İçeriğe geç
1:19:23

Mekke'de Para Güç ve Tanrı. İslam Medeniyeti Medine'de Başlıyor

1:19:23 YouTube'da aç

Tarıma elverişsiz Arap Yarımadası'nda Mekke ticaretle yaşıyordu; Kureyş oligarşisi fiyatı ve hukuku tekelinde tutuyor, cahiliye düzeni faiz, tekelcilik ve güçsüzün korumasızlığıyla işliyordu. Ribâ yasağı, zekât, Medine Anayasası ve Medine pazarı bu düzeni dönüştürdü; dört halife dönemi adalet örnekleriyle doludur, Emevilerle ise yeni bir değişim başlar.

Tarımsız Bir Yarımadada Ticaret Ekonomisi

İslam medeniyetini ekonomi ve hukuk perspektifinden ele alma hedefini burada da sürdürüyoruz; klasik bir siyer anlatımı yerine olayların iktisadi ve hukuki anlamı üzerinde duruyoruz. 7. yüzyılda Arap Yarımadası'nın kuzeyinde Bizans, doğusunda Sasani İmparatorluğu, güneyinde Yemen bulunuyordu; ortası çöldü, tarım ancak kıyılarda, Yemen'de ve vahalarda mümkündü. Mekke de tarıma elverişsiz olduğu için halkı tüccardı: Şam'a, Yemen'e, Kızıldeniz üzerinden Afrika'ya ve Sasani topraklarına kervanlar gidiyordu.

Mekkeli elitler, Kâbe çevresine bir harem sınırı çizerek dışarıdan gelen tüccarın içeri ancak bir Mekkeliyle ortak olarak girebilmesini şart koşmuştu. Böylece 10 akçeye alınan mal iç pazarda 20 akçeye satılıyor, fiyatı tamamen bu elit belirliyordu. Hz. Peygamber'in daha sonra getirdiği telakki'r-rükbân yasağının, yani pazara gelen köylünün yolunu kesmeyi haram kılan hadisin sebebi bu düzendir. Mekkeliler ayrıca müşareke türü sermaye ortaklıklarıyla büyük kervanlar kuruyordu; Kureyş suresindeki kış ve yaz yolculukları buna işaret eder. Hz. Peygamber'in babası Abdullah'ın 500 km ötede, Medine'de ticaret yaparken vefat etmesi, bu toplumun ne kadar hareketli bir ticaret toplumu olduğunu gösterir.

Kabile Hukuku ve Cahiliyenin Üç Kırılganlığı

Yarımadada Bizans ya da Sasani gibi bir devlet yoktu; yazılı hukuk ve mahkeme bulunmuyor, örfi kurallar güçlü kabilenin keyfine göre işliyordu. Kureyş gibi birkaç kabile bir oligarşi kurmuştu, hac organizasyonundan da en çok onlar kazanıyordu. Ebu Cehil bir mala fiyat verdiğinde kimsenin daha yüksek teklif verememesi bu tekelin örneğidir. Dönemin ekonomik sorunları üç başlıkta toplanabilir:

  1. Ribâ (faiz): Ödenemeyen borç katlanarak büyüyor, nesiller boyu sömürü ve köleleştirme aracına dönüşüyordu.
  2. Tekelcilik ve fiyat manipülasyonu: Kureyş elitinin pazar üzerindeki fiili hakimiyeti, karaborsa ve rant.
  3. Güçsüzün korumasızlığı: Köleler, yoksullar, yetimler ve kadınlar hukuki özne sayılmıyor; kız çocukları gömülüyor, diyet ve kan davasında güçlü kabile her zaman kazanıyordu.

Bu durum Roma'da hukuku tekelinde tutan patricilere benzer. Sheldon Wolin'in, kurallar yalnızca bir kesimin hafızasındaysa kamusal alan oluşamayacağı fikri, cahiliye kavramının özünde bu hukuksuzluğun yattığını gösterir. Bu coğrafyada Bizans ve Sasaniler, kervan yolları ve ilk hicretin yapıldığı, Necaşi'nin hükmettiği Aksum Krallığı yer alıyordu. Devlet bile olmayan bu kabile toplumunun kısa sürede dönemin iki süper gücünü yenmesi bir mucizedir.

Hz. Peygamber'in Ekonomik Devrimi

Hz. Peygamber 40 yaşına kadar amcasıyla ve Hz. Hatice'nin kervanlarıyla ticaret yapmış, piyasayı içeriden bilen bir "pratisyen"di. Getirdiği reformlar şunlardır:

  • Ribâ yasağı: Borç ilişkisine dayalı sömürüyü kırıp kâr-zarar ortaklığı ve risk paylaşımı getiren devrimci bir reform.
  • Zekât: Zengin ile fakir arasındaki farkı azaltan, bugünkü SGK benzeri bir sosyal güvenlik ve servet yeniden dağıtım mekanizması; zekât, zenginin malındaki fakirin hakkıdır.
  • Ölçü ve tartıda doğruluk: Pazarda bilgi asimetrisini önleyen kural.
  • Stokçuluk, tekelcilik ve manipülasyon yasakları.

İslam serbest piyasacıdır; fiyatlar arz ve talep ile oluşur, tüccara ve fiyata müdahale edilmez. Hadiste haram kılınan mesk de Mekkeli elitlerin dışarıdan gelen malın fiyatını zorla belirlediği bu zulüm düzenidir; dolayısıyla ülkeler arası dengeleyici gümrük vergileriyle bir tutulmamalıdır. Gümrükler düşük olmalı, ancak Çin gibi ucuz üretimle iç üretimi çökertebilecek rakiplere karşı koruma mantıklıdır.

Hicret, Medine Anayasası ve Medine Pazarı

622'deki hicret yalnızca coğrafi değil, siyasi bir dönüşümdür. Hz. Peygamber Medine'de iki adım attı: Yahudiler, müşrikler ve Müslümanlar arasında 47 maddelik Medine Anayasası'nı hazırlattı ve mevcut pazara zorla müdahale etmeden ayrı bir Müslüman pazarı kurdurdu. Anayasada her topluluk evlilik, miras ve ceza konularında kendi hukukunu uyguluyor, gruplar arası uyuşmazlıklar ortak bir mahkemede görülüyor, savunma ve dış politikada birlikte hareket ediliyordu. Müslümanlar azınlıktayken bile şeriat herkesi kapsayan bir şemsiye işlevi görüyordu; bu, çoklu hukuk sisteminin bir örneğidir.

Ensar-muhacir kardeşliğini ve gönüllü servet paylaşımını bugünkü Suriyeli göçmenlerle karşılaştırdığımızda bu sınavı kaybettiğimizi itiraf etmeliyiz. Hz. Peygamber'in tam teşekküllü bir devlet aygıtı kurmamasından şu ders çıkar: Devlet yalnızca güvenlik ve adalet sağlayan minarşik bir yapı olmalıdır. Bedir, Uhud ve Hendek savaşları Mekkelilerin müşrik olmasından değil, üç yıllık boykot gibi ekonomik ve hukuki zulümlerinden kaynaklandı; boykot döneminde Hz. Hatice ve Hz. Ebubekir'in servetleri fahiş fiyatlı gıdaya harcanarak eridi.

Dört Halife Döneminde Adalet ve Maliye

Hz. Ebubekir dönemindeki ridde savaşları yalnızca bir dinden dönme meselesi değil, zekâtı ve devlet otoritesini reddederek eski oligarşik düzene dönmeye çalışan kabilelerin isyanıdır. Hz. Ömer döneminde Suriye, Irak, Mısır ve İran'ın bir kısmı fethedildi, beytülmal sistemleştirildi ve divan kurulup maaşlar kayda geçirildi. Hz. Ömer'in oğlu Abdullah'a 3.000, Üsâme bin Zeyd'e 4.000 dirhem vermesi, liyakat ve vefanın kan bağına tercih edilmesidir. Fethedilen topraklar ganimet olarak dağıtılmadı, harac karşılığında çiftçilere bırakıldı.

Hukuki örnekler bu dönemin merkezindedir: Hz. Ömer, topal at davasında Şüreyh'in hakemliğinde bir bedeviye karşı davayı kaybeder ve Şüreyh'i Kûfe kadılığına atar. Übey bin Kâ'b ile davasında kadı Zeyd bin Sâbit'in kendisine ayağa kalkmasını adaletsizlik sayar. Mısır valisi Amr bin Âs'ın oğlunun Kıptî bir genci kırbaçlaması üzerine kısas uygulatır:

Anneleri onları hür doğurmuşken siz ne zamandan beri insanları köleleştirdiniz?

638-639'daki Remâde kıtlığında Mısır ve Irak'tan gıda getirtir, kendisi et ve yağı bırakır, hırsızlık için el kesme cezasını askıya alır. Bu, şeriatın şartlara göre içtihatla esneyen, *common law*a benzer dinamik bir hukuk olduğunun kanıtıdır; katı civil law anlayışı ise bu açıdan eleştiriyi hak eder.

Para konusunda, Hulefâ-i Râşidîn döneminde Bizans dinarı ve Sasani dirhemi üzerlerindeki sembollere rağmen kullanılmaya devam etti; ilk İslami sikkeler 685 civarında Abdülmelik bin Mervan döneminde basıldı. Önemli olan paranın üzerindeki sembol değil, ribâ ve tekelcilik olup olmadığıdır.

Hz. Osman, Hz. Ali ve Emevilere Geçiş

Hz. Osman döneminde Muaviye'nin önerisiyle, Hz. Ömer'in reddettiği ilk donanma kuruldu ve Kıbrıs fethedildi; bu karar Sicilya ve Endülüs'ün yolunu açtı. Akrabaların vali atanması ve servet eşitsizliği eleştirileri bu dönemde yükseldi; Ebû Zer el-Gıfârî kenz (servet biriktirme) karşıtlığıyla öne çıktı ve Rebeze'ye çekildi. Kenz yasağı zenginliği değil, paranın ekonomiden çekilip saklanmasını hedefler.

Hz. Ali'nin bir Yahudiye karşı açtığı zırh davasında kadı Şüreyh, oğlu Hasan'ın şahitliğini usulen kabul etmeyerek davayı Yahudi lehine sonuçlandırdı; bu, Batı'da çok sonra gelişecek rule of law ilkesinin erken bir örneğidir. Dönemin gelir kaynakları zekât, harac, cizye, öşür ve ganimetti; vakıf kültürü yaygınlaşınca devletin sosyal yükümlülüğü ortadan kalktı, mülkiyet ise dokunulmazdı. Muaviye ile birlikte şûra ve biate dayalı modelden babadan oğula geçen monarşiye geçildi ve Arap aristokrasisi güçlendi; buna karşın fetihler İspanya'dan Hindistan'a uzandı. Fetihlerin haritası bu genişlemeyi, Çin'deki erken dönem camileri de İslam'ın ne kadar uzağa ulaştığını gösterir.