İçeriğe geç
55:50

Değer/Fiyat İslami Olarak Nasıl Belirlenir

55:50 YouTube'da aç

İktisadın en temel sorusu şudur: Değer ve fiyat neye göre belirlenir? Aristoteles ve Salamanka okulundan İbn Teymiyye'ye, Smith ve Marx'ın emek-değer teorisinden Menger, Mises ve Hayek'in öznel değer teorisine uzanan tartışma bizi açık bir sonuca götürür: İslam serbest piyasacıdır ve ticari kârı meşru sayar, ancak stokçuluk, neceş ve fiyat manipülasyonu gibi piyasayı bozan davranışları yasaklar.

Fiyat nereden gelir?

Markette, pazarda her ürünün üzerinde bir etiket gördüğümüz için fiyatın nasıl belirlendiği sorusu çoğu zaman aklımıza gelmez. Oysa Avusturya ekolünden Keynesçilere, Marx'tan Adam Smith'e kadar iktisat ekollerini doğuran temel soru budur: Bir şeyin değeri neye göre oluşur? Fiyatı merkezi bir otorite mi belirlemeli, yoksa arz ve talep mi? İnsan bir fiyatın adil olup olmadığına neye göre karar verir?

Tartışmanın klasik başlangıç noktası su-elmas paradoksudur. Su hayati olduğu halde "sudan ucuz"dur; yaşamsal bir işlevi olmayan elmas ise sudan on binlerce kat pahalıdır. Klasik açıklama azlık ve çokluktur; ancak bu bakış sonraki teorilerde, özellikle Avusturya ekolünde aşılmıştır.

Aristoteles'ten Salamanka'ya

Aristoteles kullanım değeri ile *mübadele değeri*ni ayırır. On yatağın bir eve neye göre eşit olduğunun ölçüsünü bulamasa da paranın iyi bir ölçü aracı olduğunu ve değerin nesnede değil, ona duyulan ihtiyaçta olduğunu fark eder. Orta Çağ skolastik düşüncesinde ise "malı değerinden fazlaya satmak günah mı?" sorusu etrafında adil fiyat tartışmaları yürür.

  1. yüzyıl İspanya'sında ortaya çıkan ve tarihteki ilk iktisat okulu sayabileceğimiz Salamanka okulu, adil fiyatın maliyet ya da emekle değil, piyasadaki insanların *ortak takdiri*yle belirlendiğini savunur; para arzı, satın alma gücü ve faiz ahlakı üzerine olgun analizler de yapar. Bu yüzden Rothbard gibi isimler Salamankalıları Avusturya ekolünün öncüsü sayar. Hayek'in öğrencisi Marjorie Grice-Hutchinson'ın çalışmaları, Endülüs'te Müslüman, Hristiyan ve Yahudilerin ribâ yasakları ve ticaret ahlakı konusunda birbirinden etkilendiğini, Antik Yunan düşüncesinin de İbn Rüşd, İbn Sînâ ve Gazâlî şerhleri üzerinden öğrenildiğini ortaya koyar.

İbn Teymiyye ve emsal fiyat

  1. yüzyılda yaşayan İbn Teymiyye, el-Hisbe fi'l-İslâm ve fetvalarında semenü'l-misl (emsal fiyat) ve ücretü'l-misl (emsal ücret) kavramlarını ortaya koyar. Fiyat dalgalanmalarının her zaman tüccarın zulmünden ya da hilesinden değil, çoğu zaman malın bolluğu veya kıtlığı ile insanların rağbetinden kaynaklandığını söyleyerek bir arz-talep mantığı kurar. Afet ya da kuraklık gibi doğal kıtlıkta narh koymayı zulüm sayar; stokçuluk, kartel ve benzeri yapay bozulmalarda ise meşru müdahaleye izin verir. Öğrencisi İbn Kayyim el-Cevziyye de bu çizgiyi sürdürür.

Somut bir kaynak olmasa da Salamanka okulunun İbn Teymiyye'den etkilenmiş olabileceğini düşünüyoruz. İmam Ebû Yûsuf'un Kitâbü'l-Harâc'ı ve İmam Muhammed eş-Şeybânî'nin Kitâbü'l-Kesb'i gibi eserler de dünyanın en erken ekonomi kitapları arasındadır.

Emek-değer çizgisi: Fizyokratlardan Marx'a

  1. yüzyıl Fransa'sındaki fizyokratlar artı ürünün yalnızca topraktan doğduğunu, zanaat ve ticaretin ise var olanın biçimini değiştiren "kısır sınıf" olduğunu savunur ve "hangi faaliyet gerçekten üretkendir?" sorusunu gündeme getirir. Adam Smith 1770'lerde değeri emeğe dayandırır ve harcanan emek ile *hükmedilen emek*i ayırır: Üç günde masa yapan marangozun masaya gömdüğü emek ile masanın satışından elde ettiği parayla satın alabileceği başkalarının emeği. Avcı-toplayıcı toplumlarda bu ikisi eşittir; bir geyik, avlanması o kadar emek isteyen iki kunduza takas edilir. Sermaye devreye girince fiyata kâr ve rant da eklenir. Ricardo (1817) ise kâr ve rantın değer yaratmadığını, yalnızca onu bölüştürdüğünü söyler.

Marx değeri toplumsal emek-zamana bağlar. Günde 1.000 liralık ayakkabı diken işçiye 300 lira yevmiye verilmesiyle oluşan 700 liralık *artı değer*i sömürü sayar. Marx'ın İslam'la çeliştiği nokta burasıdır: İslam, faiz ve haram mal içermediği sürece malı 10 liraya alıp 15 liraya satan tüccarın kârını meşru sayar; bu nedenle emek-değer teorisi İslam'la uyumlu değildir.

Marjinalist devrim ve Avusturya ekolü

Carl Menger değerin ne emekte ne de eşyanın kendisinde olduğunu, özne ile nesne arasındaki ihtiyaç ilişkisinden doğan marjinal faydada olduğunu savunur. Çölde susuz kalan biri cebindeki elmasları bir yudum suya verebilir. Bölge halkı Müslüman olup şarap talebi ortadan kalkarsa, işçi aynı emeği harcasa bile üzüm bağının değeri düşer. Menger böylece ana çizgiyi Salamanka ve İbn Teymiyye'nin tarafına kaydırmıştır.

Avusturya ekolünde kaynaklar kıt olduğu için insanlar ihtiyaçlarını öznel bir tercih sırasına koyar; zaman da fiyatı etkiler. İslam'daki selem akdi bunun bir örneğidir. Mises praksiyoloji ile her eylemi bir mübadele olarak görür ve eşitlik fikrini reddeder: 1 kilo pirince 100 lira veren kişi, ikisini eşit gördüğü için değil, pirinci daha değerli bulduğu için takas eder. Değer kardinal değil ordinaldir; ölçülmez, sıralanır ve eylemle açığa çıkar. Bu görüş haklıdır ve İslam düşüncesiyle daha uyumludur. Hayek ise fiyatı milyonlarca öznel tercihten oluşan, bilgi taşıyan bir sinyal olarak görür ve bunun ancak serbest piyasada sağlıklı oluşabileceğini savunur.

Alfred Marshall makasın iki ağzı benzetmesiyle iki yaklaşımı sentezler: Talep tarafı öznel fayda, arz tarafı üretim maliyeti üzerinden fiyat biçer; kısa vadede talep baskındır, uzun vadede fiyat maliyete doğru çekilir. Keynes ise sorunun yerini değiştirerek değer teorisinden çok efektif talep ve işsizlik gibi makroekonomik sorunlarla ilgilenir.

Çaba değer midir? Değer üretmek ve değere el koymak

Fizikteki iş tanımı burada yol gösterir: Duvarı saatlerce iten adam kan ter içinde kalır ama duvar yer değiştirmediği için iş yapmamıştır; çukur kazıp tekrar dolduran kişi de piyasada karşılığı olmayan bir emek harcamıştır. Yakılan kalori değerin garantisi değildir; değeri belirleyen, insanların ona atfettiği değer ve tercih sıralamasıdır.

Mariana Mazzucato'nun 2018 tarihli The Value of Everything kitabı değer üretenlerle değere el koyanları ayırır: Sanayi, Ar-Ge, altyapı, sağlık ve eğitim değer üretirken spekülasyon, komisyonculuk ve türev işlemlerle kazanan finans dünyası reel sektörün değerinden pay alır; 90'lardan itibaren finans kazançları da GSYH'ye eklenmiştir. Finans sektörünün reel sektörden kat kat büyüdüğü, hisse geri alımları ve manipülasyonla fiktif değer üretildiği yönündeki eleştiri haklıdır. Ancak kiraya vermek ve malı ihtiyaç olan yere taşıyan ticaret İslam'a göre de değer üretir.

İslam'ın serbest piyasası ve sınırları

Kur'an'da ticaret helal, faiz haramdır. Hz. Peygamber fiyatlar yükseldiğinde narh koymayı reddetmiştir; adil fiyat alıcı ve satıcılar arasında serbest piyasada belirlenir. Ancak piyasanın gerçekten serbest kalması için tekel, kartel, stokçuluk ve karaborsa yasaktır; köylü pazara gelmeden malını ucuza kapatmak da bu yüzden haram kılınmıştır. Herkes malını dilediği fiyata satabilir; fakat rakibi batırıp tekel olmak amacıyla zararına satış yapmak haramdır.

Neceş, yani alma niyeti olmadan fiyatı kızıştırmak, Hayek'in diliyle fiyat sinyalini bozduğu için yasaktır. Bunun bugünkü karşılığına dijital neceş diyebiliriz: 3 milyon TL eden evi satmak için çevreye 4 milyonluk sahte ilanlar girmek ya da e-ticarette sahte sayfalarla bir mikrofonu pahalı göstermek. Freud'un yeğeni Edward Bernays'in sigarayı kadınlara "özgürlük meşalesi" olarak pazarlaması gibi reklamcılık örnekleri de öznel tercihlerin nasıl manipüle edilebildiğini gösterir.

Son olarak Rothbard çizgisindeki anarko-kapitalizm İslam'la serbest piyasa, özel mülkiyet, ticaretin övülmesi ve sağlam para konularında kesişir; ayrıştığı noktalar ise şunlardır:

  • Karşılıklı rıza tek başına yeterli değildir; faiz ve haram mallar rızayla da helal olmaz.
  • Stokçuluk ve karaborsa İslam'da suçtur.
  • "İnsanlar su, mera ve ateşte ortaktır" hadisi, maden ve hazine arazisi gibi alanlarda mülkiyetin mutlak olmadığını gösterir.
  • İnsan kendisinin mutlak sahibi değildir; intihar haramdır.
  • Zararına satış (dumping) serbest değildir.
İslam tam bir serbest piyasacıdır ama stokçuluğu, kara borsacılığı, fiyat kızıştırmayı, sahte fiyat sinyali üretmeyi, manipülasyonu bunları da yasaklar.