İçeriğe geç
58:17

Emevi-Abbasi-Türkler'de Para ve Adalet

58:17 YouTube'da aç

Emevilerden Osmanlı'nın eşiğine kadar İslam tarihi, hukuk ve ekonomi gözünden: ilk İslam dinarı, Ebu Hanife'nin iktidarla mesafesi, Bağdat'ta süftece ve mudarebe gibi finans kurumları, mezheplerdeki müphemlik kültürü ve Türklerin hilafetin koruyucusu olarak sahneye çıkışı. Bu kurumlar Avrupa'ya taşınarak modern bankacılığın ve hukukun temellerini etkilemiştir.

Emeviler: Monarşiye Geçiş ve İlk İslam Parası

Hz. Ali'nin şehadetiyle dört halife dönemi kapanıyor ve Muaviye bin Ebu Süfyan Şam merkezli Emevi halifeliğini kuruyor. Biat usulüyle seçilen ve babadan oğula geçmeyen dört halife dönemi bir tür "cumhuriyet"tir; Muaviye'nin oğlu Yezid'i veliaht ilan etmesiyle hilafet soya dayalı bir monarşiye dönüşüyor. Bu dönemde fetihler adeta patlama yaşıyor: Tarık bin Ziyad Cebelitarık'ı geçerek İber Yarımadası'nı fethediyor, doğuda ise 750'ler civarında Talas Savaşı'yla Çin'le temas kuruluyor. Bu temasın en önemli sonucu kağıdın İslam dünyasına geçmesidir; kağıt sonraki yüzyıllarda ilmin ve ticari kayıtların gelişmesinde temel bir altyapı oluyor.

Dört halife döneminde Bizans ve Sasani paraları kullanılırken, Abdülmelik bin Mervan zamanında üzerinde kelime-i tevhid yazan ilk İslam dinarları basılıyor. Bu paranın gramajı çok standart tutulduğu için dinar güvenilir bir rezerv para haline geliyor ve ticaretle dünyaya yayılıyor. Öyle ki İngiltere'de Kral Offa, kendi parasını değerli kılmak için bu dinarı taklit ediyor ve bir yüzüne kendi adını yazdırırken diğer yüzüne anlamını bilmeden "la ilahe illallah" yazdırıyor.

Mevali Meselesi ve Abbasilerin Yükselişi

Emevilerin en çok eleştirilen yanı, Arap olmayan Müslümanlara (mevali) karşı yönetimde ve vergilendirmede ayrımcı davranmaları. Buna sarayların lüksü ve şatafat da eklenince taşradaki çiftçi halkta rahatsızlık büyüyor. Abbasi hareketi, Emevilerin güçlü olduğu Şam ve Irak'tan değil Horasan'dan başlıyor; Zap Nehri'ndeki savaşla Emevi ordusu bozguna uğratılıyor ve hanedan tasfiye ediliyor. Abdurrahman Endülüs'e kaçarak orada bağımsız bir emirlik kuruyor; Endülüs Emevileri, İslam medeniyetinin batıdaki "özel bir laboratuvarı"dır. Abbasiler ise 762'de Bağdat'ı, yuvarlak planlı Medinetüsselam'ı sıfırdan inşa ederek siyasetin, ekonominin ve ilmin başkenti yapıyor.

Ebu Hanife, Ebu Yusuf ve Konjonktür

Abbasiler daha özgürlükçü bir düzen vaat etseler de güç kazandıkça Emevileri aratmayan yöntemlere başvuruyorlar. İmam-ı Azam Ebu Hanife, zalim yöneticiye başarı şansı varsa karşı koymanın vacip olduğunu düşünüyor; Emevi valisi İbn Hübeyre'nin Kufe kadılığı teklifini "zalimin zulmüne ortak olmam" diyerek reddediyor, hapsedilip kırbaçlanıyor ve Mekke'ye sığınıyor. Abbasi halifesi Mansur'un Bağdat başkadılığı teklifine ise "uygun değilim" diye cevap veriyor; Mansur yalan söylediğini iddia edince Ebu Hanife, yalancıysa zaten kadı olamayacağını, doğru söylüyorsa da uygun olmadığını söyleyerek halifeyi köşeye sıkıştırıyor. Sonunda hapiste vefat ediyor.

Ancak bu hikaye "alimler her zaman devlete karşı durmalı" şeklinde romantik bir anlatıya dönüştürülmemeli. Ebu Hanife'nin en büyük öğrencisi Ebu Yusuf, ilme önem veren Harun Reşid döneminde devlet kadrosunda yer alıyor ve halifenin isteğiyle adil vergilendirmeyi ele alan Kitabü'l-Harac'ı yazıyor; bu eser dünyanın en erken ekonomi kitaplarından biridir. Asıl ders şu: Devlete ne zaman girilip ne zaman uzak durulacağı zamana, yöneticiye ve şartlara göre değişir; her ikisi de kendi döneminde doğru davranmıştır.

Bağdat'ın Altın Çağı: Beytülhikme, Süftece ve Mudarebe

Harun Reşid ve Memun dönemlerinde nüfusu milyonları bulan Bağdat dünyanın en büyük şehri oluyor. Memun'un kurduğu Beytülhikme, Yunan felsefesinden Hint matematiğine, Pers astronomisinden tıbba kadar her alanda alimleri bir araya getiren bir araştırma merkezi; devlet alimlere yüksek maaşlar ve eserleri karşılığında altın veriyor. Tercüme hareketiyle Arapçaya çevrilen Yunan klasiklerini Avrupa daha sonra Arapçadan öğreniyor.

Uzak ticareti güvenli hale getirmek için süftece (havale) geliştiriliyor: Bağdat'taki tüccar parayı fiziken taşımadan Semerkant'taki şubeden tahsil ettirebiliyor. Bu sistem 13-14. yüzyılda Venedikli ve Cenevizli tüccarlarca kopyalanıyor, Avrupa bankacılığının ve sonraki finans sistemlerinin önünü açıyor.

Muamelat hukuku da gelişiyor; şirket, ortaklık ve vakıf üzerine eserler yazılıyor. Mudarebede sermayedar parayı, girişimci emeğini koyuyor; kâr anlaşılan oranda paylaşılıyor, zarar halinde sermayedar parasını, girişimci emeğini kaybediyor. Hz. Peygamber'in Hz. Hatice'nin sermayesiyle yaptığı ticaret bunun bir örneği; bu yapı bugünkü risk sermayesinin (venture capital) atasıdır. Adam Smith'in ücretli emek ile faizli borcu öngördüğü yerde Müslümanlar faizsiz kâr-zarar ortaklığını kurmuştu. İtalyanlar bunu commenda adıyla deniz ticaretine taşıyor; riskli seferlerin sermayesini çok sayıda küçük yatırımcıdan toplayabilmeleri coğrafi keşiflerin önünü açıyor.

Mezhepler ve Müphemlik Kültürü

Abbasi döneminde mezhepler şekillenirken zan dereceleri ve hüküm kategorileri gibi, modern hukukun ispat standartlarını önceleyen bir bilgi ve hukuk teorisi kuruluyor. Thomas Bauer'in kitabında ortaya koyduğu gibi İslam'da bir müphemlik, yani çok anlamlılık kültürü vardır: Nas değişmez, ama aynı usulle farklı coğrafya, zaman ve örfe göre farklı içtihatlar çıkarılabilir. Bu yüzden Maliki'nin Medine'deki, Hanefi'nin Irak'taki ya da Maturidi'nin Orta Asya'daki içtihadı kendi yerinde doğrudur. İmam Şafii'nin Medine'den Bağdat'a, oradan Mısır'a geçtikçe İmam Muhammed eş-Şeybani'yle temasıyla görüşlerini değiştirmesi bunun güzel bir örneğidir.

İçtihat, açık uçlu bir sınav sorusuna benzer: Allah'ın imtihanı nihai cevaptan çok usul, niyet ve süreçtedir; isabet edene iki, hata edene bir sevap vardır. Buna karşılık Papa Francis'in 2018'de Katolik Katekizmi'nin 2267. maddesini değiştirerek idam cezasını kaldırması, kuralı bizzat değiştiren bir ruhban otoritesi örneğidir. Hadid suresinin 26-27. ayetleri de kendi icat ettikleri ruhbanlığa bile uymayanları eleştirir. Müphemlik, tarihselcilerin iddiasının aksine İslam'ı evrensel kılan şeydir.

Türkler Sahnede: Gulamlardan Gölge Hilafete

Memun ve Mutasım döneminde Orta Asya'dan gulam (yarı köle paralı asker) olarak gelen Türkler orduya alınıyor ve halkla çatışmasın diye Samarra'da tutuluyor. Tolunoğulları Mısır'da özerklik ilan ederek Türklerin sadece asker değil yönetici de olacağını gösteriyor. 10. yüzyılda Şii Büveyhoğulları Bağdat'ı ele geçirip halifeyi fiilen ev hapsine alıyor. Dandanakan'dan (1040) sonra yükselen Selçuklular, Tuğrul Bey önderliğinde 1055'te Bağdat'a girip halife Kaim'i kurtarıyor ve "doğunun ve batının sultanı" unvanını alıyor. Dolayısıyla hilafet fiilen Türklere Yavuz Sultan Selim'le değil Tuğrul Bey'le geçmiştir. Şii tehdidine karşı kurulan Nizamiye Medreseleri ise ilk sistemli eğitim kurumlarından biridir.

Haçlı seferlerinin ardında Avrupa'daki nüfus baskısı, mülksüz kalan soylu küçük oğullar ve Venedik-Ceneviz'in ticari çıkarları vardır; 4. Haçlı Seferi'nde Hristiyan Konstantinopolis'in yağmalanması bunun kanıtıdır. Nureddin Zengi'nin temelleri üzerinde Selahaddin Eyyubi Kudüs'ü geri alıyor. Haçlılar ise kağıt, barut, pusula, süftece ve mudarebe gibi bilgileri Avrupa'ya taşıyor. 1250'lerde Hülagü Bağdat'ı yıkıyor; rivayete göre Dicle mürekkep rengine dönüyor. Müslüman olan Berke Han'ın Hülagü'ye savaş açması ve 1260'ta Memlük Sultanı Kutuz'un Ayn Calut'ta Moğolları durdurması İslam dünyasını kurtarıyor. Baybars Kahire'de bir Abbasiyi halife ilan ederek gölge hilafeti sürdürüyor. Bu bin yıllık ortak geçmiş, "Suriye'yle ne ilgimiz var" söyleminin ne kadar yersiz olduğunu da gösteriyor.

Sicilya, Maverdi ve Selçuklu'dan Beyliklere

Daha az bilinen Sicilya'da Müslümanlar sulama ve tarımı geliştiriyor, Palermo'yu Kurtuba ölçeğinde bir ticaret merkezi yapıyor. Normanlar Maliki hukukundaki lafif kurumundan 12 kişilik jüriyi alıp İngiltere'ye taşımış ve böylece common law'u etkilemiş olabilir. Marsala (Mersa Allah), Caltanissetta (Kal'atü'n-nisa) ve Alcamo (el-kame) gibi yer adları bu mirasın izleri.

Halifelik zayıflayıp meşruiyet tartışılırken Maverdi el-Ahkâmü's-Sultaniyye'de halifenin iki işlevini dini meşruiyet ve devlet düzeni olarak tanımlıyor; ikincisini yürütemeyen halife bir sultan atayabilir. Bu, Türk sultanlarıyla Abbasi halifeleri arasındaki ikili düzenin teorisidir; Maverdi kadı bağımsızlığı gibi konuları Montesquieu'dan yüzyıllar önce tartışmıştır.

1071 Malazgirt'te Alparslan'ın Romen Diyojen'i esir almasıyla Anadolu'nun tarım, maden ve ticaret yolları Selçuklulara açılıyor. Melikşah Ermeni kiliselerini vergiden muaf tutuyor; Urfalı Mateos da onun ölümü üzerine "Hristiyanların babası öldü" diye yas tutuyor. Nizamülmülk döneminde iltizam sistemi ve kervansaray ağı ticareti büyütüyor:

Küfür ile dünya durur ama zulüm ile durmaz.

Atabeylerin güçlenmesi, 1240 Baba İlyas isyanı ve Moğol baskısıyla Selçuklu dağılıyor; Osmanoğulları, Karamanoğulları ve Germiyanoğulları gibi beyliklerle Osmanlı'ya giden yol açılıyor.