İçeriğe geç
45:21
Hukuk

Ahlak Vaazları Neden Evlilik Krizini Çözmüyor?

45:21 YouTube'da aç

Evlilik ve doğurganlıktaki düşüşü ekonomik sıkıntı ya da ahlaki yozlaşmayla açıklamak yanlış bir teşhis. Asıl sorun, köydeki cemaat ve mahalle kültüründen şehirdeki yalnızlığa geçişle ortaya çıkan bir altyapı ve güven krizi. Çözüm vaaz ve yasak değil; aktif cemaatleşme, üniversitede sade nikâh ve STK gönüllülüğü.

Teşhis: Ahlak ya da irade krizi değil, altyapı krizi

Sosyal medyada ve gençler arasında sıkça tartışılan evlilik meselesine bir finans, hukuk ve tarih kanalı olarak girmemizin nedeni şu: Hocaların, düşünürlerin ve entelektüellerin bu konudaki değerlendirmelerinde teşhis yarım konuyor, çözüm ise neredeyse hiç sunulamıyor. Ayrıca mesele çoğunlukla ekonomik bağlamda tartışılıyor; oysa konunun ekonomiyle ilgisi yok denecek kadar az.

Gençler eskisi gibi evlenemiyor, birbirlerini bulamıyor, evlilik yaşı yükseliyor ve doğurganlık hızla düşüyor. Bu krizi muhafazakâr, İslam'ı yaşamaya çalışan kesim üzerinden okuyor ve nasihat yerine sistematik bir çözüm önermeyi amaçlıyoruz.

Bence bu bir altyapı krizi, bir cemaat krizi, bir topluluk, komünite olamamanın getirdiği bir kriz.

Bu yüzden çözüm ahlak dersi vermek ya da yeni yasaklar koymak değil, altyapı inşa etmektir.

Rakamlar ve yanlış teşhisler

Veriler şöyle:

  • 2024'te kaba evlenme hızı binde 6,6'ya geriledi; 2000'lerde bu oran binde 9'un üzerindeydi.
  • İlk evlenme yaşı 2024'te erkeklerde 28'e, kadınlarda 26'ya çıktı; eskiden bu yaşlar kadınlarda 20, erkeklerde 24 civarındaydı.
  • Toplam doğurganlık hızı 2001'deki 2,4'ten 2024'te 1,4'e düştü; bu, Cumhuriyet tarihinin en düşük seviyesi.

Yani hem az hem de geç evleniyoruz. Bunu "ekonomi kötü" diye açıklamak yanlış. Avrupa'da, Güney Kore'de ve Japonya'da, yani refah düzeyi yüksek ve doğuma bol teşvik verilen ülkelerde de doğum oranları düşüyor. Eğitim ve gelir seviyesi yükseldikçe, örneğin yükseköğretim mezunu annelerde, doğurganlık daha da azalıyor. Fakir Müslüman ülkelerde ise evlilik oranları yüksek kalabiliyor. Nakdî yardım, vergi indirimi, ÖTV muafiyeti gibi maddi teşvikler dünyada defalarca denendi ve çok sınırlı etki yaptı.

Ahlakçı açıklamalar da eksik. "2.000 liraya zina varken kimse 1 milyon liraya helal yoldan evlenmez" türünden yorumlar hedef kitleyi ıskalıyor: Helale haramına dikkat eden Müslüman gençler zaten zina yapmıyor ama yine de evlenemiyor. Görücü usulündeki aracı kurumun çökmesi ya da beklentilerin artması gibi faktörlerin etkisi olabilir ama asıl sorun bunlar değil.

Asıl sorun: Cemaatin çözülmesi

Kriz, köydeki komün, cemaat ve imece kültüründen şehirdeki yalnızlığa geçişten kaynaklanıyor. 2000'lere kadar nüfusun büyük kısmı köylerde, akrabalar ve bir topluluk içinde yaşıyordu. Bu yapı hem evlenmeyi hem çocuk bakmayı kolaylaştırıyordu. Köyden kente göçün ilk yıllarında aynı köyden gelenler aynı mahalleye yerleşip küçük bir komün kültürünü sürdürdü. Son 10-15 yılda ise tamamen bireysel bir şehir hayatı oluştu: İnsanlar ailesinden uzak illerde, hiçbir cemaate bağlı olmadan yaşıyor.

Bu çözülmenin evliliğe etkileri şunlar:

  1. Eşleşme aracı kayboldu. Cemaat bir tür "Tinder algoritması" gibi çalışıyordu. Gençlerin ahlakı, güvenilirliği ve hayata bakışı gündelik hayatta gözlemleniyor, aracılık yapan teyzeler aynı kültürden doğru eşleşmeler kurabiliyordu. Milyonluk bir şehirde ise kimin neye göre önerildiği belli değil.
  2. Mahalle baskısı iffeti koruyordu. Mahalle baskısının olumlu bir yanı vardı: Sürekli gözlem altında olan gençler kötü alışkanlıklardan uzak durur, iffetini korur, evlenecek kişinin geçmişi hakkında da soru işareti kalmazdı.
  3. Olgunlaşmayı hızlandırıyordu. Cemaat içinde küçük yaştan görev alan genç sorumluluk ve iş bitiricilik kazanırdı. Bugün 20 yaşındaki şehirli bir genç hiçbir sorumluluk almamış oluyor, olgunlaşma geciktikçe evlilik de gecikiyor.

Kastettiğimiz cemaat haftada bir yapılan sohbetler değil, ticaretten sosyal ve kültürel etkinliklere kadar hayatın her alanını kapsayan aktif bir topluluk. Yahudilerin cemaat kültürü buna bir örnek.

Instagram, öteleme imkânları ve hukuk

En önemli faktörlerden biri sosyal medya, özellikle Instagram. Instagram'ın yaygınlaşmasıyla evlilik yaşının yükselmesi ve doğurganlığın düşmesi arasında güçlü bir korelasyon var. Türkiye'de yaklaşık 40 milyon kullanıcı arasında lüks düğün ve evlilik teklifi paylaşan belki 500-1000 kişi var, ama bunlar sürekli görünür oldukları için herkes böyle yapıyormuş algısı oluşuyor. Influencer'ların "evlilik özgürlük kaybıdır, çocuk ayak bağıdır" söylemi de buna ekleniyor. Böylece beklentiler ve tatminsizlik gerçek dışı biçimde yükseliyor.

Bir diğer etken, iki cinsin evlilikten beklediklerini evlilik dışında karşılayıp evliliği öteleyebilmesi. Erkek tarafında, zina etmeyen dindar bir genç bile sosyal medyada ve sokakta açık görüntülere maruz kalıyor, dijital yetişkin içerikle dürtülerini 28-30 yaşına kadar erteleyebiliyor. Kadın tarafında ise evlilikten beklenen güç, güvenlik, statü ve ekonomik özgürlük artık büyük ölçüde diploma ve maaşla karşılanıyor; bu da evliliği ertelemeyi mümkün kılıyor.

Hukuki boyut da genelde atlanıyor. İslam aile hukuku ile medeni hukuk karşılaştırıldığında fark açık: İslam'da herkesin malı kendisine aitken medeni hukukta edinilmiş mallar yarı yarıya paylaşılıyor. Süresiz nafaka endişesi de var. Velayette İslam, bakımı 7-9 yaşa kadar anneye, sonra babaya veriyor; medeni hukukta ise istatistiklere göre velayet yüzde 75-80 oranında anneye veriliyor. Bu tablo erkeklerin bilinçaltında evliliği dezavantajlı bir anlaşma gibi gösteriyor.

Çocuk krizi: Yalnız büyütülen çocuk

Ailelerin genelde tek çocukta kalmasının nedeni de mama ya da bez fiyatları değil, yalnızlık. Ailesinden uzak bir şehirde, komşusu olmayan bir anne bütün yükü tek başına taşıyor ve tükeniyor. Eskiden konu komşunun çocukları bir arada büyür, mahallede birlikte oynardı. Bugün güven kalmadığı için çocuk sokağa da salınamıyor. İsrail bunun iyi bir örneği: Gelişmiş ülkeler arasında doğum oranı yüksek kalan İsrail'de hayat çocuğa göre tasarlanmış ve Yahudiler cemaat hâlinde yaşıyor. Bu sorun çözülürse ekonomi ne olursa olsun doğurganlık artacaktır.

Yasak değil, alternatif kurum

Zina ve fuhşun devletçe yasaklanmasıyla evliliğin artacağı fikri yanlış. II. Abdülhamid döneminde fuhşun önü alınamayınca, lonca nizamnameleri gibi resmî fuhuş nizamnameleri çıkarılmıştı. Yasakla bir şey çözülmez; düzenleyerek ve alternatif üreterek mücadele edilir.

Bu alternatif, üniversitedeki kız-erkek arkadaşlığına karşı bir kurum olabilir. Ailesinden uzakta, kimseye hesap vermeyen bir genç için arkadaşlık ucuz ve sorumsuz, evlilik ise pahalı. Bu yüzden üniversitede sade bir dinî nikâhla "arkadaşlık gibi" evlenmeyi öneriyoruz. Çiftler ister ayrı yurtlarda kalır, ister öğrenci evine çıkar. Mezun olup iş sahibi olunca da örf ve âdete uygun düğün yapılır. Bunun için anne babaların ve toplumun evliliği bu kadar "kasmaktan" vazgeçmesi gerekiyor. Böylece eş adayının geçmişine dair güven sorunu da baştan çözülmüş olur.

Bugün ne yapılabilir?

Cemaati olmayanlar için önerimiz, evde oturmak yerine Kızılay gibi bir STK'da ya da derneğe gönüllü olmak. Böylece cemaat benzeri etkinlikler içinde insanları aylarca gözlemleme ve doğal yoldan bir tür görücülük yapma imkânı doğuyor. Müslümanlar da camiyi yalnızca namaz kılınan bir yer olmaktan çıkarıp ticaret, iftar, sosyal etkinlikler ve çocukları bir araya getiren faaliyetlerle Almanya'daki camiler gibi aktif cemaatler kurmalı.

Temel mesele güven. Mehrin düşürülmesi de evliliği artırmaz: 500 gram altın istendiğinde vazgeçen kişi, karşı tarafa o kadar güvenmediği için vazgeçiyor. Cemaat hem bu güveni hem de Instagram'ın yarattığı gerçek dışı beklentilere karşı bir denge sağlıyor, evliliği ve çocuk sahibi olmayı yeniden mümkün kılıyor.