İçeriğe geç
35:19

Neden Şeriat? 21. Yüzyıl İçin Yeni Bir Adalet Manifestosu

35:19 YouTube'da aç

"Şeriat ve Modern Hukuk" serisinin kapanışında eleştiriden çözüme geçiyoruz. Halifelik, papalık benzeri bir dinî otorite değil, hukuku koymayan siyasi bir yöneticiliktir; bunu İngiliz monarşisi ve Anglikan Kilisesi ile karşılaştırıyor, şeriatın modern hukuktan ileri ilkelerini sıralıyoruz. Varılan sonuç: Örfe dayalı, dinamik ve tüm insanlığa hitap eden yeni bir "adil hukuk" sistemi kurulmalıdır.

Halifelik: Papalık Değil, Emirlik

Şeriatı modern siyaset, yönetim ve demokrasi kavramları üzerinden ele alırken işe halifelik kurumuyla başlamak gerekir. Halifelik, zihnimizde canlanan papalık ya da "Allah'ın yeryüzündeki gölgesi" gibi mutlak bir dinî otorite değil; yalnızca bir emirlik, yani yönetici vasfıdır. Hz. Peygamber'in "toplandığınızda aranızdan bir imam seçin" mealindeki hadisi de bunu gösterir: Halife kural koyucu değildir. Hristiyanlıkta ve Şiî imamet teorisinde dinî lider Allah adına konuşan, kural koyan kişi olarak görülürken halifelik daha çok siyasi bir otoritedir; dinî görünmesinin sebebi Müslüman halka emirlik yapmasıdır.

Hz. Peygamber açıkça bir halife bırakmadı; kabile reisleri biat yoluyla halife seçti ve bu makam babadan oğula geçmediği için bir tür cumhuriyetti. Kurumun gerçek anlamıyla yaşandığı dönem Hulefâ-yi Râşidîn dönemidir; Muâviye'nin hilafeti oğlu Yezid'e bırakmasıyla saltanata dönüşen süreç Emevî-Abbâsî rekabetiyle sürmüş, Yavuz Sultan Selim ile Osmanlı'ya geçmiş ve son halife Abdülmecid Efendi'ye kadar gelmiştir.

Osmanlı'nın Son Döneminde Halifelik ve Kaldırılması

Cumhuriyet'in reformları bir günde ortaya çıkmadı; halifeliğin kaldırılması da Osmanlı aydınları arasında yaklaşık 50 yıldır tartışılıyordu. Osmanlı zayıfladıkça ve İngiliz emperyalizmi güçlendikçe halifelik kötüye kullanılmaya, Müslümanları dizginlemek için bir baskı aracına dönüşmeye başladı. Örneğin II. Abdülhamid Çin'e elçi gönderip oradaki Müslümanlara Çin politikalarına baş kaldırmamalarını tavsiye etti. Oysa halifeliğin Müslümanların çıkarlarını koruyan bir kurum olması beklenirdi.

Süreç kısaca şöyle: 1922'de saltanat kaldırılıyor ve son padişah Vahdettin'in padişahlık vasfı gidiyor, halifelik kuzeni Abdülmecid Efendi'ye veriliyor; 1923'te Cumhuriyet kuruluyor, 1924'te halifelik de kaldırılıyor. Kaldırılmanın sebebi Cumhuriyet'in yönetim biçiminden çok kurumun işlevsizleşmesi ve kötüye kullanılmasıdır; ancak bu, halifeliğin kötü bir şey olduğu anlamına gelmez.

Halife Hukuk Koymaz: Ebû Hanîfe ve Kitâbü'l-Harâc

Halifenin kendi kafasına göre hukuk yapma yetkisi olmadığı için siyasi iktidar daima dönemin âlimlerini yanına çekmeye çalışmıştır. İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe kadılığı kesinlikle reddetti, bu yüzden hapis ve işkence gördü ama yine de kabul etmedi. Bir diğer örnek, Harun Reşid'in vergi oranlarını belirlerken şeriata aykırı bir şey yapmamak için İmam Ebû Yûsuf'a Kitâbü'l-Harâc'ı yazdırmasıdır. Batılı bir kral "vergi yüzde 50" dediğinde o oran geçerli olurken, halifenin fetva arayışı meşruiyetin Kur'an ve sünnete dayandığını gösteriyor.

Buradan çıkan sonuç şu: Halifelik, Batı monarşisi ve feodalitesinden farklı, hukuka dayalı bir sistemdir; Osmanlı da hukukun üstünlüğüne dayalı bir *nomokrasi*dir. Selefîlerin demokrasiyi "tâğut" saymasının aksine İslam, baştaki kişi hukuk yapmadığı için demokrasiye ve cumhuriyete daha uygundur.

İngiliz Monarşisi ve Anglikan Kilisesi ile Karşılaştırma

"2026'da hâlâ emirlikten mi bahsediyorsun" itirazına Birleşik Krallık örneğiyle cevap verebiliriz. Kraliyetin sembolik olduğu düşünülse de kâğıt üzerinde çok ciddi yetkileri var:

  • Avam Kamarası yaklaşık 650 seçilmiş üyeden oluşurken yaklaşık 800 kişilik Lordlar Kamarası aristokrat ailelerden geliyor, seçimle belirlenmiyor ve süre sınırı yok; Lordlar'ın reddettiği bir yasanın geçme ihtimali istatistiksel olarak düşük.
  • Kraliyet ailesi birçok kanundan, örneğin bazı iş ve ırkçılık kanunlarından muaf.
  • Hazine, savcılık servisi ve silahlı kuvvetler "Majestelerinin" adını taşıyor; pasaportlar kral adına veriliyor ve hükümdarın kendisinin pasaportu yok.
  • Kanada ve Avustralya resmen tacına bağlı.
  • Anglikan Kilisesi devletin resmî kilisesi ve hükümdar aynı zamanda kilisenin yüce yöneticisi.

Hem dinî hem siyasi lider olan bu yapı halifeliğe benziyor. İngilizler trust hukukunu ve common law'u olduğu gibi bu yönetim biçimini de şeriattan almıştır; ideal bir şeriat düzeni Birleşik Krallık'tan çok daha iyi bir ülke ortaya çıkarır. Türkiye ise 1920'lerden beri Fransız laiklik ekolünde kaldı; Anglosakson ekolüne geçebilseydi "özüne" dönebilirdi. Kur'an'daki şûrâ ilkesi de bugünkü meclis sistemine benzer: Kabilelerin en güçlü temsilcilerinin biat etmesi ile milletvekillerinin meclis başkanını seçmesi arasında esasen fark yoktur.

Örfe Göre Değişen Dinamik Fıkıh

Şeriat çoğu zaman "herkes peçeyle dolaşacak, kimse alkol içemeyecek" diye tasvir ediliyor; oysa söz konusu olan can, mal, ırz ve namus güvenliğini esas alan modern bir sistemdir. Muâz b. Cebel hadisinde Yemen'e vali giden Muâz'ın önce Kitap'la, sonra sünnetle, onlarda bulamazsa kendi re'yiyle içtihat edeceğini söylemesi ve Peygamber'in bundan memnun olması, şeriatın hukuk yapma biçimini gösteriyor: Nasslar az ve net bir anayasa gibidir; geri kalanını âlimler örfe, zamana ve coğrafyaya göre belirler.

Eski fıkıh kitaplarındaki "namaz kılmayana sopa vurulur" hükmü buna iyi bir örnektir: Herkesin camiye gittiği 500 kişilik bir köyde namaz kılmamak bir düzen bozma, bir anomali anlamına geliyordu. Nasslarda böyle bir hüküm olmadığından bu, döneme özgü bir fetvadır ve bugünün Türkiyesi'nde geçerli değildir. Alkol ve başörtüsü için de aynı mantık işler. Adaleti sağlayan unsur bu dinamikliktir; her yerde ve her zaman geçerli statik maddeler yazan civil law'un adaleti sağlayamamasının sebebi de budur.

Türk Hukuk Sisteminin Açmazları

Şeriatta ve Anglosakson sistemde hâkimlik hoca-talebe ilişkisi içinde "pişerek" kazanılır; Türkiye'de ise 26-27 yaşında, hiç evlenip boşanmamış, ticaret yapmamış kişiler hâkim ve savcı olarak atanıyor. İkinci sorun savcılık kurumu: Savcı normalde devletin avukatı, yani davada bir taraftır; ancak Türkiye'de kamu hukuku gerekçesiyle devlet her olaya müdahil oluyor ve savcı hâkimle birlikte yukarıda oturuyor. Amerika'da ise eyalet savcı ve hâkimleri halk tarafından seçilir. Devlet tarafından atanan memur hâkim ve savcı karşısında vatandaşın mağdur olmaması adeta bir "mucize"dir. Belki savcılık hiç olmamalı, delil toplama polise bırakılmalı, iki taraf eşit şekilde savunulmalı ve kararı hâkim vermelidir.

Şeriatın Modern Hukuktan İleri Olduğu Noktalar

  1. yüzyılda entelektüel birikimi olmayan bir çölde kadın hakları, miras, vakıf hukuku, anonim şirketlere uzanan sınırlı sorumluluk, mudârebe ve müşâreke gibi kurumların doğması, İslam'ın doğruluğuna bir delildir. Buna karşılık 1200'lerin Avrupası'nda trial by ordeal uygulanıyordu: Kızgın demirle yakılan el iki hafta içinde iyileşirse sanık masum sayılıyordu. Şeriatın getirdiği ilkeler şunlardır:
  1. Suçun şahsîliği: En'âm 164, kimsenin başkasının günahını yüklenmeyeceğini söyler.
  2. Masumiyet karinesi: Mecelle'deki "berâet-i zimmet asıldır" kuralı.
  3. Kanunların geriye işlememesi: faiz ve içki ayetlerinde geçmişte olanların müstesna tutulması.
  4. Kadının mülkiyet ve miras hakkı.
  5. Sivillere dokunmayı ve esirlere kötü davranmayı yasaklayan savaş hukuku.
  6. Sekiz sınıfa dağıtılan zekâtla sosyal devlet; anne babaya mirastan pay verilmesiyle bir tür yaşlılık sigortası.
Şeriatla yönetildiğimiz zaman öyle bir seviye gerçekleşecek.

Sonuç: Herkes İçin Adil Hukuk

Şeriat, tüm çağlara ve örflere uyabilen dinamik bir hukuk felsefesidir ve üzerine inşa edilmeyi bekleyen bir temel sunar. "Kuralı ben koydum, o yüzden doğrudur" diyen pozitivist hukukun ve davaların yıllarca sürdüğü civil law düzeninin yerine, common law'un da özünü aldığı, örfe dayalı yeni bir sistemin teorik altyapısı kurulmalıdır; ekonomi alanında yapmaya çalıştığımız şey de budur. Medyanın kötülediği "şeriat" adı yerine adil hukuk denebilir, çünkü amaç yalnızca Müslümanlara değil ateistler ve gayrimüslimler dahil tüm insanlığa hizmet etmektir. Şeriattan korkulacak bir şey yok; tersine, sahiplenilip geliştirilmesi gerekiyor.