İçeriğe geç
1:30:07

Faiz: Cehennemin Kapısı. Banka Faizi Cahiliyeden Daha Kötü

1:30:07 YouTube'da aç

Ribâ yasağı hem fıkhî hem ekonomik bir meseledir: ribâ nesîe ile ribâ fadl ayrımı, altı mal hadisi ve sabit oranlı banka faizinin ribâ sayılıp sayılmayacağı bu iki açıdan birlikte değerlendirilmelidir. İtibari parada faiz enflasyona, sabit parada borç sarmalına ve servet birikimine yol açar; enflasyon oranında faiz başta olmak üzere bankacılığı meşrulaştıran argümanlar ekonomik açıdan tutarsızdır.

Faiz mi, ribâ mı?

Bankaların kaydi para yaratması konusunun devamı olarak burada ribâya odaklanıyoruz. Karşı karşıya iki görüş var: Bir kesim günümüz bankalarındaki sabit faizin ribâ olmadığını, yalnızca kat kat artan bileşik faizin yasak olduğunu savunur; diğer kesim ise borçtaki her türlü fazlalığı ribâ sayar. Dilimizde yerleşmiş olan faiz kelimesi aslında artmak, kazanmak gibi olumlu bir anlam taşır, Kur'an'da da kurtuluşa erenler için kullanılır; ekonomik olarak konuştuğumuz kavramın doğru adı ise ribâdır. Ribâ Kur'an'da Allah'a ve Resûlü'ne savaş açmak olarak nitelendirilir, neredeyse şirkten sonra gelen bir günah sayılabilir; faizin tozuna bulaşmayan kimsenin kalmayacağı bir zamanın geleceğini bildiren hadis de bugün gerçekleşmiştir.

Ribâ nesîe ve ribâ fadl

Ribâ nesîe, vadesinde ödenemeyen borcun süre uzatılarak kat kat artırılmasıdır. Cahiliye ribâsı da denen bu türün haram olduğunda ihtilaf yoktur; borçlular bu yolla köleleşmek, ailelerini satmak zorunda kalıyordu. Ribâ fadl ise altın, gümüş, buğday, arpa, hurma ve tuzun misli misline değiştirilmesini emreden altı mal hadisine dayanır. Hz. Bilâl'in iki ölçek kötü hurmayı bir ölçek iyi hurmayla değiştirmesine Hz. Peygamber'in "ribânın ta kendisi" demesi de bu kapsamdadır.

Tartışma burada başlar: İbn Abbas ve İbn Mesud gibi bazı sahabilerin ribânın yalnızca vadeli işlemlerde olduğunu söylediği, dolayısıyla baştan belirlenmiş sabit faizin caiz olduğu iddia edilir. Ahmed b. Hanbel gibi âlimler ise fadlı da ribâ sayar. İslami finans kuruluşlarının standartlarını belirleyen AAOIFI de baştan sabit bile olsa her türlü fazlalığı haram kabul eder. Ancak konuya yalnızca fıkhi değil ekonomik açıdan da bakmak gerekir: İslam, kazancın karşılığında emek, zaman ya da risk olmasını ister; risksiz ve kesin fazlalık ribâdır.

Diğer dinlerde ve tarihte faiz

Ribâ Yahudilik ve Hristiyanlıkta da yasaktır; Hristiyanlık bunu Orta Çağ'da üçlü sözleşmeyle aşmış, Yahudiler ise yasağı yalnızca kendi aralarında uygulamıştır. İslam devletinde domuz eti ve alkol gayrimüslimlere serbestken ribânın herkese yasak olması, onun bütün toplumu etkileyen bir günah olduğuna işaret eder. Hz. İsa'nın tapınak avlusunda sarrafların masalarını devirmesi, Hammurabi Kanunları'ndaki yüzde 20'lik faiz sınırı ve Mezopotamya'da yeni hükümdarların borçları silme geleneği de ribânın halkı zarara uğrattığının tarihsel göstergeleridir.

İki para sistemi ve ribânın etkisi

Yapılan temel hata, geçmişteki sabit para düzeniyle bugünkü itibari para düzenini aynı sanmaktır. Enflasyonun gerçek tanımı genel fiyat artışı değil, piyasadaki para miktarının artmasıdır; kıtlık, savaş ya da göçten kaynaklanan fiyat değişimleri enflasyon sayılmaz. İtibari parada faizli kredi sürekli yeni para yaratarak enflasyona, yani vatandaşın cebinden gizli bir hırsızlığa yol açar; burada kazanan, krediye kolay erişen büyük şirketler ve bankalar gibi borçlulardır. Sabit parada ise faiz, altını alacaklının elinde toplayarak deflasyona ve borç sarmalına neden olur.

Bunu dört kişilik bir ada örneğiyle düşünelim: Toplam altın miktarı sabitken A kişisi diğerlerine faizli borç verdiğinde ödenmesi istenen altın aslında dünyada yoktur; hiçbir mal ya da hizmet üretilmeden birkaç yıl içinde bütün altın A'da toplanır. Altın piyasadan çekildikçe fiyatlar düşer, insanlar harcamayı erteler ve ekonomi yavaşlar.

Altı mal hadisinin hikmeti

Hadisteki mallar ikiye ayrılır: altın, gümüş ve tuz para işlevi görürken buğday, arpa ve hurma temel gıdalardır. Kalitesiz ve kaliteli malın fazlalıkla takasının yasaklanması, kalitenin göreceli olması nedeniyle piyasada standart kalmamasını önler. Bir ton buğday verip ertesi yıl iki ton buğday istemek ise borçluyu piyasadan buğday bulmaya zorlar ve alacaklıya temel ihtiyaç maddesinde tekel kurma imkânı verir. Buna karşılık bugün 100 altına ya da bir yıl sonra 200 altına yapılan vadeli satış caizdir; çünkü ödeme para cinsinden olduğu için tekel riski doğmaz ve yalnızca gelecekteki fiyat belirlenmiş olur. Malı gerçekten teslim almayı amaçlayan forward işlemi zararsızken, teslim amacı taşımayan ve spekülasyona dayanan future işlemi piyasayı manipülasyona açık hale getirir.

Bankacılığı meşrulaştıran argümanlara cevaplar

  • Enflasyon oranında faiz: Hz. Peygamber döneminde deve endeksinin kullanılması bir mal fiyatı değişimidir, enflasyon değildir. Bugün ise endekslenecek güvenilir bir şey yoktur; altın ve gümüş de kaydi işlemler ve manipülasyonla (JP Morgan'ın gümüş piyasasındaki cezası örneğiyle) gerçek değerinde değildir. Enflasyonun kendisi ribâ kaynaklı olduğundan, onun oranındaki faizi helal saymak anlamsızdır.
  • Bankalar köleleştirmiyor: Bankaları cahiliye tefecilerinden daha insaflı göstermek, yangını benzinle söndürmeye benzer; görünen yüzde 5'lik faizin ardında havadan yaratılan para nedeniyle çok daha büyük gizli bir faiz yatar.
  • Talha, Zübeyr ve Hz. Osman: Bu zengin sahabilerin yaptığı faizli borç değil, Hz. Peygamber'in Hz. Hatice ile yaptığına benzer kâr-zarar ortaklığıydı.
  • Ev kirası ve altın getirisi: Ev kirasında gerçek bir hizmet, yıpranma ve afet riski vardır; altına yatırılan para da düşebilir. Faiz ise risksiz ve kesindir.
  • Fels tartışması: Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed'in bakır para hakkındaki ihtilafında, para olarak kullanılan her şeyde fazlalığı ribâ sayan İmam Muhammed'in görüşü ekonomik açıdan daha doğrudur.
  • Muhâbere ve sarf akdi: Tarla kiralamayla ilgili hadis, sulak arazinin verimli kısmını kayırmaya yönelik haksız şartları yasaklar; altın-gümüş oranının değişmesi ise faiz değil piyasa fiyatıdır.

Karz-ı hasen, kâr-zarar ortaklığı ve güncel örnekler

"Faiz olmazsa kimse borç vermez" itirazına karşı bireysel borçlarla ticari borçları ayırmak gerekir. Paranın büyük kısmının döndüğü ticari alanda müşâreke, mudârebe ve icâre gibi kâr-zarar ortaklığı modelleri işlerken, bireyler arasında karz-ı hasen devreye girer; sabit parada enflasyon olmadığından ödünç verilen para değer kaybetmez, karz olarak verilen paradan zekât da düşmediği için bu, zekâtın işlevini görür. Factoring, borcun iskontolu satışı olduğu için yasakken, eşit değerde havale likiditeyi artırdığı için caizdir.

Güncel bir örnek LIBOR'dur: 350 trilyon dolarlık varlığın bağlı olduğu bu oranda 2012'de Barclays manipülasyonu ortaya çıkmış, piyasa 2021'de kapatılmıştır. Birkaç milyon dolarla risk almadan ömür boyu gelir sağlayan "bitmeyen para" kavramı ile sıfır ve negatif faizli Japonya'nın durumu da aynı tablonun parçasıdır; Japonya'da enflasyon olmamasının nedeni sistemin başarısı değil, yaşlanan nüfus ve deflasyon psikolojisi nedeniyle paranın kasada tutulmasıdır. Bu durum İslam'daki kenz yasağının ve zekâtın hikmetini de gösterir.

Ya enflasyon caiz değil ki onun oranındaki caiz olsun.

Sonuç olarak mevcut düzende neyin helal olduğunu tartışmak kumarhanede helal aramaya benzer; asıl yapılması gereken yeni bir para sistemini konuşmaktır.