İçeriğe geç
58:41

Erbakan'ın Adil Düzen Vizyonu - Ne Vadediyordu?

58:41 YouTube'da aç

Erbakan ve Süleyman Karagülle'nin geliştirdiği Adil Düzen teorisi; selem ve kredi limitine dayalı para, işçinin artık değere ortaklığı, meslek odaları, buğday vakıfları, mal senetleri ve dış ticaret üzerine kuruludur. Ribâyı ortadan kaldırma amacı takdire değer; ancak sistem aşırı planlamacı ve devletçidir, insanın kötü olabileceğini hesaba katmaz. Yine de geliştirilmesi gereken bir başlangıç basamağıdır.

Adil Düzen neden ortaya çıktı?

Erbakan ve arkadaşlarının geliştirdiği Adil Düzen teorisi, sosyalizm ya da kapitalizm gibi sıfırdan kurulmuş, sosyal hayattan mahkemelere, paradan emekliliğe ve meslek odalarına kadar her alana değinen kapsamlı bir ekonomik düzen önerisidir. Şu örnek sistemin mantığını özetler: 80 koyunu olan kişi iki-üç koyununu vergi olarak beyan edip verirse, koyunlarının 40'ı çalındığında devlet mahkemeye gitmeye gerek kalmadan zararı tazmin ediyor.

Erbakan ve arkadaşları, faizli, ribâlı sistemin ve havadan para yaratan bankacılığın piramidin tepesindeki %1'in geri kalan %99'u sömürmesine yol açtığını görmüş ve bu sancıdan yepyeni bir para teorisi üretmiştir. Teorinin ekonomik tarafını geliştiren ana isim Süleyman Karagülledir. Teoride ribâ hiç yok; ancak devlete büyük güç verildiği, çok fazla regülasyon bulunduğu için bunu faizsiz ama minarşik olmayan bir sistem olarak niteleyebiliriz. Teorinin uçtan uca anlatıldığı bir kaynak bulunmuyor; buradaki tablo parça parça kitap ve videolardan bir yapboz gibi derlendi, dolayısıyla yanlış anlaşılmış yerler olabilir.

Para, Marx ve artık değer

Adil Düzen'de para, piyasadaki mal ve hizmetlerin toplamına eşit olmalı; yani sabit miktarlı bir para yok. Müslümanlar bugünkü kapitalizmi gerçek kapitalizm sanıp faizsizliği ve güçlü devleti nedeniyle sosyalizme kaydı, ardından üzerine yamalar yaptı; Adil Düzen'de de bu eğilim sezilir.

Marx'a göre bir malın değeri emek zaman ve üretim araçlarından oluşur; artık değer gereksizdir, çünkü merkezi planlamada satamama riski yoktur. Bu yaklaşım girişimcinin taşıdığı riski yok sayar; planlamanın pratikteki başarısızlığının örnekleri de 1932-33 Ukrayna kıtlığı ve Mao'nun 1958-62 tarım politikaları yüzünden milyonlarca kişinin ölümüdür. Cerrah ile marangozun emeğini eşitlemek için kullanılan karmaşık emek = x çarpı basit emek katsayısı ise serbest piyasa fiyatları olmadan ancak uydurulabilir.

Erbakan'ın farkı şu: Risk vardır, ama artık değer tamamen sermayedara gitmemelidir. İşçiye peşin ve sabit ücret verilmez; işçi ve işveren mal üretilmeden önce, mal satılırsa gelirin yüzde kaçının işçiye ait olacağına dair sözleşme yapar. Mal satılmazsa işçi de pay alamaz. Böylece riski paylaşan işçinin artık değerden pay almasıyla makasın daralması hedefleniyor.

Selem ve kredi limiti

Sistemin tamamı selem (para peşin, mal vadeli sipariş) üzerine kurulu. Her bireyin, daha önce sisteme kattığı emek zamana göre devletin tanıdığı faizsiz bir harcama, yani sipariş verme limiti var. Örneğin 1.000 kredisi olan kişi yıl başında fırıncıya 365 ekmeklik selem siparişi verir; limiti buna göre düşer. Mahalleden 100.000 ekmek siparişi toplayan fırıncı bu kadar kredi kazanır, unu ve işçiyi buna göre bulur. İşçi "mezatında" ücretler ekmek başına pazarlıkla belirlenir.

Teorisyenlere göre siparişi olan işveren işçi, fabrikatör de çiftçi aradığı için işçinin ve çiftçinin eli güçlenir. Para siparişle yaratılır, ama gerçek mal ve hizmet üretildiğinde kendini realize ettiği için enflasyon yaratmaz.

Meslek odaları, ahlak topluluğu ve planlama paradoksu

İş yeri açmak için meslek odasına üye olmak ve ahlak topluluğundan tezkiye belgesi almak gerekiyor. Ayıplı mal alan kişi parasını esnaftan değil meslek odasından, bir hafta içinde tahsil ediyor; oda da üyesini kendi içinde cezalandırıyor ya da sistemden çıkarıyor. Siparişini teslim edemeyen terzinin işini diğer terziler üstleniyor.

Buradaki temel sorun, her şey yıllık siparişe dayandığı için Marksizmdeki planlama paradoksunun burada da yaşanmasıdır. Pandemi gibi bir krizde üretim durursa zincirleme bağlı selem senetleri domino etkisiyle çökebilir; tek çözüm devletin herkesin limitini %10 artırması olur ki bu da havadan para basmak demektir. Kaç fırıncı ya da terzi olacağına, siparişlerin nasıl dağıtılacağına karar veren meslek odaları da fazlasıyla planlamacıdır.

Buğday vakfı, mal senetleri, vergi ve emeklilik

Buğday vakıfları belde düzeyinde örgütlenip çiftçinin ürününü aracısız, sabit bir bedelle alacak, kıtlıkta da stoktan ucuza satacak. Yerel bir borsa fikri iyi olsa da fiyata müdahale rekabeti engeller; Kanada buğday kurulu ve Food Corporation of India gibi benzer kurumlar verimsiz kalmıştır. Sistem, memurun rüşvet alabileceğini, adam kayırabileceğini unutuyor:

Hep iyi beklersen kötü birisi geldiği zaman sistemini yok eder ve bozar.

İç piyasada toprak, altın, demir, buğday gibi yirmiye yakın mal senedi para işlevi görüyor; bankalar her gün bunların altın senedi karşısındaki kurunu açıklıyor. Bankada senet tutan kişi, tutulan süre çarpı senet sayısı kadar kredi hakkı kazanıyor. Vergi yerine devlet, verdiği hizmet karşılığında işletmelere sözleşmeyle %1-5 gibi oranlarda ortak oluyor. Emeklilik yaşı ve prim yok; artan fondan herkes katkısı oranında pay alıyor. Muhtaçlara 1.000 kredi tanınması ise tutarlı değildir; bu da havadan para basmak demektir.

Dış ticaret, D-8 ve diaspora

Dış ticaret altın senediyle yapılacak; ithalatçının altın senedi talebi, dış ticaret açığı varsa devlet bankasınca reddedilecek. Bu, bugünkü yüksek ÖTV mantığına benzer. Fiziksel altın transferi pahalıdır; lisanslı depoculara dayalı altın kâğıtları ise kısmi altın rezerv bankacılığına kapı aralar. Bu sorun belki kripto ve blockchain ile çözülebilir.

Erbakan'ın D-8 girişimi bir geçiş planı olmadan, "İslam kardeşliği" varsayımıyla yapıldı ve reel politiği kaçırdığı için başarısız oldu. Almanya'daki gurbetçi birikimlerinin kötü yönetilmesi de güven kaybına yol açtı. Müslümanlar da helal yoldan kazanmak ve lükse erişmek istiyor; kurumlar "bir lokma, bir hırka" anlayışına göre değil, bu gerçeğe göre kurulmalı. Zenginlerin bağışlarının Afrika'yı kalkındıracağı iddiası da sınırsız para düzeninde anlamsızdır; Umer Chapra gibi isimlerin önerilerinde de aynı devletçi eğilim görülür.

Kooperatifçilik ve sonuç

Kooperatifçilik, maliyetleri düşürüp pazarlık gücünü artırdığı için olumludur. İspanya'daki Mondragon ve süt piyasasının yaklaşık %30'unu elinde tutan Yeni Zelanda'daki Fonterra bunun örnekleridir; Türkiye'den de OYAK sayılabilir. Ancak Michels'in her örgütün eninde sonunda azınlık bir elitçe yönetileceği tespiti, sistemlerin yozlaşmaya kapalı tasarlanması gerektiğini gösterir.

Erbakan'ın Almanya'daki konferanslara akademisyen ve politikacıları 1.000-2.000 mark vererek davet etmesi akıllıcaydı; fikirleri yaymak için sermaye ve lobicilik gerekir, Adil Düzen'in ise bir yayılma politikası yoktur. Sonuç olarak Adil Düzen pek çok yönüyle sorunlu ama katılım bankaları gibi değerli bir basamak; hatalarını görüp yeni içtihatlarla ilerlemek gerekiyor.