İçeriğe geç
49:54

Azalan Müşareke Gerçek Hayatta Nasıl İşleyecek?

49:54 YouTube'da aç

Teorisini daha önce kurduğumuz azalan müşareke modeli, gerçek hayatta büyük ölçüde mobil uygulama ve algoritmayla otomatik yürür. Emlak ofisleri, yatırım havuzları, hazır sözleşmeler, tekafül ve tahkim bu işleyişin parçalarıdır. Para havuzu ve sistemik risk barındırmayan bu yapıda devlet, vatandaş ve yatırımcı birlikte kazanır.

Teoriden pratiğe

Azalan müşareke modelini ayrıntısıyla kurduktan sonra akla takılan sorular var. Sistemi önce parça parça ele almamızın amacı, modelin tüm niteliklerini ve İslami olup olmadığını görünür kılmaktı. Bu, yatırımcının çok uğraşması gerektiği, vatandaşın sayısız ev sahibiyle tek tek diyalog kurmak zorunda kalacağı gibi bir izlenim doğurmuş olabilir. Gerçek hayatta bunların çoğu otomatiğe bağlanacak: hedef, işlemlerin algoritma ve yazılım tarafından yürütülmesi, insanların birbiriyle karşılaşmasının ve diyaloğunun en aza indirilmesi.

Emlak ofisleri ve yatırım havuzları

Sistemin üç aktörü fintech şirketi, vatandaş ve yatırımcıdır. Fintech şirketi her il ve ilçede kurumsal emlak ofisleriyle komisyon karşılığında anlaşacak. Bu ofislerin görevi uygun evleri bulmak, fotoğraflamak, özelliklerini listelemek ve bilgileri fintech yazılımına yüklemek; ayrıca ev almak isteyen vatandaşa evi gezdirmek. Böylece evler, sahibinden sitesindeki gibi adresi, fotoğrafları ve özellikleriyle belirsizliğe yer bırakmadan listelenecek; bu İslami açıdan da gereklidir.

Fintech şirketi bu ilanlardan yatırım havuzları oluşturacak. Örnek havuzlar şunlar olabilir:

  • 1+1 bekâr ve öğrenci evleri havuzu
  • 3+1 ve 4+1 aile evleri havuzu
  • müstakil evler ya da rezidanslar havuzu
  • İstanbul, Bursa, Ankara, İzmir gibi il merkezlerine özgü bölgesel havuzlar

Yatırımcı tek bir ev seçmek yerine, örneğin 100.000 lirasını aile evleri havuzuna yatırıyor; havuz bu parayı içindeki evlerin tokenlerine eşit biçimde dağıtıyor. Yatırımcı, borsada hangi hisseden kaç lot olduğunu görür gibi, profil sayfasından hangi evden kaç tokeni olduğunu, evlerin fotoğraflarını ve özelliklerini görebiliyor. Havuzların geçmiş performansı, token satış miktarları, kâr miktarları ve likidite oranları da şeffaf biçimde izlenebiliyor. Bu, hem sepeti hem riski dağıtmak demektir; yatırım altın ya da hisse almak kadar basit olacaktır.

Vatandaş tarafı, vekâlet ve hazır sözleşmeler

Vatandaş uygulamadaki "ev sahibi olmak istiyorum" ekranından ilanları görüyor, yetkili emlak ofisiyle evi geziyor, beğenirse başvuru yapıyor. Kimlik doğrulaması yapılıyor; suistimali önlemek için bir vatandaş aynı anda yalnızca bir ev için işlem yapabiliyor. %20 asgari teminatı yatırınca fintech, havuzdaki yatırımcı parasıyla evi müteahhitten ya da ikinci el sahibinden alıp tapuyu elde ediyor. Bunun için muhtemelen SPK üzerinden bir mevzuat çıkması gerekecek; tapu resmî olarak tokenleştirilecek ve tokenler MKK'da ya da fintech'in dağıtık sisteminde tutulabilecek.

Satış fiyatı ve kâr oranı yatırımcıyla tek tek pazarlık edilmiyor; bunları fon yöneticisi gibi çalışan havuz yöneticileri belirliyor. Burada özellikle şunun altını çizmek gerekir: havuz yalnızca vekildir, sahip değildir. Tokenlerin resmî sahibi yatırımcıdır; yatırımcı havuza vekâlet veriyor, fintech de bu işletme karşılığında ücret alıyor. Bu yüzden sistem "100.000 lira yatırdım, ayda %3 gelecek" mantığıyla değil, belirli evlerde gerçek token sahipliği mantığıyla işliyor.

Vatandaşın ev alırken imzalayacağı hazır sözleşme sürekli izin sorma ihtiyacını ortadan kaldırıyor:

  • cam balkon, parke, boya gibi her türlü tadilat ve geliştirme için yatırımcı onayı baştan verilmiş sayılıyor, masrafı vatandaş karşılıyor
  • su borusu patlaması, yangın, deprem gibi büyük durumlarda herkes token oranında masrafa katılıyor

Sonrasında vatandaşın düzenli taksit takibi de yok; dilediği zaman uygulamadan token alarak payını artırıyor. Yatırımcının tokenleri varsayılan olarak satışta duruyor, istenirse satış uygulamadan durdurulabiliyor.

Kira geliri, yeniden yatırım ve çıkış

"Vatandaş payını artırdıkça kira gelirim düşüyor" itirazının cevabı şu: kira her ay yatırımcıya otomatik ödeniyor ve yatırımcı uygulamadan kiranın tamamını ya da örneğin %50'sini IBAN'ına aktarmayı seçebiliyor. Token satışından gelen parayı ise havuza otomatik yeniden yatırarak başka ev tokenleri alabiliyor. Havuz dinamik olduğu, sürekli yeni evler ve vatandaşlar geldiği için yatırım, belirlenen kâr oranı ve enflasyon endeksiyle sistem içinde birikerek büyüyor; 100.000 lira zamanla 110, 120, 130 bine çıkabiliyor.

Çıkmak isteyen yatırımcı tokenlerinin bir kısmını ya da tamamını uygulamadan satışa çıkarıyor. Fiyatın tavanı o anki token fiyatı; manipülasyonu önlemek için serbest fiyat yok, ama daha hızlı satmak isteyen indirim yapabilir. Aylarca satılamayan evlerle uğraşılan klasik gayrimenkule karşılık burada çıkışın günler, hatta saatler içinde gerçekleşebileceğini öngörüyoruz. Ayrıca kiracı sorunu da kalkıyor, çünkü evde oturan kişi sahibi olmayı hedeflediği eve özen gösteriyor. Yatırımcı borç ilişkisinde değil, gerçek bir evin payına sahip olduğu için yatırımın borsadaki gibi sıfırlanması da söz konusu değil.

Risk durumları: tekafül, boş ev ve tahkim

Deprem, yangın gibi dış sebeplerden doğan hasarlara karşı havuzda tekafül (İslami sigorta) seçeneği olacak: yüzlerce ev ve binlerce yatırımcının küçük katkılarıyla biriken fon, başına iş gelen evin zararını karşılayacak. Vatandaş örneğin %60 paya ulaştıktan sonra şehir değiştirip çıkmak isterse tokenlerini havuza satıyor, ev yeniden fotoğraflanıp ilana çıkıyor. Yeni vatandaş bulunana kadar kira gelmiyor; ancak finansman imkânı sunan bir ev daha hızlı el değiştirecektir. Üstelik İslami bir yatırımda sıfır risk diye bir şey yoktur.

Öngörülmemiş anlaşmazlıklar için sözleşmeye tahkim şartı konacak. Vatandaşın ve fintech'in birer hakem seçtiği, üçüncüsünün bu ikisinin uzlaşısıyla ya da tahkim kurumunca atandığı üç uzman hakemli heyet, en fazla birkaç ay içinde çoğunluk oyuyla karar veriyor. Yıllar süren olağan davalara karşı bu yol hızlı ve gerçek bir adalet sağlar. Burada da yatırımcıyı vekil olarak fintech temsil ediyor; havuzda yüzlerce ev olduğundan tek bir evdeki sorun yatırımcının gelirine çok az yansıyor.

Para havuzu yok, sistemik risk yok

Modeli "evim" sistemleriyle karşılaştıralım. Orada bekleyen vatandaşların parası bir para havuzunda birikiyor; BDDK bu paranın katılım hesapları ya da para piyasası fonlarında değerlendirilmesini ve şirketlerin yüksek sermaye şartını sağlamasını istiyor. Bunun nedeni sistemik risktir; bu yapı ponziye benzer ve sonunda insanları yine bankaya bağlar.

Azalan müşarekede ise bekleyen bir para yok, yalnızca bir ilan havuzu var. Yatırımcının parası ancak ilanda açık token varsa anında eşleşiyor; yoksa bekliyor ya da kısmen işleme alınıyor. Kira ve token gelirleri de aynı dakikalar içinde ilgili IBAN'lara aktarılıyor. Fintech yalnızca organizatör ve vekil olduğundan teknik olarak sıfır sermayeyle bile kurulabilir. Tekafül fonunun ise bankada değil, altında ya da sistemin kendi tokenlerinde değerlendirilmesini öneriyoruz.

Ev orada yok olmaz. Buharlaşmaz, toz olmaz.

Herkesin kazandığı sistem

Sonuçta üç aktörün üçü de kazanır. Devlet, satışlar dijital ve gerçek fiyat üzerinden yapıldığı için otomatik stopajla daha düşük oranla daha fazla vergi toplayabiliyor. Vatandaş helal ve esnek biçimde ev sahibi oluyor; yatırımcı parasını enflasyona karşı koruyup reel kâr elde ediyor ve gayrimenkule likit biçimde yatırım yapıyor. Aylarca emek verilerek tasarlanan bu sistemin hayata geçmesi için gereken tek şey SPK'nın çıkaracağı küçük bir token mevzuatıdır; bu konuda kamuoyu oluşturmaya herkesi davet ediyoruz.