İçeriğe geç
1:12:29

Faiz ve Riba Neden Aynıdır? Modern Bankacılık Nedir?

1:12:29 YouTube'da aç

Faiz ile ribâ aynı olgudur: ikisi de haksız ve risksiz bir fazlalığı ifade eder. Para, enflasyon, senyoraj, Cantillon etkisi ve kaydî para yaratan bankacılık tanımlarından hareketle, 100 liraya karşılık 101 lira almak bile ribâ sayılmalıdır; aksi halde piramidin tepesindeki bankaların baronlaşması meşrulaştırılmış olur.

Tez ve paranın tanımı

Faiz konusundaki kafa karışıklığı büyük ölçüde tanımlardan kaynaklanır. Burada dinî referansları az tutup meseleyi iktisadi açıdan ele alıyoruz. Tezimiz şu: faiz eşittir ribâ, ribâ da eşittir fazlalık. Buradan hareketle, enflasyon gerekçesiyle 100 liraya karşılık 101 lira almanın bile faizli, adaletsiz ve fakiri sömüren bir işlem olduğunu göstermeyi amaçlıyoruz.

Para, örfte kabul görmüş mübadele aracıdır. Gazâlî'nin İhyâ'daki ifadesine göre altın ve gümüş kendi başına amaçlanan şeyler değil, diğer malların değerini ölçen birer hakemdir. İbn Teymiyye de paranın maddesinden çok işlevinin önemli olduğunu, ancak altın ve gümüş gibi zor çoğaltılan bir varlığın daha uygun olduğunu, keyfî para basımının ise zulüm olduğunu söyler. Dört para türü vardır:

  1. Mal para: altın, gümüş gibi bizzat değerli kabul edilen emtia.
  2. Temsilî para: sarrafın depoda tuttuğu altını temsil eden banknot.
  3. İtibarî para: arkasında hiçbir varlık olmayan, değerini devletten alan TL, dolar, euro.
  4. Kaydî para: ticari bankaların kredi verirken o anda dijital olarak, havadan yarattığı para.

İtiraz ettiğimiz türler itibarî ve kaydî paradır. İbn Teymiyye'nin eleştirdiği tağşîş bile bunlardan daha masum kalır.

Ribâ ile faiz ayrımı ve enflasyonun tanımı

Ribâ kelimesi r-b-v kökünden gelir ve artma, çoğalma anlamı taşır; faiz de fazlalık demektir. İkisini ayırmaya çalışmak bir kelime oyunudur. Bu ayrımın kaynağı Hristiyanlıktadır: Yahudiler faiz yasağını yabancılara (goyim) karşı delmiş, Hristiyanlık ise usury ile interest arasında bir ayrım yaparak yasağı aşmıştır. Bu ayrım İslam'a ait değildir ve sorun tamamen iktisadidir: adaletsizliğe ve servetin bir yerde birikmesine yol açan bir fazlalık varsa, o ribâdır.

Enflasyonun asıl tanımı piyasadaki para miktarının artmasıdır. 100 kalem ve 100 para varken para 200'e çıkarsa kalemin fiyatı iki paraya yükselir. Fiyat artışı sonuçtur, sebep ise para basımıdır. 1860'lardaki ABD İç Savaşı döneminde ve 1907 ile 1934 Webster sözlüklerinde geçen bu tanım, 1970-80'lerden sonra "fiyatlardaki genel artış" olarak değiştirilmiştir. TÜFE ve CPI gibi endeksler sepet ağırlıkları, ikame etkisi, hedonik ayarlama, geometrik ortalama ve konut fiyatı yerine kira kullanımı gibi yöntemlerle manipüle edilebilir; dolayısıyla bilimsel değil öznel ölçümlerdir.

Senyoraj, tağşîş ve Cantillon etkisi

Senyoraj, parayı basanın elde ettiği alım gücü avantajıdır. Maliyeti 10 kuruş olan bir madenî para 1 liraya basılırsa basan kişi 90 kuruş kazanır. Tağşîş örneğinde ise bir kral 100 gram altından 5 gramlık 20 sikke yerine 4 gramlık 25 sikke basar. Halk henüz bunu bilmediği için fazladan 5 sikkenin alım gücünü kral kullanır. Bu işlem, birine bir saatliğine 20 altın verip 25 altın geri istemekle aynıdır. Dolayısıyla tağşîş ve ek para basımı da faiz ve ribâdır.

Richard Cantillon'un 1750'lerde tarif ettiği Cantillon etkisi, yeni paradan en çok ilk kullananın yararlandığını, avantajın piramidin tabanına doğru azaldığını anlatır. Bugün bu piramidin tepesinde bankalar bulunur. Banka, tasarrufları toplayıp kredi isteyenlere aktaran bir aracı kurum değil; kaydî parayı bizzat yaratan ve senyorajı elde eden kurumdur. Bank of England yayınları da bunu doğrular. Fıkıhtaki "kazanç ancak zarar ihtimali üstlenmekle helal olur" kaidesi ve servetin yalnızca zenginler arasında dolaşmaması ilkesi de aynı noktaya işaret eder; Mekke'de Ebû Cehil ve Ebû Leheb gibi Kureyş'in zenginleri de faizle insanları tahakküm altına almıştı.

Faiz teorileri ve para basımı itirazı

Avusturya iktisat okulu faizi bir zaman tercihi ve bilgi sinyali olarak görürken, Keynes faizi likiditeden vazgeçmenin ödülü olarak tanımlar. Doğal faizi parasız bir buğday köyü örneğiyle düşünelim: 100 çuval tasarruf, gelecek yıl 110 çuval olarak geri ödenirse doğal faiz %10 olur. Dışarıdan gelen bir bankacı havadan yarattığı kâğıtla %3 faiz dayatınca verimsiz yatırımlar yapılır ve piyasa bozulur. Bilgi eşit dağılmadığı için herkesin faizi ve enflasyonu farklıdır. Piyasadaki paranın %97'si bankaların ürettiği kaydî paradır; banka vatandaşa %3'ten verdiği krediyi teminatı güçlü bir holdinge %2,8'den verir.

"Para basmak her zaman enflasyon yaratmaz" itirazının da cevabı var. Fiyatlar artmasa bile teminatı olan zengin krediye daha kolay ve ucuz ulaşıp mülkünü risksiz biçimde büyütür, gelir adaletsizliği artar; üstelik paranın büyük kısmı reel ekonominin on katına ulaşan fiktif finans piyasalarına gider. Helikopter para gibi herkese eşit dağıtım adaletsizliği azaltsa da kimin, neye göre para basacağı sorusu çözülmediği için en iyisi, madencilik gibi maliyet ve emek gerektiren, basılamayan bir paradır.

Ribâ testleri ve tarihten örnekler

Bir işlemin ribâ olup olmadığını anlamak için üç test öneriyoruz:

  1. Tekrar testi: İşlem defalarca tekrarlandığında risksiz ve kayıpsız biçimde kişiyi para baronu yapıyor mu?
  2. Üretim testi: Kazanca karşılık bir mal veya hizmet üretildi mi?
  3. Senyoraj testi: İşlemde bir senyoraj kazancı elde ediliyor mu?

Tarihteki tağşîşler hep enflasyon ve ekonomik bozulmayla sonuçlanmıştır. Roma gümüş oranını düşürdükten sonra toparlanamamıştır. Memlükler bakır fülûs basmış; Makrîzî fiyat artışının sebebinin mal kıtlığı değil bakır para bolluğu olduğunu tespit edip altın ve gümüşe dönülmesini istemiştir. Şevket Pamuk'un anlattığı Osmanlı akçe tağşîşleri Celâlî isyanlarına uzanan dengesizliklere yol açmıştır; İbn Haldun da Mukaddime'de genişleyen devlet harcamalarının tağşîşe ve uzun vadede ticaretin ve devletin çöküşüne yol açtığını yazar.

Para piramidi ve Ahmet–Mehmet problemi

Türkiye için bir para piramidi çizebiliriz: en tepede özel bankalar, ardından tahvil yoluyla bankalardan borçlanan devlet, rezerv para nedeniyle ABD özel bankaları, holdingler, holding tedarikçileri, yüksek gelirli ve en altta düşük gelirli vatandaş. Faiz oranı, çekilebilen kredi miktarı, senyoraj ve yaşanan enflasyon her katmanda farklıdır. Ekmek, bankaya 10, holdinge 12, vatandaşa 20 lira olur.

Ahmet Mehmet'e 100 lira verip %20 enflasyon gerekçesiyle 120 lira alırsa, tekrar testine göre Ahmet baron olmaz. Ancak "paranın değer kaybını telafi eden artış faiz değildir" ilkesi kabul edildiğinde, aynı gerekçeyle bankanın kaydî parayla faizli borç vermesi de meşrulaşır. Banka senyoraj elde eder, baronlaşır ve enflasyonu besler. Bu ilişkide gizli bir ortak vardır:

Ahmet Mehmet'e borç verdiği an o borç ilişkisinde gizli bir banka var.

Her iki taraf da mağdurdur, kazanan bankadır. 50 yıl önce bir memur ev ve araba alabilirken bugün birikim yapamaması bu makasın kanıtıdır.

Çözüm: iki ayrı mesele

Altının spekülasyona açık olması ve karz-ı hasenin her ihtiyacı karşılamaması nedeniyle bankasız borç ilişkisi bugün neredeyse imkânsızdır. Bu yüzden iki meseleyi ayırıyoruz. Birincisi, rızamız dışında dayatılan düzende hayatın akması: burada katılım bankalarının araçları ehven-i şer olarak, haram olduğu bilinerek ve zaruretten kullanılabilir. İkincisi, ribâsız, senyorajsız, Cantillon etkisinin ve borç piramidinin olmadığı yatay bir para sisteminin tasarlanması. Zaruret gerekçesiyle mevcut sisteme helal denirse yeni bir sistem hiçbir zaman kurulamaz. Bu yüzden iktisatla ilgilenen Müslümanları bu alternatif üzerinde birlikte çalışmaya çağırıyoruz.