İçeriğe geç
35:30

Yahudi Ekonomik Gücünün Sırrı - Cemaat ve Matematik

35:30 YouTube'da aç

Yaklaşık 15 milyonluk Yahudi toplumunun ekonomik ve siyasi gücünün ardında gnostik ya da mistik bir sır yok; cemaat kültürü, içeride dönen döngüsel ekonomi, zorunlu bağış havuzu ve sistematik lobicilik var. Aynı ilkeler zaten İslam'ın cemaat anlayışında bulunuyor ve 2 milyarlık Müslüman dünyası bunları uygulayarak çok daha güçlü olabilir.

Genelleme uyarısı ve ezilmişlik psikolojisi

Yahudi toplumunun iç ekonomik düzenini ve dışarıdaki ekonomik etkisini, Müslümanların bundan hangi dersleri çıkarabileceği sorusuyla ele alıyoruz. Önce bir uyarı: İslam'da ırkçılık haramdır ve ulemanın hassasiyetle belirttiği gibi bir topluluk toptan bir yargıyla yargılanamaz. "Tüm Müslümanlar böyledir" denemeyeceği gibi Yahudiler, Hristiyanlar ya da başka bir millet için de toplu hüküm vermek doğru değildir. Erbakan'ın Siyonizm vurgusu ve "küfür tek millettir" anlayışı nedeniyle Yahudileri tek akıllı, yekpare bir vücut gibi düşünme eğilimi var; oysa içlerinde birbirine düşman fırkalar bulunuyor.

Bugün yekpare görünmelerinin arka planında tarih boyunca ezilmiş olmaları yatıyor:

  • Mısır sürgünü ve ardından Babil'de Nebukadnezar'ın onları sürmesi, Süleyman Mabedi'nin yıkılması
  • Roma'nın Kudüs'ü alıp tapınağı yeniden yıkması
  • 11-15. yüzyıllar arasında Avrupa'da sistematik dışlanma; Fransa, İngiltere ve İspanya'dan kovulmalar

Bu ezilmişlik psikolojisi, Theodor Herzl'le başlayan Siyonizmde "artık ezilmemeliyiz, güçlü olmalıyız" düşüncesine dönüşüyor ve sistematik bir dönüşüm başlıyor.

Sır değil, sistem

Bu gücün ardında derinlerden gelen bir büyü ya da gnostik bir sır yok. Güç; rasyonel, matematiksel ve sosyolojik olarak açıklanabilir unsurlardan oluşuyor: cemaat olmak, döngüsel bir ekonomi kurmak, komün halinde yaşamak ve lobicilik yapmak. Az nüfuslu ve sürekli ezilmiş bir topluluk olarak buna mecbur kalmışlar, bu mecburiyeti de sistemleştirmişler.

Bu yapı kopyalanamaz değil, çünkü İslam'da da cemaat kültürü var; ancak yeterince anlaşılmıyor. Cemaatle namaz yalnızca ibadetin topluca yapılması olarak görülüyor. Oysa cemaat, caminin cemaatinin birbirinden haberdar olması, aralarında ticari, sosyal ve akrabalık ilişkileri kurması demek. Bugün ise camiye gidip kimseyi tanımadan, kimseyle konuşmadan ve iş yapmadan dönülüyor: "Cemaat var ama yok." İslam'ın emrettiği cemaat kültürünü bugün Yahudiler yaşıyor.

BlackRock ve Vanguard gibi fonların arkasında Yahudi aileler olduğu iddiası ise bir komplo teorisidir. Bu fonlar milyonlarca insanın emeklilik birikimlerinden oluşuyor; Yahudi olmayan Norveç varlık fonu da 3 trilyon dolarlık büyüklüğe ulaşmış durumda. Kuralları uygulayan herkes aynı güce erişebilir.

Para, vakıflar ve lobicilik

Temel mekanizma şu: Para önce topluluğun içinde döndürülerek güç elde ediliyor, sonra bu güçle dışarıda lobicilik yapılıyor. Elinde para olan bilimi, sanatı ve siyaseti yönlendirebiliyor. Örneğin Rockefeller Vakfı, kendi bakışına uygun araştırmaları fonlayarak akademinin gündemini belirliyor. Sanatta da fonlanan alan öne çıkıyor. Minyatür sanatçısı geçimini sağlayamazken soykırım sergileri ya da sürgünü konu alan tablolar milyonlarca dolarla destekleniyor. Hollywood'un Yahudi etkisinde olması da fonlamayla açıklanabilir: 500 milyar doları olan Müslümanlar da kendi vizyonlarına uygun filmleri fonlayabilir.

Ekonomiyi doğru yönetirsen, parayı doğru yönetirsen ve doğru lobicilik yaparsan her alana sızabilirsin.

Somut örnek AIPAC. ABD'de lobicilik ve kampanya bağışları yasal. AIPAC, hem Demokrat hem Cumhuriyetçi senatörlerin kampanyalarına milyonlarca dolar bağışlıyor, oylamalarda da İsrail lehine oy bekliyor. Bunda gizli bir taraf yok, bağışlar şeffaf. Harvard'daki Filistin protestolarının ardından rektörün görevden alınması da akademik fonları kesme tehdidiyle açıklanabilir. 15 milyonluk bir toplum bunu yapabiliyorken 2 milyar Müslüman benzer bir lobi kuruluşu kuramamış. Zekât ve bağışların bir kısmının bu tür lobi faaliyetlerine yönlendirilmesi Filistin için daha etkili olur. Bunun için de zihniyetin değişmesi gerekiyor.

Herzl, Basel ve Rothschild

Siyonizmin kurucusu sayılan Theodor Herzl, 1897 Basel Kongresi'nde ve kitaplarında yalnızca coğrafi bir yurt değil, küresel bir finansal ağ hedefliyordu. Herzl bir tür "Jewish Corporation" düşünüyor. Herkesin gücü yettiğince ortak bir havuza bağış yapması ve bu havuzun lobicilikte ve Filistin'de arazi satın almada kullanılması planlanıyor. Fakir olanlar dahil Yahudiler büyük bağışlar yapıyor. Buradan çıkan çağrı açık: Bir "Müslim Corporation" kurulmalı.

Rothschild ailesi ise bilgi asimetrisinden faydalanmanın örneği. Fransa'dan İngiltere'ye 6 saatte ulaşan haberi kurdukları iletişim ağıyla 1,5 saatte alıyor, Waterloo Savaşı'nın sonucunu önceden öğrenip borsada pozisyon alıyorlar. Bu da mistik bir güç değil, yenilikçi ve akıllıca bir hamle.

Döngüsel ekonomi ve cemaat baskısı

Bu yapının merkezindeki kavram döngüsel ekonomi. Bir Yahudi, mümkün olduğunca ihtiyacını başka bir Yahudiden karşılıyor. Fırıncı, öğretmen, okul, şoför, tamirci, hekim, terzi ve güvenlik görevlisi topluluğun içinden seçiliyor. Böylece para dışarı çıkmıyor, tıpkı dış ticaret açığı vermeyen bir ülke gibi. Sistem şu unsurlara dayanıyor:

  1. Güven: Herkes birbirini cemaatte düzenli olarak görüyor. Hile yapan dışlanma ve aforoz edilme korkusuyla yüz yüze geliyor.
  2. Ortak düşünce: Aynı kültür ve bakış açısı ticareti ve sözleşmeleri kolaylaştırıyor.
  3. Aile: Çocuk Yahudi okuluna, bakıcı topluluğun içinden; hem para içeride dönüyor hem güven sağlanıyor.

Ayrıca gelirin yaklaşık %10'unun bağış (charity) fonuna verilmesi zorunlu. Bu fon lobicilikte, medyada, akademide ve sanatta kullanılıyor. Çarpan etkisini daha önce ele aldığımız otel örneği gösteriyor: Turistin getirdiği 100 lira içeride dönünce 400 liralık ekonomi oluşuyor. "Dışarıya sat, içeriden al" ilkesiyle topluluk sürekli fazla veriyor ve refah toptan yayılıyor. Yahudi olmayan bir malı 150 liraya, Yahudi olan 200 liraya satsa bile içeriden alınıyor, çünkü aradaki fark okul, bakıcı ya da bağış olarak yine topluluğa dönüyor. Bu ahlaki üstünlükten değil, sistemin hileye izin vermemesinden kaynaklanıyor.

Yahudi toplumunun iç çeşitliliği

Bu topluluk yekpare değil; rakamlar bunu açıkça gösteriyor. Etnik olarak:

  • Aşkenazlar yaklaşık %80, daha eğitimli, seküler ve elit
  • Sefaradlar %10-15 civarında, İspanya ve Portekiz'den Osmanlı'ya sığınanlar, daha ılımlı
  • Mizrahiler %5-10 civarında, Irak, Yemen ve Tunus gibi ülkelerden gelen Arap Yahudileri

Dini yaşayış bakımından ise ultra-Ortodoks Harediler (%12-13), Ortodokslar (%10), Konservatifler (%18), Reformistler (%35) ve Sekülerler (%25) var. Aşkenazlarla daha alt işlerde çalışan Mizrahiler arasında çatışmalar yaşanıyor, İsrail iç siyasetinde ciddi ayrışmalar bulunuyor ve ABD'deki bazı seküler Yahudiler Siyonist politikaları protesto ediyor. Dışarıya tek bir blok gibi görünmelerinin sebebi medya üzerindeki lobi gücü.

Müslümanlar için dersler

Müslüman "emin olan, emniyet veren" demek; buna rağmen Müslümanlar birbirine güvenemiyor, sanayide ustanın kazıklayıp kazıklamayacağını düşünüyor. Erbakan ekolünden bir hocaya atfedilen gözleme göre Yahudiler ortaklığa başlamadan önce, iş bozulunca tasfiyenin nasıl olacağını sözleşmeye yazıyor; Türkler ise yazmadan ortak olup iş bozulunca kavgaya düşüyor. Caminin işlevi yalnızca namaz değildir; camide iş, ticaret ve lobicilik konuşulmalıdır. Bu sistemler aslında İslam'ın sistemleridir; 15 milyona karşı 2 milyarlık nüfus ve üretim gücüyle mesele yalnızca zihniyetin değişmesi ve bu ilkelerin uygulanmasıdır.