İçeriğe geç
1:00:26

Kapitalizm vs Sosyalizm- İslam'ın Ekonomi Anlayışı

1:00:26 YouTube'da aç

İslam'ın ekonomi anlayışı ne sosyalizme ne de kapitalizme indirgenebilir. Serbest fiyat, özel mülkiyet, tekel ve karaborsa yasağı, kenz yasağı ve kâr-zarar ortaklığı üzerinden üç sistem karşılaştırıldığında bu açıkça görülür. Bugün kapitalizm sanılan sorunların asıl kaynağı serbest piyasa değil, itibari para sistemidir.

Serbest Piyasa ve Adil Fiyat

İslam sosyalizmi mi, kapitalizmi mi yoksa ikisinin ortasını mı savunur? Bu soruya cevap vermek için önce İslam'ın nasıl bir ekonomi modeli öngördüğünü ortaya koyup ardından iki sistemle karşılaştırmak gerekir. Kapitalizm rekabete dayalı serbest piyasayı, sosyalizm ise her şeyin merkezi otoritece belirlendiği planlı ekonomiyi savunur.

İslam'daki temel dayanak "fiyatlar Allah'ın takdirindedir" hadisidir. Bu, fiyatın alıcı ve satıcıların özgür iradesiyle piyasada oluştuğu, merkezi bir otoritenin fiyatı dikte edemeyeceği anlamına gelir. Adam Smith'in görünmez el teorisi de aynı şeyi söyler. Osmanlı'daki narh uygulaması arz sıkıntısına yol açmıştır; Mecelle'deki azami kâr sınırlamaları da serbest piyasaya aykırıdır. İslam'da ise kâr limiti yoktur; fiyatı ve kârı yalnızca piyasa belirleyebilir.

Herkesin istediği sektöre serbestçe girebilmesi de önemli bir ilkedir. Sabancı'nın, Özal'dan önce otel sektörüne giremediği, serbestleşmeyle girebildiğine dair sözü buna bir örnektir. Gümrükler asgari düzeyde tutulmalı, tacir ve girişimci vergi ve kısıtlamalarla sıkıştırılmamalıdır; bu da minimum müdahaleli, minarşist bir devlet demektir.

Mülkiyet, Tekel ve Karaborsa

Sosyalizmde her şey devlete aitken İslam'da özel mülkiyet ve miras temel haktır. Osmanlı'da toprakların yaklaşık yüzde 90'ının miri arazi olması bu ilkenin iyi uygulanamadığını gösterir; Avrupa'da ise özel mülkiyet ancak Fransız Devrimi'yle yerleşmiştir.

Tekel ve kartel hem satıcı hem alıcı tarafında yasaktır:

  • Buğday piyasasını ele geçiren tek üretici fiyatı keyfince belirleyebilir.
  • Birkaç telekomünikasyon şirketinin ortak fiyat belirlemesi bir karteldir.
  • Türkiye'deki fındığın büyük kısmını Ferrero'nun alması, alıcı tekelinin (monopson) satıcıyı nasıl zayıflattığını gösteriyor.

Karaborsa yasağı, köylüyü pazara gelmeden yolda karşılayıp malını almayı yasaklayan hadise dayanır. Bu davranış hem piyasayı bilmeyen satıcıyı mağdur eder hem de malları toplayana tekel imkânı verir. Mustafa Özel'in anlattığına göre Erzurum'da bu davranışı yapanlar değnekle kovalanırdı; bu, hadisin toplumsal hafızaya yerleştiğinin bir örneğidir.

Bilgi Asimetrisi, Fustat ve Vakıflar

Piyasada bilgi eşit dağılmalıdır. Hz. Peygamber'in Medine'de pazar yeri olarak baştan sona görülebilen düz bir araziyi seçmesi bu ilkeye bir analoji olarak okunabilir. Fâtımîler dönemindeki Fustat pazarları, düşük vergi ve gümrükle, kadınların bile ticaret yapabildiği son derece serbest bir piyasaydı. Bu ticaret ağı sayesinde Hint Okyanusu'na açılan Müslüman tacirlerin ahlakından etkilenen Endonezya, Malezya ve Filipinler halkları kılıçla değil kendi iradeleriyle Müslüman oldu.

Hastane, okul, yol ve çeşme gibi hizmetler geleneksel İslam toplumlarında devletten çok zekât ve bağışlarla beslenen vakıflar tarafından sağlanırdı; vakıflar arası rekabet kaliteyi korur ve devletin küçük kalmasına imkân verirdi. Özetle İslam'da ticaret helal, faiz haramdır; kapitalizmde ikisi de serbest, komünizmde ikisi de yasaktır.

Üç Sistemin Karşılaştırması

Bugünkü "vahşi kapitalizm"in sömürü, tekeller ve yüzde 1'lik kesimde biriken servet gibi sorunları ideolojik kapitalizmden değil, itibari paradan kaynaklanır. Karşılaştırmada öne çıkan başlıklar şunlar:

  1. Para: kapitalizmde itibari para, sosyalizmde devlet parası, İslam'da altın ve gümüş gibi sabit para.
  2. Faiz: kapitalizmde serbest, Marx'ta ve İslam'da yasak.
  3. Vergi: İslam'da yüzde 2,5'lik zekât ile düşük vergi ve gümrük.
  4. Devlet müdahalesi: Keynes sonrası kapitalizmde yüksek, sosyalizmde tam, İslam'da yalnızca tekel ve karaborsayı önleyecek kadar.
  5. Gelir dağılımı: sosyalizm eşitlik vaat ederken İslam eşitlik değil adalet öngörüyor; zekât ve kenz yasağı makasın açılmasını önlüyor.
  6. Finans: faizli kredi yerine kâr-zarar ortaklığı; sabit para ve dengeleyici unsurlar sayesinde krize yer kalmıyor.

Kenz Yasağı ve "İslam Sosyalizmi" İddiası

Bazı Müslümanlar kenz yasağını servet biriktirmenin yasaklanması olarak okuyup İslam'ı sosyalist ilan eder. Oysa kenz yasağının amacı parayı piyasadan çekip durgunluğa yol açmayı önlemek, yani paranın dolaşımını sağlamaktır. Kurtubî bu yasağı muhacirlerin sıkıntılı dönemine bağlar. Bugün altın biriktirmek ise enflasyona karşı değer korumadır, sabit para ekonomisindeki istifle aynı şey değildir. Sahabe arasında çok zengin kişilerin bulunması da "ihtiyaç fazlası eşit dağıtılmalı" görüşüne karşı bir delildir. Seyyid Kutub, Ali Şeriati ve İhsan Eliaçık gibi isimler itibari para sistemini anlamadıkları için sosyalizme kaymıştır.

Değer Teorisi ve Marx'ın Yanılgısı

Objektif değer teorisi Aristo'dan Hegel'e ve Marx'a uzanır; Mises gibi iktisatçılar ise değerin öznel olduğunu savunur. Marx, artık değeri sermayedarın haksız kazancı sayar ve "para-meta-para" döngüsüne dayanan ticareti de haksız kazanç olarak görür. Marx'ın atladığı unsur risktir: malı alan tacir, malın çürümesi ya da gittiği pazarda fiyatın düşmesi riskini üstlenir.

Ben parayla bir mal aldığım zaman, onu gidip satacağım zaman bir risk de satın almış oluyorum.

Girişimcilerin yaklaşık yüzde 80'i batar; yalnızca başarılıları görmek "emek sömürüsü" algısı yaratır. İslam'da işçiyle serbest sözleşme yapılabilir, işçiye kârdan pay verilebilir. Adam Smith'in su-elmas paradoksu değerin öznel olduğunun kanıtıdır. Marx'ın tepkisi Sanayi Devrimi'nin vahşi koşullarında anlaşılırdır, ancak genel bir sistem olarak hatalıdır.

Planlama, Para Sistemi ve Patent

Mises'in ekonomik hesaplama argümanına göre piyasa fiyatı olmadan merkezi planlamacı maliyeti, titanyum gibi kaynakların nerede kullanılacağını ya da bir yerde üretip başka yerde satmanın mantıklı olup olmadığını bilemez. Keynes'in ücretleri sabit tutup para basarak işçinin reel gelirini fark ettirmeden düşürme önerisi ise ağır bir eleştiriyi hak eder. Devlet imtiyazlarla oligark yaratır; Türkiye'de bazı büyük aileler ve Rusya'daki oligarklar böyle zenginleşmiştir. Doğal tekel bile fiyatı yükselttiğinde rekabetle dengelenir; bir fırın örneği bunu açıkça gösterir.

"Büyük balık küçüğü yer" eleştirisi ve Wallerstein'ın merkez-çevre teorisi de serbest piyasanın değil, kredinin büyük firmalara aktığı bankacılık sisteminin ve doların rezerv para hegemonyasının sonucudur. Sabit parada ihracat fazlası veren ülkede fiyatlar yükselir ve denge kendiliğinden kurulur; faizin yasak olduğu bir düzende sıcak para da kâr-zarar ortaklığıyla reel yatırıma dönüşmek zorunda kalır.

Son olarak patent tartışması. Yazılım ve yapay zekâdaki açık kaynak kültürü patentsiz ortamda büyük bir atılım sağlamıştır; ticari kullanım için lisans ücreti isteyen modeller ise orta yol sunar. Hadislerdeki râvi zincirine dayanan atıf geleneğinde olduğu gibi, bilgi patentlenmese bile kaynağına atıf yapılmalıdır. Sonuçta İslam ne sosyalist ne kapitalisttir; bugünkü kapitalizmin sorunlarına bakıp sosyalizme kaymanın bir anlamı yoktur.