İçeriğe geç
56:52
İktisat

Stok Ortaklığı: İslami Yatırım Modeli Tavsiyesi

56:52 YouTube'da aç

Bu videoda, günümüz müslümanlarının altın, dolar, katılım banka fonları, sukuk, borsa gibi şüpheli yatırım alternatifleri yerine, gerçek mal-hizmet üreten işletmelere yatırım yapabilecekleri, islam fıkhına uygun, fintech orgnizatör şirket aracılığıyla yeni bir yatırım aracı önerisinde bulunuyoruz. Faiz, kâr payı, islami bankacılık ve finansın fiktif sanal ve şüpheli dünyasından, borsanın manipülatif ve spekülatif ve gerçeklikten uzak hareketlerinden bıkmış müslümanlar için, gerçek ticaret içinde küçük miktarlarla da olsa yatırım yapabilecekleri ve helal şüphesi olmayan yeni bir model öneriliyor.

Neden yeni bir yatırım aracı?

Daha önce de ele aldığımız gibi, katılım bankacılığı ürünleri ve İslami etiketli yatırım araçları tamamen şüpheden arınmış değildir; faizli düzene göre ehven-i şer bir ara basamaktır. İslam'da yatırım kâr ve zarara ortaklıkla, riske katlanarak yapılmalı; kaldıraç, açığa satış gibi fiktif işlemlerden uzak, gerçek mal ve hizmete dayanmalıdır.

Mevcut alternatiflerin her biri bu ölçüte uymuyor:

  • Altın kendi başına bir yatırım aracı değil, eskiden paranın kendisiydi; bugün yalnızca enflasyondan korunmak için alınıyor ve kâğıt altın, sertifikalar yüzünden fiyatı borsalarda spekülasyona ve manipülasyona açık.
  • Borsada hisse değeri şirket performansıyla pek ilişkili değil ve fonların manipülasyonuna maruz kalıyor.
  • Katılım fonları ve sukukta, konvansiyonel bankalarla rekabet baskısıyla sözleşmeler şüpheli hale geliyor ve fiilen garanti getiri ortaya çıkıyor.

Ticaretle uğraşmayan memurlar sık sık "keşke bizim de bir dükkânımız olsa" der; mesela parkeci, parasını enflasyona yedirmemek için mal alır ve sonradan enflasyon oranında artırarak satar. Önerdiğimiz platform, sermayesi veya imkânı olmayan vatandaşın da az parayla ticarete ortak olabilmesini hedefliyor.

Ahi Market: vatandaş, işletme ve fintech

Platformun adı, Anadolu'da esnaf ve zanaatkârların güven, dürüst ölçü-tartı ve dayanışma esasına dayanan Ahilik teşkilatından geliyor. Modelde üç taraf var: kimlikleriyle (kara para aklamaya karşı) üye olan vatandaşlar, ürünleriyle kayıt olup kampanya açan seçili fiziksel işletmeler ve bütün organizasyonu yürüten fintech şirketi.

İşletme, stok kodlu belirli bir ürün için kampanya açıyor; vatandaş telefonundan, hisse alır gibi bu ürünün dijital sahiplik göstergesi olan tokenları satın alıyor. İşletme açısından fayda: rafta bekleyen malı hızla nakde çevirmek, yeni ürün veya koleksiyonu halkla birlikte finanse etmek, sezon sonu riskini paylaşmak ve faizli krediye başvurmamak.

12'li çay seti örneği

Rafta 2.000 TL'ye satılan, işletmeye maliyeti 900 TL olan bir çay seti için işletme, tokeni 1.560 TL'den satan 120 günlük bir kampanya açıyor. Örneğin 10 token alan vatandaş 15.600 TL yatırıyor; her satıştan vatandaşın brüt kârı 440 TL, işletmeninki ise 660 TL oluyor. İşletme normalde 1.100 TL kazanacakken 660 TL'ye razı olup kalanını vatandaşla paylaşıyor; karşılığında yüzlerce hazır yatırımcı sayesinde kampanyayı birkaç saatte doldurup nakde erişiyor. Kampanyada son kullanma tarihi ve depolama koşulları da belirtilmek zorunda.

Token alındığı anda ürün teknik olarak vatandaşın oluyor. Kampanya süresince işletme, sözleşme gereği vatandaşa vekâleten ürünü kendi mağazasında raf veya depo kirası almadan satıyor. İslam'da sahiplik önemlidir: mala sahip olan, onun sorumluluğunu da taşır.

Süre dolunca, ikincil piyasa ve risk paylaşımı

Süre sonunda satılmayan ürünler için üç seçenek öngörülüyor:

  1. Fiziki teslim: vatandaş malını mağazadan kendisi alıp götürür.
  2. İşletmeye geri satış: taraflar bir fiyatta anlaşır; ancak işletmenin hileyle fiyatı düşürmemesi için bu fiyat ilk satış fiyatından fazla uzaklaşamaz.
  3. Raf kirasıyla devam: raf kirası daha kampanya açılırken bir yıllık süre için baştan ilan edilir.

Süre içinde vatandaş tokenini platform üzerinden başka bir vatandaşa devredebiliyor. Bu ikincil piyasa borsa değil, peer to peer bir yapı; nihai raf fiyatı belli olduğu için fiyat ondan çok uzaklaşamaz, dolayısıyla spekülasyona elverişli değildir.

Kırılma, hırsızlık, yangın veya sel gibi durumlarda zararı tamamen işletme karşılasa garanti getiri doğacak ve ribâya yaklaşılacak; tamamen yatırımcı karşılasa adaletsiz olacak. Bu yüzden işletme stoğunun ancak bir kısmını (azami %50) kampanyaya açabiliyor ve kendi malıyla vatandaşın malı aynı yerde durduğundan zarar oransal paylaşılıyor. Yanlış depolama, arızalı soğutma, güvenlik zafiyeti veya kasıt gibi işletme kusurlarında ise zararın tamamını işletme tazmin ediyor.

Güven mekanizmaları: kıdem, karne ve ERP entegrasyonu

  • Kıdem ve itibar sistemi: Yeni işletme stoğunun en fazla %10'unu kampanyaya açabiliyor, yeni mal getirme kampanyası açamıyor, 30 günlük kampanyalarla başlıyor ve ilk kampanyalarda teminat veriyor; başarılı ve itirazsız kampanyalarla oranlar kademeli artıyor.
  • Kampanya karnesi: Her işletmenin geçmiş kampanyaları, satış süreleri, raf fiyatı değişiklikleri, yorumlar ve ihtilaflar şeffaf biçimde görülebiliyor.
  • Satış sırası kuralı: Kampanya başladıktan sonra mağazada satılan ürünler önce vatandaşın stoğundan düşüyor; böylece işletme kendi malına geçebilmek için vatandaşın ürününü kendi malı gibi pazarlamaya motive oluyor.
  • ERP ve POS entegrasyonu: Satışlar anlık izlenebilsin diye yalnızca yazar kasası ve stok yazılımı buluta bağlı kurumsal, zincir mağazalar kabul ediliyor; mahalle bakkalı veya terzi gibi işletmeler bu yüzden platforma giremiyor.

Raf fiyatını işletme belirliyor, çünkü aynı ürün mağazada iki fiyata satılamaz. Fiyat değiştiğinde vatandaşa bildirim gidiyor; örneğin bir indirim kârını 240 TL'ye düşürürse vatandaş süre dolmuş gibi yukarıdaki seçeneklerden birini kullanabiliyor.

Müdarebe ve istisna modelleri

Dinamik modelin yanında bir müdarebe modeli de öneriyoruz: işletme örneğin 1.000 kahve makinesi üretmek veya ithal etmek için 10 milyon TL ister, kâr paylaşımını (mesela %70'e %30) baştan ilan eder ve süre sınırı yoktur. Vatandaş rabbü'l-mal, işletme müdârib olur; vatandaş işin yürütülmesine karışmaz.

Hamburger yapan bir restoran ya da mobilya imalatçısı gibi işçiliğin ve dönüşümün olduğu işlerde, ortada henüz bir mal olmadığı için token satılamıyor. Burada istisna (sipariş üzerine imalat) akdi devreye giriyor: menüde 100 TL olan hamburger için vatandaş 90 TL'den 100 adetlik sipariş verip bedeli peşin ödüyor. Garar olmaması için ürünün gramajından malzemesine kadar tamamen belirli olması şart. Henüz üretilmemiş bir siparişi farklı fiyata satmak borç satışı gibi olduğu için bu modelde ikincil piyasa ve geri alım yok; sipariş yalnızca aynı fiyattan devredilebiliyor ya da süresiz bir kupona dönüştürülebiliyor.

Hukuki çerçeve, vergi ve sonuç

Mevcut mevzuat yetersiz olduğu için bir stok şemsiye fonu öngörüyoruz: vatandaş doğrudan değil, perakende-gıda, ev-mobilya, giyim, beyaz eşya veya kozmetik gibi alanlarda uzmanlaşmış fonlar aracılığıyla yatırım yapıyor, kâr diğer fonlardaki gibi otomatik stopajla vergilendiriliyor. KDV örneğinde fon 500 TL'ye token alıyor ve işletme 100 TL KDV yükleniyor; ürün 1.000 TL'ye satılınca işletme müşteriye fatura kesiyor; mutabakat gününde fon 500 TL'lik kâr için işletmeye fatura kesip 100 TL KDV yükleniyor. Böylece fonla işletme arasındaki KDV mahsuplaşıyor, yalnızca müşterinin zaten ödeyeceği KDV kalıyor. Fon küçük bir yönetim ücreti (örneğin %1) alıp kalanı vatandaşa dağıtıyor.

Bu model vatandaşı aynı zamanda ürünün denetçisi ve gönüllü reklamcısı yapar; banka kredisi yerine yastık altı tasarrufları kullandığı için piyasaya yeni para pompalanmaz ve bu yüzden enflasyonu da azaltır. Mevzuatın çıkması için kamuoyu oluşturulması gerekiyor:

Yastık altındaki tasarrufları gerçek mal, reel mal hizmet üretimine katıyorum.

Modele dair soru ve geliştirme önerilerine açığız.