İçeriğe geç
59:30
İktisat

Evim Sistemlerinin İç Yüzü

59:30 YouTube'da aç

Elbirliği (evim) sistemleri faizsizdir ama şüphesiz değildir. Tek havuz yapısı, yeni girenlerin eskileri finanse etmesi, peşinatla sıra öne çekme ve şirketin zorunlu fon desteği ciddi ribâ ve garar şüpheleri doğuruyor; enflasyon kaynaklı gizli fırsat maliyetleri hesaba katıldığında örnek teklif katılım bankası kredisinden daha pahalıya geliyor.

Faizsizlik, altın günü ve şartlı karz

Banka faizlerinin yükselmesi ve kredi musluklarının daralmasıyla birlikte, 90'lı yıllardan beri var olan elbirliği (evim) sistemleri hızla yaygınlaştı; pek çok firma kuruldu, BDDK da kendine özgü bir mevzuat çıkardı. Sistemin en güçlü vaadi faizsiz olması. Burada iki noktanın altını çizmek gerekiyor: Birincisi, faizsiz olmak katılımcının "sadece borç aldığı kadarını ve bir organizasyon ücretini" ödediği anlamına gelmiyor; zaman tercihi ve maliyet hâlâ var. İkincisi, faizsizlik tek başına bir sistemi fıkha uygun kılmıyor; İslam'da garar (belirsizlik), meysir ve menfaat sağlayan borç gibi başka yasaklar da bulunuyor. Bu yüzden önce sistemin mekanizmasını fıkhi açıdan, ardından maliyetini bankalarla karşılaştırarak inceliyoruz.

Elbirliği sistemi sıklıkla altın gününe benzetildiği için önce altın gününün fıkhi durumuna bakmak gerekiyor. Altın günü bir karz (borç) sistemi; katılımcılar enflasyona yenilmemek için altın kullanıyor. Burada temel kural "menfaat celbeden her karz ribâdır" ilkesi. Bazı hocalar, "ben size borç veriyorum ama günüm geldiğinde siz de bana vermeniz şartıyla" şeklinde bir şart koşulduğu, borç veremeyecek durumdaki kişiye ya da sistemden çıkmak isteyene toplumsal baskı yapıldığı için klasik kaynaklara dayanarak bunu caiz görmüyor. Diyanet gibi daha çağdaş görüşler ise zorlayıcı olmadığı sürece bunu bir yardımlaşma ve karz biçimi olarak caiz kabul ediyor. Sonuçta altın günü, herkesin ittifakla caiz saydığı değil, ihtiyat ve tolerans kaydıyla izin verilen bir uygulamadır.

Elbirliği sistemi ise altın gününden üç noktada ayrılıyor:

  • İşlemler altınla değil, enflasyona maruz kalan Türk lirasıyla yapılıyor.
  • Katılımcılar birbirini tanımıyor; organizasyonu tüzel bir şirket yürütüyor ve havuzlar devasa.
  • Amaç sohbet ve buluşma değil, saf borçlanma.

Kuralı, kurasız sistem ve "sanal havuzlar"

Kuralı sistemde örneğin 100 kişilik bir havuza girilir ve sıralama kurayla belirlenir; mantıken birinin 1. ayda, birinin 100. ayda çıkması gerekir. Ancak firmalar "en geç 50. ayda" teslim vaat ediyor. Kurasız sistemde ise peşinat oranına göre (asgari %40, yeni düzenlemeyle %45) belirli bir ayda teslim vaat ediliyor; bu bir garanti değil, "büyük olasılıkla" verilen bir sözdür ve paranın verilmesi için en az %45 ödemenin tamamlanmış olması gerekiyor.

Gerçekte ayrı ayrı havuzlar yok; bunlar anlatım kolaylığı için kullanılan sanal havuzlar. Yüz binlerce kişinin girip çıktığı, kuralı ve kurasız katılımcıların birlikte bulunduğu tek ve yekpare bir havuz var. Bu sürekli sirkülasyon, sistemi karmaşıklaştırıyor ve garar yasağına uygunluk sorusunu doğuruyor.

BDDK, organizasyon ücretinin (örnekte %7) şirketin kendi hesabında, katılımcıların taksitlerinin ise ayrı bir hesapta tutulmasını şart koşuyor. Havuzda bekleyen para ise katılım bankalarında, çoğunlukla günlük katılım hesabında değerlendiriliyor. Dolayısıyla kâr payını şüpheli bulduğu için katılım bankasından kaçan biri, bu sisteme girdiğinde parasının zaten günlük katılım hesabında işletildiğini bilmeli.

Yeni girenler eskileri finanse ediyor

100 kişilik bir havuzda herkesin 50 ay içinde ev alabilmesi, sisteme sürekli yeni giriş olmasıyla mümkün. BDDK gereği teslim en erken 6. ayda (önceden 5. ay) yapılabildiği için yeni girenler bu süre boyunca taksit öderken havuzu dolduruyor ve sistem onların parasını eski katılımcılara aktarıyor. Yeni girişler azalırsa teslim tarihleri ötelenir. Bu da akdin vadesinin akde henüz taraf olmayan üçüncü kişilerin iradesine bırakılması ve yeni gelenlerin rızaları alınmadan eskileri finanse etmesi anlamına geliyor.

TL bazlı bir sistemde sıranın önemi burada ortaya çıkıyor. Aylık yaklaşık %3 enflasyonla 3 milyon liranın reel değeri 6. ayda yaklaşık 2.512.000, 15. ayda ise yaklaşık 1.925.000 liraya düşüyor. Nominal tutar aynı kalsa da erken çıkan reel olarak çok daha fazla alıyor; geç kalanların enflasyon kaybı yeni girenlere finanse ettiriliyor. Bu yapı bir Ponzi şemasını andırıyor.

Peşinatla öne geçme, şirketin desteği ve organizasyon ücreti

Peşinatını artıran katılımcının teslim tarihi öne çekiliyor; yani parası çok olan sırada öne geçip enflasyon kaybından korunuyor. Borç karşılığında elde edilen bu parasal menfaat, sisteme ribâ üretme potansiyeli kazandırıyor; bu kesin bir hüküm değil, ihtiyatlı bir yorumdur.

Organizasyon ücretinin faiz yerine geçtiği yönündeki yaygın eleştiri ise yerinde değil: Şirket gerçekten organizasyon, yazılım ve güven hizmeti sunduğu için bu ücret kendi başına helal. Ancak BDDK, havuzda açık oluştuğunda şirketin %3 oranında kendi kaynağından fon desteği sağlamasını zorunlu tutuyor. Şirket bu durumda havuza borç vermiş oluyor; organizasyon ücreti bu güvencenin karşılığı gibi algılanırsa "borçtan doğan menfaat" olarak ribâ riski doğuyor ve bu meselenin hocalar arasında ayrıntılı tartışılması gerekiyor.

Sistemden çıkış ve şeffaflık sorunu

Sistemden çıkmak mümkün, ancak organizasyon ücreti genellikle iade edilmiyor ve mevzuat gereği ödenen taksitler 6 aya kadar bekletilebiliyor. Örneğin 3 milyon lira ödemiş biri, 6 ay sonra eline geçen paranın reel olarak yaklaşık 2,5 milyon liraya düştüğünü görüyor. Bu noktada şu ayet akılda tutulmalı:

Ne haksızlığa uğrayın ne de haksızlık yapın.

Çıkanların içeride bekleyen parası da kalanları enflasyona karşı finanse ediyor. Havuzdaki tutar, günlük katılımdan gelen gelir, giriş-çıkışlar ve bu transferler her ay şeffaf biçimde açıklansaydı garar sorunu belki giderilebilirdi; ancak böyle bir şeffaflık bulunmuyor. Faizin tanımı paranın zamana göre değer değiştirmesi ise, bu karşılıklı finansman da faiz kapsamına girer.

Bankayla karşılaştırma: gizli fırsat maliyetleri

Şimdi gerçek bir ödeme planı üzerinden hesap yapalım: 4,5 milyon liralık ev, 315.000 lira organizasyon ücreti, 2 milyon lira peşinat, 6. ayda teslim ve 28 ay boyunca 90.000 liralık taksitlerle (son taksit 70.000) toplam 2,5 milyon liralık finansman. Görünmeyen maliyetler şunlardır:

  1. Teslime kadar ödenen kira.
  2. Peşinatın 6 ay günlük katılım hesabında değerlendirilememesi.
  3. Organizasyon ücretinin aynı süre değerlendirilememesi.
  4. Teslime kadar ödenen taksitlerin getirisinin kaybı.
  5. Bekleme süresinde evin fiyatının artması ve aradaki farkın yeniden borçlanmayla kapatılması.

Hazırladığımız karşılaştırma aracına yıllık %35 enflasyon, %40 alternatif getiri ve 25.000 lira kira girildiğinde, teslime kadar 2.315.000 liranın fırsat maliyeti yaklaşık 475.000 lira, teslimdeki tahmini ev fiyatı ise yaklaşık 5,2 milyon lira çıkıyor. Katılım bankası aynı 2,5 milyon lirayı 28 ay vadeyle %2,89 kâr payı ve yaklaşık 30.000 lira dosya masrafıyla veriyor ve ev hemen teslim alındığı için fırsat maliyeti oluşmuyor. Elbirliği sistemi ise fırsat maliyetleriyle birlikte %3,87 ile kredi çekmiş gibi bir yük getiriyor.

Sonuç

Evim sistemleri halk tarafından faizsiz olduğu için şüphesiz kabul ediliyor; oysa iç mekanizmalarında ciddi fıkhi şüpheler bulunuyor ve ekonomik olarak da enflasyon kaynaklı gizli maliyetler nedeniyle bu teklifte bankadan daha pahalıya geliyor. Her teklif farklı olduğu için katılımcıların kendi ödeme planlarını bu şekilde hesaplamalarını ve şirketle bankadan daha avantajlı bir teklif için pazarlık etmelerini öneriyoruz.