İçeriğe geç
1:16:37

Faizsiz Ev Sahibi Olmanın Yeni Yolu: Azalan Müşareke Modeli

1:16:37 YouTube'da aç

Faizsiz ev ve araba sahibi olmak için yeni bir finansman modeli öneriyoruz: azalan müşareke. Katılım bankalarının murabahası ve elbirliği (Evim) sistemleri şüpheli yönler taşır; bu modelde ise yatırımcı ile vatandaş tokenize edilmiş bir mülke gerçekten ortak olur, vatandaşın payı arttıkça kirası azalır ve para yaratılmadığı için enflasyon doğmaz. Modelin sonuçlarını simülasyonlarla da sınıyoruz.

Neden yeni bir model?

Modern bankacılığın kaydi para yaratarak nasıl işlediğini, katılım bankalarının görünüşte fıkha uygun olsa da şüpheli kategoride kalabileceğini ve elbirliği (Evim) sistemlerinin "faizsiz" olmasının yeterli olmadığını daha önce incelemiştik. Şimdi vatandaşın ev ve araba alma hakkını kalbi mutmain olacak biçimde kullanabileceği bir alternatif olarak azalan müşareke modelini öneriyoruz. Modelin hâlâ eksikleri olabilir; asıl amacımız bu öneri üzerine geri bildirim almaktır.

Müşareke, ortak koşmak anlamındaki şirk kökünden gelir ve ortaklık demektir. Azalan müşarekede iki taraf bir mülke ortak olur; ortaklık zamanla azalır ve bir taraf %100 sahip olduğunda sona erer. Fıkıhta zaten bilinen bu terim, burada günümüz ihtiyaçlarına göre yeniden tasarlanıyor.

Mevcut sistemlerin sorunları

İnsanların üç ihtiyacı var: faizden kaçınmak, fıkhi şüphelerden uzak durmak ve enflasyon karşısında zarar görmemek. Mevcut sistemlerin hiçbiri bu dengeyi kuramıyor:

  • Konvansiyonel banka: Faizli, ipotek şartı var ve kredi verirken kaydi para yaratarak enflasyona yol açıyor.
  • Katılım bankası: Murabaha ile evi alıp vade farkıyla satıyor, ancak kaydi para yarattığı için sermaye derdi yok ve reel sektörde haksız rekabet ediyor. Evde sorun çıkınca muhatap olmuyor, vatandaşı müteahhide yönlendiriyor; bu da sahiplik konusunda şüphe doğuruyor. Sigorta zorunlu, mülk ipotekli.
  • Evim sistemleri: Faizsiz ama 100 kişilik havuzda herkese en geç 50 ayda teslim garantisi verilmesi, yeni gelenlerin eskileri fonladığı Ponzi benzeri bir yapı doğuruyor. Bekleme süresi nedeniyle enflasyona ve gizli fırsat maliyetlerine açık.

Modelin işleyişi

Sistemde üç aktör var: oturmak için ev almak isteyen vatandaş, kira geliri için gayrimenkule yatırım yapmak isteyen yatırımcı ve ikisini buluşturan aracı fintech şirketi. Şirket para koymuyor; parayı yatırımcı koyuyor.

Örnekte 5 milyon liralık bir evde vatandaş 1 milyon lira peşinatla %20'ye, yatırımcı 4 milyon lirayla %80'e sahip oluyor. Vatandaş ilk günden eve taşınıyor ve yalnızca sahibi olmadığı kısmın kirasını ödüyor: 25.000 liralık kiranın %80'i, yani 20.000 lira. Buna ek olarak dilediği kadar pay satın alıyor; payı arttıkça kirası azalıyor. Ödeme takvimi yok, sistem tamamen esnek:

  • İkramiye ya da miras gibi bir gelir gelirse erken ödeme cezası olmadan payını bir anda artırabiliyor.
  • Zor dönemde yalnızca kirasını ödeyip devam edebiliyor.
  • Kirayı da ödeyemezse temerrüt ya da haciz yok; kira bedeli kadar payı yatırımcıya geçiyor (ör. %70'ten %68'e).

Borçlunun üzerine zulüm derecesinde gidilmemesi ilkesine uygun olarak bu, gerçek bir tolerans sağlar.

Tokenizasyon ve fiyatlama

Mülkün küçük paylara bölünmesi için RWA (Real World Asset) teknolojisi kullanılıyor: ev, blokzincir üzerinde örneğin 1000 tokene bölünüyor ve 5 milyonluk evde her token 5.000 liraya karşılık geliyor. Bunun kriptoyla ilgisi yoktur; tapu kaydına benzer güvenli ve değiştirilemez bir kayıttır.

Token fiyatı ise akit anında belirlenmiş bir vadeli satışa dayanıyor. Taraflar bir vade hedefi (ör. 120 ay) belirliyor ve her ayın token fiyatı baştan formülle sabitleniyor: başlangıç token fiyatı, artı enflasyon endeksi, artı %x reel kâr. Enflasyon endeksi TÜFE, ÜFE ve demir, beton, kira ve konut fiyatlarından oluşan fintech özel sepetinin önceden belirlenmiş katsayılarla ağırlıklandırılmasıyla hesaplanıyor. Örnekte yatırımcı peşin satış fiyatını 5,5 milyon belirliyor (token 5.500 TL); 10. ayda 500 TL enflasyon farkı ve %1 reel kârla token 6.055 TL oluyor. Bu, buğdayı teslim süresine göre farklı fiyatlarla baştan satmaya benzer. Kira da aynı endeksle yılda bir güncelleniyor.

Kurallar, çıkış ve yatırımcı havuzu

Vatandaş olmanın üç şartı var: fiili ikamet, tek konut kuralı ve sistemden çıkan kişinin 18 ay boyunca yeniden vatandaş olarak girememesi. Bu son kural, ev fiyatları düştüğünde sözleşmeden çıkıp daha ucuz eve geçme gibi hileleri engellemek için konmuş.

Çıkmak isteyen vatandaş tokenlerini o ayın fiyatından ya da indirimle yatırımcılara satabilir veya sistemi orada oturacak birine devredebilir. Yatırımcı tarafı yüzlerce kişiden oluşabilir. Borsa yok; Damlakent örneğinde olduğu gibi spekülasyonun fiyatları evden bağımsız oynatmasını önlemek için alım satım kişiden kişiye yapılıyor ve belirlenen fiyatın üzerinde satış yasak, yalnızca indirimli satışa izin var. Böylece yatırımcı likit kalıyor, birikimini farklı şehirlere bölerek riskini dağıtabiliyor ve ev sahibi olmak isteyen "garantili bir kiracıya" sahip oluyor.

Kendiliğinden oluşan hasarlar (ör. patlayan su borusu) sahiplik oranında paylaşılıyor, isteğe bağlı tekafül fonuna girilebiliyor; aidatı kullanım hakkı nedeniyle oturan kişi ödüyor. Fintech şirketi kira yönetim komisyonu (ör. %1), aktivasyon bedeli, transfer ücreti, reklam ve tekafül fon yönetiminden gelir elde ediyor.

Sürşarj ve oyun teorisi

Vatandaşın %95'te durup ödemeyi uzatmaması için vadenin ortasında ve sonunda kontrol noktaları konuyor. Örnekte 60. ayda %60'a ulaşması gereken vatandaş %50'deyse, eksik kalan 100 token sözleşmede baştan belirlenen sürşarj oranıyla (ör. %10, gecikme uzadıkça kademeli) daha pahalıya alınıyor. Fazlalık yatırımcıya değil zekât, tekafül ve yardım fonuna gidiyor; böylece yatırımcının vatandaşı geciktirmek için oyun oynamasına gerek kalmıyor. İşsizlik, belgelenmiş hastalık gibi mücbir sebeplerde ya da yatırımcı satmadığında sürşarj uygulanmıyor.

Yatırımcının satmaktan kaçınmaması için de, vatandaşın talep ettiği tokenler karşılanmadığında karşılanmayan pay üzerinden kira gelirinden kesinti yapılıyor; bu tutar da fona aktarılıyor. İki tarafın da diğerinin zararından kazanç elde edemediği bu yapı bir Nash dengesi kurar. Hangi yatırımcının tokeninin satılacağı kurayla, indirim yapan varsa en ucuz fiyattan belirleniyor.

Makro etki ve simülasyonlar

Modelin en büyük avantajı yeni para yaratmamasıdır: finansman yatırımcıların mevcut tasarruflarından sağlandığı için enflasyona, dolayısıyla ev almayan vatandaşın domates ve patates fiyatlarının artmasına yol açmıyor.

İstikrarlı dönem simülasyonunda (2006-2016) 100.000 liralık konut 245.000 liraya çıkıyor. Bankanın sabit 1.380 TL taksitini ödeyen vatandaş, modelde evi yaklaşık 1,5 yıl erken bitiriyor ve reel olarak 122.000 TL öderken bankada 135.000 TL ödüyor. Yatırımcının toplam reel getirisi %27,5 ve bu, mevduatın yaklaşık 5 katı.

Şok dönemi simülasyonunda (2016-2025) ise konut 17, TÜFE 13 kat artıyor. 2.812 TL taksitle vatandaş 91. ayda duvara tosluyor; kira taksiti aşıyor ve 10 yıl sonunda %71 sahiplikte kalıp bankadan %16,5 fazla ödüyor. %100'e ulaşmak için reel ödeme modelde 300.000, bankada 212.000 TL. Bunu kabul ediyoruz; ancak banka şok dönemindeki zararını para yaratma yoluyla topluma yükler ve kredi genişlemesi ile konut fiyatları birbirini besler.

Çünkü para yaratma mekanizmasını kırmış oluyorum.

Sonuç olarak model hem vatandaşı, hem yatırımcıyı, hem de piyasayı kazandırmayı ve emlak balonlarını önlemeyi hedefler.