İçeriğe geç
15:40

Ekonomi ve Hukuk Gözünden İslam Medeniyet Tarihi

15:40 YouTube'da aç

"Ekonomi ve Hukuk Gözünden İslam Medeniyet Tarihi" serisinin amacı, yöntemi ve kapsamı. İslam medeniyetinin yükselişini ve gerilemesini klasik tarih anlatısı yerine ekonomik ve hukuki/teolojik iki mercekten, haritalar üzerinden inceleyeceğiz. Temel iddiamız şu: Medeniyeti ticaret yollarını ve hukuku elinde tutanlar kurar; bugünkü durum basit bir "geri kalmışlık" değil, yapısal ve tarihsel bir süreçtir.

Serinin amacı ve yöntemi

Bu seri, Hz. Peygamber'in döneminden günümüze İslam medeniyetinin geçirdiği evreleri ele alıyor. Klasik bir tarih anlatısı yerine daha az dikkat edilen iki perspektifi öne çıkaracağız: sosyoekonomik perspektif ve hukuk perspektifi, yani şeriat. İslam medeniyetinin nasıl başladığını, büyüdüğünü, genişlediğini, nasıl düşüşe geçtiğini ve bugün neden bu halde olduğunu, tarihî kökenleriyle birlikte inceleyeceğiz.

Ekonomik açıdan hem İslam medeniyetinin hem de dünyadaki rakiplerinin sosyoekonomik durumunu, geçmiş ve bugün kıyaslanarak değerlendireceğiz. Hukuki açıdan ise İslam medeniyetinin tarih sahnesine nasıl iddialı bir giriş yaptığını, dünyada nasıl büyük bir etki yarattığını ve diğer medeniyetlerin İslam hukukundan nasıl etkilendiğini, hatta onu nasıl "çaldığını" göreceğiz. Bugün Müslümanlar hem ekonomik hem hukuki olarak zayıf durumda ve bu bir günde olmadı; amacımız, bu sonuca adım adım hangi olaylarla gelindiğini göstermek. Herkesin bildiği klasik konulara kısaca değineceğiz ya da hiç girmeyeceğiz, ağırlığı az işlenen konulara vereceğiz.

Haritalar ve tarihten ders çıkarmak

Serinin bir diğer ayırt edici yönü harita kullanımı. Beyin görsel bilgiyi daha iyi akılda tutar; Hicaz, Mısır, Kızıldeniz, Kûfe ve Basra gibi sık duyulan yerler haritada görülmeden zihinde canlanmaz. Haritalar üzerinde deniz ve kara ticaret yollarını ve devlet sınırlarını da göstereceğiz.

Nihai hedef ise tarihten ders çıkararak geleceği nasıl inşa edebileceğimizi düşünmek: Geçmişte neyi yaptığımız için başarılı olduk, hangi olaydan sonra başarısız olmaya başladık ve modern dünyada hangi yollarla özümüze dönebiliriz? İncelemeye 600'lü yıllardan itibaren başlayacağız; İslam Hz. Âdem'den beri var olsa da daha önceki dönem için bilgi kaynakları azdır, bu dönem de yeterince ders içerir.

Sömürge valisinin şeriat yorumu

Çarpıcı bir örnekle başlayalım: Sömürgeciliğin yoğun olduğu 18. yüzyılda bir İngiliz sömürge valisi şeriat hakkında şöyle demiş:

Bu hukuk sistemi çok merhametli, çok esnek, otoriteden yoksun. Yönetmek için işe yaramaz.

Yani sömürgeciler, yönetmeye çalıştıkları yerlerde şeriatı fazla merhametli ve esnek buldukları için başka bir hukuk sistemi arıyorlardı. Oysa bugün "şeriat" denince akla bunun tam tersi geliyor. Bu farkın nasıl oluştuğu, kimin ve neden yarattığı ve zihinlerimize nasıl kazındığı, serinin en çarpıcı bölümlerinden biri olacak.

"Neden bu haldeyiz?" sorusu

Müslümanlar Emeviler, Abbasiler, Endülüs, Selçuklular ve Osmanlılarla yüzyıllar boyunca ilimde, ticarette ve siyasette dünyanın merkezindeydi. Avrupa'nın Rönesans adıyla kendine mal ettiği bilimsel atılımların hammaddesi de büyük ölçüde İslam medeniyetinin koruyup geliştirdiği bilgiydi.

Bugünkü durumu "geri kaldık" ya da "dinden uzaklaştık" diye açıklamak hikâyenin bir kısmını eksik bırakır; doğru cevap daha derin, karmaşık ve biraz da rahatsız edicidir. Medeniyet tarih boyunca ticaret yollarını ve hukuku (adaleti) kim elinde tutuyorsa orada yükselmiştir. Güçlü bir devletin iki ana unsuru vardır: güçlü bir ekonomi ve iyi işleyen bir hukuk. İslam bu iki alanda ciddi bir devrim yaratmış ve dünyaya örnek ilkeler koymuştur. İslam dünyası bu ikiliği kaybettiğinde, yani aşağı yukarı coğrafi keşifler ve Sanayi Devrimi döneminde, gerilemeye başlamıştır. Modern ulus devlet ve pozitivist hukuk sistemi ise sömürü düzenini koruyan, Müslümanları yönetmek için kullanılan araçlardır.

İki mercek: Ekonomi ve teoloji

Ekonomik mercek, bir medeniyetin yükselişinin ve çöküşünün rastlantısal olmadığı, ticaret yolları, ticaret sistemi, toprak yapısı ve kurumsal kapasiteyle doğrudan bağlantılı olduğu fikrine dayanıyor. Bu çerçevede ele alacağımız sorular şunlar:

  • Osmanlı son dönemlerinde neden borç sarmalına girdi ve Düyûn-ı Umûmiye nasıl oluştu?
  • Sanayi Devrimi neden Avrupa'da çıktı da İslam dünyasında çıkmadı?
  • Lonca, toprak sistemi ve vakıf sistemi gibi Osmanlı kurumları ekonomiyi nasıl dengeliyordu, bugünkü sisteme göre avantajları neydi?
  • Avrupa'da faizli sistemler, anonim şirket, borsa ve banknot gibi araçlar üretilirken bunlar İslam dünyasını nasıl etkiledi?
  • Günümüzdeki İslami finans ürünleri bu tarihsel süreçte nereye oturuyor?

Teolojik mercek ise siyasi gücün meşruiyetiyle ilgili: Meşruiyet Tanrı'dan mı, gelenekten mi gelir? Bu çerçevede 18-19. yüzyıllarda, özellikle Fransız Devrimi'nden sonra ortaya çıkan modern ulus devlet ile klasik devlet arasındaki farkları, ulus devletin İslam'la nasıl çeliştiğini ve neden bugün bütün devletlerin ulus devlet biçiminde olduğunu sorgulayacağız. İmkânsız Devlet adlı kitap da bu konulara değinir; seri, onun bilgilerini de içeren daha geniş bir perspektif sunacak. Burjuvazi ile aristokrasi arasındaki mücadeleyi ve bazı ezoterik örgütlerin amaçlarını da komplo teorisine girmeden, rasyonel biçimde inceleyeceğiz.

Sömürünün hukuki yolu

Serinin önemli bir kısmını Müslüman coğrafyaların nasıl sömürüldüğüne ayıracağız. Sorumuz şu: İngilizler, Hollandalılar ve diğer Batılılar bunu silah zoruyla mı yaptılar, yoksa kurbağayı yavaş yavaş ısıtır gibi, hukuk yoluyla adım adım mı ilerlediler? Müslümanlar ne olduğunu anlamadan kendilerini sömürü düzeni içinde buldular. Bu süreçte bilgi, siyaset ve hukuk kullanılarak bir tür yumuşak güç uygulandı: Sömürge valileri, kendi yetiştirdikleri âlimler ve oryantalistler aracılığıyla şeriat mahkemelerinin kanunlarını yazdılar, İslam ansiklopedileri hazırladılar ve İslam hukuku adı altında sömürünün önünü açtılar. Hollandalı oryantalistlerin eserlerini de bu bağlamda ele alacağız.

Geri kalmışlık değil, tercih

Osmanlı'nın çöküşünü "Müslümanların geri kalmışlığı" olarak okumak hem yanlış hem de Batı perspektifinden bir bakıştır. Osmanlı, iaşecilik felsefesiyle Sanayi Devrimi öncesinin en hakkaniyetli ekonomik sistemlerinden birini kurmuş ve insana insanca değer vermişti. Bugünkü düzeni "kapitalizm" olarak adlandırmak da yanlıştır, çünkü kapitalizm tanım gereği serbest piyasa demektir; mevcut sistem daha çok emperyalizm, sömürge ya da hegemonya sistemi olarak adlandırılması gereken adaletsiz bir düzendir. Etik kurallara bağlı bir toplumun, hiçbir sınır tanımadan sömürü ve zulümle zenginleşen bir rakiple yarışamaması geri kalmışlık mı, yoksa insani değerlere bağlılığın bir sonucu mu? Bu soruyu seride tartışacağız.

Ayrıca muhafazakârlık ile milliyetçilik sıkça karıştırılıyor, oysa farklı kavramlar; milliyetçiliğin kökenlerini ve ulus devletle bağlantısını ele alacağız. "İslam devleti" kavramını da sorgulayacağız: Bu, zihnimizde canlandırdığımız ulus devlet benzeri bir yapı mı, yoksa müminleri yönlendiren ve onlara koruma kalkanı olan küçük, minarşik ve soyut bir yapı mı?

Bir medeniyeti anlamanın anahtarı

Bir medeniyeti anlamak için destanlarına, kahramanlarına ya da edebiyatına değil, ekonomisine, parasına ve hukukuna bakmak gerekir. Tanrı anlayışı ise bunların üzerinde bir şemsiye gibidir: Faizin olup olmayacağı gibi ekonomik tercihler de, hukukun ahlaki temelini Tanrı'dan mı yoksa pozitivist hukuktaki gibi insan aklından mı alacağı da bu anlayışa göre şekillenir. Bu temeller oturduğunda geri kalan her şey kendiliğinden yerine oturur.