İçeriğe geç
1:01:14

Müslümanlar Finans Tekeli Altında

1:01:14 YouTube'da aç

Küresel finans elitleri, görünürde serbest piyasa varken parayı, ödeme sistemlerini, sigortayı, taşımacılığı ve hukuku tekel altında tutuyor. Faizle yaratılan itibari paradan dolar ve SWIFT hegemonyasına, reasürans kartelinden tahkim mahkemelerine kadar her ayak bir baskı aracıdır. Bu düzen sloganlarla değil, ancak her ayağın alternatifini kuran güçlü bir birlik ve doğru bir stratejiyle aşılabilir.

Sistemi Anlamadan Eleştiremeyiz

Müslümanların ekonomik olarak sömürüldüğünden şikâyet etmek yetmez; modern finans düzeninin nasıl işlediği bilinmeden ne eleştiri ne de alternatif üretilebilir. Gazâlî'nin, filozofları eleştirebilmek için önce onları çok iyi tanıması gerektiği yönündeki tavrı burada yol göstericidir. Serbest piyasa varmış gibi bir algı var ama aslında her şey dar bir zümrenin elinde dönüyor; bu düzenin köşe taşları para, ödeme sistemleri, enerji, sigorta, taşımacılık ve hukuktur.

Para Nasıl Yaratılıyor, Kim Kazanıyor?

Eskiden altın ve gümüş para kullanılırken bugün itibari para kullanılıyor. Bankalar tasarrufu toplayıp yatırımcıya aktaran aracı kurumlar değil, kredi verirken parayı yoktan var eden kurumlardır; günümüzde para eşittir borçtur ve para yalnızca faizli kredi yoluyla yaratılabilir. Kalpazanlık suçken bankalar aynı işi yasal izinle yapıyor; eskiden devlete giden senyoraj geliri bugün özel bankaların hissedarlarına akıyor.

Burada 18. yüzyılda Richard Cantillon'un tarif ettiği Cantillon etkisi devreye giriyor: Yeni yaratılan para piramidin tepesinden aşağı indikçe değer kaybeder. İlk halkadaki finans kuruluşları kaymağı yer, ikinci halkada devlet ve büyük şirketler kısmen faydalanır, işçi, emekli ve halk ise paraya en son ulaştığı için enflasyonun yükünü taşır. Enflasyon fiyatlardaki genel artış değil, piyasadaki para miktarının artışıdır; bu bir gizli vergilendirme ve servet transferidir. Emeğin karşılığı olan paranın biriktirilemeyip her gün erimesinin sebebi budur. Bu durum, herkesin faizin tozuna bulaşacağı bir zamandan haber veren hadisi akla getiriyor.

Fiyatlardaki Gizli Faiz

Alman araştırmacı Margrit Kennedy'nin 1980'lerdeki çalışmasına göre gündelik mal ve hizmetlerin fiyatının ortalama yaklaşık %45'i doğrudan veya dolaylı faiz maliyetidir. Bu oran su ve çöp hizmetlerinde %12, gıdada %30-50, konut gibi büyük kalemlerde %70'e kadar çıkıyor. Kennedy bunu fakirden alıp zengine veren bir tersine Robin Hood sistemi olarak niteliyor. Erbakan'ın ekmek örneği üzerinden yaptığı benzer sunumlar da muhtemelen bu çalışmadan besleniyordu.

Dolar, SWIFT, Ödeme Sistemleri ve OFAC

Dolar, petrol ve enerjinin yalnızca dolarla alınıp satılmasını öngören petrodolar düzeniyle dünyanın rezerv parası hâline geldi. Uluslararası ticarette dolar kullanmak SWIFT'e ve New York'taki muhabir bankalara mahkûm olmak demek; ABD istediği an SWIFT'i kapatabiliyor, hesapları dondurabiliyor (İran, Rusya, Venezuela örnekleri). Dolar küresel ölçekte kullanıldığı için ABD, Türkiye gibi küçük ölçekli ekonomilerin aksine para bastığında enflasyonu bir anda yaşamıyor, onu dünyaya ihraç ediyor:

Amerika'nın en büyük ihracat kalemi dolar enflasyonudur.

Kart ödemelerinde de rakip görünen ama aslında tekel olan Visa ve Mastercard hâkim; Troy yalnızca yurt içinde ve Türk lirasıyla geçerli, Avrupa Birliği bile kendi altyapısını kuramamış. Lisanslar, muhabir banka anlaşmaları, sigorta onayı ve dünyaya yayılmış POS cihazları gibi engeller yeni girişleri fiilen kapatıyor. ABD Hazine Bakanlığı'na bağlı OFAC listesine giren şirket, kişi, vakıf ve STK'lar ise dolar hesaplarından, SWIFT'ten ve kart altyapısından dışlanıyor; listedekilerle ticaret yapan da listeye girme riskiyle karşılaşıyor. Böylece hiçbir askerî güç kullanılmadan tüm dünya ABD dış politikasına uydurulabiliyor; tarihte böyle bir güç hiç görülmedi. Rusya, Çin ve Hindistan'ın kendi para birimleriyle kurdukları alternatif sistemler ise henüz küresel yaygınlığa ulaşmadı.

Enerji, Sigorta ve Taşımacılık Zinciri

Petrol bir zamanlar Exxon, Mobil, Shell, BP ve Chevron gibi "yedi kız kardeş" kartelinin elindeydi. Üretim Arap ülkelerine bırakıldığında da petrodolar, rafineri lisansları ve teknolojisi, tanker sigortası ve fiyatın Londra ve New York borsalarında vadeli ve kaldıraçlı işlemlerle belirlenmesi sayesinde kontrol el değiştirmedi. Bu yüzden Müslüman coğrafya fiziksel kaynağa sahip olsa da bundan nemalanamıyor.

JP Morgan, Bank of America, Citigroup gibi bankalar batamayacak kadar büyük (too big to fail) oldukları için 2008'de olduğu gibi devlet tarafından kurtarılacaklarını bilerek risk alıyor; bu açık bir adaletsizliktir. Sigortacılıkta yerel şirketler poliçelerini Munich Re, Swiss Re ve Lloyd's of London gibi bir avuç reasürans şirketine devretmek zorunda. Sigortalanmayan gemi ve uçak hareket edemediği için bu şirketler ticareti fiilen yönetiyor; Rusya'nın gemilerinin sigortalanmaması ve sigortasız "gölge filo" bu yüzden ortaya çıktı. Moody's ve S&P gibi derecelendirme kuruluşlarının not tehdidi ise ülkelerin borçlanma maliyetini artırarak siyasetçileri istemedikleri kararlara zorlayabiliyor.

Deniz ticareti uluslararası ticaretin yaklaşık %80'ini oluşturuyor ve konteyner taşımacılığının büyük kısmı MSC ile Gemini, Ocean, Premier gibi ittifakların elinde. Bunlar rota, liman, fiyat ve sıklığı kartel gibi birlikte belirliyor. Gemilerin sahipliği Yunan armatörler ve New York ile Londra'daki varlık portföylerinde; her gemi Panama veya Liberya gibi yerlerde ayrı bir kabuk şirkete bağlanarak tazminat riski sınırlandırılıyor. 2022'de büyük operatörlerin Rusya limanlarına uğramayı birlikte kesmesi ve 2017'de Katar'a yönelik lojistik abluka, bir ülkeyi bombalamaktan daha etkili bir baskının örnekleridir.

Hukuk, Tahkim ve Finansal Silah

Bu tahakkümün hukuki ayağı 19. yüzyıla dayanıyor: İngilizler Hindistan'da şeriatın yerine ticari konularda Anglo-Muhammedan hukukunu yerleştirdi; Hindistan'ı ve Endonezya'yı devletlerden çok Doğu Hindistan şirketleri sömürdü. Bugün Londra, New York, Paris ve Singapur'daki tahkim mahkemeleri, Anglo-Sakson hukuk geleneğinden gelen hakemleri ve 170'ten fazla ülkenin kabul ettiği New York Sözleşmesi aracılığıyla devlet-şirket uyuşmazlıklarında çoğu zaman şirketleri haklı çıkarıyor.

Finansal sistemin silah olarak kullanıldığının örnekleri çok: Merkez bankası ve kendi parası olmayan Filistin'e giden yardımların büyük kısmı SWIFT ve İsrail üzerinden kesintiye uğruyor; Kanada'da 2022'de protestocu kamyoncuların hesapları mahkeme kararı olmadan donduruldu; Kıbrıs'ta 2013'te mevduatlara el konuldu; Rusya'nın 300 milyar dolara yakın rezervi donduruldu. Altının fiyatı bile COMEX ve Londra'da kâğıt altın işlemleriyle belirleniyor; bu yüzden şu an manipülasyondan ve faizden arınmış hiçbir para birimi yok.

Çıkış Yolu: Güçlü Bir Birlik ve Strateji

Çözüm, ABD ve AB gibi büyük bir birlik kurmaktan geçiyor. AB, 450 milyonluk pazarıyla CE sertifikası ve Type-C zorunluluğu gibi kuralları dayatabiliyor, ortak para birimi euro sayesinde kendi içinde dövize muhtaç olmadan ticaret yapıyor. 2 milyarlık Müslüman nüfus bu potansiyele sahip ama kurum ve strateji eksikliği var. Kurulması gerekenler şunlar:

  • Ortak para birimi ve gümrük birliği
  • Ödeme ve para transfer sistemleri
  • Tahkim mahkemeleri ve hukuk altyapısı
  • Sigortacılık ve taşımacılık ağı

Almanya, Japonya ve Güney Kore'nin kalkınması ise savunma ve savaş haklarını ABD'ye teslim etmelerinin karşılığı olarak okunabilir. Teminata dayalı kredi sistemi de zengini daha zengin yapıyor, genç girişimciyi dışlayıp inovasyonu büyük şirketlerin ipoteğine sokuyor. Sonuçta pasif ve sloganik tepkiler daha fazla zarar getirir; bunun yerine aktif, entelektüel ve çözüm odaklı bir yol haritası gerekiyor.