# Zaruret Halinde Faiz Caiz Olur Mu?

Hukuk · 16 Eki 2026 · 1:17:56

Bağlantı: https://kokfinans.org/video/zaruret-halinde-faiz-caiz-olur-mu  
YouTube: https://www.youtube.com/watch?v=xXnQye9inbo

Zaruret, faizin haramlığını kaldırmaz; en iyi ihtimalle o kişiye, o vakaya ve zaruret miktarınca bir ruhsat doğurur. Bugünkü para kredi yoluyla faizle yaratıldığı için her faizli işlem enflasyon üzerinden üçüncü kişilerin hakkına girer; bu yüzden faiz, meyte modeline değil ikrah modeline benzer ve ruhsatla birlikte tazmin yükümlülüğü de doğar. Genele "zaruret var, caizdir" fetvası vermek yerine sorumlulukları hatırlatmak, sadakayla arınmak ve faizsiz düzen için çözüm üretenleri desteklemek gerekir.

### Zaruret faizi caiz kılar mı?

Faiz tartışmasında iki kesim var. Modernistler faizle ribânın farklı olduğunu, banka faizinin tefecilik olmadığını söylüyor; onlara önceki videolarda cevap verdik. Burada muhatabımız ehl-i sünnete, hadislere ve klasik ulemaya sahip çıkan, faizin ribâ ve haram olduğunu kabul eden ama "küresel faizli sistem içindeyiz, zaruret var" diyen kesimdir. Bu görüşe göre POS cihazı, kredi kartı, hatta Maslow piramidinin en altındaki barınma ihtiyacı gerekçesiyle ilk ev için faizli kredi ya da katılım bankası finansmanı kullanılabilir.

Biz de ehl-i sünnete, ulemaya ve geleneğe sahip çıkıyoruz; ayrıldığımız nokta şu: **zaruret faizi caiz kılmaz.** "Kimse POS kullanmasın" gibi keskin bir cümle kurmuyoruz; ama "faiz zarurettir, o yüzden mubahtır" da demiyoruz. Bugünkü durum eski âlimlerin tarif ettiği zarurete benzemiyor, değişim mümkün ve verilecek fetva insanın vicdanını rahatsız etmeli, ona sorumluluklarını hatırlatmalıdır.

### Hüküm başka, ruhsat başka

Fıkıhta **hüküm** ile **ruhsat** ayrı şeylerdir. Hüküm bir fiilin derecesidir ve fıkhımız siyah-beyaz değildir: farz, vacip, sünnet, mubah, mekruh ve haram olmak üzere altı derece ve bunlara karşılık gelen zan dereceleri vardır. "Zarurette faiz caizdir" diyen kişi bunun hangi derece olduğunu açıklamak zorundadır; çünkü halk ara dereceleri bilmez, "caiz" kelimesini doğrudan helal diye anlar.

Ruhsatta ise hüküm değişmez; yalnızca o vakıa ve o kişi için bir istisna tanınır. Hüküm geçerliliğini korur.

### Modern para faizle doğar

Paranın ne olduğunu bilmeden faizin ne olduğu anlaşılamaz. Bugün para **itibari paradır** ve Merkez Bankası yalnızca parasal tabanı (M0) yaratır. Piyasada dolaşan paranın **%95'ten fazlası** özel bankaların faizli kredi vermesiyle havadan, kaydi olarak yaratılır; katılım bankası da aynı mekanizmaya tabidir. Kredi kartı da, murabaha ile ev finansmanı da sıfırdan yeni para yaratır. Yani para daha doğuşunda faize bulaşır.

**Cantillon etkisi** de bu noktada devreye girer: Parasal genişleme topluma adil dağılmaz; krediye ilk ulaşan, yani teminat gösterebilen zengin, kaymağı yer. "%0,99 ile kredi çektim, %30 enflasyonda borcumu enflasyona yedirdim" diyen kişi bankayı kazıkladığını sanır; oysa banka zaten olmayan parayı yarattığı için zarar etmez. Bedeli çiftçi Hasan amca ve sütçü Ayşe teyze öder. Kısacası kredi ile para yaratma sistemi, fakirin cebinden alıp krediye erişen zenginin cebine koyan bir **servet transferi** sistemidir.

"Bu sistem değişemez" ön kabulü de doğru değil. Hayek'in sabit para önerisi, tam rezerv sistemi, Chicago Planı ve IMF'nin 2012'de yayımladığı *The Chicago Plan Revisited* çalışması bu düzenin alternatifleridir.

### Klasik âlimlerde para: harf, ayna ve ölçü

- **Gazzâlî** *İhyâ*'da parayı bir mübadele aracı olarak tanımlar: Para kelam içindeki **harf** ve renkler karşısındaki **ayna** gibidir; dirhem ve dinar üzerinde faizli muamele yapan nimete nankörlük etmiş ve zulmetmiştir. Harf bozulursa kelam kurulamaz; parasal genişleme parayı tam da böyle bozar.
- **İbn Kayyim**'e göre dirhem ve dinar malların bedelidir, malların değeri onunla bilinir; bu yüzden **belirli ve sabit olmalı**, yükselip alçalmamalıdır. Bir gün 100, ertesi gün 90 santim olan metreyle terzilik yapılamaz. Bakır paranın (*fülûs*) kâr için alınıp satılan bir mala dönüştüğünü, zararın herkese yayılıp zulmün doğduğunu da kendi gözleriyle gördüğünü anlatır.
- **İbn Teymiyye**'ye göre sultan adil değerde para basmalı, para üzerinden ticaret yapmamalı ve **tağşiş** yoluna gitmemelidir; darphane işçilerinin ücreti bile basım kârından değil beytülmalden ödenmeli, halkın elindeki para iptal edilip değeri düşürülmemelidir. **Buhûtî** bunun kendi zamanında defalarca yaşandığını söyler.
- **İmam Ahmed**'e göre dirhem ancak darphanede ve sultanın izniyle basılır. Bugün ise devlet bu yetkiyi kredi yoluyla özel bankalara vermiştir.
- **Makrîzî**, Sultan Zâhir Berkuk döneminde fels basımı çoğaltılınca dirhemin piyasadan çekildiğini, bir dinarın 25 dirhemden 250 fels dirhemine çıktığını ve Mısır halkının refahının yok olduğunu anlatır.

### Ruhsat ve azimet

Ruhsat haramı kaldırmaz, yalnızca istisna tanır. **Gazzâlî**'ye göre ruhsat, haram kılan sebep yerinde dururken bir özür sebebiyle mükellefe tanınan genişliktir. Örnekleri ikrah altında küfür kelimesini söylemek (Ammâr b. Yâsir), ikrah ya da şiddetli açlık sebebiyle şarap içmek ve başkasının malını telef etmektir. Ancak açlıktan ölmek üzereyken başkasının ekmeğini yiyen kişi için, yemesi vacip olduğu halde **tazmin** gerekir.

**Serahsî**'ye göre **azimet** arızi bir duruma bağlı olmadan baştan meşru kılınan hükümdür; ruhsat ise kulun özrüne bina edilir ve haram kılan delil bakidir. **Şâtıbî** de ruhsatın aslî değil izafî olduğunu, herkesin kendi nefsinin fakihi olduğunu söyler. Dolayısıyla ruhsat genele verilmez; aynı fiil birine farz, diğerine mubah çıkabilir.

### Meyte modeli ve ikrah modeli

Hanefî usulünde zarurette iki farklı ruhsat vardır. Debûsî'nin İmam Muhammed'in *Kitâbü'l-İkrâh*'ından naklettiğine göre meyte yemeye zorlanıp yemeyen ve öldürülen günahkâr olur; başkasının yiyeceğini yemeye zorlanıp sabreden ve öldürülen ise günahkâr olmaz. Aradaki farkı yaratan, **başkasının hakkıdır**.

1. **Meyte modeli (ruhsat-ı iskât):** Haramlık düşer, yemek vacip olur; kaçınıp ölen günahkârdır. Başkasının hakkı yoktur, süre anlıktır.
2. **İkrah modeli (ruhsat-ı terfîh):** Hüküm yerinde durur, fiil mubah olur; azimeti seçip ölen ecir alır. Başkasının malı söz konusuysa tazmin vacip olur.

Faiz ikrah modeline benzer, hatta ondan daha ağırdır: Hüküm kalkmaz; süre anlık değil, on yıllık bir konut kredisi kadar uzundur; etkilenen tek bir kişi değil, belki yüz binlerce insandır. O halde faize vacip denemez, en iyi ihtimalle özel durum için mubah denebilir.

### Faizde kul hakkı ve tazmin

Eski altın para düzeninde faizli işlem yalnızca borç alanla vereni ilgilendirirdi. Bugün para faizli krediyle yaratıldığından faiz, işlemle hiç ilgisi olmayan Hasan amcanın ve Ayşe teyzenin servetini enflasyon yoluyla eritir. **Mecelle'nin 33. maddesi** açıktır: Iztırar hakk-ı gayrıyı ibtal etmez. Md. 92 (mübaşir zâmindir; bakkalda kayıp bal tulumunu patlatan öder) ve Md. 916-917 (çocuk, mecnun ve bunak bile verdiği zararı kendi malından öder) aynı yöndedir. **İbn Nüceym** de mubah olan şeyden sarhoş olmanın baygınlık gibi olduğunu, kişinin günahkâr olmayacağını ama verdiği zararı tazmin edeceğini söyler. "Şer'î cevaz tazmini düşürür" diyen Md. 91'e gelince, Ali Haydar Efendi şerhinde Md. 33'ün bunun istisnası olduğunu belirtir. Mal sahibinin de zarurette olduğu gerekçesiyle tazmin gerekmediğini söyleyen Mâlikî görüş ise bugüne uymaz; çünkü Hasan amcanın bir zarureti yoktur, parası rızası dışında erir.

> Allah'ın verdiği ruhsat seni günahtan kurtarır. Ama Hasan amcanın hakkını ancak Hasan amca helal edebilir.

Hak sahiplerini bulmak mümkün olmadığından yapılabilecek olan, malı **sadakayla arındırmaktır**.

### Mecelle'nin sınırları ve pratik tavır

- **Md. 21:** Zaruretler memnû olan şeyleri mubah kılar; ama haramlık bakidir.
- **Md. 22:** Zaruretler kendi miktarlarınca takdir olunur; aç kalan ancak açlığını giderecek kadar alabilir. **Hacet** zaruretten aşağıdadır; İmam Şâfiî'nin *el-Ümm*'deki ifadesiyle hacet sebebiyle hiçbir haram helal olmaz.
- **Md. 23:** Bir özür için caiz olan şey, o özrün zevaliyle bâtıl olur. Faizsiz alternatifi doğurmak ise ümmet üzerine **farz-ı kifâye**dir.
- **Md. 30:** Def-i mefâsid celb-i menâfiden evlâdır; zarardan kaçmak başka, kâr peşinde koşmak başkadır. Enflasyondan korunmak için %3 yeterken borsada ve fiktif piyasalarda daha fazlasını kovalamak, tazmin yükünü artırır.

Esnafın POS kullanması ya da maaşın bankaya yatması mubah olabilirken aynı kişinin ilk ev kredisi çekmesi mekruh olabilir; hepsini aynı torbaya atamazsın. İbn Nüceym'in "muhtaç olanın faizle borç alması caizdir" görüşü zayıftır ve iki kişilik eski faize dairdir. İbn Teymiyye de mefsedeti faizden az olduğu için hacet sebebiyle garara ruhsat verir, faize vermez. Biz de POS kullanıyor, enflasyondan korunmak için katılım kâr payı fonuna başvuruyoruz; ama bunu gönül rahatlığıyla değil, tazmin sorumluluğunu bilerek, sadaka vererek ve sabit para, tam rezerv ve azalan müşareke gibi çözümleri savunarak yapıyoruz. Kays b. Ebî Garaze hadisindeki "Ey tüccarlar topluluğu, bu alışverişe boş söz ve yemin karışır; siz de onu sadakayla karıştırın" tavsiyesi ve faizle sadakayı zıt kavramlar olarak anan Bakara 276 da bu yolu gösteriyor.

## Bölümler

- 00:00 — Giriş: zaruret gerekçesiyle faiz
- 05:47 — Hüküm ve ruhsat ayrımı
- 08:28 — Modern para ve faizli kredi
- 12:02 — Cantillon etkisi ve servet transferi
- 17:41 — Klasik kaynaklarda para
- 29:01 — Ruhsat ve azimet
- 38:34 — Meyte ve ikrah: iki ruhsat modeli
- 43:32 — Faizde kul hakkı ve tazmin
- 56:33 — İki modelin karşılaştırılması
- 58:17 — Mecelle 21, 22, 23 ve hacet
- 1:05:47 — Zarardan kaçmak, kâr peşinde koşmak
- 1:10:03 — İbn Nüceym ve garar örneği
- 1:14:06 — Çözüm, sadaka ve Bakara 276

Etiketler: faiz, zaruret, ruhsat, usul-i fıkıh, mecelle, para, kul hakkı

## Transkript

[00:00] Selamünaleyküm. Rabbi yessir ve laassir rabbi temm bilr. Allah'ım zorlaştırma, kolaylaştır, işlerimi hayırla sonuçlandır. Bugünkü videoda başlıktan da anlaşılabileceği gibi zaruret halinde
[00:14] faiz caiz olur mu veya olursa nasıl olur? Hangi koşullar geçerlidir? Bunun fıkıhtaki karşılığı nedir? Eski ulema bu konuda hangi benzer örnekleri getirmiştir? Biz kıyas vasıtasıyla o
[00:29] örneklerden günümüze, faiz meselesine ne gibi dersler çıkarabiliriz, ne gibi hükümler çıkarabiliriz? Bu konuyu işlemeye çalışacağız inşallah.
[00:39] Bildiğiniz gibi faiz konusu çok tartışılan bir konu. Bu konuda iki kesim var. Bir kesim daha modernist takılan kesim. Onlar diyor ki faizle riba farklıdır. İşte banka faizi tefecilik değildir. Esas olan kuran tefecilik
[00:54] faizini haram kılmıştır. Banka faizi çok hukuki yollardan ve düşük faizler olduğu için ve kat ve be kat artmadığı için faiz kapsamına girmez. Yani riba kapsamına girmez. O yüzden aslında Allah'ın haram kıldığı Kur'an-ı Kerim'de
[01:09] haram kıldığı faiz bu değildir diyorlar.
[01:11] Biz aslında bugün onları işlemeyeceğiz.
[01:13] Onları zaten önceki iki videomda işlemiştim. onlara karşı delillerimizi getirmiştik. Bu videoda işleyeceğimiz kısım ben ehl sünnetim diyen, ben Kur'an'a ve sünnete inanırım diyen, hadislere inanırım diyen klasik ulemaya,
[01:28] bizim eski ulemamıza, geleneğimize sahip çıkarım diyen, onların içtihatlarını önemserim diyen kişiler faiz konusunda evet faizle riba aynı şeydir demelerine rağmen evet faiz haram kılınmıştır, riba
[01:42] haram kılınmıştır demelerine rağmen günümüzde koşulların farklı olduğunu iddia ediyorlar. Yani günümüzde tüm ekonomik sistem değişti. Küresel bir iktisadi sistemin, faizli bir sistemin
[01:55] içerisindeyiz. Bu insanlara bir zaruret doğurdu. Bu zaruretten dolayı ben bugün post cihazı kullanmak zorundayım. Kredi kartı kullanmak zorundayım. İşte ev araba sahibi olamıyorum. Bunlar temel
[02:08] barınak. Mas'un hiyerarşisinde üçgenin piramidin en alt seviyesinde bir insanın barınma ihtiyacı en temel yiyecek içecek gibi en temel ihtiyaçlarından bir tanesidir. O yüzden birinci ev için olmak üzere yine insaflı davranıyorlar.
[02:22] Birinci evde olmak üzere krediyle, faizli krediyle veya katılım bankaları yoluyla finansmanlar kullanılabilir.
[02:30] Çünkü ortada bir zaruret hali var. Biz bugün faize tamamen haram dersek hayat yaşanılamaz bir hale gelir, adım atılamaz bir hale gelir. Ticaret yapılamaz hale gelir. Uluslararası
[02:42] ticaret yapılamaz hale gelir şeklinde bir argümantasyon sunuyorlar. Bunun sonucunda da günümüzdeki faize daha ılımlı yaklaşılması gerektiği gibi bir izlenim ediniliyor. Onların dillerinden
[02:55] tam olarak belki bu cümle çıkmıyor ama burada kesiyorlar konuşmalarını. Artık kim ne anladıysa daha ileri gidenler de var. konuşmasını burada kesenler de var.
[03:04] Daha ileri gidenler açıkça söylüyorlar zaten. Günümüzdeki faiz eski faiz kapsamında tam olarak değerlendirilmemeli. O yüzden müsama göstermeli. Çünkü zaruret halimiz var.
[03:13] Ha zaruret hali kalkarsa o gün biz de sizle aynı noktaya geleceğiz diyorlar.
[03:18] Şimdi bugünkü videoda ben bunları gerçekten yaptıkları kıyası doğru mu değil mi eski ulemamızdan da örnekler getirerekten ve modern iktisadi sistemi de gerçekten bilmiş, anlamış olduğumu düşündüğüm biri olaraktan bu
[03:33] getirdikleri söyleme bir cevap niteliğinde video hazırlamak istedim.
[03:39] Şimdi burada biz kendi pozisyonumuzu da önden kısaca belirtmek istersek biz de bu arkadaşlar gibi aynı şekilde bir kere ehl sünnete, ulemaya, geleneğimize, hadislere sahip çıkıyoruz. Bunların
[03:52] kesinlikle dinde kaynak olarak kullanılması gerektiğini, günlük hayatımızda buralardan referans almamız gerektiğine zaten inanıyoruz. Fakat bizim bu arkadaşlardan ayrıldığımız
[04:02] nokta şu ki zaruret faizi caiz kılmaz.
[04:08] Sen günümüzde post cihazı kullanarak işte ne bileyim barınma ihtiyacını bahane ederek bu işi birazcık maalesef sığ bir okumaya tabi tutuyorsun. İş sandığın kadar basit ilerlemiyor. Bu iş biraz daha kompleks ve gerçek bir kıyas
[04:23] yapacağımız zaman, gerçek bir analiz yapacağımız zaman senin dediğin gibi bir sonuç ortaya çıkmıyor. Bunu hem iktisadi olarak hem de fıkhi olarak bu videoda anlatmaya çalışacağım. Bu arada biz bugün kimse post cihazı kullanmasın,
[04:37] kredi kartı kullanmasın, işte zaruret halinde parasını enflasyona karşı korumak için katılım bankası kar payı hesaplarına yatırmasın falan gibi böyle keskin cümleler de kurmuyoruz. Fakat faiz zarurettir. O yüzden bunlar mübahtır da demiyoruz. Bizim anlatmaya
[04:52] çalıştığımız şey bambaşka bir şey. Çünkü bugünkü zaruret hali eski alimlerin söylediği zaruret haline tam olarak benzemiyor. Daha farklı bir durum içerisindeyiz. Biz bugün değişim yapabilme potansiyeli olduğuna inanıyoruz. Bunun için çözüm önerileri
[05:07] de sunuyoruz ve bunun için bir kamuoyu oluşmasını istiyoruz. Sen insanlara direkt bu caizdir, kullanın zaruret var dersen o adam bunu normal hayatındaki bir pratik olarak algılar. Helal bir yol olarak algılar. Halbuki ona biraz daha
[05:20] vicdanını rahatsız edecek şekilde, biraz daha sorumluluklarını hatırlatıcı şekilde ve bu değişimin bir parçası olması gerektiği şeklinde Müslümanların bir zulüm düzeni altında olduğunu söyleyecek şekilde ve değişimi desteklemesi gerektiği, kamuoyu
[05:33] oluşturması gerektiği, bu konuda çözüm önerisi sunan kişilerin peşinden destekleme yapması gerektiğini gibi anlatacak şekilde bir fetva vermemiz gerekiyor. Bu arkadaşların eksik yanı da bu. Zaten şimdi videoda ilerledikçe tam
[05:47] olarak ne demek istediğimi anlatmaya çalışacağım. Şimdi bir kere fıkıhta iki ayrı şey var. Bir hüküm var. Bir de ruhsat var. Şimdi bu ikisini bir kere eee ayrı tutmamız gerekiyor. Hüküm demek
[06:01] yani bir şeyin fetva derecesi. Hüküm derecesi. Biliyorsunuz fıkıhta 6 adet hüküm derecesi vardır. Yani olasılıksal olarak ilerler. Bizim fıkhımız siyah beyaz 0 bir doğru yanlış haram helal
[06:15] şeklinde değildir. Arada belli zan dereceleri de vardır. Mesela bunlar nelerdir? Fıkıhtaki hüküm dereceleri nelerdir? Mesela farz, vacip, sünnet, mübah, mekruh,
[06:30] haram. Şimdi bak, bunların her biri birer hüküm derecesi. Mesela farz en yapman gereken yani en şiddetle tavsiye edilen. Eee ve yapmadığın takdirde ciddi manada olasılıksal olarak neredeyse %100'e yakın bir derecede günah
[06:44] işleyeceğin durumları ifade eder. Bunu yapmak zorundasın. Haram da aynı şekilde mutlaka kaçınmak zorundasın. Yoksa ciddi bir günahın içine girmiş olacaksın.
[06:53] Mesela 0 1 doğru yanlış. Bunlar en keskin dereceler. Ama mesela vacip farzın bir altı. Sünnet onun da bir altı. Mübah tam ortada. Nötr gibi düşünebiliriz. Mesela işte mekruh var.
[07:03] Haram değil ama mekruh. Şimdi bir kere hükmün bizim fıkıh geleneğimizde fıkıh usulünde tek bir yapı olarak gelmediğini bilmemiz gerekiyor. Altı farklı zan derecesi ve altı farklı hüküm derecesi
[07:16] var. Şimdi sen zaruret halinde faiz caiz mi? Ne demek bu? Haram mı? Mekruh mu?
[07:21] Mübah mı? Sünnet mi? Vacip mi? F ya hangi zan derecesinde? nasıl bir zan derecesi altında, nasıl bir konumda?
[07:27] Bunu detaylı bir şekilde, tafsilatlı bir şekilde açıklaman gerekiyor ki çünkü halkın gözünde, avamın gözünde genelde 6 derece bilinmiyor. İşte farz, haram eee şeklinde şeyler biliniyor. Aralar çok o kadar yaygın değil avam gözünde. Sen
[07:42] buna caiz dediğin an halk onu direkt e çok olumlu bir şekilde algılayacak mesela. Ama sen belki kendi içinde onu olasılıksal olarak farz gibi veya haram gibi bir katiyette değerlendirmiyorsun.
[07:52] Zan derecen daha düşük mesela. O zaman hükmünü de ona göre daha açıklayıcı, daha bariz bir şekilde vermen gerekir.
[07:59] Dolayısıyla hüküm budur. Ruhsat ise şudur. Hüküm değişmez. Ama o anlık o vakıa için, o özel kişi için bir ruhsat verilmiş olur. Bu hükmün genelini değiştirmez. Hüküm hala geçerlidir ama
[08:13] sana özel bir istisna tanımlanmıştır.
[08:15] Bir ruhsat verilmiştir. Ruhsat da bunu ifade eder. Şimdi bir kere fıkıh usulünü bu şekilde düzgün bir şekilde okuyabilmemiz gerekiyor. Şimdi bunu anladık. Faiz konusuna gelmeden önce bir kere ben önceki videolarda da çok
[08:27] detaylı bir şekilde açıklıyorum.
[08:28] Özellikle bankaların parayı nasıl yarattığı videomu izlemenizi öneriyorum.
[08:33] Paranın nasıl yaratıldığını, faizin nasıl bir modern iktisadi düzende role sahip olduğunu, bunları önceki videolarda anlattık. Burada tekrar çok tafsilatlı bir şekilde anlatma ihtiyacı hissetmiyorum ama yine de bir özet şeklinde bir özet vermek
[08:47] istiyorum ki konu net bir şekilde anlaşlabilsin. Bizim bir kere bugünkü iktisadi sistemi gerek küresel olsun gerek ülkemizde uygulanan olun olsun ekonomik sistemi güzel bir şekilde anlamamız gerekiyor. Bir kere bugün para
[08:58] dediğimiz olg ilk başta paradan başlayacağız. Bizim para tanımımız ne mesela? Sen paranın ne olduğunu bilmezsen faizin ne olduğunu bilemezsin.
[09:05] O yüzden ilk başta paranın ne olduğunu bilmen gerekiyor. E para nedir?
[09:08] Günümüzde para itibari paradır.
[09:14] Bankalar bu parayı kaydi olarak havadan yaratabilir.
[09:25] Piyasada şöyle aşağı çekelim.
[09:29] Piyasada dolaşan paranın %95 ve üzeri bankaların yarattı. Özel bankaların diyelim yarattığı
[09:41] neyle yarattığı faizli kredi vermek suretiyle yarattığı paralardır. Şimdi sen bir kere bu bilgiyi bilmen lazım. Sen bankanın nasıl işlediğini biliyor olman lazım. Küresel
[09:56] ekonomik sistemde. Katılım bankası olsun, normal banka olsun bu fark etmiyor. Aynı mekanizmaya tabiler.
[10:02] Merkez Bankası'nı bilmen lazım. O zaman ancak faizi anlayabileceksin. Sen bir kere bunu biliyor musun? Mesela para, şu an cebimizde kullandığımız para aslında devletin bastığı veya Merkez Bankası'nın bastığı falan bir varlık değil. Merkez
[10:14] Bankası sadece parasal taban denilen M0 denen şeyi yaratır. Ama piyasada dolaşan %95 üzeri para özel bankaların faizli kredi vermek suretiyle yarattığı paradır. Yani daha para ilk yaratılışında
[10:28] yani para daha ilk yaratılışında, basında da diyebiliriz buna faize bulaşmaktadır. Yani senin cebinde taşıdığın şey aslında şarap gibi bir şey, alkol gibi bir şey, domuz eti gibi
[10:40] bir şey. Yani mahiyeti itibariyle bir haramlık taşıyor. Neden? Günümüzde para yalnızca faizli kredi vermek suretiyle yaratılabilir de ondan. 3üncü videomu izlersen detaylarını net bir şekilde anlayabilirsin. Şimdilik burada özet
[10:52] şekilde geçiyorum eee bu ifadeleri. O yüzden senin mesela masum görebileceğin 099'da 069'da kredi çekmek demek aslında bankanın para yaratması demek. Onu da yazalım.
[11:05] Her kredi işleminde bu kredi kartı olabilir.
[11:12] Katılım bankası murabaha finansmanı yani ev kredisi olabilir.
[11:20] Yeni sıfırdan gıcır para yaratıır.
[11:26] Yani banka aslında senin eee veya işte oraya parasını yatıran kişilerin parasını alıp bir aracı kurum olarak para isteyen kişilere dağıtan, onlara kredi veren bir kurum değil. Ortada zaten halihazırda var olan parayı güzel
[11:38] bir şekilde kredi vasıtasıyla dağıtan bir kurum da değil. Banka sıfırdan para basan ve para yaratan bir kurum. Tamam mı? Ve kredi kartı olsun işte veya finansman yöntemleri olsun bunların hepsinde aslında para yaratılmış oluyor.
[11:50] Bir kere bu cepte. Bunu bilmen lazım. Bu çünkü faizde vereceğin hükmünde önemli bir bilgi. Sen modern iktisadi sistemi zaruret gösterip bu şekilde bir fetva veriyorsan bu bilgilerin hepsini biliyor olman lazım değil mi? Bunları biliyor
[12:02] musun mesela? Tamam devam edeceğiz yavaş yavaş. Peki şimdi Kantilon diye bir adam var.
[12:12] Countilon effect diye bir adam var. Bunu da videolarda anlatıyorum. O yüzden geçmiş videoları izlemenizi tavsiye ediyorum. Burada kısa geçiyorum.
[12:19] Countino Effect şu demek. Bir piyasada para sabit değilse, sürekli parasal genişleme varsa yani günümüzdeki eee bu düzenden bahsediyor aslında. Eee bir piyasada para sabit değilse sürekli parasal genişleme varsa bu parasal
[12:32] genişleme topluma adil bir şekilde dağılamaz diyor. Paraya ilk ulaşan kesimler yani günümüzde para nasıl yaratılıyor? krediyle krediye ilk ulaşan kesim paranın en çok kaymağını yiyen, ondan en çok faydalanan kesim olur. Bu
[12:44] para yavaş yavaş piramidin tabanına doğru, halka doğru yaygınlaşmaya başladıkça artık o paranın e hükmü kalmamış olur diyor. Yani burada bir adaletsizlikten söz ediyor. Kantilonun dediği şey bu. Para basında,
[12:57] para basında adil olmak mümkün değil.
[13:01] krediye erişebilen öne geçer. Krediye kim erişebiliyor?
[13:07] Bugün günümüzde zaten dayanak varlık gösterebilen zaten zengin olan adam daha fazla kredi çekebiliyor. O yüzden toplumun fakir kesimine daha fazla bir zulüm etkisi altına alabiliyor. Şimdi bu bilgiyi de öğrendik. Bu da cepte. Şimdi
[13:20] sen normalde ne diyorsun? Şöyle bir iddian var. İşte ben 099 ile bankadan kredi çektim. İşte enflasyonda
[13:31] yıllık %30 oldu. Paramı enflasyona yedirdim. Şimdi böyle bir cümle var değil mi? Piyasada dolaşıyor. Böyle bir cümle var. Hem modernistler söylüyor hem bu arkadaşlar söylüyor. E hal böyleyken de diyor mesela bir zaruret halim de
[13:45] varken diyor ilk evim için sen bana tüm dünya faizli sistemle oluşurken bak para bile faizle yaratılırken sen buna nasıl cevaz verirsin diyor ya. Mesela bir kere buradaki cümleyi adım adım açalım. Şimdi sen bir kere paramı enflasyona yedirdin
[13:59] demek ne demek? Param enflasyona yedirdim. Ya orada sanal bir şey var.
[14:04] Bir varlık var. Ona yediriliyor. Burada birinin zararı senin karın olmak zorunda. Tamam mı? Bu kimin zararı?
[14:09] Bankanın zararı. Mesela banka enflasyonu doğru tahmin edemediği için sana 0,99 faizde borç verdi. O yüzden de banka zarar etti. Ben bankayı hatta kazıklamış oldum. Onun üzerinden enflasyon borcumu edirmiş oldum. Ben avantajlı duruma
[14:21] düştüm diye düşünüyorsun ya. Ha biz ne dedik ya? Banka zaten kasasında olan parayı vermiyor ki. havadan yaratıyor parayı zaten. Zaten olmayan bir şeyi sana satıyor. Zaten olmayan bir para yaratıp sana onu finansman olarak
[14:32] veriyor. Banka nasıl zarar etsin bu durumda? Banka böyle şeylerden zarar etmez. Bir kere iktisadi bilgi olarak bunu bilmen gerekir. Banka böyle şeylerden zarar etmez. E peki bu para nereden çıkıyor bu para? bir birisi yani
[14:43] enflasyona yedirdiysem borcunu bu birisine yük olarak binmek zorunda. İşte bu çiftçi Hasan amcaya biniyor.
[14:50] Çiftçi Hasan amca enflasyon yoluyla işte normal vatandaş halk bunu örnek olarak veriyorum yani enflasyon vasıtasıyla cebimizdeki paranın erimesi birilerinin krediye erişimi olan birilerinin aslında borcunu enflasyona yedirmesi anlamına
[15:04] geliyor. Yani bizim cebimizden çıkıyor onun cebine giriyor. Yani o zaman biz ne demiş oluyoruz? Kredi ile para
[15:15] yaratma sistemi bir servet transfer sistemidir.
[15:22] Fakirin cebinden alıp krediye erişimi olan zenginin cebine koyan bir sistemdir.
[15:33] Şimdi bunu da öğrendik. Demek ki bankadan faizli kredi aldığında borca enflasyona yedirdiğinde aslında şuradaki Hasan amcanın, Ayşe teyzenin enflasyona yenilen varlıklarının nimetini yiyorsun sen. Tamam. Güzel. Bak faiz konusunda
[15:44] yavaş yavaş bilgilenmeye başladık değil mi? İktisadi konuda da bilgimizi artırmaya başladık. Güzel, harika.
[15:50] İlerliyoruz. Diğer bir söylem şu. Bu sistem değişemez.
[15:55] Çok çok zor. Neden? İşte bu küresel bir sistem. Tüm dünya bu faizli sisteme tabi. Amerikasından, İngiltere'sinden, Türkiye'sinden en küçük ülkelerden en büyük ülkelere kadar kaydi para kullanıyor, itibari para kullanıyor. Bu
[16:09] sistem değişemez. Bunun bir alternatifi yok. Ön kabulünü de bu arkadaşlar argümantasyonlarında sunuyorlar. Bunu böyle imkansız bir şey olarak addediyorlar. E ben de diyorum ki yooko yani bu değişimi olan, çözüm önerileri
[16:22] olan, gayet dünyada da bilinen şeyler.
[16:24] Mesela Nobel ödüllü Fredman ve Hayek var. Doğru mu? Chicago planı var. Doğru mu? IMF 2012'de
[16:38] Chicago plan Revisited diye makale yayınladı mı? Yayınladı. Ya dünyada keesen sistem bu faizli para basımına dayalı, kredi basımına dayalı knes sistem olmak zorunda değil. Bunun alternatiflerini Nobel ödüllü
[16:52] akademisyenler sundu. Tam rezerv sistemi sunuldu. Sabit para sistemi Hayek tarafından bunlar sunuldu. Chicago planı adı altında IMF 2012 yılında bunları çalıştı. Bunlar Chicago planı revizit edildi. Bu argümanların çoğunun eee
[17:04] aslında haklı olduğunu da ispatlamış oldu. Ya gerek eee küresel ekonomistler gerek yerelde bizler aynı şekilde bu sistemin kolay değişebileceğini söylüyoruz. Alternatifini söylüyoruz.
[17:16] Çözüm önerisini üretiyoruz. E ortada böyle bir hal varken sen tutup da bu küresel bir sistem, bu küresel oligarkların işi, bu asla değişemez, bu mümkün değil. Bunun alternatifi yok.
[17:27] Yani bu şekilde söylemen doğru değil.
[17:28] İşte var alternatifi, bir sürü alternatif var. Madde madde ne olacağını da söylüyoruz. Nasıl değiştirileceğini de söylüyoruz ve değişimin zor olmadığını da söylüyoruz. O yüzden bu iddia da batıl bir duruma düşüyor. Yani şimdi biraz da klasik dünyaya dönelim,
[17:41] değil mi? Alimlerimize dönelim. Alimler para hakkında neler söylemiş bizim klasik kitaplarımızda? para hakkında, e daha sonra bu paranın genişlemesi konusunda neler söylenmiş? Bunları bir inceleyelim ve bunu günümüze göre bir
[17:53] kıyas edelim. Bakalım günümüzdeki durumumuz neymiş. Daha iyi bir şekilde anlamaya çalışalım. Şimdi Gazali ne diyor? İhyada özellikle diyor ki parayı tanımlarken şöyle diyor: "Para harf gibidir" diyor. "Ayna gibidir diyor."
[18:06] Şimdi bu analojiye birazdan geleceğiz.
[18:08] başka şeylere ulaşmak için bir mübadele aracıdır diyor. Kendisi bir amaç değil araçtır diyor. Yani bir şeyleri fiyatlamak için, bir mübadeleyi gerçekleştirmek için kullanılan bir ara vasıta mübadele aracı olduğunu söylüyor
[18:21] ve diyor ki dirhem ve dinar üzerinde faizli muamele yapan herkes nimete nankörlük etmiş ve zulmetmiştir. Dirhem ve dinar altın ve gümüş para anlamına geliyor. Çünkü bu ikisi kendileri için değil başka şeyler için yaratılmıştır.
[18:33] Yani kendi öz benliklerinden değeri olan şeyler değil. Altın ve gümüş. Şurada dursa bir madendir yani umursamayız bile. Ha ama biz bunu bir fiyat mekanizması içerisinde mübadele aracı olarak kullanıyoruz. Kazali'nin bakın
[18:43] zihin dünyasında paranın tanımı bu. E bu işe yarıyor. Bir araç kendi zatlarında bir amaçları yok. Paranın kendi zatında bir amacı yok. Yani bir mübadele için var bu. Mallar arasındaki yerleri kelam içindeki harfin yeri gibidir ve renkler
[18:55] karşısında aynanın yeri gibidir. Ha ne oldu şimdi? Harf gibidir diyor. Normalde harfin bir anlamı var mı? Yok ama sen o harfleri güzel dizerken dizersen kelam olur. Yani bir kitap olur. Yani bir söz olur, cümle olur. Anlamlı bir hale
[19:06] gelir. Ayna gibidir. Renkler karşısında.
[19:09] Ne? Yani nötr bir şeydir. Normalde aynanın bir değeri var mı? Boşluğu gösterir, değil mi? Ama sen onunla güzel önüne güzel renkler koyarsan ayna bir anda canlanır. Renkleri olduğu gibi göstermeye başlar. Yani bir ara formdur
[19:20] demek istiyor para için. Peki eğer paranın değeriyle oynanırsa burada Gazali neyi aslında söylemiş oluyor?
[19:29] Gazali'ye göre para, harf ve ayna gibi.
[19:33] Yani sabit olmalı, bozulmamalı.
[19:39] E şimdi sen bugün kredi vasıtasıyla para yaratırsan, parasal genişleme yaparsan parayı ne yapmış oluyorsun? Bozmuş oluyorsun. Yani harfi bozuyorsun. O zaman harfler bozulursa ne olur? Senin önceden yazdığın metinler boşa çıkar,
[19:51] değil mi? Kelam yapılamaz hale gelir.
[19:53] Her gün parasal genişleme var. Her gün enflasyon var, değil mi? Her gün faizli işlemlerden kaynaklı enflasyon var. O zaman ne olacak? Harf bozulacak. Ayna önüne gelen renkleri düzgün gösterebilecek mi?
[20:03] Gösteremeyecek. İşte bu azalinin analojisinin mantığı da buna dayanıyor.
[20:07] Para bozulmaması gereken bir şey. Adil kalması gereken bir şey. Yoksa zulme yol açar. Tamam. Devam edelim. İbn Kayim bakalım ne demiş. İbn Kayyim demiş ki, "Dirhem ve dinarlar satılan malların
[20:20] bedelidir." Bakın bedel olarak yine Gazali gibi bir pozisyonda. Bedel ise malların değerinin kendisiyle bilindiği ölçüdür. Yani ben parayı aslında bir ölçme aracı olarak kullanacağım. Bir değer fiyat biçme mekanizması olarak bir
[20:31] yine ara form olarak tanımlıyor. Gazali gibi. Bu yüzden belirli ve sabit olmalı, yükselip alçalmamalıdır. Şimdi senin ölçtüğün metre veya ölçtüğün tartı, tartıda hile diye bir şey var, değil mi?
[20:42] Sürekli oynarsa, sürekli voltalite yani iner çıkarsa, değeri değişirse bu sefer sen doğru ölçebilir misin? Metre bir gün 100 cm, öteki gün 90 cm, öteki gün 110 cm, öteki gün 50 sat. Sen güzel terzilik yapabilir misin? Yapamazsın. Bakın İbn
[20:56] Kayim da diyor ki bu yüzden belirli ve sabit olmalı. Yani para sabit olmalı.
[21:00] Paranın böyle sürekli oynamamalı, genişlememeli, değeri değişmemeli. E KNSN sistemi eleştiriyor burada. İşte KNSN sistemde enflasyon olduğu için paranın değeri sürekli değişiyor. Sen bununla bir şey fiyatlama ihtimalin var
[21:10] mı? Her gün değişen günlük, gecelik faiz diye bir şey var. Sen bu şekilde bir şeyleri doğru fiyatlayabilir misin? Bu mümkün mü böyle bir şey? Değil. İşte bunu eleştiriyor burada. Yükselip alçalmamalıdır. Sabit olmalıdır. Altın
[21:20] para, gümüş para sabittir. Mesela eğer bedelde mallar gibi yükselip alçaldı, alçalsaydı malları kendisiyle ölçeceğimiz bir bedelimiz kalmazdı. Her şey mal olurdu. Ortalıkta mahvolurdu.
[21:31] Yani aynı pasajın devamında İmkain bakır paraların yani flüs diye bir şey çıkıyor biliyorsunuz. Normalde gümüş para var, altın para var. Bir de bakır para diye flüs diye bir şey geldi. Sonraları eee eski dönemde flüsta işte şimdi normalde
[21:43] altını artıramıyorsunuz değil mi?
[21:44] Rezervler belli, maden belli, yeni altın basamıyorsunuz ama bakır çok. O zaman bakırdan yeni para yapalım, parasal genişleme yapalım. günümüzdeki KNSN sistem gibi yeni para basalım gibi bir mantık geldi. Flüs kar için alınıp
[21:56] satılan bir mala dönüştürüldüğü dönemi kendi gözleriyle görüldüğünü anlatır.
[21:59] Zarar herkese yayıldı ve zulüm meydana geldi diyor. Yani flüs geldiğinde enflasyona yol açtığı için bu enflasyonda doğru değer biçme mekanizmasını yok ettiği için bu zulme yol açtı diyor. Güzel. Yani günümüzdeki
[22:14] sistemi birebir aslında eleştirmiş oluyor. Bakın klasik dönemde birebir aynı kıyası bulmuş olduk. Şimdi biraz da İbn Teymiye ne demiş? Biraz da ona bakalım. İbn Teymiye'de diyor ki, "Sultanın halk için muamelelerinde adil
[22:28] değerde olan, adil değerde olan, onlara zulmetmeyen paralar basması gerekir.
[22:33] Şimdi eski dönemde para basmak ne demek?
[22:34] Aslında üzerine mühür vurmak demek.
[22:36] Çünkü para altın, dinar değil mi? Sen dinarın üstüne sadece mührünü buluyorsun. Para basmak bu demek. Yoksa yeni bir altın rezervi keşfedip piyasada işte diyelim ki eee 5.000 ton altın varsa senin ülkende sen bir anda 10.000
[22:47] tona çıkaramazsın bunu. Yani para basmak demek aslında eee altınların üzerine kendi mührünü, isminin, cismini basmak demek. Yani parasal genişleme anlamını ifade etmiyor. Eski dönemdeki para basmak. Günümüzdeki para basmak ne
[22:58] demek? Bayağı bildiğin parasal genişleme anlamına geliyor. Piyasada şu an 1 trilyon TL varsa 1,5 trilyon TL yani para bildiğin artıyor, genişliyor. Zaten bu genişlemede faizli kredi mekanizmasıyla yapıldığı için bu da kantilon efekt gereği zulme yol açtığı
[23:11] için biz bunu eleştiriyoruz. Tamam.
[23:13] Bunun olmaması gerektiğini söylüyor yani İbn Teymi. Yönetici para üzerinden ticaret yapmamalıdır. Aksine parayı kar gütmeden kamu yararı için kendi değeriyle basmalıdır. Kendi değeriyle basmaktan ne kastediyor burada İbn
[23:24] Teymiye? Taşiş denilen bir şey var.
[23:26] Tarşiş ne demek? Normalde sizin işte bu ülkenin parası 3 dinarı altın parası 3 gramdır. Sen parayı nasıl çoğaltabilirsin? Onu 2 grama indirirsin.
[23:35] Yine aynı mührü basarsın. Biraz inceltirsin. Aynı boyutta basarsın.
[23:39] Piyasada işte 1000 tane para varken işte bu sefer e 1000'den fazla 1300 taniye basabilir hale gelirsin. Yani taşiş yapmış olursun. Burada bunu eleştiriyor.
[23:48] Yani diyor ki eee kendi değeriyle basmalı. Tarşiş yapmamalı. Çünkü para üzerinden ticaret insanlara zulmetmenin ve mallarına haksızca emmenin kapılarından büyük bir zulümdür. Buhuti var. E Buhuti de diyor ki bu bizim zamanımızda defalarca yaşandı. Birçok
[24:03] insanın malı bununla heba oldu ve zararları arttı diyor. Şimdi tek klasik kaynaklarımızdan devam edelim. Para konusunda başka neler yazılmış? Şimdi İmam Ahmet demiş ki, "Müslümanların ancak sağlam katkısız para basması
[24:16] gerekir." Bakın sağlam ve katkısız yani tahşiş olmayacak ve sınırlı olacak ve sağlam para olacak. Yani günümüzdeki paranın tam tersi. Eee, İmam Ahmet dedi ki, "Dirhemlerin basılması ancak darphanede ve sultanın izniyle olur.
[24:27] Çünkü insanlara izin verilseydi büyük işlere, günahlara girişirlerdi." Ha şimdi ne demek? Demin dediğimiz gibi eski dünyada dirham mesmak ne demek?
[24:35] Aslında devletin bu parayı ben onaylıyorum. Bu kesinlikle 3 gramdır.
[24:39] Herhangi bir şekilde birisi 2 gramlık veya işte 2,5 gramlık veya 3,5 gramlık 3,5 gram yapmaz kimse mantıken ama gramı düşürülmüş, tahşiş etmiş bir şeyi kullanmasın diye aslında sen oraya sadece sende olan bir mührü basıyorsun.
[24:49] Böylece herkes o paranın aslında 3 gram olduğunu biliyor. Ticaret kolaylaşıyor.
[24:53] Kimse tşiış yapmadığı anlaşılıyor. O yüzden İmam Ahmet diyor ki bu bu ancak devlete eee ait bir şey olmalı. Yoksa sen insanlara bunu verirsen insanlar 2 buçunun üzerine de mühür basar, 2inin üzerine de mühür basar. Yani bunun bir
[25:04] zulme eee ve büyük günahlara girişeceğini söylüyor. Peki günümüzde yaşanılan şey ne? Devlet özel bankalara kredi vasıtasıyla para basma yetkisi verdi. Yani tam olarak İmam Ahmet bin Hanbel'in aslında eleştirdiği konu. Sen
[25:16] özel bankalara para basma yetkisi veriyorsun. Bunlar da kesinlikle bir günaha yol açacaklar. Klasik kaynaklardan görüldüğü gibi günümüzdeki para basmanın aslında ne kadar kötü bir şey olduğunu anlamaya devam ediyoruz.
[25:29] Şimdi yine İbn Kasım İbn Teymiye'den eee aktarıyor ve kitabında diyor ki bir kere eee para için e bazı şartlar vardır diyor. İbn Teymiye'den nakle söylüyor.
[25:38] Adil değeri olması gerekir diyor. Yani yönetici parayı adil değerinde basar.
[25:41] Bundan kar edemez. Biraz önce okumuştuk.
[25:43] Şimdi bunları not edelim. Neymiş? 4 tane şart varmış.
[25:49] para adil değerinde basılır. Buradaki basımdan maksat parasal genişleme olmadığını söyledik zaten. Yani 3 gram olduğunu tam olarak her zaman 3 grama eee mühür vurur. 2,5 gramlara mühür vurmaz anlamındaki bir basımdan bahsediyoruz burada. Para üzerinden
[26:03] ticaret yasağı. Bu ne demek? İşte bakır fels falan olacak. Oradan ticaret yapayım da işte ben parasal genişleme yapayım da filan gibi şeylerden kazanç sağlayamaz. buna zulüm diyor. Yani eee
[26:13] flüs gibi paralar üzerinden kazanca zulüm diyor. Hatta diyor ki darphane işçilerinin ücretini bile basım karından değil beytülmalden ödenir. Böylece devletin çok basıp çok kazanma
[26:27] motivasyonu kökten kesilir. Yani ben ya bunların ücretini ödemek için 3 gram değil de 2.9 gramdan basayım. O 0,1 gramdan elde ettiğim senyoraj gelirini de işte işçi maliyetine sayayım. bunu bile kabul etmiyor ve halkın elindeki
[26:39] parayı iptal edip yerine yenisini basamaz. Çünkü bu insanların, malların değerini düşürerek onu ifsat etmektir diyor. Yani halkın elindeki paranın değerini düşüremez.
[26:50] İfsat olur diyor. E bugün ne oluyor?
[26:54] Bizim elimizdeki paranın değeri sürekli her gün gecelik faiz var, enflasyon var.
[26:57] Her ay enflasyon %2 3 4 duruma göre eriyor mu? Eriyor. Yani aslında İbn Teymiy'nin şartlarının hiçbiri günümüzde yok. Para adil değil. flüs gibi aslında.
[27:07] E sürekli değeri düşüyor, ifsat oluyor.
[27:10] Eski dönemde paranın değeri düşmesi neydi? İşte sen halktan topluyorsun dinarlarını 3 gramlık. Bundan sonra 2,5 gramlıklara mühür basıyorsun. O 05 gramdan senyoraj geliri elde ediyorsun.
[27:18] Taşiş dediğimiz durum. Taşişi aslında onaylamıyor. Bunun ifsata yol açtığını ve zulme yol açtığını söylüyor. Yani günümüzdeki parasal düzenin tam olarak aynısını ciddi bir biçimde klasik kaynaklar eleştiriyor. E daha sonra
[27:30] Mısır'da yaşamış Makrizi var. Alim. O da diyor ki Sultan Zahir Berkok'un ostatları Mahmut bin Ali'nin günlerinde fels basımı çoğaltıldı. Frenkler kar peşinde kırmızı bakır getirmeye başladı.
[27:42] Frenkler Mısır'daki dirhemleri yani altın parayı kendi ülkelerine götürüyorlar. Halk da kar için onları eritiyordu. Sonunda dirhem azaldı.
[27:50] Neredeyse kayboldu. Fels öyle yaygınlaştı ki bütün mallar onunla fiyatlanır oldu. Yani Frenkler burada bir Ali Cengiz oyunu yapıyorlar. Değerli parayı alıyorlar. Bunlara Fels'i kitliyorlar. Mazde diyor ki anlayış ve ilim sahibi herkes bilir ki onun yani
[28:02] Fels'in yaygınlaşmasından ülkenin harap olması ve Mısır halkının refahının yok olması meydana geldi diyor. Makrizi diyor ki Fels yüzünden Fels neydi? Bakır para.
[28:15] Yani parasal genişleme yapabiliyorsun bakır olduğu için altında gümüşte parayı çoğaltamıyorsun ama bakırda bol bol para basıp çoğaltabiliyorsun yüzünden. Mısır halkı zulme uğradı. tüm refahı yok oldu.
[28:27] Yani günümüzdeki parasal sistemin aynısını bizzat eleştiriyor.
[28:32] Sonra diyor ki hatta altının fiyatı yükselip durdu. Sonunda bir dinar önceden yaklaşık 25 dirhem iken yani altın para 25 gümüş para iken 250 F dirhemine ulaştı. 250 FES aynı zamanda karşına ulaştı. Bununla ülkenin
[28:46] alışverişi bozuldu. Mallar azaldı.
[28:48] Satılan şeylerin fiyatları yükseldi.
[28:49] Enflasyon oluştu. İnsanların durumu kötüleşti. Bugünkü yaşadığımız şeyin tam olarak aynısı. Daha ne diyelim? Yani daha klasik kaynaklardan biz ne gösterelim? Şimdi yavaş yavaş gelelim ruhsat kısmına, faizin caizlik kısmına
[29:01] ve fıkıhta aslında zaruret bahsine gelelim bakalım. Yine klasik kaynaklarda hangi mezhepler veya hangi alimler bu konuda nasıl içtihat etmişler? Bunu görelim. Bir kere ruhsat neydi? Ona onu
[29:13] baştan söyleyelim. Ruhsat bir istisnadır.
[29:18] Haram haramı yok saymaz. Haramı kaldırmaz. Yani yapılan şey hala haram olur. Ruhsat sadece size bir istisna tanımış olur. Bir kere usul-ü fıkıhta böyle bir kaide var. Şimdi Gazali'nin
[29:32] tanımı da Gazali'nin tanımı da şu.
[29:35] Ruhsat ise şeriatta haram kılan sebep yerinde dururken, sebep hala yerinde duruyor. Bir özür ve acziyet sebebiyle mükellefe tanınan genişliktir. Böyle bir tanımı var. Mesela hakiki ruhsat diye tanımladığı bir şey var. Hakiki ruhsat.
[29:49] Eee, şimdi hakiki ruhsatın en üst derecesi şunlardır diyor. İkrah sebebiyle küfür kelimesinin söylemenin mübah olması. Yani birisi sizi korku ve ölümle tehdit ettiğinde siz küfür söyleyebilirsiniz. Mesela Hz. Ammar bin Yasir var biliyorsunuz. Ona işkence
[30:03] ettiler. İşte İslam'ı reddet, Allah'ı yok say dediler. İşte peygamberi reddet.
[30:08] E o an yani o baskı ve zulüm altında sizin eee bu tarz cümleler sarf etmeniz mübah sayılıyor. Yani zaruret olduğu için bunları söyleyebilirsiniz. Aynı şekilde ikrah veya şiddetli açlık
[30:21] sebebiyle şarap içmenin ve başkasının malını telaf etmenin mübah olması gibi.
[30:25] Bir de boğazda kalan lokmayı yanındaki şaraptan başka bir şeyle indiremeyen kişinin durumu diyor. Şimdi bunlar ne demek? Şimdi bunları eee ayrı ayrı ele almamız gerekiyor. Ü tane örnek verdi.
[30:36] Bir kere öncelikle bakın ilk başta dediğimiz şeye geleceğiz. Noktaya geleceğiz. Fıkıhta bakın ne vardı? Farz, vacip, sünnet, mübah, mekruh, haram. Ne dedi bunlara? Mübah dedi. Bakın e şey demedi. Mesela vacip demedi ya da farz
[30:49] demedi veya olasılık derecesini çok yüksekte tutmadı. Mübah demek biraz daha nötrle yakın demek. Yani hani yapılabilir, bunda bir sorun yok anlamına gelir. Mübahın olasılıksal epistemolojik değeri. Şimdi üç tane örnek verdi. Şimdi bir kere iki şeyi
[31:03] fıkıhta zaruret altında eee mübah olan iki tane durum var. İkisi birbirinden farklı. Bir kere önce bunları eee ayıralım isterseniz. Bir meytein yenmesi. Bir de ikrah sebebiyle küfür
[31:17] söylemi. Şimdi bu bu ikisi iki tane fıkıhtaki bizim örneklerimiz. Meyte'nin yenmesi ne demek? Meyte demek işte Allah'tan başkasının adına kesilen hayvanın eti demek. Yani normalde haram
[31:30] olan bir et. Siz e meyteyi yersiniz zaruret halinde. Eğer açlıktan ölecek gibi bir durumdaysanız meyteyi yiyebilirsiniz. Değil mi? Bu buna cevaz verilmiş. Bir de ikrah sebebiyle küfür söylemi demin bahsettiğim Hz. Ammar bin
[31:42] Yasir'in e korku ve tehdit altında küfür söylemi söylemesi. Bu da aynı şekilde zaruret altında küfür söylemi eee caiz kabul edilmiş, mübah kabul edilmiş. Daha doğrusu iki tane olayımız var. Şimdi bunların aslında detayları farklı. Bu
[31:55] ikisi aynı kategori altında değil.
[31:57] Bunları yavaş yavaş inceleyeceğiz. Şimdi öncelikle Gazali'nin noktasına gelelim.
[32:02] Gazali neyi örnek vermişti? İkrah altında küfürü. Daha sonra şiddetli açlık sebebiyle ne dedi? Şiddet şu biri silelim. Şiddetli açlık veya susuzluk diyelim.
[32:16] Sebebiyle şarap içmek.
[32:19] şiddetli açlık sebebiyle başkasının ekmeğini çalıp yemek diyelim.
[32:30] Tamam. Bunlar da zaruret haline girdiğini ve bu durumlar bunların yapılmasının mübah olduğunu söylüyor.
[32:35] Şimdi getiren, delil getiren arkadaşlar da bunları delil getirip e günümüzde de faiz zarurettir. Küresel ekonomik sistem var. Zaruret olduğu için faiz yemek de caizdir, mübahtır anlamını hemen çat diye oturturlar. Ama fıkıh, fıkhın
[32:47] kelime anlamına ince anlayış değil mi?
[32:48] Şimdi biz bunları detaylı bir şekilde inceleyelim. Bakalım dediğin gibi bir sonuç ortaya çıkacak mı? Hep birlikte görelim. Gazali aynı şekilde şu örneği verdikten sonra şunu da söylüyor. Yani diyor ki sen
[33:03] başkasının ekmeğini şiddetli açlık sebebiyle başkasının ekmeğini çalıp yediğin yedikten sonra açlıktan ölmek üzere olan kişi yemesi vacip olduğu halde tazmin eder diyor. Şimdi tazmin eder demek şu demek. Yani sen o an aç
[33:17] kaldığın için birinin ekmeğini çalıp yedin. Tamam bu sana verilen bir ruhsattı. E o yüzden normalde çalma eylemi haramken o an artık senin için haram olmadı. Sana ruhsat tanılmış oldu.
[33:28] Hatta ne oldu? Haramlıktan.
[33:32] Haramlıktan vacipliğe geldi. Neden?
[33:34] Çünkü sen o ekmeği yemesen öleceksin.
[33:36] Öldüğün zaman aslında sıkıntı. Sen niye yemedin yani ekmeği? Sana öyle bir cevaz verilmişken o hakkı kullanmadın. Bu daha kötü bir şey. O yüzden bir anda hırsızlık yapmak haramken vacip konumuna geldi. Böyle bir zaruretten dolayı. Eee,
[33:49] tamam buraya kadar güzel ama daha sonra sen ekmeği yedin, ölmekten kurtuldun.
[33:53] Durumun iyileşti. Bunu tazmin etmen gerekir mi? Sonuçta birinin ekmeğini yedin ve birinin hakkına girmiş oldun.
[34:00] İşte Gazali diyor ki, "E yemesi vacip olduğu halde tazmin de gereklidir."
[34:04] diyor. Yani çünkü başkasının ekmeğini yediğin için onu sonradan senin tazmin etmen gerekir diyor. Bakın mesela bunu söyleyen arkadaşlar buraya atlıyorlar.
[34:13] Şimdi normalde neydi? E meytein yenmesi veya ikra sebebiyle küfür söylemi başkasına bir etkisi var mı? Yani şuna bakacağız biz aslında. Bizim bakacağımız şeylerden bir tanesi şu.
[34:24] Yaptığım eylem bireysel mi?
[34:29] Başkasına bir etkisi var mı? Mesela bu önemli bir mevzu. Bu tarz bir konuda bu çok önemli bir mevzu. Mesela ben ikrah sebebiyle küfür söylemi yaptığımda başkasının bundan etkileniyor mu?
[34:40] Birinin hayatına dokunuyor muyum?
[34:42] Birinin birine zulmetmiş oluyor muyum?
[34:43] Hayır. Kendi başımda bir iş yapmış oluyorum. Değil mi? Aynı şekilde orada herhangi birinin malı olmayan tamamen sebil bir şarap var. Ben de çok susadım.
[34:50] Zaruret halindeyim. Şarabı içtim.
[34:52] Herhangi birine bir zararım var mı?
[34:53] Birinin malını mı çalmış oldum? Bir şey mi yapmış oldum? Hayır. Peki ama birinin açlık sebebiyle birinin ekmeğini çaldığımda onun malını çaldığım için ona bir zararım dokundu. Adamın malı eksildi yani. Tamam mı? Ben zaruret halinde
[35:03] mecburen yedim. Vacipti. Üzerime yedim ama bir şekilde de adamın zararı da oluştu. O zaman ben bu zararı gidermekle de mükellefiyim. Şimdi bunu bizim konumuz için ne kadar önemli olduğunu yavaş yavaş geleceğiz. Şimdi serahsiye
[35:15] gelelim. Şimdi serasi diyor ki azimet yani azimet neydi? Kesin kural. E kesin bir kanun anlamına geliyor. Yani böyle bir istisnas sunum olan de yani kesin hüküm manasına geliyor. Azimet şeri hükümlerden arizi bir duruma bağlı
[35:30] olmaksızın baştan meşru kılınmış olandır. Ruhsat ise kulların bir özrüne bina edilen şeydir. Yani azimet aslında olaylardan bağımsız bir şekildeki kesin hükümdür diyor. Ruhsat ise diyor
[35:43] kulların bir kul var. Onun özrüne bina edilen bir istisnadır, bir şeydir. Haram kılan delil baki kalmakla birlikte.
[35:50] Çünkü azimet baki. Şarap haram mı?
[35:52] Haram. Hırsızlık haram mı? Haram. Küfür haram mı? Haram. Ha ama bu haramlığını yitirmiyor o durum için. O özel vaka için kişinin özrüne bina edilen bir şey.
[36:02] Özür sebebiyle mübah görülen bir şeydir diyor. Şimdi mübah. Mübah neydi? Zan derecesindeki ortaydı. Yani nötr anlamında. İşte farz, vacip, haram değil, mübah. Yani ortada duran nötr biraz daha eee bir şey. Dolayısıyla
[36:16] senin bunu yapman mübahtır diyor. Yani yapabilirsin. Ne yap diyebilirim, ne yapma diyebilirim gibi bir manaya geliyor. Bu genel bir ifade olduğu için böyle bu arada. Yoksa mesela yukarıda gazinin vacip dediği durum da var. Çünkü
[36:27] orada ölmek üzereysen vacip. Şimdi buradaki bu olasılıksal dereceleri de sen eee hangi durumda hangisini alim söylemiş bilmezsen ortaya boca edip çıkarsın. Bu caiz. Bu caiz nedir? Sen iki ikili sistem konuşuyorsun ama altılı
[36:38] sistemden bahsediyoruz. Bir olasılık derecesinden bahsediyoruz. Genel ifadeler kullanılırken bakın özel değil özel örnekler dışında genel kullanılırken genelde alimler mübah kelimesini kullanmışlar. Yani ne öyle diyebilirim, ne böyle diyebilirim.
[36:49] Yaparsan da bir şey diyemem manasında kullanıyorlar bunu. Tamam. Güzel. Yani serasiye göre de aslında azimet ortadan kalkmıyor. Sadece bir istisna o an o kişi için tanımlanmış oluyor.
[36:59] Dolayısıyla biz buradan şey de diyemeyiz. Yani faizin haramlığı kalkar.
[37:02] Günümüzde zaruret var. Şimdi yavaş yavaş geleceğim de günümüzde zaruret var. Faiz artık haram olmaz diyemeyiz. Faiz haram.
[37:09] Faiz her türlü haram. Senin o anki bulunduğun koşula göre senin bunu yapman mübah veya vacip veya işte çeşitli olasılıksal derecelerden bir hüküm olabilir. O ayrı bir şey. Ama bu faizin haram olduğu gerçeğini, o işlemin haram
[37:19] olduğu gerçeğini, sistemin komple batıl ve haram olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
[37:24] Yine fıkıhta bir durum daha vardı ruhsatla ilgili. Şatibi diyor ki mesela ruhsat asli değil izafidir. Yani ruhsat böyle asıl bir şey değildir diyor. İzaf görecelidir diyor. Bir de böyle genele de çok veremezsin ruhsatı. Yani sen yani
[37:38] herkes onu almakta kendi nefsinin fakihidir. Şeran bir sınır konmadığı sürece. Yani bu ne demek? Ruhsat verilecek şey genel olarak söylenemez.
[37:46] Sen diyorsun ki günümüzde iktisadi sistem batıldır. O yüzden faizde yenilebilir, posta kullanılabilir, kredi de çekilebilir. Genele bir istisna tanıdın. Genele bir ruhsat verdin.
[37:57] Ruhsat genele verilmez. Ruhsat izafi bireye verilir. O an o bireyin o vakadaki durumu, şartı ne? Ona göre her birey burada özel. Ne diyor? Herkes kendi nefsinin fakihidir. Yani herkes kendi içinde durumu, olduğu durumu bilecek. Ona göre anlatacak güzel bir
[38:11] şekilde. Karşıdaki kişi de onun içinde bulunduğu durumu gözeterekten ona bir hırsat çıkıp çıkmadığını anlamaya çalışacak. Çıkıyorsa da hangi zan derecesinde, hangi hüküm derecesinde vacip olarak mı çıkacak, mübah olarak mı
[38:20] çıkacak? Bana farz olarak çıkabilecek şey sana mübah çıkabilir mesela. Çünkü içinde bulunduğumuz durumlar farklı. O zaman sen genele böyle bir ruhsat veremezsin. Bir kere senin buradaki usulün de yanlış. Yani şimdi gelelim eee
[38:34] bu meyte ve ikrah dedik ya yukarıda iki tane örnek var. Şimdi bu örneklerin farkını anlamaya çalışalım. Zaruret halinde verilen iki örnek. Meytein yenmesi, ikrah sebebiyle küfür söylemi.
[38:43] Şimdi bunlar iki ayrı kategori olduğunu söyledik. Bu mesela bu iddia eden arkadaşlar bunların ayrı kategoride olduğunu bile tam olarak eee fetvalarında söyleyemiyorlar. Şimdi bunların kategorilerini incelemeye başlayalım. Biliyorsunuz Hanefi
[38:54] mezhebinde İmameyn denilen eee İmam Azam Ebu Hanife'nin öğrencisi var. Muhammed Şeybani. Şimdi ona dair eee Debusi'nin ondan nakil söylediği bir bir kesit var.
[39:04] E Muhammed bin Hasan yani İmam Azam Ebu Hanife'nin eee öğrencisi eee Kitabul İkirah'ta şunu zikretmiştir. Meyte yemeye zorlanan kişi sabredip öldürülürse günahkar olur. Bakın şimdi siz açlıktan ölmek üzeresiniz ve meyte
[39:18] yemeye şimdi birisi sizi tehdit ediyor.
[39:21] Diyor ki bu domuz etini yiyeceksin ya da bu meyteyi yiyeceksin. Yoksa seni öldüreceğim. Kafanızda silah var. Şimdi Halfi mezhebi diyor ki, "Eğer bu kişi yemezse, bu haram ben yemem derse, öldürülürse günahkar olur diyor. Bakın
[39:34] günahkar olur. Ciddi bir şey yani. Yemek zorundaya getiriyor. Yani vacibe getiriyor yani neredeyse. Hatta farzla bile getirebilir neredeyse. Yani o anki yemesini. Başkasının genelde ama farza getirmiyorlar. Vacipte kalıyor olasılık
[39:45] zan derecesi. Başkasının yiyeceğini yemeye zorlanan kişi sabredip öldürülürse günahkar olmaz. Şimdi iki tane fark var. Bakın burada çok ince.
[39:54] Bunlar ince detaylar. İşte fıkıh zaten incelik demek. Ne oldu? Bir tanesinde benim önüme birisi meyteyi getirdi.
[40:00] Adamın kendi malıydı. Kendi rızası vardı. Kafama da silaha dayadı. Dedi ki bunu yiyeceksin. Onu yemem. Vacip neredeyse. Yemezsem günahkarım. Yani ölmemek için yemek zorunda. İkinci konu ne? İkinci konu da şu. Birisi kafama
[40:13] silah dayıyor. Diyor ki git şuradan şu ekmeği çal ye. Yani kendi olan hakkı değil. Başkasından yiyeceğini yemeye zorluyor beni. Eğer ben bunu kabul etmezsem ve beni kafama silah dayıp öldürse ben günahkar olmuyorum. Bakın ne
[40:25] değişti. Burada ince bir ayrıntı var.
[40:28] Başkasının malına zarar gelme durumu hükmün derecesini değiştirdi.
[40:36] Görüldüğü gibi ne oldu? Başkasının malı varsa vaciplikten mübahlığa düşüyor.
[40:43] Hatta belki mekruhluğa bile düşebilir.
[40:46] Başkasının malı varken yediğinde, yemediğimde, öldüğümde günahkar olmuyorum. O zaman ne oluyor? Mübahlığa düşüyor en iyi ihtimalle. Çünkü nötr arada bir şey o zaman yani günahkar sayılmamam için en ihtimalle mübah olması lazım değil mi? İzan dereceleri
[40:59] arasında. Çünkü zaruret anında meyteenin ruhsatı haramlığının düşmesi ruhsatıdır.
[41:03] Yani zararet anında meyteenin haramlığı düşüyor. Zaruret anında başkasının malını yemenin ruhsatı ise mal sahibinin hakkı sebebiyle yasak yerinde dururken verilmiş bir terfi kolaylık ruhsatıdır.
[41:15] Şimdi iki ruhsat var. Şimdi bunları karıştırmamamız lazım işte. Yani kişi sabrederek Allah'ın hükmünü ayakta tutmuş olur. Bu yüzden günahkar olmaz.
[41:23] Başkasının malını yemede yasak hala duruyor. Haram hala yerinde duruyor.
[41:27] Sadece size bir kolaylık sağlanıyor.
[41:29] Mübah. Yani yersen kurtulursan olur.
[41:32] Buna bir şey diyemem. Sonradan tazmin etmen gerekir. Ama yemezsen de öldürülürsen de yine bir şey diyemem.
[41:38] Günahkar sayılmazsın. Mübah derecesine indi bir anda. Niye? Çünkü birisi kolaylık sağlarken birisi hükmü komple kaldırıyor. Dolayısıyla başkasının mala zarar gelip gelmemesi hükmü doğrudan etkileyen bir şey. Bunu anlamış olduk.
[41:51] Şimdi kafalarda bazı soru işaretleri gelecek. O zaman açlıktan mecbur bayılacağım. Yani başkasının ekmeğini yedim. Tazmin gerekir mi? Tazmin gerekir dedik ya. Tamam. Buna dair e mesela
[42:04] başka ne gibi deliller getirebiliriz?
[42:07] Mecellen'in 33. maddesi var.
[42:08] Biliyorsunuz Mecelle Hanefi mezhebine göre yazılmış bir hukuk kitabı ve onun ilk 100 maddesi bir usul. Yani aslında şeriatın usullerini böyle özet halinde veren bir kitap. Güzel bir kitaptır. 30.
[42:20] maddesinde mesela der ki ıstırar yani zorunluluk hali, zaruret hali tazminattan kurtulmanın sebebi olamaz.
[42:27] Usulümüzde bu böyle. Yani İslam fıkh bu şekilde. Zaruret senin tazmin etme sorumluluğunu azaltmıyor. Ekmeği izinsiz alabilmeni o an kolaylık sağlıyor ama sonrasından da tazmin etmen gerektiğini söylüyor. Bunu neye göre söyledi? Şimdi
[42:40] bunun delilleri neler?
[42:43] Mecelle 33 dedik.
[42:45] E serasiyi zaten yazmıştık. Mal sahibinin hakkı yerinde dururken verilmiş bir ruhsattır diyor. Serasi diyor ki tazmin edilir. O yüzden e Gazaliin yukarıda örnek verdik. Tazmin haksızlık yapılmış olmasını gerektirmez.
[42:59] Açlıktan ölmek üzere olan kişi yemek ona vacip olduğu halde tazmin eder diyor.
[43:04] Mustasfa da bunu söylüyor. Ne oldu? Eee bunun delillerini getirmiş olduk. O yüzden tazmin gerekiyor. Çünkü sen başkasının malına mübahtı. Mübah olduğu için de tazmin gerektiriyor. Yani Allah'ın verdiği ruhsat seni günahtan
[43:17] kurtarır. O an günaha girmemiş olursun.
[43:19] Tamam. Günah kısmını atlatmış olursun.
[43:22] Ama Hasan amcanın hakkını ancak Hasan amca helal edebilir, değil mi? Çünkü sen Hasan amcanın hakkına girmiş oldun artık. Orada onu Hasan amca ancak senin hakkını helal edecek veya haram edecek.
[43:32] Şimdi faizde nasıl oluyor durumlar? Ona geleceğiz. Hatta kısa bir sufle de eee vermiş olalım. Faizde nasıl oluyor?
[43:39] Faizde birisinin hakkına girer miyim? Bu sorunun cevabı klasik dünyada mı günümüzde mi olarak değişir. Mesela klasik dünyada eski dünyada eski dünyada
[43:52] altın para sisteminde faizli işlem sadece iki kişiyi ilgilendirir.
[44:01] Niye? Borç alan ve borç veren vardır.
[44:03] Şurada üçüncü bir şahıs. Şuradaki başka birisi çiftçi Hasan amca. Sütçü Ayşe teyze mesela. E bundan etkilenmiyor değil mi? Eski dünyada sadece borç alan ve borç veren arasındaki bireysel bir ilişki faizli işlem. Günümüzde nasıl?
[44:16] Günümüzde para faizli krediyile basıldığından faiz alakalı alakasız tüm insanlara
[44:29] etki eder. Servetlerini transfer eder. Yani burada normal işin de gücündeki Ayşe teyze Hasan amca orada faizli bir işlem yapıldı diye ceplerinden para çalınmış oluyor.
[44:41] Enflasyon vasıtasıyla ve diğer enstrümanlar vasıtasıyla. Onların haberi bile olmuyor. Yani onların servetleri eriyor. Onlar farkına varamıyor. Ya ne oldu? Bir şeyler oldu. Ben bu kadar tarlaya ektim, süt sattım, bir şeyler
[44:50] yaptım. Birikimimi koruyamıyorum. Ne oluyor diyor mesela. Yani bir türlü servetimi koruyamıyorum. Neler oluyor diyor. Çünkü gizli bir şekilde bu sistem aslında onların hakkına giriyor. Ha günümüzdeki faizli işlem o zaman aslında
[45:02] açlıktan bayılacağım, başkasının ekmeğini yedim tazmin gerekir mi sorusuna giriyor. Çünkü başkasını doğrudan ben faizli işlem yaptığımda hakkına girmiş oluyorum. İstesem de istemesem de sistem böyle kurulmuş. Sen bir avantaja geçtiğin zaman o adam
[45:15] dezavantaja giriyor. E ve bunu istemeden yapıyor. Şimdi buraya itiraz getirebilecek gerçekten eee hakkını veren arkadaşlar Maliki mezhebindeki bir görüşe itiraz getirebilirler orada.
[45:25] Çünkü Maliki mezhebinde diyor ki şurada mal sahibine tazmin gerekmez diyor.
[45:30] Niye? Çünkü o adamın ölmemesi için mal sahibinin de o ekmeği vermesi zaruri durumdur diyor. Yani mal sahibini de bir zarurete sokuyor ekmek sahibine de. O yüzden o da zaruret halinde olduğu için bu sefer bunun da tazmini gerekmez
[45:42] diyor. Maliki mezhebindeki bir görüş.
[45:44] Diğerleri öyle düşmüyor ama Maliki mezhebinde bu görüş yok. Peki günümüzde bu geçerli mi? Değil. Neden? Bu örnekte ekmeği vermesi vacip olan belirli bir mal sahibi var. Yani spesifik iki kişi arasında gerçekleşen diğer kimseyi
[45:57] etkilemeyen özel bir durum, özel bir ruhsat durumu var. Malikilerin bunu bile dikkate alsak bile günümüze uymuyor.
[46:04] Günümüzde ne? Hasan amca, Ayşe teyze.
[46:06] Yani burada bir zarureti yok ki onların değil mi? parasının değeri onun rızasının dışında eriyor. E dolayısıyla bu aynı kıyas olmuş olmuyor. Ya da şurada bir itiraz daha getirebilirler bilen arkadaşlar. Mecelle 91. maddesi
[46:19] var. Yine aynı şekilde şeri cevaz tazmini düşürür diyorlar. O zaman niye burada tazmin gerekiyor diyorlar. Yani şeri olarak bir şeye cevaz verildiyse e burada cevaz verilmiş işte ekmeği yiyeceğimi tazmini düşürür. Tazmin
[46:28] düşürmesi lazım değil mi diyorlar. Ona da zaten şerh düşülüyor o maddeye. E Ali Haydar Efendi o maddenin şerhinde Mecelli 33. maddenin bundan istisna olduğunu söylüyor zaten. Yani bunu da sen delil olarak dolayısıyla getiremezsin. Peki şöyle bir soru
[46:43] sorulsa nasıl olur? Su yoktu.
[46:46] Zaruretten mecburen şarap içtim.
[46:52] Sarhoş etti beni.
[46:55] Gidip başkasının malına zarar verdim. Bunun hükmü nedir? Durumu nedir? Bu biraz bunu inceleyelim. Şimdi Mecellen'in 92.
[47:06] maddesi var. Yine aynı şekilde mübaşir yani zararı bizzat veren bizzat veren kişi zamindir. Kasıtlı yapmasa bile ha yani kasıtlı yapmasan bile bundan sorumlusun. Mesela örnek olarak bakkala giren biri ayağa kayıp bal tulumunu
[47:21] patlatsa bunu öder. Ne oldu orada?
[47:23] Aslında bilmeden yaptı, istemeden yaptı ama yine de ödemesi gerekiyor. Mecelle 92. maddeye göre. Onları da yazalım.
[47:29] Şöyle delillerini de yazalım. Mecelle 92'ye göre ödemesi gerekiyor. Veya yine Mecelle 916917. maddeleri var. Çocuk akıl hastası ve bunak bile verdiği zararı kendi malından öder. Bakın adamın neredeyse şeyi yok, bir sorumluluğu yok
[47:43] ama verdiği zararı kendi malından öder.
[47:45] Parası yoksa eline geçinceye kadar beklenir. Dolayısıyla Meceli 916 ve 917 maddeler de buna delil olmuş oluyor.
[47:54] Şimdi burada İbnü Ceym var. diyor ki mübah olan şeyden sarhoş olmak baygınlık gibidir. Diyor. Yani burada mübah olan bir şey içtim ben. Benim için mübahtı o an. E mecbur başka içecek yoktu. E bundan sarhoş oldum. O zaman ben baygın
[48:08] hükmündeyim. Yani baygınken gidip birinin malına zarar vermiş hükmündeyim.
[48:12] E mecellenin kaideleri yereğinde aldığım zaman hala yine benim tazmin sorumluluğum devam ediyor. Ve İbnü Cym diyor ki sarhoşken sarhoş olduğundan dolayı kendisi günahkar olmaz. Yani ben burada mesela şeriata göre işte alkol
[48:26] almanın sopa cezası var ya burada sopa cezası yemem. Evet. Burada şarap içtiğim için sopa cezası yemem. Doğru. Bundan bir günahım yoktur. Çünkü mübah bir eylem yaptım. Günah gerektirecek bir eylem yapmadım. Eee ceza da uygulanmaz
[48:39] ama eee kırdığım malın veya işte zarar verdiğim malın tazmin etmem de gerekir.
[48:44] Bakın bunlar iki ayrı kategoriler.
[48:45] Bunlar incelikler. İşte şimdi ben faiz yediğim için zaruretten tamam faiz günahı belki işte spesifik durumuma göre diyelim çok özel bir durumdayım. Faiz günah günahından tamam ben sorumlu olmam. Mübah olduğu için onun günahını
[48:58] almamış oldum. Ama faiz yediğim için bundan zarar gören Ayşe teyze, Hasan amca onları tazmin etme sorumluluğum hala devam ediyor. Bakın bu ince ayrıntıyı genelde kaçırıyorlar ve kimsenin konuştuğunu da görmedim bu şekilde. Tamam sen faiz günahından
[49:12] arındın ama bu sefer milletin hakkına girdin. O faiz çünkü milletin hakkına girerek ancak yapılabilen bir şey. E o zaman bunu tazmin etmen gerekiyor. O zaman sen bu sistemi tutup da gönül rahatlığıyla caizdir yapabilirsiniz.
[49:23] zaruret var. İşte kullan. Bu bu rahatlıkta söyleyebilir misin mesela? A bu rahatlıkta söyleyememen lazım. Demen lazım ki Allah affetsin sistem çok kötü.
[49:30] Senin özel bir zaruretin varsa evet bundan dolayı o anki haramlığın düşmüş olur. Ama mecburen bunu tazmin etmen gerekir. En iyi ihtimalle o kişileri de bulamayacağın için günümüz iktisadi küresel düzeninde en iyi ihtimalle
[49:40] onları bir sadaka bir şeyle şu anki malını biraz arındırman gerekir.
[49:44] Vicdanının rahatsız olması gerekir.
[49:46] Böyle bir değişim yaşanabilmesi için, faizsiz bir düzene geçilebilmesi için çalışan kişileri desteklemen gerekir.
[49:51] Eğer yeterince entelektüel seviyedeysen bunun için bir şeyler üretebilmek, bunun için de eee belli başlı çözümler üretmek ve kamuoyu oluşturmak zorundasın. Bunlar gerekir. Ha bu şekilde fetva versen canımıza minnet ama sen bu şekilde
[50:02] vermiyorsun. Sen olayı bayağı bir caizlik, zaruretten dolayı caizdir, devam et gibi bir basitlikte ve böyle bir sığlıkta algılıyorsun. Bizim itirazımız da buna zaten. Şimdi klasik kaynaklardan devam edelim. Yine Serahsi Meyte bahsinden devam ediyor. Diyor ki,
[50:17] "Ölüm korkusuyla meyte yemeye veya şarap içmeye mecbur kalan kişinin bundan kaçması caiz değildir." Yani ne oldu?
[50:24] vacip neredeyse hükmüne getirdi. Kaçınıp ölürse günahkar olur. Bakın o derece yani vacip kısmına geldi. Mübah değil vacip olmuş oldu. Bu durumda haram onun hakkında helale katılır. Çünkü
[50:37] haramlığın sebebi onun hakkında ortadan kalkmıştır. Şimdi zaruret dediğimiz şey böyle bir zaruret. Yani kişinin neredeyse ölümle burun buruna gelmesi. O zaman yapmadığın zaman hatta günahkar oluyorsun. Ama senin bugünkü eee faiz
[50:50] dediğin şey e buna benziyor mu? Buna bakacağız. Şimdi bunun şimdi bunun özellikleri ne? Bu ruhsatın özellikleri ne? Bir kere anlık geçici bir durum.
[50:58] Kısa süreli bir durum değil mi? Anlık.
[50:59] Çok kısa bir durum. Böyle uzun bir süre değil. Sen post cihazı yaptığında kredi kart kullandığında veya kredi kullandığında 10 yıllık ev kredisine girdiğinde böyle buradaki gibi anlık bir şey mi var mesela? Böyle anlık olarak
[51:09] yaşanılan bir durum. O yüzden o an hüküm düşüyor, ruhsat veriliyor sana ve vacip oluyor. Böyle bir durum mu? Değil. Bir kere buradakine kıyasla. Burada bir hatan var. İkincisi kişisel. Kişisel bir durum. Burada kimsenin malına falan
[51:21] zarar vermiş olmuyorsun. Kişisel seninle Allah arasında. Allah o an sana bu kolaylığı tanıyor. Hatta vacip demiş alimlerimiz. Ama kimseye bir zararın yok. Şuradaki Ayşe teyzeye çiftçi Hasan amcaya bir zararın var mı? Yok. O zaman
[51:34] kıyasın bu yönü de günümüzdeki faize benzemiyor. Aynı zamanda sadece o an ölmekte olan kişiyi kapsar. Yani ne demek? Eee o anki ne dedik? Ruhsat izafidir. O kişi için geçerli. E genele
[51:48] böyle bir hüküm verebiliyor musun mesela? veremiyorsun. Tam spesifik bu kişiyi tanımlıyorsun. Bu kişi için diyorsun. Yani o zaman bu tarz ruhsatları da spesifik vermen lazım. Sen genele verdin bir kere günümüzdeki ekonomik sistem faiz vardır. O yüzden
[52:01] eee bu faiz zaruretten dolayı mübahtır diyorsun. Genele bir ruhsat verdin.
[52:05] Burada öyle değil. Mesela bu yönden de kıyasın yanlış. Şimdi serasi devam ediyor. İkinci türe geçtik bu sefer.
[52:12] Birinci tür haram kılan sebep ve onun hükmü yerinde dururken mübah görülendir.
[52:17] İkrüyle şirk kelimesini dile getirmek bunun örneğidir. Yani ne oldu? Hüküm yerinde duruyor. Senin için mübah görülüyor. Şirkin haramlığı kesindir.
[52:26] Yani şey değişmiyor. Faizin haramlığı kesindir. Öyle ki kişi sabredip öldürülürse ecir alır. Bakın burada mübah var. Bir öncekinde ne vardı?
[52:35] Vaciplik vardı. Yani öldüğünde günahkar oluyordun. Burada öldüğünde tam tersi e daha iyi bir konumda oluyorsun. Yiyip ölme yani küfür söylemeyip iki kişi var.
[52:45] Bir küfrü söyleyip ölmüyor. Diğeri de küfrü söylemeyip ölüyor. Ölen bundan daha üstün. Burada bunu söylüyor. Yani neden hüküm kalkmıyor? Çünkü sadece sana bir mübahlık tanımlıyor o an için. Tamam bu günahkardır diyemeyiz ama bu adam
[52:59] kesinlikle bundan daha üstün ve sevap kazanmıştır diyebiliyoruz. Bak Serasi de bunu böyle açıklıyor zaten. Şirkin haramlığı kesimdir. Öyle ki kişi sabredip öldürülürse ecir alır. Ölüm korkusu anında mecbur kalanın başkasının
[53:11] malını izinsiz yemesi de böyledir. O da haramlığın sebebi ve hükmü yani mal sahibinin hakkı yerinde dururken verilmiş bir ruhsattır. Yani hüküm düşmüyor. Hüküm devam ederken verilmiş bir ruhsat. Bu yüzden tazmin vacip olur
[53:23] diyor. Yani senin faiz yerken şurada hakkına girmiş olduğun mecburiyetten sistem böyle tasarlanmış. Ayşe teyzenin, Hasan amcanın ve bunların kimliklerini bilmiyorsun. Çünkü bu bir topluma böyle yayılmış vaziyette. Bunların hakkını
[53:36] senin tazmin etmen vacip hale geliyor.
[53:37] Bakın Serasiye göre ne oldu? Sen şimdi verdiğin fetvaları bu gönül rahatlığında hala vermeye devam edebilecek misin?
[53:43] Zaruret var. Şarap içmek gibidir. İşte ikrah gibidir. Zaten bunların ayrımını da yapmadın. İnce detaylarına da girmedin benim gibi. Ondan sonra kullanabilirsiniz ve krediyi çekebilirsiniz. Ne yaptın abi sen?
[53:55] Tazmin yükümlülüğü var bu kişilerin zarar verdiği kişilere karşı. O adam bundan kar sağladı. 099'dan kredi çeken.
[54:00] E tamam birisinin yükü bizim cebimizden çıktı. Bunların şeyi bana tazmin etmek zorunda onu. Bak vacip. Nasıl yapacak bunu? Nasıl başaracak? Mümkün mü? Beni nereden bulacak? Bana ne kadar para düştüğünü nereden bulacak? En iyi
[54:10] ihtimalle gidip malını arındırması lazım. Sadaka arındırması lazım. Ne kadar arındıracak? Bunun hesabı kitabı da yapılamaz. Yani belli bir düzgün hesap kitabı da yok. Bir tahmin edecek mesela %5 10 neyse işçinden vicdanından
[54:22] ne gelirse ancak belki onu yaparak parasını arındırmak suretiyle bu tazmini verdiğini düşünecek. Gerisini de Allah'a bırakacak. Yapabilmiş de olabilir, yapamamış da olabilir. Birisinin doğrudan kul hakkına girmiş oluyorsun
[54:33] sen faiz yiyerek. Aslında senin bankayla birebir ilişkin değil ki bu. Eski dünyadaki faiz yemendeki eee sadece beni ve onu ilgilendir diğer hiç kimseyi ilgilendirmeyen bir durum değil ki.
[54:42] Küresel bir sistem bu. Müslimin, gayrimüslimin, bir sürü vatandaşın hakkına girmiş oluyorsun mesela faiz işlemi yaparak. E iş bu kadar ciddiyken, iş bu kadar derinken ve gerçekken sen bu rahatlıkta bu caizdir fetvasını, bu
[54:54] ruhsat fetvasını verebilir misin?
[54:56] Veremezsin. Ben yine verme demiyorum.
[54:58] Ver ama tüm bunları anlatarak ver.
[55:00] İnsanların vicdanı rahatsız olsun. De ki Allah affetsin. Bak bunun tazmin yükümlülüğü var. Malından bol bol sadaka ver, arındır. Mecbursun biliyorum o postu kullanmaya. Mecbursun biliyorum o krediyi çekmeye. Tamam yapacak bir şey
[55:11] yok. Allah affetsin. Bol bol tövbe istiğfar et. Sadaka ver bol. Tazmin yükümlülüğünü en azından şu an hesaplayamaz kimse. Kime vereceğini de bilmiyoruz ama sadaka olarak verirsen belki Allah senin en azından çabanı görür de şey yapar. E böyle söylediğin
[55:23] zaman o adam o gönül rahatlığıyla. Şimdi sen öyle veriyorsun ki fetvayı, adam gönül rahatlığıyla gidiyor, kredi de çekiyor, post da yapıyor. Hiçbir vicdan rahatsızlık da hissetmiyor. Değişim için, çaba için bir sorumluluk da
[55:33] hissetmiyor. Bu yanlış bir hamle yani yanlış bir fetva verme biçimi. Öyle olmaması lazım. Tam tersi içinde bulunduğu bu bunaltıcı, sıkıcı, bu içinden içinden çıkılamaz, hesaplanamaz şeyden bunalıp yok mu bir tane Müslüman
[55:47] evladı şuna bir çözüm getirecek, onu destekleyelim, bir kamuoyu oluşturalım diyebilmesi lazım ki çözüm çıkaran, çözüm üreten bir sürü kişi var. Ben de dahil olmak üzere. O zaman bunların sesinin yükseltilip bir an önce çözüme
[55:58] ulaştırılıp bu cendereden çıkılması lazım. Şimdi burada ne oldu? Bir kere haram kalkmadı. Hüküm devam etti.
[56:05] Üsttekinin aksine azimet daha faziletli oldu.
[56:09] Azimet neydi? Esas hüküm. Yani esas hükmü uygulamak. Yani küfrü söylemeyip ölen kişi diğerinden ecir bakımından daha üstün oldu değil mi? Ruhsatı olmasına rağmen. Ve başkasının malı varsa işin içinde tazmin gerekti. Tazmin
[56:23] vaciptir denildi. Bak klasik kaynaklardan güzel güzel getiriyorum örnekleri. Öyle basit birkaç sığ kıyasla bu iş olmuyor. İşte böyle detaylı incelemek gerekiyor. Şimdi iki modeli inceleyelim bakalım. MYte modeli vardı.
[56:37] Bir de ikrah modeli vardı. Şimdi bunlarda neler oluyor? Birlikte bakalım.
[56:41] Klasik terim nedir? Ruhsat-ı iskat. Eee meyte modelinde ikrah modelinde ise ruhsat-ı terfih. Ne demek şimdi bunlar?
[56:49] Şey demek. Ruhsat-ı iskat şu demek.
[56:51] Meede o an hüküm kalkıyor, azimet kalkıyor. Kolaylaştırıcı hüküm geliyor manasına geliyor. İkrinde ise hüküm yerinde duruyor. Hala hüküm e gelmiş sadece sana bir kolaylık tanınmış oluyor. O yüzden burada mübah oluyor.
[57:06] Burada vacip oluyor. Niye? Hüküm kalktığı zaman senin yapman artık vaciptir. Burada ise hüküm kalkmıyor ama bir ruhsat tanınıyor. O yüzden de eee mübah oluyor. Bakın farklar böyle.
[57:15] İkisinin nasıl farklı mesela örnek getirenler bu ikisini örnek getirip faizde bunlara benzer deyip geçiyor. Ya böyle bir şey var mı? Bunlar bambaşka dinamikler. Faiz ikrah modeline benziyor. Hüküm kalkmıyor faizde.
[57:24] Haramlık meyte modelinde düşüyor. Helal hükmüne geçiyor. Buradaa haram yerinde duruyor. Süresi burada anlık açlık giderince bitiyor veya tehdit geçince bitiyor. Burada ise o tehdit süresince eee bu geçerli. Tehdit bittiğinde yine
[57:38] bitiyor. Ve ikisinde de her ikisinde de uzun süreler değil. 10 yıllık bir ev kredisi kadar uzun süreler değil. Yani insan hayatındaki eee bazı anlık ve kısa süreli şeylerden bahsediyor. Bir kere faizde bu ikisindeki süre olayına hiç
[57:51] benzemiyor zaten. Başkasının hakkı mekte modelinde yok mesela. İkram modelinde de eee olabilir. Mal örneği. O zaman tazmin gerekiyor. Kaçınan kişi günahkar oluyor meyte modelinde. Niye? Vacip olduğu için. Çünkü o an hüküm kalktı, azimet
[58:03] kalktı. O zaman ruhsat geldi. Sen yapmazsan günahkar olur. O yüzden vacip.
[58:07] Burada ise yapmadığın zaman ecir alıyorsun. Sevap mübah. Ha yaparsan günahı var mı? Yok. Burada bedel yok.
[58:13] Burada başkasının malına zarar verdiğinde tazmini vacip olmuş oluyor.
[58:17] Bakın iki modelde nasıl farklı olduğunu buradan görebiliyoruz. Şimdi mecelleden yine ilerleyecek olursak mecelle madde 21 var. Zaruretler memnun olan şeyleri mübah kılar. Yani bir zaruret varsa orada mübah kılınabilir. Peki bunun
[58:31] açıklamasında ne yazıyor? Haram kılan sebep ve haramlık baki kalmakla birlikte mübah olan mesela biri başka birinin başkasının malını telf etmeye zorlasa ikrahın yani zaruretin meydana gelmesiyle başkasının malını teleften
[58:44] doğan haramlık kalkmaz. Ancak zorlanan kişi sorumlu tutulmaz. Birisi seni zorla başkasının malını telef sen bu eylemi yaptığın için oradaki e talf etme şeyinden, günahından muafsın. Ruhsatın var. Eee yani burada mübahlık var. Ama
[58:59] malı tazmin etmen gerekir mi? Evet. malı tazmin etmen hala gerekiyor. Yani 21.
[59:04] maddede haramlık baki kalarak bu ruhsat verilmiştir diyor. Yani faiz her zaman haramdır. Bu bakidir. O anki ruhsat veriliyor. Tazmin etmek şartıyla. Sen faizden dolayı bir günaha girmemiş oluyorsun ama tazminden dolayı
[59:16] gireceksin. Ve bu ruhsatlar ilk yukarıda ilk başlarda dediğimiz gibi neydi?
[59:21] İzafiydi. Kişiye göre verilir. Genele göre yine verilmez. O yüzden madde 22 ne diyordu? Zaruretler kendi miktarınca takdir olunur. Yani her zaruretin kendi derecesi her kişiye göre, her vakaya göre farklıdır. Zaruretle birbiriyle
[59:35] mübah olan şey o zarureti gidermeye yetecek miktarda caizdir. Daha fazlası değil. Sadece zarureti giderecek kadar miktar caiz. Sonrası tekrar hüküm geri geliyor. Çünkü hüküm kalkmadı. Azimet kalkmadı. Açlıktan ölmek üzere olan kişi
[59:48] başkasının malından açlığını giderecek kadarını alabilir. Daha fazlasını böyle doymak için doyana kadar mesela alabilir mi? Alamaz. sadece arşını giderecek ve ölmeyecek kadar alabilmen mi? Bak gerisi hala onu haram kılıyor. Hırsızlığa
[1:00:00] girdiği için. Sonra diyor ki mesela hacet zorluk ve meşakkat hali olsa da zaruretten aşağıdadır. Onunla helak söz konusu olmaz. Bu yüzden şer an yasak olan her şey hacetle mübah olmaz. Bakın
[1:00:12] bu önemli. Yani burada hacet de önemli.
[1:00:16] Hacet zaruretten bir tık daha düşük zand derecesi. Ya böyle dereceler var. Şimdi hacetle şer anan yasak olan bir şey mübah olamıyor mesela. Şimdi bu maddelerden biz ne anlayacağız? İşte faiz var. O yüzden post kullanalım. Ya
[1:00:27] tamam bir esnafın atıyorum işte mecburen e-ticarette şurada burada veya işte dükkanda almak zorunda bunu bir zarureti varsa o spesifik esnaf için o postu alması en azından oradaki o faizli işlem için onu evet eee kurtarabilir. Ama sen
[1:00:39] işte faiz tüm dünyada küresel sistemin bir parçası posta almak hacetin içerisinde zaruretin içerisindedir.
[1:00:45] Konut kredisi de almak zaruretin içerisindedir. Kredi kartı kullanmak da zaruretin içer ya hepsini aynı torbaya attın. Yani hepsinin hükmü farklı, derecesi farklı, zaruret derecesi farklı, zaruret mi, hacet mi? O farklı.
[1:00:57] Ona göre onun hüküm derecesi mübah mı olacak, vacip mi olacak veya mekruh mu olacak? Onlar değişecek. Sen zan derecesiyle hareket etmiyorsun ki.
[1:01:03] Usulde böyle bir şey yok ki. Usulde her bir vakayı ayrı ayrı değerlendirip hangi kategoriye girdiğine göre ona göre bir zan derecesinden hüküm verirsin. Sen toplu hepsini bir sepete attın. Ondan sonra da oradan genelde bir ruhsat
[1:01:14] verdi. Ya böyle bir usul, böyle bir yöntem yok. Post derecesi, post cihazı o adam için mübah olabilirken ev kredisi çekmek o adam için gayet mekruh olabilir. Ne oldu? İkisi de faizli
[1:01:27] işlem. Aynı adam, aynı kişi postmübahken ev kredisi üstelik katılım bankasıa mekruh olabilir. Bilemezsin. Bir kişiye de mesela ev kredisi mübah olabilir. Ya şimdi bu kişinin durumlarına göre bunlar değişecek. Sen genele fetva
[1:01:40] yağdıramazsın. Ayrıca tüm bunların dışında tüm bu fetvaları verirken de adama diyeceksin ki bunlar sadece azimeti yok etmez, haramlığı ortadan kaldırmaz. Senin özel durumun için verilmiş bir ruhsattır. Ama tazmin gerekir abi sen bu postu kullanman Evet.
[1:01:54] senin faiz haramından kurtarıyor. O büyük Allah'a ve peygambere savaş açma haramından kurtarıyor. Senin özel durumun ruhsatından dolayı. Ama başkasının malına zarar verdiği için bu post cihazında kullanılan kredi kartının
[1:02:05] yarattığı paradan kaynaklı enflasyondan dolayı Ahmet amca, Hasan amca, Ayşe teyzeninin enflasyona parası eridiği için başkasının malına zarar verdiğin için bu yöntemle kazmin gerekir. O yüzden bol bol sadaka ver. İçin rahat
[1:02:18] etmesin. Vicdanın rahat etmesin. Eee Allah'tan af dile. Ha başka da çaremiz var mı? Yok. Bu sistem içerisinde miyiz?
[1:02:23] İçindeyiz. Ne yapalım? Yapacak bir şey yok. Bunu değiştirecek birileri varsa ona destek vermen de senin için vaciptir. Çünkü değişimi yapmamız, bu içinde bulunduğumuz cendereden çıkmamız gerekir. Fetvanı bu şekilde vereceksin
[1:02:35] ama sen çok rahat bir şekilde, çok özgüvenli bir şekilde fetva veriyorsun.
[1:02:38] Bizim eleştirdiğimiz nokta bu zaten.
[1:02:40] Madde 23 var. Bir özür için caiz olan şey o özrün zevalıyla batıl olur. Yani ruhsat o şartlar geçerli olduğu sürece geçerlidir. Özür kalktığında eee aslında artık o hüküm de batıl olmuş olur.
[1:02:53] Ortadan kalkınca zaruretler caiz olmaktan durum çıkmış olur. Dolayısıyla zaruret kalıcı bir statü değil. E faizsiz bir alternatif doğduğu andaki bu alternatifi doğurmak farzı kifayedir Müslümanın üzerine. Madem böyle sıkışık
[1:03:07] ve e baskı altında bir düzen içerisindeyiz. Bu farzı kifayedir. O alternatifi doğurmaya çalışmak da ümmet üzerine bir yükümlülük olmuş oluyor.
[1:03:15] Yani farzı kifaye. Ne dedik? Madde 33 var. İstirrar hakkı gayriyı iptal etmez.
[1:03:21] Yani zorunluluk başkasının hakkını iptal etmez. Tazmin hala gerekiyor. Sen zorunluyum diye faiz bir enstrüman kullandığında başkasının hakkına mecburen girdiğin için bu tazmin yükümlülüğünü yok etmiyor. Bunu bir şekilde tazmin edebilmen lazım. Çünkü
[1:03:33] mübah kılınmak hakların sahiplerinden zayi olmasına sebep olmaz. Yani orada bir hak sahibi varsa o hak sahibinin hakkını yok etmiyor. Bir şeyin mübah kılınmış olması. Anlattık zaten.
[1:03:45] Dolayısıyla faiz burada neye girecek mesela? Hangi modele girecek? Tam bir yere de girmiyor. Yani ara bir formda bile diyebiliriz ama daha kötü bir formda. Ne meyte ne ikra. Bazı yönlerden meyteye benziyor. Bazı yönlerden ikrah
[1:03:55] ama daha çok ikraha benziyor. Mesela süre konusunda faiz uzun kalıcı.
[1:04:00] Bunların her ikisi de halbuki mekre veya ikra bunların her ikisi kısa süreli veya kapsamı mekreşel ikrahta kişisel. en fazla bir kişinin ekmeğine veya bir kişiyle muhatap oluyorsun. Faizde kişisel değil tüm dünya vatandaşlarına
[1:04:13] bunun bir etkisi var. Sen birilerinin belki on binlerce, yüz binlerce kişinin hakkına giriyorsun bu faiz işlemi yaparak. Çünkü sistem öyle tasarlanmış.
[1:04:20] Onun cebinden alıp senin cebine serbest transferi yapacak. O sırada da komisyonunu alacak. En çok kazanan da bu oligark sistem olacak. Finansal oligarşi olacak. Biz buna karşıyız zaten. Bir kişiyle de muhatap değilsin. Çok kişinin
[1:04:30] hakkına girebilmiş oldun. Yani ikrahtan daha öte bir durumda oldun burada.
[1:04:34] başkasının hakkı durumunda. E sonuç olarak faizli sistemde hüküm kalkmıyor.
[1:04:38] Hüküm kalıyor. O yüzden sen buna bir kere vacip diyemezsin. En iyi ihtimalle mübah diyebilirsin. İkrah modeline benziyor. Çünkü mübah dersen de eee dediğim şeylerle birlikte anlatarak bunu söylemen lazım ve genele ruhsat
[1:04:48] veremezsin. Özele verebilirsin. Ve tazmin zorunluluğunu da ekstra belirtmen gerekir ki o adam bununla alakalı içi rahat bir şekilde bunu yapamaz. Yine yapacaksa yapacak zaten de yapsın da post ben de kullanıyorum post enflasyondan korunmak. E ben de mecburen
[1:05:02] zaruretten dolayı eee enflasyondan korunmak maksadına katılım kar payı fonu kullanıyorum. Ama ben biliyorum ki bunların hepsinin bir tazmin sorumluluğu var. Çünkü birinin hakkına girmiş oluyorum bunları yaparaktan. O yüzden
[1:05:12] bol bol sadaka vererekten.
[1:05:13] Yapabildiğimiz kadar Allah affetsin diyoruz. Dua ediyoruz. Çözüm üretmeye çalışıyoruz. İşte video çekiyoruz. Bu çözüm önerisi sunanların arkasında duruyoruz. Değişim için öneriler, çözümler üretmeye çalışıyoruz. Elimizden
[1:05:24] gelen bu. En azından Allah en azından bu çabalarımızı görür, gayret gösterir.
[1:05:27] Belki bizi en azından affeder diyoruz.
[1:05:29] Gönülümüz, içimiz rahat bir şekilde zaruretimiz var, post kullanıyorum.
[1:05:32] Zaruretim var, katılım payı, kar fonu kullanıyorum demiyorum mesela.
[1:05:36] Kullanıyor muyum? Evet. Ama böyle rahat konuşmuyorum. Bak böyle videolar çekerek mesela böyle rahat konuşanlara hatta eleştiri getiriyorum. Kendim yapmış olmama rağmen. Anlaşamadığımız nokta bu zaten. Anlaşamadığımız kısım bu zaten.
[1:05:47] Ayrıca zarardan kaçmak var. Bir de kar peşinde koşmak var. E bunu da getiriyorlar. Mecellenin 30. maddesi.
[1:05:52] Onu da yazalım madem.
[1:05:57] Meevseti defetmek menfaati celbetmekten evladır. Yani kötülüğü def etmek bir yararı kazanmaktan daha önceliklidir.
[1:06:03] Daha iyidir diyor. Önce ortada bir kötülük varsa onu yok et. Ondan sonra iyiliği kazanırsın diyor. Burada yani zarardan kaçınmak başka bir şey. Kar peşinde koşmak başka bir şey. Sen işte enflasyonda çok yeniliyorum bir şey
[1:06:13] oluyor. Zaruretim var. O yüzden kar payıyla koyacağım parama falan diyorsan tamam bir şekilde en azından eee en uygun olan en elen içeren oralarına bir şekilde koy. Tazmin sorumluluğunla birlikte arındırmanla birlikte içini
[1:06:22] rahat etmeyecek şekilde çözümcü çözüm sunan kişileri desteklemekle birlikte çözüm sunmanın farzı kifaye olduğunu bilmekle birlikte bunu yap. Ama tutup da bunu kar peşinde koşmak. Ne oluyor?
[1:06:31] Ondan sonra aylık normalde %3 enflasyon e oranı %3 yeterken sana %8 yapayım, 10 yapayım, 15 yapayım. Bu sefer finansal piyasalarda, fiktif piyasalarda, borsalarda şurada burada oynayayım, daha fazla kazanayım, daha da fikleşeyim.
[1:06:43] Reel mal hizmet üretmekten kaçınayım.
[1:06:45] Oralardan iyice uzaklaşayım. Ticaretten uzaklaşayım, finansal piyasalarda bir şeyler yapayım. Nasıl olsa faiz tüm dünyada işte geçer akçı. Bundan kurtulamayız. Sistem bizim bir parçamız.
[1:06:53] O yüzden borsada oynarım. O yüzden her türlü bundan maksimum kar elde etmek için işlem de yaparım. Finansal piyasaların içinden de geçerim. Ya böyle bir şey değil bu olay. Böyle bir şey değil. Bak bunların her yaptığında
[1:07:04] tazmin yükümlülüğünün daha da fazla arttığının bilincinde olmak lazım. O yüzden işini görecek kadar, minimum düzeyde, zarurette yapabildiğin kadar yapıp gerisine çok karışmamak ve çözüm üreten kişileri destekleyerek bu cendereden kurtulmaya çalışmak lazım. Bu
[1:07:16] yaptığın model iyi bir model değil. Bu sunduğun model doğru bir İslami bir model değil. Yani o yüzden eee şeyler değişir. Mesela esnafın post kullanması.
[1:07:24] Ya adamın şey var şey var zarureti var.
[1:07:27] O adam için ona ruhsatı verirsin.
[1:07:28] Dediklerimi de anlatırsın. Mazur görürsün. Mesela maaşın bankaya yatması.
[1:07:32] Ya bankaya yatıyor benim maaşım. Ne yapacağım? Mecburum buna. Mesela ikrah benzeri bu. Yani senin zorla kafana silah dayıyorlar. Eee, küfüret diyorlar.
[1:07:41] Banka mecburen bankadan maaşımı almak zorundayım. E o zaman ben de mümkün olan en temiz hesapta, en güvenli hesapta tutmam lazım. Şimdi senin yaptığın şey bu. Bunların her birini birbirine boca etmek. Sen diyorsun ki dünya küresel
[1:07:53] sistem faizde işliyor. O yüzden madem bankada işte banka kullanıyorsun, maaşın mecburen bankadan yatıyor. Zaten faizde bir kere bulaştın ucundan. Tamam mı?
[1:08:02] Zaten Peygamber Efendimiz Sallallahu.
[1:08:02] Aley ve sellem'in hadisi var. Gün gelecek faizin tozuna bulaşmayan kimse kalmayacak değil mi? O zaman madem sen maaşını bankadan alıyorsun o zaman abi posta kullan, kredi kartı da kullan, kredi faizli ev kredisi de kullan,
[1:08:14] borsada oyna, finansal e fiktif işlemlerde yap. Ya bir anda şişirdin yani listeyi. Bir anda şişirdin. Böyle bir şey yok. Zaruret durumuna göre yapacağın şey kadar caiz. Sen mideyi komple doldurdun. Sen ekmekten işte
[1:08:28] midenin belki 1örte bir kadar yemen caiz. daha fazlası artık harama girmiş oluyor. E sen bu limitlere, bu sınırlara dikkat etmen gerekir. Böyle bir durum varken sen genele bir hüküm söyleyemezsin ki. Çok abes kaçacaktır.
[1:08:42] Yani işte bir ikimim var. Enflasyondan korumak için bir şeyler yapmam lazım. O yüzden katılım kar pay hesabı kullanabilir miyim mesela? İşte mazur var. Alternatiflerini kullanacaksın.
[1:08:50] İşte agresif fonlara mı giriyorsun? Ne yapıyorsun? Fiktif işlemi minimum olan ehvenişer olanı seçeceksin. İşte tazmin zorunluluğu olduğu için mecburen başkasının hakkına girdiğin için bunu yaparken faizli sistemde her faiz
[1:09:01] enstrüman böyle çünkü katılım bankası da zaten kar payı ama faiz anlattık videolarda. O zaman ne yapacaksın? Bir kere tazmininle sadakanı da vererekten yapacaksın mecburen. Bak bunu biz engellemiyoruz. Senin söylemin ama
[1:09:13] insanları öyle bir kafa yapısına sokuyor ki hiç bu deminden beri anlattığımız şeyleri düşünmeden insanlara bir sen bir cevazlık veriyorsun. İlk ev için konut kredisi. Sen ne kadar zarurettesin?
[1:09:23] Kirada olmak bir zaruret sayılır mı?
[1:09:25] İşte maaşın bankadan yatıyor zaten. E post cihazda kullanan esnafsın. Kredi çekmeyece kredi çekmeye de mi durdun diyebilir misin mesela bir insana?
[1:09:32] Hayır. Post cihazı kullanması hala mesela e mübah olabilir. Maaşını bankaya yatması da mübah olabilir. Bankayla çalışmak zorunda olduğu için. Ama ilk ev kredisi çekmesi o adam için mekruh hükmünde olabilir hala bak post cihazı
[1:09:43] kullanmasına rağmen. Yani her faizli işlemi de her şekilde zaruret derecesinde, hüküm derecesinde aynı veremezsin ki. Böyle bir konsept yok ki.
[1:09:52] Her kişinin özel kendi durumuna göre bakacaksın. Şimdi daha sonra gerçekten bu işin bilen arkadaşlar karşı deliller getirebilir. Ben onların yerine bilmiyorlarsa bile kendi delilleri üzerinden cevap vermeyi tercih ediyorum.
[1:10:03] İbn Nüceym var. İbn Nüceim ne demiş?
[1:10:06] Muhtaç olanın faizle borç alması caizdir. Yani zaruret halindeysen, zor durumdaysan faizle borç alman caizdir demiş. Bir kere öncelikle şunu belirtelim. Bu kaynaklarda var ama zayıf bir görüş olarak adediliyor. Yani çok da
[1:10:18] üzerinde böyle konsensüs olan, fikir birliği olan bir görüş değil. Ama zayıf haliyle de alalım biz. Tamam olsun. Eee sonuçta kaynaklar da geçiyor. Zayıf haliyle de alalım. Bakalım bugünkü faizli krediyle ev kredisi, ev finansmanını çekmeye benziyor mu bu?
[1:10:31] Muhtaç olanı faizle borç alması. Bir kere bakıyoruz filtrelerden geçiriyoruz.
[1:10:35] Bu ne? Bir kere kişisel bir şey. Yani ruhsat spesifik diyelim.
[1:10:44] Şimdi burada muhtaç olan kısmını gidip kişisel olarak eee bizim bakmamız lazım.
[1:10:50] Muhtaç olan kısmını e incelememiz lazım.
[1:10:53] İzafi bir şey. Eee daha sonra muhtaç olan kişi faizle borç aldığı zaman eski dönemde yazılmış ya bu yukarıda anlattık. Eski dönemde neydi? Birebir ilişki. Sadece iki kişi etkilenir. Yani ben faizle borç aldığımda komşumu
[1:11:04] etkilemiyorum. Akrabamı etkilemiyorum.
[1:11:06] Ülkedeki diğer vatandaşları etkilemiyorum. Karşıdaki Darül Harp'teki gayrimüslimi, Harbi'yi etkilemiyorum.
[1:11:11] Değil mi? Sadece faizli borç aldığım kişiyle kendi aramdaki bir ilişki.
[1:11:14] Günümüzde nasıl faizli ev kredisi aldığımda ben gayrimüsliminden müslümine, komşumdan, akrabamdan annemin, babamın kardeşlerime herkesi aslında bir tazmin borçlu yükümlülüğüm doğuyor. Niye? Sistem böyle çalışıyor.
[1:11:26] Herkesin cebinden alıp faizli kredi çekebilen kişilere bir servet transferi yaratmak üzerine kurulmuş. E sen bu iktisadi sistemi anlamazsan tabii ki İbn Cymin'in söylediği zayıf görüş olsa bile hadi ben bunu kabul edeyim desen bile
[1:11:38] bunun bile doğru kıyas olmadığını anlarsın. Bak doğru kıyas değil. Aynı şey değil. Çünkü İmam Şafii diyor ki yine Elum adlı eserinde hacet sebebiyle hiçbir haram helal olmaz. Ancak zaruretlerde. Diyor. Şimdi burada sen
[1:11:52] hacet nedir? Zaruret nedir? Yukarıda anlatmaya çalıştık zaten. Şimdi bunların hepsinin bir epistemolojik değeri var.
[1:11:56] Olasılıksal değeri var. Ona göre hüküm derecesi değişiyor. Ona göre senin içinde bulduğun pozisyon değişiyor.
[1:12:01] Bunlara dikkat ediyor musun mesela?
[1:12:03] Mesela İbn Teymiye demiş ki, "Garar yani belirsizlik." Normalde karar da Müslüman için caiz değil. Kararlı bir alışveriş yapmak, muamelet yapmak eee yani belirsizlik olan bir alışveriş yapmak doğru değil. İnsan aldığı şeyin ne
[1:12:16] olduğunu, ne olacağını bilmesi lazım.
[1:12:18] Ortada bir belirsizlik olmaması lazım.
[1:12:19] Ama diyor ki İbn Teymiye, "Karardaki mefset faizden daha az olduğu için, kötülük yani faizden daha az olduğu için hacet sebebiyle karara ruhsat verilmiş.
[1:12:29] Faizde değil. Hacet sebebiyle karara yani sen öyle bir hacetin var ki yani öyle bir zorunluluğun var. Atıyorum işte normalde şey yasaktır. Sen mesela daha bahçenin hasat olmasına 6 ay var. Sen bu bahçeyi komple işte 500.000 liraya
[1:12:41] satıyorum diyorsun. Değil mi? Burada bir karar var. Niye ya? Kaç ton mal çıkacak?
[1:12:45] Hangi cins mal çıkacak? Dolu mu vuracak?
[1:12:46] Bir şey mi olacak? bir belirsizlik var.
[1:12:48] Fıkıhta bunaar deniyor ve bu alışveriş caiz görülmüyor. Ama bir hacetin var.
[1:12:52] Yani önemli bir hacet durumun var. O an o 500.000 lirayla işte ameliyat yapılması lazım. Birinin işte ölümü söz konusu olacak. 500.000 acil ihtiyacın var. O zaman burada senin bir hacetin söz konusu oldu ya. Burada faizli borç
[1:13:04] almaktansa diyor gidip mesela bir banka kredisi çekip faizli bir şekilde veya eski dönem için artık öyle olmuyor ama faizli bir tefeciden borç almaktansa senin kararlı bir işlem yaparak bu bahçeni kararlı bir alışveriş yaparak
[1:13:16] alıp alman daha evladır. Bu onu seni ruhsat sahibi yapar diyor. Kararlı alışverişten dolayı günah günah elde etmesin. Mübahtır. Eğer faize karşı kararlı bir alışveriş alternatifin varsa. Mesela bunlar da düşünülmüş eski
[1:13:28] ulema tarafından. O yüzden bu faiz ki buradaki faiz iki kişiyi etkiliyor.
[1:13:33] Sadece düşün günümüzdeki faiz herkesi etkiliyor. Herkes herkesin cebine bir tazmin borcu yani tüm insanlığın hakkına girmiş oluyorsun. Biz ne diyoruz? Devlet malı yenmez. Niye ya? 80 90 milyon kişinin hakkına mı girilir ya? Onların
[1:13:44] hakkını ben nasıl öderim? Yani çok tehlikeli bir şey diyorsun ya mesela. E 8 milyar kişinin hakkına girmiş oluyorsun. Küresel ekonomik sistem böyle olduğu için. E daha kötü bir şey. E sen bu kadar kötü bir şeye bu kadar gönül
[1:13:56] rahatlığıyla cevaz verebilir misin? Yani zaruretten dolayı yine yapsın ama tazmin yükümlülüğünü hatırlat ve çözüm için var gücünle çabalaman lazım. Yani şurada bir sürü enstitürler, bir sürü şeyler kurulması lazım ki Müslümanlar bu
[1:14:06] cenereden bu bunalmış, sıkılmış bu kötü düzenden çıkabilsin. Bu çözmesi zor bir şey de değil. Yani iki şey sadece konuyu değişiyor ama olsun. Sadece iki şey. Bak sabit paraya ve tam rezerv sistemine geçersek yukarıda bahsettiğim Nobel
[1:14:21] ödüllü Friedman'ın dediği gibi bak bunlar yazıldı. IMF 2012'de çalıştı.
[1:14:27] onayladı.
[1:14:28] Ya bunlar batıda da filan olmayan şeyler değil. Bizim fantezilerimiz falan şeyler de değil. Sabit par ve tamirzve geçtiği an Müslümanlar için helal olan bayağı bir alan açılacak. Bir kaçış rampası oluşacak en azından. Şu an hiç yok ya.
[1:14:40] Tam sıkışık vaziyetteyiz ya. Para bile faizle yaratılıyor ya şu an. Faizin tozu her yerimize bulaşmış vaziyette ya.
[1:14:46] Bundan kurtulmak için bak sabit para tam rezerv sunan bir siyasetçiyi, bir fikri, akımı, bir şeyi birini desteklersen, ona kuvvet versen, onun arkasına omuz versen, kamuoyu oluştursan bile farz-ı kifayeyi en azından yerine getirmiş
[1:14:59] olursun. Belki tazmin sorumluluğunu en azından bir kısmını orada kullanmış olursun. Bunlar zor bir şey şeyler değil ki. Bugün Türkiye eee birkaç ayda bu sisteme geçebilir. Hiç de bir şey olmaz öyle. Tüm dünyanın değişmesi, tüm
[1:15:10] uluslararası dengelerin, uluslararası ticaretlerin değişmesi ya böyle bir şey yok. Burada bir alan açılır. Burada bir helallik alanı oluşur. En azından bir sürü alternatif model geliştirebilir.
[1:15:18] Şöyle bir piyasada iktisadi düzende. Ve ben Azaran Müşareke adlı mesela e finansmanını da öneriyorum. Şöyle bir düzende o tam cuk mis gibi hem yatırım aracı hem de e finansmanı modeline dönüşüyor. Mesela sadece şu iki değişiklikle. E değişim de zor değil. E
[1:15:30] değişim de zor değilsen değilken sen değişimi milleti motive etmek yerine bu tarz önerileri milleti motive etmek yerine gidip de faizli caiz kılmaya, faizle genelle ruhsat vermeye falan çalışırsan hata etmiş olursun. Bizim
[1:15:43] eleştirdiğimiz nokta da bu zaten. Mesela Ahmed bin Hanbel'de Ebu Davut'da temizli geçen bir hadis var.
[1:15:49] Kays bin Ebu Garz'e anlatıyor.
[1:15:50] Resulullah yanımıza geldi ve bize kendimize verdiğimizden daha güzel bir isim verdi. Ey tüccarlar topluluğu bu alışverişe boş söz ve yemin karışır. Siz de onu sadakayla karıştırın, arındırın.
[1:16:02] Yani alışverişinizde ufak tefek hatalarınız olabilir, bir şeyleriniz olabilir. O zaman bol bol sadaka verin.
[1:16:07] E şimdi ben de tazmin etmek için bol bol sadaka vermem lazım. Zaruretim varsa o zarureti yine yapayım. Post cihazı kullanacaksam yine kullanayım. Kredi kartı zaruretim varsa ona göre herkesin zaruretinin farklı olduğunu yukarıda
[1:16:16] anlattık. zarureti tekrarlamıyorum.
[1:16:18] Yapma ruhsatını aldıysam yapayım ama bol sadakayla da bunu tazmin etmek zorunluluğum var. Yani zaten Bakara 276.
[1:16:24] ayette Allah faizle sadakayı zıt olarak söylemiştir. Onu da özellikle yazalım.
[1:16:30] Bunların hep hikmeti var. Yani kara 276'da faiz ve sadaka zıttır. Allah sadakaları bereketlendirir, ribalandırır diyor hatta. Yani artırır. Riba fazlalık anlamına gelir. Allah sadakaları
[1:16:45] ribalandırır. Yani artırır, fazlalandırır. Ribayı ise faizi ise eee bereketsizlendirir, eritir diyor. Zıt kavramlar olarak kullanıyor. Çünkü bunlar gerçekten zıt kavramlar. Yukarıda anlattığım üzere. Çünkü günümüzde mesela
[1:16:58] sen faiz yediğin zaman sadaka zorundluluğun doğuyor. Bakın tam zıttı.
[1:17:02] Olaya bu yönlerden de bakmamız lazım.
[1:17:03] Yani sonuç olarak konuyu ilmi bir şekilde, fıkhi bir şekilde, zan derecelerine göre, hüküm derecelerine göre, hacet, zaruret vesaire derecelerine göre günümüzdeki iktisadi sistemi de anlayarak, geçmiş ulemadan örnekler de vererek, parayı anlayarak,
[1:17:18] zaruretin ne demek olduğunu anlayarak iki farklı modelini, MYTA modelini ve eee ikra altında küfür modelini eee anlayarak faizin bu konularda nereye tam olarak tekabül ettiğini göstermiş olduk.
[1:17:30] E umarım anlaşılabilir bir video olmuştur. Ben bu şekilde düşünüyorum.
[1:17:35] Hiçbir şekilde genele böyle bir ruhsat verilmesini kesinlikle zararlı buluyorum. Toplumun ifsatına yol aşacağını düşünüyorum. İnsanları çözüm önerisi sunmak ve çözüm üretmek adına pasifleştireceğini düşünüyorum. O yüzden
[1:17:48] böyle genele e fetvalar vermeyi doğru bulmuyorum. Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. Hepinize iyi günler diliyorum.
