması üzerine kısas uygulatır:

> Anneleri onları hür doğurmuşken siz ne zamandan beri insanları köleleştirdiniz?

638-639'daki **Remâde kıtlığında** Mısır ve Irak'tan gıda getirtir, kendisi et ve yağı bırakır, hırsızlık için el kesme cezasını askıya alır. Bu, şeriatın şartlara göre içtihatla esneyen, *common law*a benzer dinamik bir hukuk olduğunun kanıtıdır; katı *civil law* anlayışı ise bu açıdan eleştiriyi hak eder.

Para konusunda, Hulefâ-i Râşidîn döneminde Bizans dinarı ve Sasani dirhemi üzerlerindeki sembollere rağmen kullanılmaya devam etti; ilk İslami sikkeler 685 civarında Abdülmelik bin Mervan döneminde basıldı. Önemli olan paranın üzerindeki sembol değil, ribâ ve tekelcilik olup olmadığıdır.

### Hz. Osman, Hz. Ali ve Emevilere Geçiş

Hz. Osman döneminde Muaviye'nin önerisiyle, Hz. Ömer'in reddettiği ilk donanma kuruldu ve Kıbrıs fethedildi; bu karar Sicilya ve Endülüs'ün yolunu açtı. Akrabaların vali atanması ve servet eşitsizliği eleştirileri bu dönemde yükseldi; Ebû Zer el-Gıfârî **kenz** (servet biriktirme) karşıtlığıyla öne çıktı ve Rebeze'ye çekildi. Kenz yasağı zenginliği değil, paranın ekonomiden çekilip saklanmasını hedefler.

Hz. Ali'nin bir Yahudiye karşı açtığı **zırh davasında** kadı Şüreyh, oğlu Hasan'ın şahitliğini usulen kabul etmeyerek davayı Yahudi lehine sonuçlandırdı; bu, Batı'da çok sonra gelişecek *rule of law* ilkesinin erken bir örneğidir. Dönemin gelir kaynakları zekât, harac, cizye, öşür ve ganimetti; vakıf kültürü yaygınlaşınca devletin sosyal yükümlülüğü ortadan kalktı, mülkiyet ise dokunulmazdı. Muaviye ile birlikte şûra ve biate dayalı modelden babadan oğula geçen monarşiye geçildi ve Arap aristokrasisi güçlendi; buna karşın fetihler İspanya'dan Hindistan'a uzandı. Fetihlerin haritası bu genişlemeyi, Çin'deki erken dönem camileri de İslam'ın ne kadar uzağa ulaştığını gösterir.

## Bölümler

- 00:00 — Giriş ve serinin perspektifi
- 02:14 — Cahiliye Mekke'sinin ekonomisi
- 10:03 — Faiz, tekel ve korumasızlık
- 21:25 — Hz. Peygamber'in ekonomik reformları
- 27:08 — Hicret ve Medine Anayasası
- 36:41 — Mekke ile savaşın nedeni
- 39:28 — Hz. Ebubekir ve ridde savaşları
- 41:39 — Hz. Ömer'in adaleti ve maliyesi
- 53:47 — İlk İslam sikkeleri
- 57:20 — Hz. Osman, donanma ve kenz
- 1:04:49 — Hz. Ali ve zırh davası
- 1:11:07 — Emevilere geçiş ve haritalar

Etiketler: islam medeniyet tarihi, ribâ, serbest piyasa, islam hukuku, dört halife, medine anayasası

## Transkript

[00:00] Selamünaleyküm. Rabbi yessir veessir.
[00:03] Rabbi tenvin bilir. Allah'ım zorlaştırma, kolaylaştır, işlerimi hayırla sonuçlandır.
[00:10] Serimizin ilk videosunda İslam öncesi dönemden daha doğrusu İslam diye bahsetmek doğru olmaz. Çünkü İslam Hazreti Adem'den beri gelen Allah'ın katındaki tek din. Peygamber Efendimiz
[00:21] sallallahu.y ve sellemden önceki dönemde Mekke civarındaki durumu biraz inceleyeceğiz bu videoda. Daha sonra Peygamber Efendimiz dönemindeki durumu, hicreti ve dört halife dönemindeki
[00:35] durumları da inceleyerek bu videoyu bitirmeye çalışacağız inşallah. Giriş videosunda da anlatmıştım ancak belki izlemeyenler olmuş olabilir. O yüzden çok kısa bir özet geçiyorum. Bu videolarımda ben iki perspektiften İslam
[00:49] medeniyetini inceliyorum ve bu ilk videosu. Birinci perspektif ekonomik perspektif. Ekonomik perspektiften aslında İslam medeniyeti ne durumdaydı, neler yaptı, hangi durumlara nasıl tepkiler verdi? Günümüze kadar bu
[01:04] perspektiften inceleyeceğiz. İkinci perspektif ise hukuk perspektifi, adalet perspektif yani şeriat hukuku tarafından o mercekten bakacağız. Hukuk olarak nasıl kurallar vardı? Ne gibi olaylar
[01:18] yaşandı? Nasıl cevaplar verildi? Hem İslam öncesi daha doğrusu Peygamber Efendimiz sallallahuy ve sellem öncesi Arap Yarımadası'na bakacağız. Hem onun sırasında, hicret sırasında, Medine döneminde, dört halife döneminde yaşanan
[01:32] olaylardan şeriatın, İslam hukukunun bize neyi vadettiğini, neyi göstermeye çalıştığını olaylarla, vakalarla, tarihi durumlarla anlamaya çalışacağız. Yoksa bu bir siyer gibi veya klasik her yerde
[01:46] anlatılan Peygamber Efendimiz ve İslam tarihi gibi anlatılan klasik olayların anlatılacağı bir seri değil. Ben burada özellikle ekonomik ve hukuki perspektiften bakacağım ve farklı yerlerde değinilmeyen öznel yorumlarla
[02:00] olayları irdelemeye çalışacağım ve haritalar eee ekrana da anlattıktan sonra haritalarda da göstererekten hafızamızda daha iyi yer edinmesini sağlamayı hedefliyorum. Şimdi Mekke
[02:14] toplumuna baktığımız zaman nübüvvet öncesi cahiliye dönemi denilen dönemde nasıl bir durum vardı acaba? Arap Yarımadası'a nasıl bir yapı vardı? Biraz bunu inceleyelim. Yani 7. yüzyılda aşağı yukarı İstanbul'un doğacağı topraklar
[02:28] yani Arabistan Yarımadası nasıl bir yerdi? Kuzeyinde Bizans yani Roma İmparatorluğu. Doğusunda Sasani yani İran yani Perspatorlukları.
[02:39] Güneyde Yemen var. Hicaz'ın tarihteki en köklü medeniyet havzası oluyor. Güneyde Yemen var. İşte Basra Körfezi doğuda.
[02:46] Batıda Kızıldeniz var. Orada ticaret rotaları var. çevrilmiş aslında bir yarımada şeklinde haritadan da birazdan göreceğiz. Bir yarımada desi ortası da çöl. Tarıma çok elverişli yerler yok.
[02:57] Daha çok kıyılarda tarım var. Ortada çöl kısmında tarıma elverişli değil. Örneğin Mekke'de tarıma elverişli bir yer değil.
[03:04] Yalnızca Yemen gibi daha böyle güney uçlarda veya küçük vahalar şeklinde tarım elverişli olduğu yerler var. Eee, kayalık, e, vadiler var. Eee, işte küçük tepecikler var. Dolayısıyla tarım elverişli bir yer değil. Şimdi peki
[03:17] burada nasıl bir ekonomik model vardı?
[03:20] Ekonomi burada nasıl işliyordu? Biraz bunlara değinmek istiyorum. Dışarıdan tabii ki burada tarım olmadığı için buradaki insanlar tüccar insanlar.
[03:28] Ticaret yapıyorlar. Şam'a gidiyorlar, kuzeye gidiyorlar, güney Yemeğine iniyorlar. Afrika kıtasına geçiyorlar.
[03:34] Kızıldeniz üzerinden veya Sasaniler tarafına gidiyorlar. Yani çok ticarette ileri boyuttalar. Buna değineceğiz.
[03:40] Dolayısıyla ticaret içi iç içeler hem dışarıdan mal geliyor hem içeriden şeyler dönüştürülüp dışarıya da satılıyor. Dışarıdan gelen tüccarlar mallarını harem sınırı denilen sınıra kadar taşırlar. Kabe zaten o zaman da kutsal biliyorsunuz. Kabe her zaman
[03:55] kutsal. Hazreti İbrahim'den beri kutsal bir mekan. Hac ibadeti her zaman var ve bunun bir ekonomisi de var. Harem sınırı dediğimiz yani Mekke etrafında bir sınır çizmişler. Bu Mekkeli elitler diyelim biz bunlara. Yani aslında Peygamber
[04:09] Efendimize karşı çıkan o elit tayfa, o ekonomik refaha sahip zengin tayfa. O oligarklar Mekke'nin ekonomisini ellerinde tutan ve bundan nem alan kesim diyebiliriz.
[04:23] Şimdi dışarıdan tüccarlar geldi. Harem sınırına kadar bunu taşıyorlar. Buradan içeriye girmek için Mekkelilerle ortak çalışmak zorundalar. Yani böyle bir şart koşmuşlar. Dışarıdan gelen adam özgürce içeri gelip ticaretini yapamıyor. Oradan
[04:35] bir Mekkeliyile birlikte iş yapmak zorundasın. Bu da Mekkelilere tabii ki avantaj sağlıyor. Maddi anlamda dışarıdan 10 akçeye alınan bir mal Mekke iç pazarında 20 akçeye satılıyor. Bu kar marjı başlangıçta aslında pasif bir
[04:48] aracılık. Yani eee adam sana aracı ediyor. Diyor ki sen buradaki Mekkeli bir kişinin ismiyle bunları satacaksın.
[04:55] onun himayesinde tabiri caizse eee onun ondan cevaz alarak buralarda mal satışı yapabilirsin. Daha sonra Peygamber efendimiz bunu yasaklayacak. Hadisi var biliyorsunuz. Pazara gelen köylünün yolunu kesmek haramdır diyecek. Bunlar
[05:09] telakkir rukban yasakları olarak geçer.
[05:12] Çünkü bu doğru bir şey değil. Siz dışarıdan gelen tüccarın önünü bu şekilde kesip ondan haraç alıp daha sonra serbest piyasayı bozacak hareketler yapmış oluyorsunuz. İslam serbest piyasa dinidir. Dinidir ve bu serbest piyasaya aykırıdır. Y burada
[05:25] böyle bir durum var. Dolayısıyla Mekke'li elitler bu adamları mallarını da alıp kendileri fiyat biçiyorlar. Bir de üzerine standart bir komisyon da koymuyorlar. kendilerini alırken belki daha ucuza alıp halka satarken daha
[05:36] pahalıya satıp yani orada tamamen ticaret ve piyasa ve fiyatlar bu elit kesmin elinde. Mekkeli elit kesmin elinde ve bu telakkir rukman yasağı dediğimiz hadislerle de serbest piyasa engelleyecek işte kara borsacılık veya
[05:51] köylünün yolunu kesmek bunların haram olmasının sebebi de bu. Ve bu eskiden nübüvvet öncesinde Mekke'de yapılıyor.
[05:56] Mekke tüccar sınıfı bunla yetinmiyor.
[05:58] Tabii ki bizim müşareke dediğimiz ortaklık yapısı aslında. Sermaye ortaklığı da yapıyorlar. birleşerek büyük ticaret kafileleri oluşturuyorlar.
[06:05] Yani işte 10 kişi, 20 kişi bir araya gelip kocaman bir ticaret kafilesi oluşturuyor ve bunu işte Yemen'e, Şam'a seferler düzenleyerek eee ciddi gelirler elde ediyorlar bu ortaklıklardan.
[06:17] Kur'an-ı Kerim'de de Kureyş suresi var.
[06:19] Biliyorsunuz bunu bahsediyor işte mealen. Yani Kureyş'in onları ticaret yapmak üzere kış ve yaz yolculuğuna alıştırdığı, başkalarıyla ısındırıp yakınlaştırdığı için artık onlar da bu beytin rabbine kulluk etsinler. Meali
[06:31] bu.
[06:32] Kureyş suresinin yani burada aslında Allah ben size bir nimet verdim. Siz de artık bana kulluk edin. Bu nimetleri nankörlük etmeyin diyor. Orada ticaret o kadar gelişkindi ki yani aslında erken
[06:45] bir kapitalist birikim döngüsü olduğundan söz edebiliriz. Mesela Peygamber Efendimiz Sallallahu.y ve sellem'in babası Abdullah 500 km uzaktaki Medine'de vefat etmiştir. Mekke Medine arası 500 km mesafe var. Aşağı
[06:59] yukarı takibi biliyorsunuz. ve Medine'de vefat ediyor. Peygamber efendimizin babası ticaret yaparken. Şimdi biz düşündüğümüz zaman 1930'larda 40'lar, 50'lere kadar hatta bizim dedelerimize kadar Türkiye'de insanların %90'ından
[07:12] fazlası 50 km²elik köyünün çevresinde bir belki ilçeye gitmiştir. Şehre giden bile genelde az oluyor. Yani insanlar bulundukları bölgenin 50 km çevresine çoğunu çıkmamış. %90'ı. Türkiye'de de 1930'dan bahsediyoruz. Orada 600 yılında
[07:27] ama 500 yılında 600 yılında insanlar 500600 km ötede evlerinden vefat edebiliyorlar. Bu ne demek ya? Bu adamlar acayip tüccar, acayip gezginler ve her yerdeler. Yani ya bulundukları
[07:41] yerden çok uzaklaşıp çok çıkabiliyorlar.
[07:43] Bu da onların aslında eee nasıl ticarette gelişmiş olduklarını ve para ve ekonomiye dair nasıl bilgilerinin fazla olduğunu bize gösteriyor. Peki siyasi olarak bakacak olursak yani ekonomik açıdan böyleydi. Peki hukuki olarak nasıldı? Yarımadada aslında bir
[07:57] devlet yapısının olduğunu söz edemeyiz.
[08:00] Bir Bizans gibi veya Sasan gibi bir devlet söz konusu değil. Kabil sistemi üzerinden ilerliyor. Hukukta yazılı bir hukuku yok. Daha çok örfi hukuk. Ama bunun da yine kuralları tam belli değil.
[08:11] Güçlü olan kabile kuralı koyuyor adında bir hukuka sahipler. Herhangi bir yargılama mahkeme süreci de yok. O insanların kendi arasında, kabilelerin kendi arasında daha çok çözmeleriyle veya savaşmalarıyla çözülen bir hukuk
[08:25] düzeni söz konusu. Bir devlet dediğimiz gibi yani güç dengesi var. Kabileler arasında güç dengesi var. Dolayısıyla prestij çok önemli. Ve burada bazı kabileler bir oligarşi inşa ediyorlar.
[08:37] oligarşi dediğimiz yani birkaç kabile elit tabakayı oluşturuyor. Kureyş kabilesi örneğin güçlü bir kabile.
[08:45] Buralarda belli kişiler, kesimler, çıkın isimler ve bazı kabileler bu şekilde elit tabakayı oluşturuyor ve halkın üzerinde bir baskı unsuru olarak demin söylediğim gibi fiyat baskılamada veya hukukta eee kendilerinin leyhine karar
[08:57] çıkarmada aslında bir zulme sebep oluyorlar. ve hac mevsimindeki tüm o organizasyonu, tüm oradan nemalanmaları kendileri sağlıyorlar. Yani hac turizmini bu oligarkeler
[09:11] yönetiyorlar ve bundan en fazla nemalanmayı bunlar sağlıyorlar.
[09:15] Dolayısıyla hem ekonomik anlamda bir tekel söz konusu hem hukuki anlamda bir tekel söz konusu. İslam işte tam bu sorunları çözmek için o topraklarda yeniden geliyor. Peygamber efendimiz sallallahu.y ve sellem'le birlikte
[09:30] Kur'an-ı Kerim'le birlikte aslında Allah'ın koyduğu kuralları hatırlatmak üzere hem ekonomik hem hukuki olarak tekrar geliyor. Çünkü örneğin pazara girdiği zaman Ebu Cehil Ebu Cehil'in üzerine kimse fiyat veremediği için
[09:43] malının piyasa değerinin çok altında satmak zorunda kalıyordu insanlar. Çünkü bir mala Ebu Cehil bir fiyat verdiği zaman başka hiç kimse o mala daha yüksek fiyat veremez. Yani bu tekir. Yani bu oligarktır. Bu monarşi yani bu eee
[09:57] zulümdür. Böyle bir zulüm düzeni içerisinde bir güç zehirlenmesi söz konusu. Güç zehirlenmesi söz konusu.
[10:03] Peki ekonomik sorunları aslında üç ana eksende toplamaya çalışırsak nasıl bir sorunlar vardı? Birincisi ve en önemlisi riba, faiz yasağı. O yüzden belki de Kur'an-ı Kerim'de çok şiddetle karşı
[10:15] çıkılmış Allah'a ve peygamberine savaş açmak olarak nitelendirilmiş bir günah, bir haram, riba, faiz, yasa. Çünkü bu bir sömürüm mekanizmasına dönüşmüş. borç ödenemediği zaman katlanarak büyüyor ve
[10:30] zaman zaman yani borçlunun nesiller nesile torunlarına kadar bu borçlar sürekli büyüyor ve torunlarınız sizin bu borcunuzun altında eziliyor. sürekli faizle borç verme ve insanları sömürme, onları köleleştirme, onların nesiller
[10:43] boyu sömürme durumu söz konusu bu faizle ve para dediğim gibi bir oligarkın elinde toplandığı için 2i üç kabilenin elinde toplandığı için diğer tüm insanlar parasız olduğu için bu kabile
[10:58] zaten ellerinde olan büyük gücü bir de faizle perçinleyerek çok daha büyük bir zulme sebep oluyorlar.
[11:05] İkincisi demin dediğim tefecilik, tekelcilik ve fiyat manipülasyonu. İşte Kureyş elitinin pazar üzerindeki fiili hakimiyeti, işte dışarıdan gelen mala fiyatını kendi koyması, serbest piyasayı engellemesi, onun koyduğu fiyatın
[11:18] üzerine kimsenin fiyat koymaya cesaret edememesi. Çünkü hukuk da onun elinde.
[11:22] Cezayı da o güç unsurunu kullanarak verecek. Siz karşı çıksanız bir mahkeme yok ki bağımsız başvurup da hakkınızı alasanız. Günün sonunda o adam yine kabilesi güçlü olduğu için hukukta sizin önünüze geçecek. Dolayısıyla hiçbir
[11:35] şekilde ses çıkaramıyorsunuz. Her yönden sizi tıkamış vaziyette. güçlüğünün fiyat belirlediği, fiyat manipülasyonu, heykelcilik, kara borsa her türlü serbest piyasaya aykırı ne kadar durum
[11:46] varsa heykel, rant, sömürü hepsi burada toplanmış ve bu insanları çok ciddi bir baskı altında ve zulüm altında olmasına sebep oluyor. Üçüncüsü, güçsüzün korumasızlığı yani hukukun işlemeyişi,
[12:00] işte kadının korumasızlığı. Cahiliye toplumunun işte belki de en açık yaralarından bir tanesi hukukun yalnızca güçlüye hizmet etmesi. Zayıfa hizmet edemiyor. Çünkü öyle bir hukuk sistemi yok. Sözlü ve kabilesel bir hukuk
[12:14] olduğundan dolayı işte köleler, yoksullar, yetimler, kadınlar pratikte bir hukuki bir nesne sayılmıyor. Yani hani bunları bir şey yapsanız neredeyse bir ceza bile almayacaksınız.
[12:24] Güçlüyseniz.
[12:26] Kız çocukları zira biliyorsunuz ilk çocuk erkek olması bir güç kuvvet gösterisi ilk çocuğun kız olduğu zaman bu ayıp olarak nitelendirildiği için çoğunlukla gömüyorlar ve bu bir suç değil. Yani mesela bir yaşam hakkı bile
[12:38] doğru dürüst yok. Onun dışında kölelik kurumunun bir sömürü sistemine dönüşmesi çok ciddi zulüm var. Yani köleler üzerinde çok kötü şartlarda köleler çalıştırılıyor, yönetiliyor ve insandan sayılmıyor. Ve ölseler hiç kimsenin
[12:50] umrunda bile değil. Böyle bir hukuki yapı yok. Miras, evlilik hakları üzerinde eee birçok açık eşitsizlikler var. Yani dolayısıyla ahlaki bir çöküşün göstergesi var burada. Ekonomik olarak
[13:04] bir elitin elinde ahlakla hukuk zaten aynı şey olduğu için ahlaki çöküş demek hukuki çöküş demektir. Bir kişi hakkını alamıyorsa bir yere başvurduğu zaman
[13:16] orada bir mahkemeye başvurup da hakkın alamıyorsa güç güçlü güçlüğe rağmen o ahlakın yozlaştığı anlamına geliyor zaten. O yüzden cahiliye çünkü hukuk yok. Hukuk olmadığı için bu böyle. Şimdi
[13:30] siyasi haritaya gelecek olursak haritada da birazdan göstereceğim neler vardı.
[13:35] Dediğim gibi kuzey tarafında Bizans yani Doğu Roma İmparatorluğu hakimiyet sürüyor. Kuzeydoğu'da yani doğu tarafında eee Persler var. Yani Sasani imparatorluğu olduğunu görebiliyoruz. Dolayısıyla aslında iki büyük güç var orada.
[13:49] Bizanslar, Romal ve Sasaniler. Çok devasa güçler. Yani buradaki e yarımadaki bu elitler falan ya da e bu kabilelerin onlarla hiçbir şekilde mücadele etme şansı yok. Ona karşısında bunlar bir güç bile değil. Öyle
[14:04] söyleyelim. Yani tek avantajları çöl olması arada çöl geçmesi ve yaşaması çok zor bir yer olduğu için onu adaptasyon gerektiriyor. Yarımadakiler bu çöl adaptasyonuna sahip olduğu için çok fazla saldırıya maruz kalmıyorlar.
[14:17] Yoksa onlar da fethedilirdi. Ama çöl onlara bir engel oluyor ve fethedip ne yapacaksın? Yani tarım yok, bir şey yok.
[14:24] Çok anlamlı değil. O yüzden çok kimsenin dokunduğu bir alan değil. Ama güç olarak sıfırlar. Yani Sasani ve Roma karşısında sıfırlar. Zaten İslam'ın mucize olmasından sebeplerinden bir tanesi de bu. Çölün ortasında bir tane çoban
[14:38] çıkıyor. Bu güçsüz, devlet bile olmayan kabile sisteminden. Çok kısa bir süre içerisinde, çok kısa bir süre içerisinde, 100 yıl içerisinde 50 yıl içerisinde Roma ve Sasani gibi
[14:51] dönemin süper güçlerini yenecek bir sistem geliştiriyor. Bir hukuk, ekonomi geliştiriyor ve bir savaş stratejisi geliştiriyor ve başarılı oluyor. Bu bu sadece mucizedir.
[15:05] Saf bir mucizedir. Yani İslam'ın inanmas inanmamızdaki en büyük sebeplerden birisi budur. Çünkü siz içinde bulunduğunuz topluma bu denle bir devrim gerçekleştirme olasılığınız imkansıza
[15:19] yakındır. İnceleyeceğiz zaten. Burada tabii kuzeye gittikçe, doğuya gittikçe Arap kabilelerinin, çeşitli Arap kabilelerinin işte kimisinin Roma'ya bağlı olduğu, kimisinin Sasanilere bağlı olduğu böyle kabileler çeşitli bağlı
[15:31] oldukları devletlerde söz konusu. Bu şekilde bir siyasi durum var. Şimdi hukuk tarafına tekrar gelecek olursak siyasi düzenden tekrar hukuk kısmına geliyormuş. Bak bu çok önemli. Cahiliye demesinin sebebi hukuk. Aslında örfi
[15:42] düzen dediğim gibi geçerli ama güçlünün her zaman son sözü söylediği bir hukuk, güçlü olanın kazandığı bir hukuk söz konusu. Dolayısıyla mesela savaşın bitmesi için kan parası ödenmesi gerekiyorsa bu güçlü olanın leyhine
[15:54] olacak. Ya da fidye diyet sistemi ödenecekse birisi öldürdü bir kabileden birisini güçlü olan kabile işte diyet ödeyerek kurtulabiliyor ama diğeri güçsüz olan kabile ondan da bir kişinin öldürülmesi hatta bazen 2 3 5 daha fazla
[16:06] kişinin öldürülmesiyle ancak adalet sağlanır şeklinde farklı bir hukuk anlayışları söz konusu. Bu herkesin kabul ettiği bir hukuk anlayışı değil.
[16:14] Bu güçlülerin direttiği, dayattığı bir hukuk anlayışı. Dolayısıyla bir kurum olarak hukuktan söz edemiyoruz. sadece hafızalarda yaşıyor. Bir kural bilgisi ve güçlülerin elinde olan bir şey. Siz başınıza ne geleceğini bilmiyorsunuz bir
[16:25] suç işlendiğinde. Çünkü o güçünün o günkü keyfine göre değişen bir durum söz konusu. Yani e bu milattan önce de eee önce Roma'daki patriciler var. Bu patriciler yani Roma'nın seçkin
[16:38] aristokratları olmuş oluyor. Senatörler, yargıçlar vesaire. E burada bunlar da soylu ve güçlü olduğu için milattan önce bu patikcilere benzetebiliriz. Onlar da hukuk tekelini ellerinde tutmuşlardı
[16:51] mesela. Ona benzetebiliriz. Halbuki hukukun kamuya açık olması lazım. Yani herkesin bildiği kurallardan oluşması gerekiyor ve aşağı yukarı başına ne geleceğini ve bağımsız yargılama süreçlerinin olabileceği bir durum olması gerekiyor. Mesela eee Amerikalı
[17:05] siyaset teorisyeni var. eee Sheldon Wallin o şöyle söylüyor. Kurallar sadece bir kesimin hafızasındaysa ve onun tekelindeyse ve halk bunu bilmiyorsa orada kamusal bir alan oluşamaz. İşte
[17:20] cahiliye tam olarak bu tanımın içerisinde. Kamusal alan yok. Neden?
[17:24] Kurallar belli değil. Kurallar keyfi. O yüzden kamusal alandan asla söz edemiyoruz. Şimdi harita üzerinde de tekrar inceleyecek olursak şurası zaten
[17:37] Arap yarımadası dediğimiz kısım.
[17:41] Kuzeyde.
[17:43] Şöyle alalım biraz daha yakınlaştırmış olalım.
[17:47] Hı. Kuzeyde işte daha çok oradaki kabilelerin zaten şurası çöl, şurası Mekke, şurası Medine. Şu kısımdalar onlar. eee kuze kuzey ortası çöl. Eee
[18:01] kuzeyde Arap kabileleri daha çok Roma Bizans tarafına anlaşmalı diyebiliriz.
[18:06] Roma'nın haritası şu şekilde. Mısır'a vesaire de hakim. Şurası Mısır biliyorsunuz. Şu Nil Nehri. Mısır'a hakimler. Doğu kısmında Pers İmparatorluğu gördüğünüz gibi bizim Doğu Anadolu Anadolu'yu biraz kapsıyor. İşte
[18:19] İran coğrafyasını e kapsıyor. Hazar Denizi. Şurası Hazar Denizi'nin oraya kapsıyor. Basra dediğimiz şurası Basra mesela şu Basra Körfezi. Basra Körfezin'e. Eee burası Persani yani
[18:32] Sasani İmparatorluğunun kapsadığı alan.
[18:35] Eee güneydeki bu Yemen'dir işte Umandır vesaire. Bunlar da Persin vasal yazılmış. Yani vasal dediği de ona bağlı eee devletçikler diyebileceğimiz, valilikler diyebileceğimiz kısım. Burası
[18:46] Pers etkisinde şu kısımlarda eee batı kuzey ve batı kısmı Bizans, Roma etkisi altında olduğunu söyleyebiliriz. Ortası da çöl ve Mekke
[18:59] Medine'de burada zaten bu şekilde bir harita söz konusu. Nübüvvetten önce dünyada şurası Kızıldeniz oluyor. Şurası Afrika kıtası. Karşı taraf yani Etiyopya vesaire işte Aksum'dan bahsedeceğiz.
[19:12] Aksum krallığından.
[19:15] Eee birazcık daha geri çıkaralım. Hı.
[19:22] Biraz daha geri çar yapacak. Şu Arap Yarımadası'nın eee şekli olmuş oluyor.
[19:27] Şurası dediğim gibi Basra. Basra Körfezi. Persing Galf yazmış. Yani Pers Körfezi falan diye adlandırıyoruz. Hasan e Mekke, Yesrip yani Medine şu şekilde arasını görebiliyorsunuz. Burada işte
[19:39] Yemen aşağıda buralarda Yemen'e e kervanlar gidiyor. Kuzeye bakın Suriye, Domeskus, Şam'a kervanlar gidiyor.
[19:49] Mısır'a kervanlar gidiyor. Deniz üzerinden rotalar da söz konusu. Afrika kıtasına, karşı tarafa yani Aksum Krallığı'na. Buradan deniz üzerinden gemiler vasıtasıyla deniz üzerinde rotalar da söz konusu.
[20:04] Böyle bir aslında ortam ve durum var.
[20:08] Nübüvvet öncesinde eee ve o dönemlerde harita üzerinden bunu bilirsek kafamızda daha iyi kalacağını düşünüyorum. Bu Aksum Krallığı denilen krallık aslında ilk hicretin gerçekleştiği yer. Hani
[20:21] çağrı filminden de bilirsiniz. Hani o e Necaşi var ya kral Necaşi Müslüman olduğu söyleniyor o aslında. Veya işte Ebrehe. Ebrehe de bir Aksum Krallığının valisi aslında. Yani şeyi yıkmaya gelen,
[20:36] Kabe'yi yıkmaya gelen Ebrehhe'de Aksun Kralından Aksun Kralı o dönemin o bölgedeki yani Afrika'daki Kızı Deniz'in karşısındaki en büyük, en köklü, en zengin krallıklarından bir tanesi. Yani ciddi bir altın eee birikimi söz konusu
[20:50] o krallıkta. ciddi bir ticaret söz konusu. Hristiyan bir krallık. Çünkü o yukarıdaki haritadan göreceğiniz üzere o batı kısmında Roma eee ve Bizans etkisi söz konusu. Roma Bizans'ta sonradan Hristiyan olduğu için e orada onları
[21:04] etkilemiş vaziyetteler.
[21:07] Aksun Krallığı Hristiyan bir krallık dolayısıyla ama adaletli en azından Müslümanlar hicret ettiği zaman o kralı Necaşi onu çok güzel bir şekilde ağırlayıp Etiyopya bugünkü Etiyopya'ya tekabül ediyor bu Aks krallığı onu çok
[21:20] güzel bir şekilde ağırlayıp en azından onları adaletli bir şekilde dinleyip onlara yardım ettiğini biz biliyoruz.
[21:25] Aks Krallığın da bu şekilde en azından göstermek istedim. Nüüvvet öncesinde durum bu şekildeydi. Peygamber efendimiz sallallahu.y ve sellem de dünyaya geldikten sonra 40 yaşına kadar biliyorsunuz peygamberlik gelmedi. 40
[21:37] yaşında geldi peygamberlik. Vahiy ilk vahiyi 40 yaşında aldı. Ondan önce Hz.
[21:41] Hatice ile evliydi. Haz Hatice zengin bir hanımdı. Kervanları vardı. Peygamber efendimiz de gerek eskiden amcasıyla gerekse Hz. Hatice'nin kervanlarını yöneterekten aslında burada belli bir deneyim elde etti. Ekonomik perspektiften bir deneyim elde etti.
[21:55] Eee, dolayısıyla teorisyen değil, pratisyen. Yani bizzat ticaretin içinde kervan yöneten, eee, kervanda satış yapan, ticareti bilen bir kişi.
[22:04] Peygamberlik gelmeden önce 40 yaşına kadar da bunlarla uğraşan bir kişi.
[22:08] Dolayısıyla piyasa içeriden bildiği için alışverişi, sözleşmeyi, güveni, faizi vesaireyi ona göre çok daha güzel düzenleyebiliyor ve biliyor. İşte telakki rukban dediğimiz yasakları koyabiliyor. Çünkü bizzat ticaretin
[22:21] içerisinde yer almış bir kişi. RIBA'nın faizin yasaklanması o dönem için aslında devrimci ekonomik bir reform. Çünkü boş borç ilişkisi üzerinden sömürü düzeni söz konusu. Ribayı yasaklayarak kar
[22:33] zarar ortaklığını getirerek aslında bir risk paylaşımı söz konusu ve bu risk paylaşımından da refahın topluma adil bir şekilde dağılmasını hedefliyor. İşte zekat kurumu geliyor. Bunun farz
[22:47] kılınması çok önemli bir farzlardan biri haline gelmesi toplumdaki o zengin elit tabakayla fakir tabaka arasındaki farkın azalmasına, refahın topluma eşit şekilde dağılmasını sağlıyor. Ve bu da ekonomik
[23:01] olarak çok daha güçlü, tutarlı ve iç çatışma olmayan fakirin zengini kıskanmadığı veya ona düşman olmadığı bir ortam sağlamış oluyor. Dolayısıyla bir sosyal güvenlik kurumu gibi de
[23:14] bugünkü SGK gibi, SGK vesaire eskiden yok bunlar. Dosyal zeka çok önemli.
[23:19] Fakire bir yerden para gelmesi çok önemli. Zaten Allah Kur'an-ı Kerim'de ne diyor? O fakirin hakkı, o bizim paramız değil. O zenginin parası değil. O fakirin sizin malınızdaki hakkı. Yani sen o parayı vermezsen hakka girmiş
[23:32] oluyorsun. Senin paran değil.
[23:34] Dolayısıyla serveti yeniden dağıtan bir mekanizma. Ölçü ve tartıda doğruluk emri. Bu da pazarlarda çok önemli bir temel piyasada önemli bir bilgi. İşte pazarda bilgi asimetrisi denilen şeyi engellemesi. Yani eee farklı bir bilgi
[23:47] oluşması, farklı bir piyasa oluşması.
[23:49] Bir fiyat oluşacaksa pazarda oluşur.
[23:51] Pazar dışında bir fiyat oluşursa o bilgi asimetrisine girer. Demin bahsettiğim siz harem sınırının dışarısında gelecek adamdan malı alıp içeride farklı fiyata satarsanız bu piyasada ilgi asimetrisine yol açar ve piyasanın bozulmasına,
[24:03] adaletsiz bir ekonomi olmasına yol açar.
[24:07] stokçuluğu, tekelciliği, tefeciliği, manipülasyonu bunları yasaklıyor.
[24:12] Dolayısıyla tam anlamıyla serbest bir piyasa düzeni getiriyor. Dolayısıyla işte Ebu Cehil gibi o Mekke'nin elit tayfalarının işte ben fiyatın ne dersem odur dediği oligopolist
[24:24] fiyat yaklaşımını kırıyor ve kökünden reddediyor. Dolayısıyla İslam serbest piyasacıdır. Serbest piyasayı destekler, onaylar ve tüm kuralları serbest piyasanın olması içindir. Rekabetin olması içindir. rekabet engelleyecek
[24:37] herhangi bir unsuru İslam reddeder.
[24:39] Dolayısıyla tüccara müdahale etmeyi, fiyatlara müdahale etmeyi, pazara, piyasaya müdahale etmeyi engeller.
[24:44] E buna dair de hadis var zaten. Arz talep dengesiyle fiyatlar oluşur.
[24:49] Serbest piyasa demek faizin olmadığı, tekelciliğin olmadığı, hilenin olmadığı, darcıda ölçüde şeylerin olmadığı, ikincil piyasanın olmadığı, bu telakki ruhban yasakları çerçevesinde aslında oluşan piyasaya biz serbest piyasa demiş
[25:03] oluyoruz. Bu mesk denilen aslında gümrük. O konuya da değinmek istiyorum.
[25:09] Şimdi Peygamber Efendimizin hadisi var.
[25:12] Mesk haramdır minvalinde bir hadis.
[25:15] Mesk dediği şeyde işte gümrük olarak çeviren var. Ondan sonra işte komisyon olarak çeviren var. Genel olarak gümrük olarak çevriliyor. Gümrük vergisi olarak çevriliyor. Normal vergi olarak çeviren de var. Bu MESK'in yasaklanmasındaki
[25:28] temel hedef en başta anlattığım şey.
[25:30] Mekkeli elitler serbest ticareti engellemek için bu meski yapıyorlardı.
[25:35] Yani sen dışarıdan geldiğin zaman senin malını ben istediğim fiyata alacağım ve bunun fiyatını belirleme hakkını sana vermiyorum. Gümrük oluyor. Yani aslında Mekke'ye girerken bir gümrük uyguluyor.
[25:46] Bu elitler mesk uygulamış oluyor. Bu meski de daha sonra fiyatı kendi belirleyerek halka zulüm aracı olarak kullanıyor. Yani dolayısıyla bu yüzden yasak. Peygamber efendimiz meski bu yüzden yasaklamıştır. Yoksa günümüzdeki
[25:59] işte karşılıklı ülkelerin birbirlerindeki iç ticaret dengesi, dış ticaret dengesini dengelemek amacıyla yaptıkları gümrük vergileri bu kapsama girdiğini ben şahsen düşünmüyorum.
[26:12] Burada çünkü bir zulüm söz konusu olmuş olmuyor. Tam tam tersi piyasayı biraz dengelemiş oluyoruz. Yüksek gümrük vergilerini ben de şahsen desteklemem.
[26:20] Gümrük vergileri düşük olmak zorunda.
[26:22] Ama günümüzde gelişmiş ülkeler, sanayi devrimini gerçekleştirmiş ülkeler, sanayiye sahip ülkeler. Çünkü bugün Çin geliyor devasa ucuz mallar üretip sizin piyasanıza girmeye çalışıyor. Siz ona
[26:34] gümrüksüz izin verirseniz sizi içeriden içeri yiyen bir kurta dönüşecek. Sizin üretiminizi baltalayacak. Siz artık hiçbir şey üretemez hale geleceksiniz.
[26:43] Bu çok tehlikeli bir şeydir. Bu yüzden mülk uygulamak mantıklı. Ama onun dışında eşit ülkelerde, eşit şartlarda vesaire gümrüğün minimum olması lazım ki bu ticareti, serbest piyasayı, rekabeti artırıcı bir unsurdur. Mesk dolayısıyla
[26:56] doğrudan gümrük olarak çevirmek kanaatimce yanlıştır. Burada bir zulüm olması söz konusu ve piyasadaki fiyatı alan kişinin belirlemesi. Burada devlet oluyor işte ötekinde de Mekkeli'li elitler oluyor. Onun belirlemesi durumu
[27:08] olduğu zaman haram olduğunu ben düşünüyorum. Hadisin de ona itafen söylendiğini düşünüyorum. Şimdi gelelim hukuki kısmına. Peygamber efendimiz hukuki devrimi nasıl yaptı ve burada alabileceğimiz dersler nelerdir? Tabii
[27:22] ki burada en büyük olaylardan bir tanesi 622 yılında biliyorsunuz hicret gerçekleşti.
[27:29] Bu yalnızca coğrafi bir değişim değildi.
[27:31] Yani Mekke ilinden işte Medine'ye bir taşınma değildi. Bu aynı zamanda siyasi bir dönüşümdü. Medine'de Peygamber Efendimiz Sallallahu. Ve sellem müminlerin lideri olarak ilk kez bir lider konumuna yani bir devlet kurucusu
[27:44] konumuna geçti. Burada da ilk vardığında yaptığı şeylerden iki şey var.
[27:49] Peygamberimiz Medine'ye gittiğinde ilk iki şey yaptı. Bir Medine anayasası.
[27:54] Biliyorsunuz Medine anayasasını yaptı.
[27:56] Şimdi onu da inceleyeceğiz. tarihin ilk yazılı anayasa belgelerinden biri olarak kabul ediliyor. Çünkü Medine'ye vardığında orada Yahudiler var, müşrikler var ve şimdi de Müslümanlar geldi. Karışık bir ortam oldu. Burada
[28:10] bir hukukun düzenlenmesi gerekiyor. Bir anlaşma yapılması gerekiyor. Ve burada Medine vesikası denilen, Medine Anayasası denilen eee 47 maddelik bir anayasa hazırlanıyor. Ne olduğunda ne olacak şeklinde durumlar belirleniyor.
[28:23] Bir hukuki bir adım atıyor yani Peygamber Efendimiz. İki, Medine pazarı gittiği zaman Medine'de halihazırda bir pazar var. Ama Yahudilerin çoğunlukla kontrolünde olan bir pazar bu. Peygamber efendimiz diyor ki biz karışmayacağız.
[28:38] Yani orada bir zor kullanma, onları işte pazardan iteyim işte onları zor kullanarak pazardan kovalım değil. Pegiz diyor ki herkes serbest piyasa. Herkes mal satmakta özgür. Biz kimseye karışamayız. ve ayrı bir pazar yeri
[28:52] kurulmasını emni ediyor. Dolayısıyla Müslümanlar için hem ekonomik hem hukuki iki adet devrim gerçekleştiriyor. Bir Müslüman pazarı kurulacak ve orada ticaretimizi serbest piyasa koşullarında gerçekleştireceğiz. İki Medine anayasası
[29:06] olacak ve burada da hukuku düzenleyeceğiz. Şimdi Medine anayasasına geldiğimiz zaman aslında bir çoğulculuk içeren anayasa. Çünkü dediğim gibi Müslümanlar var, Yahudiler var. Eee müşrik kabileler var, Arap kabileleri var. birbirleri arasında düşman
[29:18] kabileler vesaire. Yani karışık bir ortam söz konusu. Burada Müslümanlar azınlık olmasına rağmen, bakın Medine'ye gittiğinde Müslümanlar azınlık olmasına rağmen oradaki Medine halkını toplayıp Medine anayasasını yazdırmaya öncülük eden
[29:31] kesim olmuş oluyor Peygamber efendimiz.
[29:32] Müslümanlar azınlık olmasına rağmen orada lider konumuna geçiyorlar. Neden?
[29:36] E çünkü sen hukuku orada yazıyorsun.
[29:40] Orada bir hukuk belirlemesine önayaklık ediyorsun, aracılık ediyorsun. Şeriat budur işte senin şemsiyen altında.
[29:47] Müslümanların şemsiyesi altında herkes dinini özgürce yaşayacak. Her türlü özgürlüğe, can güvenliğine, mal güvenliğine, ticaret güvenliğine, ız güvenliğine, namus güvenliğine, akıl güvenliğine, nesil güvenliğine sahip olacak ve herkesin uzlaştığı ortak
[30:01] anayasaya da bağlılığını ilan edecek.
[30:04] İşte Peygamber Efendimizin hukuki olarak çizdiği çerçeve bu şeriat. Bu şeriat şemsiyedir. Müslümanlar azınlık olduğunda bile şemsiyedir. Bakın Müslümanlar azınlık anayasayı hazırladılar. Oradaki çoğunluk olan Yahudilere, çoğunluk olan müşrik Arap
[30:18] kabilelerine birlikte konsensü vardılar.
[30:21] Fikir birliğinde bunu imzaladılar.
[30:23] Herkes özgür bir şekilde hayatına devam etti. Çok çok önemli gelişme. Tarihte ilk gelişmelerden bir tanesi. Bizim bu olayı çok iyi anlamamız, özümsememiz, anlatmamız ve yorumlamamız lazım. Ve bu şekilde de dünyaya da bunu göstermemiz
[30:38] gerekiyor. Burada her kesim kendi iç hukukunu düzenleyeb yaşayabilecek, sürdürebilecek yani çoklu hukuk sistemi var Medine anayasasında. İki Yahudi kendi arasında evlenirken, miras alırken ya da farklı ceza kurallarında kendi
[30:50] kurallarını işletecek. Ya da müşrikler öyle ya da Müslümanlar öyle. Bir sadece farklı gruplar arasında bir olay çıktığı zaman ortaya getirilecek maddelerden bir tanesi de bu. Ortadaki bir mahkemede görülecek bu. Yani çoklu hukuk sistemini
[31:04] de destekliyor. Dolayısıyla şeriatta çoklu hukuk sistemi de var. Bunu da görüyoruz. Zaten Hazreti Yusuf örneğinde de görmüştük önceki videolardan.
[31:11] Hatırlarsınız.
[31:13] Başka ne var? Ortak savunma ve dış politikada birleşik hareket etme maddesi var. Yani bir devlet gibi hareket edeceğiz. Biz içerimizde çeşitli unsurlara sahibiz ama dışa karşı, Mekke'ye karşı ya da dış tehditlere
[31:26] karşı ortak savunma gücü oluşturuyoruz.
[31:29] Dış politikada tek vücut olarak hareket edilecek maddelerden bir tanesi bu. Yani bugünün çok kültürlü anayasal yapılarından 1400 yıl önce hayata geçirilmiş ve başarıyla uygulanmış bir
[31:41] anayasa. Mükemmel. Yani bu mesela peygamberliğin ispatıdır. Yani çünkü çölde yaşayan bedevi bir kabileden böyle üstün bir hukuk metni çıkması çok zor.
[31:53] Çıkamaz. çıkmamış da zaten. Peygamber efendimiz ilk defa tarihte, dünyada bunu getirmiş. Bu mucize. Yani bunları bu şekilde okuyabilmemiz lazım. Ekonomik açıdan dediğim gibi Medine pazarı kuruldu. Müslüman pazarı kuruldu. Ensar
[32:07] muhacir kardeşliği kuruldu. Burada birbirleriyle ortaklaşı oldular.
[32:10] Mallarını infak edenler oldu. İşte kendi işlerini ortak eden eee ensarlar oldu.
[32:15] Muhacirleri. Burada eee güzel bir kardeşlik söz konusu oldu. Gönüllü servet paylaşımları oldu. Beytülmal dediğimiz devlet hazinesi yavaş yavaş şekillenmeye başladı. işte zekat gelirleri, işte savaş olursak ganimet, cizye vesaire yani bunlar için bir
[32:29] beytülmal kurumu eee nasıl olacak? Şeyi düşünemiyoruz biz. Mesela Ensar Muhacir bize çok romantik geliyor. Aa ne güzel işte evlerini paylaşmışlar, işte işlerini paylaşmışlar, a çok büyük infaklar yapmışlar. Ne kadar hoş,
[32:42] romantik, soyut kalıyor. Hani kendimizi içerisinde hissedemiyoruz. Şöyle düşünelim. Suriyeliler geldiler ülkemize Müslüman kardeşlerimiz olarak kaçımız ne yaptı? Bakın nötr kalmayı geçtim. Negatif negatif işler
[32:57] yaptık. Negatif şeyler yaptık. Nötr bile değil yani. Pozitifi geçtim böyle ensarlık falan geçtik de mesela iki evimiz vardıysa, şu an benim iki evim vardıysa Suriyeli gelen kardeşime bir tanesini verdin mi? Ensar verdi. Ensar
[33:11] verdi. Ben verdim mi? Veren ben görmedim.
[33:16] illaki vardır. Kesinlikle vardır. Çok az yani ensarda bu çoğunluktaydı.
[33:22] Ya da işte işletmem var, şirketim var, esnafım, bir şeyim var. %40, 50, 60, 30, 20 ortaklık bila bedel gelen muhacir kardeşime Suriyeli verdin mi? Yoksa
[33:36] normalde asgari ücret 10.000 lirayken onu 5.000 liraya mı çalıştırdım?
[33:41] Bunlar önemli. Biz öyle cami hutbelerinde Ensar Muhacir Kardeşliği harika, çok romantik ya. Ne kadar da işte o dönem yani çok güzel bir şey filan. Olmuyor öyle. Öyle olmuyor.
[33:53] Gerçek bak başımıza geliyor. Geldi ve biz bu sınavı kaybettik yani. Kaybettik veremedik biz. Ensarlık yapamadık yani.
[34:02] Şahsen ben kendi adıma yapamadım yani.
[34:04] Buası kolay bir şey değil bu ensarın yan bunlara hakkını vermemiz lazım. Allah hepsinden razı olsun. Medine pazarı geldi Yahudilere rakip olarak. Çünkü orada ticarette Yahudiler eee daha iyiler. Biliyorsunuz müşriklere göre
[34:14] Yahudiler Yahudi pazarına bir rekabet söz konusu oldu. Mesela dediğim gibi zorbalık yaparak Yahudileri pazardan cebren atmadılar. Serbest piyasa geliyor. Biz kendi pazarımızı kuracağız.
[34:22] Onlar da kendi pazarlarını kursunlar.
[34:24] Rekabet edelim şeklinde oldu. Adilce rekabet edildi. Yahudiler buna çok sinirlendi hatta. Yani bunu kaldıramadılar. Çünkü Yahudiler serbest piyasayı sevmez. Bu bu böyledir. Yani adamlar serbest piyasaya düşmanlar.
[34:35] Adamlar tekel olmak istiyorlar. Olgark olmak istiyorlar. Serbest piyasa onların işine gelmez. rekabet eden unsurları yok etmeye çalışırlar. Her zaman manipülasyon severler. Anlattık yani şey videolarında, para videosunda vesaire
[34:47] anlattım. Yahudi Rotchield ailesi var mesela işte Londra borsalarında oynardı.
[34:50] Onlar spekülasyonla para kazanırdı.
[34:52] Mesela Waterlığı Savaşı'nda işte eee Napolyon kaybedince ilk haberi alıp Londra'da ters pozisyon alıp borsada herkes Napolyon'un kazanacağını düşünüyordu. E bunlar haberi önceden alıp istihbarat a kurup ters pozisyon alıp milleti spekülasyon yapıp işte aa
[35:07] Nopoleon kazanıyormuş biliyor musunuz falan deyip halbuki bilmelerine rağmen kaybettiğini birkaç gün önceden spekülasyon yapıp karşı taraftan çok ciddi miktarda devasa servetlerini bu piyasa manipülasyonuyla elde ettiler.
[35:19] Watchildlar Yahudiler serbest piyasayı, rekabeti bu tarz şeylerle gelemezler, sevmezler. Yani bunlar iş olmaz bunlarla. O yüzden sinirleniyorlar.
[35:26] Rekabet, adil şartlara rekabet eden bir pazar oluştuğu zaman Peygamber Efendimizin Medine'de Bizans'a, Sasani'ye, farklı devletlere işte mektuplar gidiyor. Devlet başkanı gibi tebliğler yapıyor. Ama tam bir tam teşekküllü bir devletten biz söz
[35:41] edemiyoruz. Yani semboller yok. mesela bir bayraktır ya da bir sancaktır. E ya da devlet olduğunu gösteren böyle bir kurumsal bir yapılanma. Ya bunları göremiyoruz. Tam böyle değil. Eee dolayısıyla bize tam teşekküllü bir
[35:55] devlet yapısı veya sistematiği bırakmış değil. Ama pekala diyebilirdi. Ben devlet kuruyorum. A bu sancağım, bayrağım. Aa bu kurumlarım. Bu sistematiğim. Eee bu da devletim. İsmini cismini koyup tam teşekküllü bir şey de
[36:09] yapabilirdi.
[36:10] Zamanı da vardı bunun için ama yapmadı.
[36:13] Demek ki buradan alınacak dersler var. Devlet belki de minarşik kalmalı. Yani minarşik dediğim küçük, minik devlet her şeye karışmamalı. Tüm halkın kılcal damarlarına, eğitimine, sağlığına, şuna her şeye karışmamalı.
[36:25] Delisinin tek bir işi vardır. Güvenlik sağlayacak, adalet sağlayacak. Bitti.
[36:28] Gerisini bırakmalı. Yani belki de bu yüzden. Devlet insana hizmet için olan bir şey. İnsanı sömürmek ya da insan üzerinden baskı unsuru olmak için var olan bir şey değil. bunları geleceğiz ama modern devlette özellikle Fransız
[36:41] devrimi sonrası modern devlette modern ulus devlette bu böyle olmadı. Buna bakacağız. Bu yanlış. Şimdi yavaş yavaş fetihler üç dengesi ekonomi mantığına gelecek olursak işte Bedir Savaşı, Uhud savaşı, hendeks savaşları gerçekte
[36:55] Mekke'nin ticari oligarşisi ile yeni düzeninin var olma mücadelesi aslında bunlar. Çünkü Mekke'deki oligarklar, bu elitler bir türlü bırakmak istemiyorlar.
[37:02] Savaş bunun savaşı aslında. Savaş bir adalet savaşı, zulm engellemek. Çünkü hem ekonomik açıdan hem hukuki açıdan adamlar zulm ediyorlar ve bunun bitilmesi lazım. İnsanlar artık refaha, bela ermesi gerekiyor. Bunun için savaşılıyor. Başka bir şey için değil.
[37:17] Müslümanlara ekonomik ambargo uyguluyorlar üzerine. İşte eee Müslümanlara 3 yıl boyunca tüm alışverişler, evlilik her türlü şeyi kesiyorlar. Yani her türlü hukuki baskıyı ve ekonomik baskıyı yapıyorlar.
[37:28] İşte genelde şöyle bir yanlış anlaşılma var. İşte Mekkeliler müşrikti. Hani Allah'a inanmadılar. Allah'ı reddettiler. O yüzden onlarla savaşıldı.
[37:35] Ya böyle değil. Böyle değil. Çünkü Medine'de de müşrik var. Hem de çoğunluk. Müslümanlardan daha fazla müşrik var. E Medine'de de Yahudi var.
[37:45] Bilmem ne var. Onlarla savaşılmıyor.
[37:47] Hatta onlarla bir Medine anayasası birliği, fikir birliği altında, şemsiyesi altında, bu ortak uzlaşı altında yaşanabiliyor. E Mekke ile niye savaşılıyor? E çünkü müşrik olduğu için değil ya da Allah'ı reddettiği için değil. Bunun için savaşılmıyor. Zulüm
[38:01] yaptıkları için. ekonomik zulüm ve hukuki zulüm yaptıkları için savaşılıyor. Bu yanlış anlaştırmayı gidermemiz lazım. Orada insanlar mağdur oldukları için bu savaşlar yapılıyor.
[38:10] Haşimoğulları ve Muttalipoğullarıyla Müslüman olsun veya olmasın. Bak adamlar kabile kafasıyla düşünüyor sürekli. Bu kabilelerden ister Müslüman ister değil her türlü alışverişi yasaklıyorlar.
[38:19] Mesela boykot zamanında evlilik bağı kurulmayacak, onlarla konuşulmayacak, oturulmayacak, evlerine gidilmeyecek. Ya o dönem yani bu prestij bu şey çok önemli. Yani toplumda siz prestijiniz kadar varsınız. değilse yoksunuz yani.
[38:31] Ve bu kararları Kabe'nin duvarına asıyorlar ve o dönemde işte Müslümanları veya bu kabilelerden kişileri koruyan akrabaları veya işte tanıdıkları, eşleri, dostları eee Ebu Talip mahallesi denilen bir bölgeye çekilmek zorunda
[38:42] kalıyorlar. Hz. Hatice'nin, Haz Ebubekir'in tüm yani ticari servetleri bu kuşatma altındaki toplumun hayatta kalabilmesi için temel gıda maddelerini fahiş fiyatlarla almak yoluyla büyük ölçüde bu dönemde harcanıyor. Yani bu
[38:54] Müslümanların servetleri eriyor, bitiyor. Çünkü makarna 10 liraysa 100 liraya, 500 liraya, 1000 liraya satıyorlar. Boykot olduğu için bunlara satmamak için el altından el altına iniyor yani. Ve tüm servetler böyle
[39:07] eriyor. Bu yüzden savaşılıyor adamlar.
[39:10] ekonomi ve hukuk zulüm olarak kullanıyor ve İslam sonunda galip geliyor. Mekke fethediliyor ve artık barış geliyor.
[39:18] İslam'ın ekonomik öğütleri ve hukuki şeri şeriat adalet anlamına gelerek insanlar rahat bir nefese erişiyorlar.
[39:28] Gelelim dört halife dönemine. Hz.
[39:32] Ebubekir ilk halife biliyorsunuz. Orada şöyle bir vaka yaşanıyor. Ridde savaşları denilen bir mevzu var. zekat vermekten kaçınan ve devlet otoritesini reddeden kabileler yüz gösterdi. Şimdi Arap kabilelerinde şöyle bir şey var.
[39:45] Bir lider varsa ona biat ettiyse biatını devam ettirir. Lider öldüğünde biatı biter der. Ben sonra gelen lidere ayrı bir biat ederim. Yani eski biatımı korumak zorunda değilim gibi bir kafaya sahipler. Dolayısıyla Peygamber
[40:00] efendimiz sallallahu aley ve sellem vefat ettikten sonra bu riddedeki kabileler tamam yani o devlet başkanı öldüyse benim işim bitti. Benim verdiğim sözler bitti. ben zekat falan ben daha vermem gibi bir kafeye giriyorlar.
[40:11] Dolayısıyla Hz. Ebubekir de bunun böyle olamayacağını söylüyor ve ridde savaşları denilen bir olay var. Bu genelde dinden dönme meselesi gibi anlatılıyor. Halbuki orada devlet otoritesini reddetme, devlete isyan
[40:25] etme, zekat vermeyi reddetme, asayiş ve şey sorunu var. Güvenlik sorunu var burada. Yani bir isyan söz konusu. Yoksa bu adam peygamber öldü. Ben de zaten imanım zayıftı. Şu anda da çok Müslüman olarak da adetmiyorum. Kendimi dediği
[40:38] için savaşılmıyor bu adam. Bu adam otoriteye karşı geliyor. Zekatını vermeyi reddediyor. Cizyesini vermeyi reddediyor. Orada bir isyan bayrağı dalgalandırmaya çalışıyor. Dolayısıyla kendi halinde bir çıkınlık yapmaya çalışıyor. Yani ortalaya bir fesatlık,
[40:52] fesat yaymaya çalışıyor. O yüzden savaşılıyor bunlar. Bu olayın asıl hastarı bu. Yani burada zekatın reddi sadece bir ibadet de değil. O dönem hem dini bir yükümlülük hem de devletin ana gen kaynaklarından e bir tanesi ve
[41:05] toplumsal bir sözleşmenin de temelini oluşturuyor. Yani siz bu sözleşmenin bir içerisindesiniz. Dolayısıyla buradaki zekatı reddettiğiniz zaman devleti reddetmiş oluyorsunuz ve ona isyan etmiş oluyorsunuz. Buradaki olay bu. Yani
[41:15] burada aslında kabileler zekat yükümlülüğünden kurtularak eski oligarşik ekonomik sistemlerine dönme girişimini başlatmaya çalışıyorlar. Hz.
[41:24] Ebubekir bunu yıkmaya çalışıyor. Eskiye artık dönemezsiniz. Artık o kabilelerin, elit kabilelerinin çıktığı ve tüm herkesin üzerinde tahakküm kurduğu günler bitti. Yani buna artık izin veremem. Kimse kusura bakmasın. Savaşı
[41:36] bu. Savaşı doğru okumamız lazım. Hz.
[41:39] Ömer ik halife. İslam tarihinin en hızlı büyüme dönemidir. Hem de devlet teşekkülü biraz daha oturmaya başlamıştır. 10 yıl gibi kısa süre içerisinde Bizans sasani toprakları inanılmaz bir hızda fethediliyor. İşte Suriye'si, Irak, Mısır'ı, İran'ın bir
[41:53] bölümü Sasanileri yani coğrafya İslam coğrafyasına katılıyor. Böyle devasa bir fetih. Şimdi bu mucize. İşte dediğim şey bu. Yarımadada çoban ve ticaretliye uğraşan bedevi Arap kabileleri kuzeyinde ve doğusundaki Sasani ve
[42:08] Bizans gibi iki devasa güce çok kısa sürede 50 yıl içerisinde yerle bir ediyor. Onların düzenli ordularını, onların köklü geleneklerini, onların ekonomik gücünü, her şeyini yerle bir ediyor. Yani bu mucizedir. Bunu kabul
[42:22] etmemiz gerekiyor. Aklın başında olan adam bunu kabul eder. Buna şu itiraz bazen getirilebiliyor ama tam yeterli bir itiraz olduğunu düşünmüyorum. İşte zaten Bizans'la Sasaner arasında bir savaş vardı 20 30 yıldır süren. Ve bu
[42:35] hem Bizans'ın hem Sasan'in ordusunu yıprattığı, ekonomisini yıprattı, maliyetini yıprattı. Yani gücünü yıprattı. Bunlar kendi aralarında çekişirken bunların güçleri yıprandı. E İslam da tam bu yıpranmışlığın ortasına gelerek Haz. Ömer ve orduları, İslam
[42:48] orduları hızlı bir fetih gerçekleştirebildi bu güçsüz ordular karşısında gibi bir iddia söz konusu.
[42:53] Ama yine de onların gücüyle ve köklü geleneği ve toprağıyla ve servetiyle ve ordusunun büyüklüğüyle İslam'ın ekonomisi ve devletin büyüklüğü ve ordunun büyüklüğü kıyaslanamayacak derecede. O yüzden çok yeterli bir iddia olduğunu düşünmüyorum. Ama yine de
[43:07] belirtmek istedim. Bu tarz karşıt argümanlar gelebiliyor. Çünkü Hz. Haz.
[43:12] Ömer döneminde beytülmal sistemleştirildi. Yani devletin hazinesi diyebileceğimiz devtül mal yani devletin gelir kalemlerinin toplandı. İşte ganimetler olur, zekatlar olur, e vergiler olur. Bunların toplandı işte cizyelerin vesaire bir beytülmalda
[43:26] toplandı. Divan sistemi getirildi. Yani divan sistemi de işte Haz. Ömer savaşçılara, halka bağlanan maaşlara işte hepsini kayıt altına alan bir liste defter sistemi gibi bir şey kurdu. Çünkü bu fetihlerden çok büyük zenginlikler
[43:39] geldi. Bu kayıtlar gerekiyordu. Yani bu kayıt sistemi kim ne aldı, kime verdik, kim yardım alıyor, ne oluyor, ne bitiyor? Bunların kayt edilmesi için bir devlet yapısında böyle bir şey getirdi.
[43:48] Mesela bir ayrıntı var. Hz. Ömer kendi oğlu Abdullah'a 3.000 dirhem verirken peygamberin azatlısı Zey var biliyorsunuz. Yani eski köylü olan Zeyt.
[43:57] Peygamber efendimizin evlatlığı da deniyor. Zeyit'in oğlu Üsame var. Zeyit oğlu Üsame. Hz. Ömer kendi oğluna Abdullah'a 3.000 dirhem verirken Üsame'ye 4.000 dirhem vermiştir. Oğlu
[44:10] itiraz edince çünkü Resulullah Üsame'yi senden babasını da yani Zey'i senin babandan daha çok severdi. Yani benden Hz. Ömer'den daha fazla severdi diyerek liyakat vefayı kan bağına tercih etmiştir. Adam kendi oğluna bak böyle
[44:24] adil bir yönetici kendi oğluna daha az para veriyor. Seme bin Zeyd'e göre şimdi araç ve toprak politikası var. Fethedilen topraklar Müslümanlara ganimet olarak tam olarak dağıtılmadı. Mevcut çiftçilere bırakıldı. Yani siz Bizans'ta
[44:38] köylüsünüz. Toprağınız işte orası İslam fethetti. O bir ganimet olarak dağıtılmadı. Sen çiftçiliğine devam ediyorsun. Aynı toprağında devam ediyorsun. Sana karışmıyoruz kardeşim denildi. Sadece araç alacağız senden.
[44:50] Yani arazi belgesi yani cizya alacağız.
[44:52] E bu o kadar da olsun. Zaten eskiden o adam Bizans alıyordu ve muhtemelen Bizans'ın aldığından daha az bir oranda Müslümanlar aldı. Öyle hatırlıyorum.
[45:01] Dolayısıyla adamın her türlü leyhine geldi. Oradaki çiftçin bu karar büyük önem taşıyor. Çünkü burada tarımsal bir üretim söz konusu ve bu yıkılmamış oldu.
[45:08] Çünkü o parçalansa, çiftçi toprağından edilse, e ganimet olarak dağıtılsa, onun devamlılığı, sürekliliği, o tarımın devamlılığı, bunlar hep sıkıntı hale gelecekti. Bunu yapmadı Haz. Ömer'in önemli verdiği kararlardan bir tanesi
[45:21] bu. Yine Haz. Ömer'in adaletinden biraz bahsedelim. Mesela Hz. Ömer döneminde hükümdarın sıradan bir vatandaş gibi yargı önüne çıkabildiği bir örnek. Hz.
[45:30] Ömer kendi valilerini hesap sorarak görevden aldı. Halka doğrudan erişilebilir oldu. Böyle Dömer'in gerçekten adil davranışları var.
[45:37] Rivayetlere göre işte geceleri tefsirşe, gezilere çıkıp kıyafet değişimi vesaireyle açları yoksulları görüp bizzat beytülmaldan onlara para bağlıyor mesela. Dolayısıyla sosyal bir devlet politikası gözettiğini de biz Hz.
[45:50] Ömer'in görebiliyoruz. Yani bunlar hep alacağımız dersler. Biraz bir topal at davası var. Hz. Ömer bir bedeviden bir at satın alıyor. Atı denemek için biniyor ve biraz koşturduktan sonra atın ayağında bir aksaklık fark ediyor. Atı
[46:03] geri götürüp bedeviye iade etmek istiyor. Bedevi diyor ki, "Ey müminlerin emiri, ben sana sağlam at sattım. Bu haliyle geri almıyorum." Hz. Ömer de aramızda bir hakem tayin et o zaman.
[46:13] Diyor. O dönemde henüz daha meşhur olmayan ama sonradan meşhur olacak.
[46:17] Şureyh var. Kadığı Şureyh olacak. Sonra şuraya hakem seçiyor. Mahkeme kuruluyor.
[46:24] Bakın sen daha yeni Bizans'ı Sasani'yi fethetmişsin.
[46:28] Devasa bir güç birikimin var. Acayip forslusun. Güçlüsün. Bir tane dandik bir bedevi sana at satıyor, ayağı aksıyor, geri getiriyorsun. Yade almam diyor. Bir tane tokat yapıştırırsın. Al bunu ver paramı dersin. Değil mi? Yani muhatap
[46:41] bile olmazsın ya. Elemanını gönderirsin.
[46:43] O halleder yani. Değil. Mahkeme kurduruyor ortaya. Bağımsız şu rey geliyor.
[46:51] Her iki tarafı da dinliyor. Halife Ömer'e soruyor. Ey müminlerin emiri atı aldığında sağlam mıydı? Haz. Ömer sağlamdı diyor. Şurayı hükmü veriyor. O halde atı nasıl aldıysan öyle iade et.
[47:01] Sağlam aldın, sağlam vereceksin ya da parasını ver diyor. İade hakkın yoktur diyor. Yani sonuç olarak koskoca devlet başkanı bedeviye karşı bir dava kaybediyor. Hem de daha yeni Bizansı, Sasaniyi falan dünya imparatorluklarını
[47:13] fethettikten sonra Ömer bu karara o kadar hayran kalıyor ve Şureyh'in adaletini o kadar beğeniyor ki derhal onu Kufe kadılığına atıyor. Yani baş hakim olarak, başkadı olarak Kufe kadılığına atıyor. Şu reyh'in daha sonra
[47:27] Haz Ali ile de bir davası var. Ben anlatıyorum. O da güzeldir. Eee, videolarda onu anlatmıştım zaten izlersiniz. Şuray önemli bir kadı yani adil bir kadı. Ya burada aslında ne oldu? Biraz önce ne anlatıyordum?
[47:39] Nübüvvet öncesi Arap Yarımadası'ndaki hukuku anlatıyordum. İşte bir grup oligarkın, bir grup güçlü kabilenin diğerlerini ezmesinden, hukuki üstünlük sağlamasından, sürekli hukuk karşısında, adalet karşısında galip gelmesinden
[47:53] bahsediyordum. İslam'ın şeriatında dünyaları fetheden bir emirül müminin, halife, devlet başkanı bir bedeviye karşı dava kaybetti.
[48:04] İşte İstanbul'a ulaşmak istediği nokta bu. Adalet kimse gücünden dolayı daha artı bir pozisyonda değil. Herkes adil bir şekilde yargılanabilir. Herkes adil
[48:18] bir şekilde cezası neyse, hükmü neyse alacak. Devlet başkanı da olsa uygulanacak. Artı devlet başkanı mesela ben kendim kendimi yargılarım demiyor.
[48:27] Bağımsız bir ve etkisi altında olmayan bir kişiyi seçerekten mahkemeyi yargılıyor. Bu da mahkemenin sivil olması gerektiği yani devletin baskısı altında olmaması gerektiği, bağımsızca
[48:40] karar verebilmesi gerektiği kuralını bize gösteriyor. Yine bir olay daha var.
[48:45] Hz. Ömer ile Shabi Übey bin Kup arasında bir mal yani arazi anlaşmazlığı çıkıyor.
[48:52] Bey bin Kup konuyu mahkeme yani Zeyid bin Sabit'in önüne taşıyor. Zeydin Sabitmiş o sırada kadı. Duruşma başlarken Haz. Ömer mahkemeye girince hakim Zeyd bin Sabit halifeye hürmeten ayağa kalkar ve ona baş köşede yer gösterir. Yani kadı hemen ayağa kalkıyor
[49:07] ve baş köşede yer gösteriyor Haz.
[49:08] Ömer'e. Hz. Ömer diyor ki bu durum yargı bağımsızlığının ihlalidir. Zeyde yani kadıya sertçe bakarak şöyle der. Bu senin ilk adaletsizliğin. Ben buraya devlet başkanı olarak değil bir davalı
[49:21] olarak geldim diyor. Eşitlik Haz Ömer gidiyor davacı olan Übey'in yanına yere oturuyor. Yani eşit konuma oturuyor.
[49:28] Bakın bu yani eee şeriatın öngördüğü şeyler bunlar. Ve Hazreti Ömer bunu mükemmel şekilde uyguluyor. Bunu görüyoruz. Übey'in delili yetersiz kalınca Ömer'in yemir etmesi gerekiyor.
[49:37] Haz Ömer'in yemir etmesi gerekiyor.
[49:40] Hakim Zeyd Ömer'in konumuna saygısından dolayı Übeyt'ten halifeye yemin ettirmekten vazgeçirmesini rica ediyor.
[49:47] Yani halifeye yemin mi ettireceğiz? Yani işimiz gücümüz yok diyor. Adı Ömer buna da müdahale ediyor. Senin nezdinde Ömer'le sıradan bir insan eşit olmadıkça sen bu makama layık değilsin diyor.
[49:58] İlginç yani. Eee aslında bir nevi Hz.
[50:02] Haz. Ömer mahkemenin nasıl işlemesi gerektiğini bu olayda bize gösteriyor.
[50:05] Mesaj gayet açık. Bir olay daha var. Hz.
[50:07] Ömer Mısır Valisi Amr bin Elas'ın oğlunun bir yarışı kaybettiği için kıpti yani Hristiyan bir genci kırbaçlaması üzerine o genci Medine'ye çağırmış.
[50:15] Valinin oğlunu herkesin önünde kırbaçlatmış. Çünkü o bir Hristiyan olsaydı de olsa haksız yere kırbaşlattığı için kısas cezası olarak Hz. Ömer de o çocuğu valinin çocuğunu kırbaşlatıyor.
[50:27] Hatta valiye dönüp o meşhur sözünü söylemiş. Anneleri onları hür doğurmuşken siz ne zaman beri insanları köleleştirdiniz? Burada da aslında Hristiyan da olsa başka bir kişi de olsa insanlara sırf makam sahibiyiz diye adaletsiz davranamayacağımız
[50:42] konusunu çıkarıyoruz şeriatta. Bu da bir kuraldır. Yine Hz. Ömer'de Haz Ömer biraz uzun sürüyor çünkü ya adalet sade hukuk perspektifinden incelediğim için videoları ekonomi ve hukuk perspektifinden Hazre Ömer'in halifeli
[50:53] döneminde hem hukuk hem adalet tarafında ciddi olaylar var. O yüzden inceliyoruz.
[50:57] bir kıtlık meselesi oluyor. Hazreti Ömer döneminde işte 638 639 yıllarında Arabistan'da remade yılı olarak bilinen büyük bir kıtlık yaşanıyor. İşte kuraklık nedeniyle hasatlar mahvoluyor falan bir kıtlık fiyatlar fırlıyor. İşte
[51:08] buğday fiyatları. Hazreti Ömer'in yani buna bir çözüm bulması lazım. Bir mücadele yapması lazım. eee, Mısır ve Irak'tan büyük ölçekli gıda yardımı organize ediyor. Yani dışarıdan ithalat yapacak yani aslında. Çünkü burada
[51:19] kıtlık oldu. Amr bin Elasta'ta yani Mısır eee valisi Fatih'i develerin Mısır'dan Medine'ye ve Mekke'ye defalarca yük taşımasını emrediyor. Onu da bununla görevlendiriyor. Eee, dolayısıyla bu aslında fethedilen bölgelerin bir sömürü olmasından ziyade
[51:34] İslamında böyle bir şey yok. Çünkü zaten mesela çiftçi de toprağını bırakmıştı.
[51:38] Toprağın işlemesine izin vermişti.
[51:39] Kıtlık döneminde de oradan mal satın alıyorlar ve Hicaz bölgesindeki ekonomik sistemin içerisine kervanlarla taşıyorlar. Burada herhangi bir zulüm ve baskıyla yapmıyorlar ama bunu yine ticaret vasıtasıyla yapıyorlar. Sadece
[51:52] dışarıdan mal gelişini artırarak içerideki kıtlığı azaltmaya çalışıyorlar. Ve Hazreti Ömer de bizzat devlet başkanı olmasına rağmen et ve yağ tüketimini azaltıyor, uzak duruyor.
[51:59] Niye? Kıtlık var. Yani insanlar açken ben bunları mı yiyeceğim? Dolayısıyla yönetici halkla kader birliği yapması lazım. Bunu anlıyoruz. Yine Hazreti Ömer döneminde bu kıtık döneminde şöyle bir vaka yaşanıyor. Hırsızlık vakaları
[52:10] artmaya başlıyor. Hz. Ömer de diyor ki, "İnsanların karnını doyurmadan onlardan kanunlara uymalarını isteyemeyiz deyip hac cezası var. Hırsızlara hac cezası, el kesme biliyorsunuz elme cezasını yürürlükten kaldırıyor. O dönem için
[52:25] döneminde içtihat yapmış olur. Çünkü zaten bizim anlat benim bu videolarda anlatmaya çalıştığım şeydi bu. Şeriat zamana göre, şartlara göre esnektir.
[52:33] Civil love gibi katı dildir. Common love'dur. Yani örfidir. Eee, özü almamız lazım. Özü önemdir. Coğrafyanıza göre, o an yaşadığınız olaylara göre içtihadi olarak farklı hüküm verebilirsiniz.
[52:44] Oradaki hükümle buradaki farklıdır. Bu zamandakiyle şu zamandaki hüküm farklıdır. Hz. Ömer kıtık döneminde el kesme hat cezasını kaldırıyor. Hazir cezası yani farklı cezalar veriliyor.
[52:55] Niye? İnsanlar aç. böyle bir iştihat yapıyor. Şimdi şeriattan çıkmış mı oluyor yani az? Hayır. Şeriat zaten bu demek. Şartlara göre dinamik hareket eden bir hukuk sistemi. Biz şu anda
[53:09] Civil Low'da olduğumuz için yazılı kanun hükmünde TCK'yı açacaksın. Ceza maddesi ne? 166 madde. Hım. Hırsızlığın cezası bu. Yani bu kıtlıkta da böyle, bollukta da böyle, savaşta da böyle, barışta da böyle. Ya böyle böyle şey mi olur?
[53:24] Civil Love'u ben bu yüzden eleştiriyorum zaten. Şeriat videolarını izleyin.
[53:27] Anlatıyorum orada. Böyle bir hukuk sistemi olmaz. Dinamik olacak, esnek olacak, zamana göre değişecek.
[53:35] Yöneticiden etkilenmeyecek, sivil olacak. Yani sivil dediğim sivil lğ manasında değil. Yani eee alimler tarafından bu içtihatlar yapılacak, belirlenecek. Bir devlet otoritesi tarafından değil. Çünkü o kendi leyhine göre kararlar verdirebilir. O Haz.
[53:47] dövmenin hayatındaki bu kıssalardan biz bunları anlıyoruz aslında ya da anlamamız gerekiyor. Ekonomik kısma geçelim. Yine Hzreti Peygamber ve Hülefa-i Raşidin dönemi boyunca aslında İslam devleti bağımsız bir para birimi
[54:00] yoktu. İslam dev y İslam Müslümanlara ait bir para birimi yok. Yani ticaret veya zekat ödemelerinde yani günlük hayatta eee altın sikke olarak dinar kullanılıyor. Bizans'a ait. Üzerinde Bizans'ın sembolleri işte şeyi var.
[54:14] Yöneticisinin kafası falan vesaire ve Sasani'nin de dirhemi kullanılıyor. Yani gümüş sikkesi kullanılıyor. Yani Bizans ve Sasani parası kullanılıyor normal ticarette, piyasada, zekatta yani bu parayı değiştirmemiş. Mesela iki büyük
[54:27] bu iki büyük devletin para birimleri kullanılıyor ve fetih öncesinde de onlar onlara fethetmeden önce de fetih sonrasında da kullanılmaya devam ediyor.
[54:35] Yani İslam ilk başta direkt bir para egemenliği direkt kendi paramızı bastıralım işte üzerinde kendi sembollerimizi ya böyle bir şey çok tınmamış mesela. çok kafaya takmamış.
[54:44] Orada farklı sembollerin olmasını çok önemsememiş. Mesela ilk e İslam devlet parası Emevi Halifesi Abdülmelik bin Mervan tarafında döneminde yani 685 civarlarında biraz daha ileri çözülüyor.
[54:56] O zaman basılıyor yani ilk sikkeler. O güne kadar yani paraların üzerinde İslami karakterler, semboller falan yok.
[55:02] Yani ne varsa işte dirhem üstünde ne varsa şeyin üzerinde, dinarın üzerinde ne varsa o var. E bu problem olarak da görülmemiş. Mesela şu an düşünsek biz o kadar takvalıyız ya, o kadar şeyiz ya bunun üzerinde işte şu sembol var, bunu
[55:14] kullanmak haramdıra kadar fetva veren belki hocalar çıkacak.
[55:19] Çok önemli değil. Demek ki önemli olan mekanizması. Ya paranın kendisinin ne hükmü var, ne önemi var? Ha o olsun, ha bu olsun, ha şu olsun, ha olsun e bir fark etmiyor. Ama biz bunu anlıyoruz.
[55:29] Hülefarşinin döneminde bile önemsenmemiş. Ama ne önemsenmiş? Bu parayla kardeşim riba yapılıyor mu? Bu kara parayla para borsacılık, tekelcilik, serbest piyasaya aykırı hareketler yapılıyor mu? Faiz yeniliyor mu? Zekat işte verilip verilmediği
[55:43] nasıl? Bu önemli. Yoksa paranın meta olarak bir önemi yok ki üzerinde ne oldu ne olmadığını. Ama bir sembol olarak devlet artık güçlendiği için Emev Halifesi Abdülmelkim Ervan üzerinde işte eee ayet tevhid kelime-i tevhit yazan
[55:56] güzel bir eee dirhemde bastırmış.
[56:00] Bakalım mesela bu Sasani parası. Bakın üzerinde böyle değişik figürler onların önemli kişilerine ait. Bak burada mesela Sasan İmparatorlu'nun
[56:13] büstü diyebiliriz. Var altında işte yazıları var.
[56:19] Mesela Bizans paralarında şöyle semboller var. O dönem kullanılan para bu. Yani Müslümanlar bunlarla alışveriş yapmışlar. Bak üzerinde semboller, yazılar, bak haç işaretleri vesaire sorun değil.
[56:32] Emvi ilk İslam sikkesi. Eee, o da bu.
[56:36] Bakın senin ön yüzünde ayakta duran, kılıç tutan halifenin uzun bir şüphe giydiği şu yani şu halife şurada kılıcı var. Kılıç giydiği eee, bir figür var diyelim. Çerçevesinde Abd Allah, Abdel
[56:51] melik emirül müminin yazıyormuş.
[56:53] Sikkenin arka yüzünde ise üç basamaklı bir e merdiven üzerinde bir sembol olup tikkenin çevresinde la ilahe illallah vahdehu muhammed resulallah sembolünün sağında halep üstünde ise vaf tam değer yazılmalıdır. Yani böyle yine bir
[57:06] yazılarla İslami bir para yapmışlar aslında. Bir de eee dinarı var altın parası. Onda da yine Abdülmelik Mevan eee yazar yazıyor. La ilahe illallah Fatihu yazıyor. Burada bismillahirrahmanirrahim yazıyormuş mesela arka arkasında. Burada sembol
[57:20] yok. Sadece yazıyla yapmışlar. Sadece yazıyla yapmışlar altın kısmını. Bu şekilde eee paraları da görsel olarak görelim. En azından hafızamızda yer edinir. Hz. Osman dönemine gelecek olursak orada da yine toprak genişlemesi
[57:32] devam ediyor. Hatta Kıbrıs tarafına yani deniz seferi ilk defa gerçekleşiyor. Hz.
[57:36] Ömer bunu eee kabul etmemişti ama Hz.
[57:39] Osman kabul ediyor ve denize sefer donanma kurularak Kıbrıs'a deniz seferi düzenleniyor ve başarılı oluyor.
[57:46] Dolayısıyla ilk İslam donanması da Hz.
[57:48] Osmanlı döneminde kuruluyor. E yine İran'ın doğusu Kafkasya yönünde fetihler yani İran'ın yukarısına doğru fetihler devam ediyor. Ticaret yollarındaki kontrol artıyor. Mesela Muaviye Hz.
[58:00] Ömer'e de gelmişti. Ordu kuralım. Hani deniz donanması kuralım. İşte denizde Akdeniz ticareti önemli. E Akdeniz siyaseti önemli. Kıbrıs'a sefer düzenleyelim diye. Hz. Ömer'e de geliyor. Ama Haz Ömer onu kabul etmiyor.
[58:11] Çeşitli sebeplerden dolayı. Hazreti Osman kabul ediyor mesela e yine Muaviye'nin bu teklifini. Dolayısıyla teknoloji yani Müslümanlar gemi yapımında Bizanslı ve kıpti yani Hristiyan, Mısırlı Hristiyanlara kıpti deniliyor. Eee ustalardan yararlandılar.
[58:24] Ya ilim kimdeyse, bilgi kimdeyse onu alırsın, transfer edersin, kullanırsın.
[58:29] O adam illa dinini değiştirmek zorunda değil. Ya da başka bir şey nohını alırsın. Yani onun bilgisini alırsın.
[58:34] Kıbrıs fethediliyor bu sayede donanım kurularak ve vergiye bağlanıyor. Yani bu Müslümanların deniz aşırı ilk toprağı olmuş oluyor. Dolayısıyla bu Müslümanları sadece bir kara gücü olmaktan çıkarıp aynı zamanda küresel bir oyuncu çünkü denizde hakimiyetiniz
[58:46] varsa artık küresel bir oyuncu olmaya da adaysınız anlamına geliyor. Hazreti Osmanlı'nın stratejik bir kararı. Bu karar sayesinde aslında bir Sicilaya gidebiliyor Müslümanlar. E ilk Müslümanlar Sicil'e 8. yüzyılda gidebiliyorlar. Orayı fethedebiliyorlar.
[58:59] Endülüs'e eee gidilebiliyor. Dolayısıyla bunların önünü açıyor bu karar. Burada da Muaviye'nin stratejik düşünmesi önemli. Eee, o biraz önayak oluyor bu işlere. Stratejik olarak, siyasi olarak kafası iyi çalışan bir kişi. Çünkü Hz.
[59:13] Ömer neden reddediyor? Yani e şöyle bir rivayet var. E Hz. Ömer Muaviye'nin bu teklifine karşı diyor ki, "Müslümanları suda yüzen küçük kurtçuklar gibi tehlikeye atamam." Yani denizlerin öngörünmezliği nedeniyle yani daha önce
[59:25] yani bizim orada bir tecrübemiz yok.
[59:26] Dolayısıyla ben Müslümanlar yani böyle büyük bir öngörülemeyen deniz tehlikesine karşı hani bu şey bir hamle olur, yanlış bir hamle olabilir diye reddediyor. E kararlar önemli. Herkes her zaman doğru karar vermeyebilir.
[59:37] Mesela Haz. Ömer burada mesela hatalı bir karar almış. Hz. Osman da güvenmiş Muaviye'ye doğru karar almış ve Müslümanların deniz aşırı gitmesinde, Sicilya'yı fethetmesine, Kıbrıs'ı fethetmesine, Enü'e fethetmesinin yolunu
[59:47] açmış. Çok önemli eee ciddi katkıları olmuş. Mesela stratejik, değerli bir karar. Yani herkesin her yaptığı illa %100 doğru olacak diye bir durum yok. Bu da biraz siyaset işi. Birazcık eee taktik işi. Buralardan da gerekli
[1:00:01] dersleri anlamamız gerekiyor. Her şeye siyah beyaz gözüyle bakmamamız lazım.
[1:00:05] Pragmat bakmamız lazım. İşte Muaviye'nin buradaki hamlesi aşırı önemli. Yani Müslümanlar için son derece kıymetli mesela. Ama Muaviye'nin ama farklı zamanlardaki kararları da çok kötü, çok eleştiriye açık ve hiç iyi değil. Doğru
[1:00:18] kararlar değil. Herkesin doğru yaptığı, yanlış yaptığı şeyler vardır. Biz her zaman iyi yönünü, kötü yönünü görüp hikmetli bir şekilde doğru yapılan şeylerden nasıl faydalanacağımızı görmemiz gerekiyor. Hazreti Osman'da mesela böyle olumlu bir gelişme varken
[1:00:31] olumsuz gelişme olarak da ya halk biraz omurdanıyor mu diyeyim artık. Ekonomik eşitsizlik ve siyasi eee muhalefet arasında bağ giderek belirginleşiyor.
[1:00:40] İşte Hazreti Osman Emevi ailesinden isimlere valilik idare görevleri getiriliyor. Ama yani güvende adam olduğu için bunu yapıyor. O adam kayırdığı için Haz. adam kayacak bir insan değil. Biz bunu kesinlikle biliyoruz zaten. Asla böyle bir iftira
[1:00:54] atanlara da yani şey yapamayız. Taviz gösteremeyiz. Yani sizin güvendiğiniz kişi, bildiğiniz kişi, kuyunu, suyunu bildiğiniz adam, sizin yakınınızdaki kendi kabirinizdeki adam yani diğer adam bilmiyorsun. Onu o kadar yeterince
[1:01:05] güvenemediğin için muhtemelen atamıyor onları. E bu da halk arasında. Ama tabii yine kendi akrabalarını atıyor vesaire gibi bazı eleştirilerin odağına geliyor.
[1:01:14] İşte valiler orada biraz zenginleşiyor.
[1:01:16] Taş'da adalet duygusu Hz. Ömerki kadar sıkı olmayabiliyor. Herkesi yönetemezsiniz ki yani. E 20 tane adam atıyorsun, vali atıyorsun. Yani her birinin her şeyini nasıl kontrol edeceksin? Yani bu zor bir iş gerçekten.
[1:01:27] Haz Ömer burada başarılı bir performans gösteriyor. Ama Haz Ömer herkesin mizacı şeyi farklı, yönetim biçimi farklı. çok iyi bir performans gösteremiyor. Ebuzer var sahabe biliyorsunuz radıyallahu anh.
[1:01:38] Eee, Ebuer Elgıfari işte Kenz yani servet biriktirme eleştirisi de yine bu dönemlere eee biraz denk geldiğini söyleyebiliriz. Emevi dönemlerine de geliyor. Özellikle Muaviye'yi falan eleştiriyor. Şimdi birazdan anlatacağım.
[1:01:51] Şimdi Kens dediğimiz bir servet biriktirme yasak kavramı var İslam'da.
[1:01:55] Şimdi Ebu Zer Radu sufi bir kişi olduğu için çok kendisi biraz tasavvuf diyebileceğimiz ehilde bir insan. Yani dünya malıyla şeyiyle işi yok. Kendisini tamamen İslam'a, Allah'a adamış
[1:02:08] gerçekten takvalı bir sahabe.
[1:02:10] Dolayısıyla kendisi çok savunuyor ve temel ihtiyaç dışındaki tüm her şeyin fakirlere dağıtılmasını gerektiğini söylüyor. Tevbe suresi 34. ayeti de rehber ediniyor. Bu radyallahu an Şam ve Medine'de zenginleşen sahabeleri ve
[1:02:22] yönetimi toplumsal adaletsizlik gerekçesiyle sertçe eleştiriyor. Bu tutumu Muaviye ve Hz. Osman ile görüş aylıkları ve nihayetinde eee Rebeze'ye gitmesine yol açıyor. Yani farklı bir bölgeye gidiyor. İnsanlardan elini ayağını çekiyor. Yani ihsan eli açık var
[1:02:36] biliyorsunuz. İşte komünizmi savunuyor Müslüman. Müslümanlar sosyalist olmalı.
[1:02:40] İşte Kenz yasağı. O da bunu savunuyor.
[1:02:41] Onun e best sahabisi eee Ebu Zer radiyallahu anhudır. Yani o aşırı severler komünistler Ebu Zer'i. Çünkü bu işte servet birikimin, temennçındaki herkesin eşit dağıtılmasına, eşit olmasını falan gibi savunduğu için komünizmde bir destek unsuru olarak bu
[1:02:56] kullanılıyor. Ama durum tam olarak öyle değil. Mesela Muaviye yeşil bir saray yaptırıyor. Bayağı güzel. Ebuze radallahu anh ona şöyle diyor. Eğer bu sarayı kendi paranla yaptırdıysan bu zaten israf. Zaten bunu ben eleştiririm.
[1:03:10] Devletin parasıyla yaptırdıysan da hıyanettir. Kul hakkına girer. Bunu ancak firavunlar yapar diye çok sert bir eleştiri veriyor. Çünkü diyor ki Hazreti Peygamber vefat ettiğinde evinde, elinde, üzerinde bu dünyaya ait hiçbir
[1:03:22] şey bulunmuyordu. Yani hiçbir şey yoktu.
[1:03:24] Sen bunu nasıl yaptın? Yani ya bu süreç Hz. Ömer döneminden aslında eşitlikçi orada adalet bir durum var. Hz. Osmanlı dönemine doğru eee yavaş yavaş bunun bozulmaya başladığını, iktisadi açıdan değerlendi, ekonomiyi ve toprak kütlesini
[1:03:38] artırdığında bunu tam olarak yönetemediği ve belli kötü niyetli insanların bu üzerine nalan alanarak sistemi biraz bozmaya çalıştığı, belir adaletsizliği ve dağılımında e bir dengesizlik oluştuğu olarak okunabilir.
[1:03:51] Ve günün sonunda da Hz. Osman'ın şehadetiyle bu iç karışıklık zirveye ulaşacak. Haz. detaylı döneminde zaten büyük bir sınanma eee söz konusu olacak. Burada Ebu Zer radiyallahu anh
[1:04:04] Kenz yasağını çok ileri bir seviyede gerçekleştiriyor. E bu bazen şey anlaşılıyor. İşte biz para biriktirmeyeceğiz mi? Yani bizim bir tane evimiz, bir tane arabamız olmasın mı? Ya da biz altın alıyoruz işte ekonomiden korumak. Ya bugünkü ekonomi
[1:04:15] gibi düşünmememiz lazım. O dönem altın para var, gerçek para var. Ekonomi videolarımda bunu anlatıyorum. O videoları izlerseniz Ken yasağının hikmetine değinmeye çalışıyorum. kens demek. Siz ekonomide dönen paradan alıp bir mağarada bir yerde saklıyorsunuz
[1:04:29] demek. Onu orada tutuyorsunuz demek.
[1:04:31] Dolayısıyla ekonomiye vermiyorsunuz demek. Ekonomide o para dönmediği için ekonomideki paranın azalmasına neden oluyor. Bu da ekonomiyi bozuyor. Amaç bunu engellemek. Yoksa sizin servet sahibi olmanızı, zenginleşmenizi,
[1:04:46] bunu engelleyecek bir durum yok.
[1:04:47] Zekatını verdiğiniz sürece sıkıntı yok.
[1:04:49] Buradaki ken ekonomiden paranın çekilmesi ve yastık altında tutulması bu ekonomide para arz dengesini bozduğu için probleme yol açıyor. Yani tamamen ekonomik bir mesele. Hazreti Ali dönemine geldiğimiz zaman işte orada
[1:05:03] siyasi kırılmalar hepimizin bildiği işte Cemel Sıffin bu vakalar gerçekleşiyor.
[1:05:09] Hariciler vesaire eee çalkantılar siyasi çalkantılar. Karışık bir dönem burada.
[1:05:15] biraz daha hukuki bakış açısından bakacak olursam işte zırh davası denilen bir adalet örneği var. Hazreti Ali Müslümanların devlet başkanı halifesi olarak Kufe'de bir Yahudi vatandaşın elinde gördüğü zırhın kendisine ait
[1:05:27] olduğunu ileri sürüyor. Bu zırh benim diyor. Şimdi bu sahneyi düşünün. Devleti yöneten en güçlü kişisiniz. Devletin başkanısınız.
[1:05:35] Sıradan bir vatandaşla yine Haz Ömer'deki gibi bu da bedeviyle gelmişti.
[1:05:41] Şureyhdi kadısı da Hz. Haz. Ömer yine kadı Şurey. Yine aynı kadı Haz.
[1:05:46] Ömer'deki gibi davacı olarak çıkıyor.
[1:05:49] Yahudiden davacı oluyor Hz. Ali Hz. Ali diyor ki bunun zırhı bana ait. Yani bu zırh benim. Böyle bir dava açıyor. Hadı Şüreyh tabii ki hemen Haz Ali'nin ibraz
[1:06:01] ettiği tanıkları yani oğlu Hasan'ı şahit olarak gösteriyor. Haz Ali usule göre kabul edemeyeceğini söylüyor. Ben Haz Hasan'ı usule göre şahit olarak kabul edemem.
[1:06:13] diyor ve davayı Yahudinin leyhine sonuçlandırıyor. Hazreti Ali'nin aleyhine sonuçlandırıyor. Haydi bakalım.
[1:06:20] Şurey hep halifelere karşı mı acaba ya?
[1:06:23] Yok. Adaletli bir kadı gerçekten de.
[1:06:25] Bakın yani İslam halifesi dava kaybediyor. Yahudiye karşı, bedeviye karşı. Şeriat bu. Şeriat bu. Bağımsız mahkeme kadı usul neyse, kural neyse ona göre mahkemeyi sürdürür. Devlet adamından da beni görevden mi alacak?
[1:06:39] Maaşımı böyle bir korkusu yok. Öyle bir korkusu yok. Neden Hz Hasan'ın şahitliğini reddediyor? Oğlunun babası leyhine şahitliğinin duygusal bağ nedeniyle hukuken kabul edilemeyeceğine dair bir usul kuralı. Eee, yani devlet
[1:06:51] başkanı da olsa ben bunu kabul etmem diyor. Böyle bir durum söz konusu. Bu olay batıda ilerleyen yüzyıllarda yavaş inşa edilecek. Bak T bizim yani 600 yılında olan şey batıda sonradan inşa edilecek. İşte rule of love var.
[1:07:04] Rule of love denir. Yani hukukun üstünlüğü. Hukukun üstünlüğü. Özellikle İngilizlerde falan bu çok ciddi bir Anglasakson geleneğinde İngiliz Amerikan Anglasakson geleneğinde çok önemli bir ilçedir. Rule of love yani hukuk üstün
[1:07:18] olacak kardeşim. Hiçbir kimseye hiç kimsenin boyundurluğu altında kalmaması lazım. Bu sonradan bulunan bir şey ama batının sonradan eee bulduğu bir şey. Bu Müslümanlar ilk bak uyguluyor. Dünyada örneklerini uyguluyoruz. Hazreti Ömer,
[1:07:29] Haz Ali, Kadı Şurey burada Rule of Love'u uyguluyor. E bizden gördüler bunları. İşte Müslümanlar Sicilya'ya gidiyor. Sicilya'dan anlattık bunları. E İngilizler görüyor hook sistemini. İşte Lefif'i görüyor. Jüri sistemini görüyor.
[1:07:41] Rule of love'ları görüyor. Şeriatı görüyor. Buralardan birçok şeyi alıp götürüyorlar kendilerini uygulamaya başlıyorlar. Beğeniyorlar çünkü. Çok güzel. Çünkü şeriatta bu var. Bizim bu zenginliğimizi
[1:07:54] yani hiç kimse dünyada bu tarz şeyleri bilmezken bizim uyguladığımızı ve kural olarak İslam'ın getirdiğini görmemiz lazım. E bu mucize değil de nedir? Yani o dönem bunu kim nerede bulacak, nereden görecek de görebileceği, bakabileceği
[1:08:08] bir şey değil bu. Rule of love kendinin bulabileceği bir şey ve uygulayabileceğim bir şey. Sistematik bir şey. İslam devletleri bunu uyguluyorlar. Yani şimdi yine ekonomi tarafına geçelim. Biraz karışık ilerliyoruz farkındayım. Şimdi dört
[1:08:20] halife döneminde gelir kaynakları neler?
[1:08:22] İşte zekat, araç, cizye, işte yabancılardan arazi vergisi, işte uşur var. Öşur deniliyor. İşte ganimetten oluşan şeyler, gelirler var. bir maliye sistemi. Bu dönemlerde henüz vakıf yok.
[1:08:35] Vakıf biraz daha sonradan ortaya çıkacak bir kurum. O yüzden devlet daha sosyal.
[1:08:39] Şimdi burada şeyi de ayırmamız lazım.
[1:08:41] Halife irşın döneminde evet Beytülmal'dan doğrudan fakirlere işte ihtiyar sahiplerine eee bazı kaynaklar ayrılıyor. Zekat gelirleri dağıtılıyor vesaire. Devlet biraz daha sosyal çünkü vakıf yok. Ama daha sonra vakıf kültürü
[1:08:55] yaygınlaşmaya başladıktan sonra 8 9.
[1:08:57] yüzyıldan itibaren özellikle 9'dan sonra vakıf kültürü yakınlaşmaya başladıktan sonra artık devletin bu tarz sosyal devlet olma yükümlülüğü ortadan kalkıyor. Osmanlı'da anlattık videolarda 300.000 tane vakıf var. Bu 300.000 vakıf
[1:09:09] çeşit çeşit yani kuşların su içmesine dair olan vakıftan hastaların, psikolojik hastaların müzikle tedavi olmasına kadar varan süreçte her türlü sosyal vatandaşların ihtiyaç duyacağı
[1:09:22] sağlık, eğitim, yardım, kültür, sanat ya her türlü faaliyet için bir vakıf devletin artık sosyal devlet olmasına gerek kalmıyor. Bizim günümüzde de oluşacak sistemde vakıf sistemi en doğru sistem. Yani devletin minarşi küçük
[1:09:37] kalması lazım. Devlet, sosyal devlet olmaya başladığı zaman yozlaşmaya da başlıyor. Çünkü halife-i Raşidin döneminde bu olmadı. Çünkü baştaki adamlar sahabeydi. Ama artık öyle bir şansımız yok. Bu kavramda önemli. Onun için devletin görevi sadece adalet
[1:09:49] sağlamak. Yani hukuk sistemini sağlamak.
[1:09:52] Yani altyapısını oluşturmak ve güvenlik.
[1:09:54] Onun dışında çok bir görevi olmasına gerek yok. Devletin organizasyon sağlayacak. Mülkiyet güvencesi. İslam'da mülkiyet kutsal biliyorsunuz şeriatın beş temel unsurlarından bir tanesi de mal güvenliği. Mesela İbn Rüşt'ün şöyle
[1:10:05] bir formülü var, söz var. Allah namusu ekberdir. Para namusu ashardır. Asar yani daha küçük olan namus. Dolayısıyla mülkiyet bu derece önemli ve dokunulmaz İslam'da. Bu çok kritik bir şey. Çok
[1:10:19] önemli de bir şey. Ve o dönem dünyada çok örneği olan bir şey de değil. Özel mülkiyet. Birin mülkiyet olacak ve devlet ona çökemeyecek. Ancak hukuk yoluyla, farklı yollarla, mahkemeler yoluyla eee belli bir rasyonel bir
[1:10:32] zeminde gerçekleşebilecek şeyler. Onun dışında benim mülküm bana ait ve kimse buna dokunamadı. İşte İslam özel mülkiyeti bu şekilde savunuyor.
[1:10:40] Çinetmeyecek bir halk. Yani dolayısıyla şeriatta yani padişah da olsan, devlet yöneticisi de olsan işin rızası olmadan mülkünü alamazsın. Ona dokunamazsın.
[1:10:48] Yani serbest piyasa ve müdahale dengesi var. İslam ekonomisi ne tam devletçi zaten değil. Eee ama vahşi rekabetçi de değil. Yani serbest piyasacı. Herkes rekabet edecek. Ben piyasanın uygun koşullarını denetleyeceğim. Piyasanın
[1:11:02] her zaman rekabet edilebilir doğru bir piyasa olmasını denetleyeceğiz. Yani devlet denetçi oluyor. Müdahaleci değil.
[1:11:07] İşte tekelcilik, hile aldatma, faiz bunlar yasak. da fiyat adaleti söz konusu. Tekrar siyasete gelecek olursak Haz Ali'nin şehadetiyle Hülefa-i Raşid'in dönemi kapanıyor. Artık yeni bir dönemi, Emeviler dönemi geçiyor. Ebu
[1:11:21] Süfyan'ın oğlu Muaviye yani Ebu Süfan bin Muaviye bin Ebu Süfyan eee annesi de Hint biliyorsunuz Şam'dan iktidarı devralıyor ve Emevi hanedanını kuruyor. Artık e halife-i
[1:11:35] Raşidin döneminde babadan oğula geçen bir sistem yoktu. Bir cumhuriyet vardı.
[1:11:39] Şeriat videosunu anlattık. detaylı izlersiniz. Bir cumhuriyet söz konusuydu. Bir biat usulüyle, seçim usulüyle yöneticiler geliyordu. Muaviye ile birlikte babadan oğula geçti. Hatta bunu eleştirdiler. Sen Bizans usulü yapıyorsun. Sen monarşi yapıyorsun.
[1:11:52] Eleştirildi sahabeler tarafından ama yapacak bir şey yok. Oğlu Yezit'i başa geç. Eee bu da İslam tarihinde tartışmalı siyasi bir dönüşüm.
[1:12:00] Cumhuriyetten monarşiye geçiş halifeliği. Dolayısıyla şura ile seçilen ve topluma hesap veren halife modelinden daha monarşi ve toplumdan biraz daha uzaklaşan, daha saraylarda yaşamaya başlayan bir halife modeline yavaş yavaş
[1:12:14] geçildiğini görüyoruz. Emevilerle birlikte servet birikimi ve güç dağılım açısından Emevi yine noktası. Dört halife döneminde nispeten yine eşitlikçi politikalar, maliye politikaları vesaire var. Ama Emevilerde biraz daha Suriyeli
[1:12:28] ve Arap aristokrasinin imtiyazlı konumunu biraz daha pekiştiren, güçlendiren bir düzen oluyor. Buna karşı yine de Emevi dönemi eee üretken ve genişleyen bir dönem. İşte batıda
[1:12:40] İspanya'ya giriliyor 710 civarlarında.
[1:12:43] İşte doğuda Hindistan sınırlarına kadar uzanan fetihler var. İslam'ın Çin'le ilk teması yine bu zamanlarda gerçekleşiyor.
[1:12:52] İlk resmiyet Hazreti Osmanlı döneminde 600 50 civarlarında gidiyor tabii ama eee Çin Çin'le biraz daha temaslar var.
[1:13:00] Eee bağımsız İslam karası dinar dirhem bu zamanda yine bastırıldığını zaten söylemiştik. Emevilerden Abbasilere geçişse başka bir bölümün konusu. Ama şunu belirtmek gerekir ki yine ekonomik parametrelerle bu geçişler hep
[1:13:13] bağlantılı. Yani bayrak devri işte Emevilerden Abbasilere, Abbasilerden Selçuklulara, oradan Osmanlı vesaire memlükere. Ya bu değişiklikler hep ekonomik durumla bağlantılı. Hukuki durumla bağlantılı. Eee bunu bilmemiz
[1:13:27] lazım. Şimdi birkaç harita ve Çin'deki camiler gösterdikten sonra videoyu bitireceğim. Şimdi haritalardan da kafamızda daha iyi canlanması için şu şekilde bir haritamız var.
[1:13:38] Burada aslında 7 ve 9. yüzyılları arasında İslami fetihleri gösteriyor.
[1:13:42] Şurası Arap Yarımadası zaten. Mekke Medine zaten e burası İslam iyileşmişti.
[1:13:47] Eee daha sonra kuzeye yani bakın Bizans ve Sasanilerde ne kadar ileri doğru gitmişiz yani neredeyse Çin, Talas oluyor burası. Eee Hindistan kıyılarına kadar, Çin kıyılarına kadar gitmişiz.
[1:13:59] Hazar'ın oralar kuzey Sasaniler, buralar fethedilmiş. Eee doğuya gittiğimiz zaman Mısır var. Libya tarafları yani üst Kuzey Afrika dediğimiz her yer tet edilmiş. Şurada Kıbrıs biliyorsunuz işte
[1:14:12] Kıbrıs için İskenderiye'de donanma oluşturulmuştu. Hazreti Osmanlı döneminde söylemiştik. Muaviye önderliğinde eee Kıbrıs fethedilmişti.
[1:14:22] Daha sonra Sicilya fethedilecek. İşte Sicilya şurası oluyor. İtalya'nın ayak kısmı. Sicilya burası. Buradan geçiliyor. Kuzey Afrika'dan burası fethedildikten sonra Sicilya tarafında ilk 8. yüzyılda Müslüman Varlığı. Bugün
[1:14:33] açın mesela YouTube'u bakın Sicilya'daki Müslüman kalıntılar yani hepsinin çoğunu yıkmalarına rağmen birçok hala orada camileri, Müslüman kalıntılarını görebilirsiniz. Önemli Sicilya, Endolüs kadar önemli bir medeniyet merkezidir.
[1:14:45] Sicilya çok bilinmiyor. E buradan kuzeye, Sicilya'ya yine buradan Fas, şurası Fas biliyorsunuz. Berberiler, eee, Fas kısmında Cebeli Tarık. Şurası Cebeli Tarık.
[1:14:57] üste geçip İspanya'ya yani Endülüs.
[1:15:00] Endülüs dediğimiz yer neresi? İspanya.
[1:15:02] İspanya'da Endülüs medeniyeti. E Endülüs Emevileri devleti çok bilim tarihi açısından, kültür tarihi açısından çok önemli bir medeniyet.
[1:15:14] Ha bunu görüyoruz. Kuzeyde bakın burası Endülüs olacak.
[1:15:20] Kuzey Afrika zaten fethedilmiş. Bizans Anadolu'nun Doğu Anadolu güneyden itibaren fethedilmiş. Sasaniler fethedilmiş. Yani 100 yılda oluyor bu.
[1:15:30] 100150 yılda oluyor. Bu mucize değil de nedir? Bunu açıklamamız lazım. Bu mucize değilse bu nedir? Bu şekilde görsel olarak gördüğümüz zaman kafamızda daha iyi kalacağını ben düşünüyorum.
[1:15:43] Şimdi burada da aslında biraz Fırat Cilenil nehirleri, tarım aslında. Çünkü ben ekonomik perspektiften ve tarım perspektifinden okunmaya çalıştığım için ekonomik demek aslında tarım. Tarım olan yer zengindir. Neden? Üretimi var,
[1:15:57] refahı var. Üretim fazlası olacak.
[1:15:59] Dışarıya ticaret olarak bunları satabilecek. Tarım olan yer bereketlidir. Oralar fethedilmek istenir. Eee, Arabistan neden çok ilgi çekmiyordu? Tarım yok. Ortada çöl.
[1:16:10] Sadece güneyi, Yemen taraflarında tarım falan var. Bir de şu deniz kıyılarında var. Biraz ortası çöl. O yüzden ilgi görmüyor demiştik. Şimdi e Fırat Nehri, Hicre Nehri. Bu ikisi arasındaki yer Mezopotamya diye geçiyor. İşte bereketli
[1:16:24] hilal olarak adlandırılıyor. Şu kısım şurası şöyle şu yeşille ifade edilen yer. Bereketli hilal olarak adlandırılıyor. Bakın buralar hep nehir.
[1:16:32] Batı şeria falan var burada. Bak Filistin Kudüs eee civarında. Şeria demek işte nehir yani akan eee şey nehir var orada. Buralar hep nehir olduğu için buralar nehir kıyıları her zaman bereketlidir. Buralarda tarıma
[1:16:47] elveşidir. Buralar verimlidir.
[1:16:50] Dicle ve Fırat arasında buralar hep fethedildi. Buralarda verimli tarım arazileri var. Burada da batıda da Nil var. Onu da göstermişim. Burası da Nil Nehri. Mısır'da oluyor. Batı eee batı tarafında oluyor yani. Dolayısıyla
[1:17:05] burada Nil Nehrin'in etrafı da çok büyük tarım havızası. çok ciddi buğday üretimi söz konusu ve ihracatı söz konusu. Burası da önemli bir yer. Müslümanlar gördüğünüz gibi tüm bereketli hilal Mezopotamya'yı
[1:17:18] ve Nil Nehri yani tüm ekonomik olarak ele geçirebilecek mantıklı her yeri ele geçirmiş durumdalar.
[1:17:26] >> H >> sahabelerin Çin'e gittiğini söylemiştik.
[1:17:29] Çin'de mesela bir cami bu. sahabe döneminde tabii restorasyon edilmiş ama eski Çin, klasik Çin mimarisine göre bunlar inşa edilmiş oluyor. Eee, camiler bu şekilde görünüyor mesela Çin'de.
[1:17:39] Benim çok hoşuma gitti mesela yani eee mesela bu da Çin'de yine büyük Ulu Cami diyebileceğimiz bir cami var. Bu sahabe döneminden değil ama mesela bu bir cami.
[1:17:47] Ulu Cami Çin'de farklı bir mimari.
[1:17:49] Adamların kendi kültürlerine göre olan bir mimaride inşa etmişler. Bunlar kültürel farklılıklar, güzellikler. E 650 700 yılından kalma Çin'de cami var.
[1:17:59] Bu restore edilmiş hali olmuş oluyor.
[1:18:01] Bunları da bilmemizde, görmemizde fayda var. Zihnimizde kalmasında fayda var. Şu anda Çin ama eee dinsiz bir topluluk.
[1:18:07] Ateist topluluk devlet tarafından bir şekilde halk buna itiliyor. O yüzden Sincan bölgesinde Uygur Özerk bölgesinde Müslümanlara sistematik bir zulüm yapıyorlar. sistematik bir zulüm söz
[1:18:19] konusu. Hani sahabe döneminde gittiğinde cami yapılması bu tarz kültürel şeylerden günümüzdeki İslam düşmanlığına kadar Çin gelmiş vaziyette. Umarım eski günlerine tekrar İslam'la uyumlu, İslam'a pozitif bakan,
[1:18:34] İslam'ın yaşamasına izin veren günlerine geri döner biz de bu tarz mimarilerde, camilerde yenilerini inşa ederiz ve yenilerin içerisinde namaz kılarız. Çok güzel olur. Çok hoşuma gider. Yani hep farklı mimarilerde, herkesin kendi
[1:18:45] kültürünü, örfüne göre mimarilerde olması bence güzel bir şey. Bu ilk videomuzu da bu şekilde tamamlamış olduk. Nübüvvet öncesindeki Arap Yarımadası'ndaki ekonomik ve hukuki
[1:18:58] duruma göz attık. Peygamber Efendimiz döneminde Medine'ye ilk geldiğinde yaptığı Medine anayasası ve Medine Pazarı konusunu işledik. Halife-i Raşidin dönemindeki hukuki ve ekonomik
[1:19:11] durumlardan bahsettik. Alacağımız dersleri aldığımızı düşünüyorum. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Hepinize iyi günler diliyorum. Yeah.
