İçeriğe geç
1:44:40

Kölelik ve Cariyeliğe Hukuki bir Bakış: Bölüm 1

1:44:40 YouTube'da aç

İslam'da kölelik ve cariyelik keyfî bir uygulama değil, sınırları çizilmiş hukuki bir kurumdur. Kur'an ve sünnet köleliği yavaş yavaş tasfiye edilecek bir gerçeklik olarak düzenler; fıkıh ise cariyelik akdini nesep, iddet, rıza ve nafaka gibi kurallarla evlilikle aynı sınırlara bağlar. Avret yeri, köle pazarı, şahitlik ve müşterek kölelik gibi tartışmalı iddiaları da fıkıh kaynakları üzerinden değerlendiriyoruz.

Üç görüş ve önerilen yaklaşım

Kölelik konusunda tatmin edici cevaplar bulunsa da cariyelik konusunda, özellikle gençlerin zihninde soru işaretleri kalmaya devam ediyor. Meseleye dair üç ana görüş var:

  1. Hadis ve fıkıh külliyatını reddeden modernist görüş: Kölelik ve cariyeliğin Kur'an'da yer almadığını, İslam'la asla bağdaşmayacağını savunur.
  2. Ehl-i sünnet ana akımı: Kölelik ve cariyeliğin belli şartlara bağlı hukuki bir statü olarak var olduğunu, Kur'an'ın azat etmeyi övüp yavaş bir kaldırma mekanizması kurduğunu kabul eder.
  3. Heterodoks ehl-i sünnet: Geleneği seçici bir filtreyle okur; mâ meleket eymânüküm ifadesinin yalnızca nikâhlı eşleri kapsadığını ve Muhammed suresi 4. ayete göre esirlerin salıverilmesi gerektiğini söyler.

Biz bunlara karşı daha dengeli bir "dördüncü görüş" inşa etmeyi amaçlıyoruz. Kur'an'ın ve Peygamber'in ideal hayatında bugün anladığımız türden bir kölelik yoktur; ancak kölelik tarihin her anında ortaya çıkabilecek beşeri bir gerçekliktir. Kur'an evrensel olduğu için, nasıl adam öldürme, hırsızlık ve zinayı düzenliyorsa köleliği de keyfîliğe yer bırakmayacak şekilde hukuken sınırlandırır.

Batı tipi kölelik ve İslam'daki örnekler

Zihnimizdeki kölelik imajı Batı'dan gelir: Britannica'nın "slave" maddesinde anlatılan, gemilere balık istifi gibi dizilip 45 gün süren yolculuklarda yarısı ölen insanlar. Aristoteles'in, dokuma tezgâhı kendi kendine çalışmadıkça köleliğin süreceği yönündeki sözü de köleliğin o dönemde ekonominin bel kemiği olduğunu gösterir.

İslam'da ise yeni köle yalnızca savaş esiri yoluyla oluşabilir; borç veya zorbalıkla köle edinmek hukuken mümkün değildir. Bu farkı sahabe örnekleri somutlaştırır:

  • Hem siyahi hem köle olan Bilal-i Habeşî'nin ilk ezanı okuması ve Abdurrahman b. Avf'ın kız kardeşiyle evlenmesi
  • Azatlı Zeyd'in oğlu Üsâme b. Zeyd'e Hz. Ömer'in "komutanım" diye seslenmesi
  • Ebû Zer'in kölesiyle aynı kıyafeti giymesi ve "yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin" hadisi
  • Hz. Ömer'in Kudüs'e, devenin üstünde kölesi varken yularını kendisi çekerek girmesi

Mekkeli elitlerin İslam'a itirazı da köle ile hürü eşit tutmasına yönelikti; En'âm 52. ayet ayrı meclis taleplerini reddeder. Ahmet Cevdet Paşa'nın sözüyle:

İslam'da köle almak köle olmaktır.

Kölelik neden bir anda kaldırılmadı?

Sanayi devrimi öncesinde tarım, nakliye ve ticaret tamamen insan emeğine dayandığı için köleliğin bir anda kaldırılması hayatı durma noktasına getirirdi; bu, bugün bankaların birden yasaklanmasına benzer. Ayrıca bir anda özgür bırakılan kişinin ne yapacağını bilemeyeceği bir güvenlik sorunu da vardır. Müslümanların asıl görevi köleliği gereksiz kılacak alternatif bir ekonomik sistem üretmekti; ancak hukuk kurumu çok iyi düzenlendiği için bu motivasyon oluşmadı.

Batı'nın köleliği insani kaygılarla kaldırdığı fikri de doğru değildir: Sanayi devriminden sonra hamile kadınların ve çocukların 12-18 saat çalıştırılması, Karl Marx'ın eleştirileri, Oscar Wilde'ın The Soul of Man Under Socialism yazısı, Amerikan İç Savaşı'nın ardındaki işçi ve pazar ihtiyacı, Çin'deki ağır çalışma düzeni ve Afrika'nın sömürülmesi bu bağlamda akla gelir. Körfez ülkelerindeki villaların bodrum katlarında yaşayan Asyalı hizmetliler ile Filipinli ve Moldovalı bakıcılar da fiilen o dönemin hizmetlilerine benzer.

Kur'an'daki tasfiye araçları şunlardır: kefaret olarak köle azadı, zekâtın köle özgürleştirme payı, Nur 33'teki mükâtebe (kölenin taksitle hürriyetini satın alma hakkı), köle azadını "sarp yokuş" olarak niteleyen Beled suresi ve esirlerin salıverilmesini düzenleyen Muhammed 4. Osmanlı kadı sicillerinde de 7-8 yıl hizmetten sonra azat teamül hâline gelmişti; azat belgesi verilmeyen bir kölenin kadıya başvurduğu davalar bulunur.

Cariyeliğin hukuki çerçevesi

Cariyelik iki türe ayrılır: çoğunluğu oluşturan, yemek, temizlik ve çocuk bakımı yapan hizmetli cariye ve tartışmaların kaynağı olan, cinsel birliktelik kurulabilen cariye. İkincisi için temel argüman şudur: Aynı iki kişi arasındaki ilişkiyi zinadan meşru evliliğe çeviren şey, fiziksel bir değişiklik değil, sorumluluk yükleyen soyut bir hukuki akittir. Fıkıh, cariyelik akdini evlilik akdini de kapsayan daha geniş bir sözleşme saydığı için ayrıca nikâh gerekmez ve dört eş sınırı cariyede uygulanmaz.

Bu akit evlilikle aynı kurallara bağlıdır:

  • Nesebin korunması zorunludur; çocuk hür doğar ve babası ona bakmakla yükümlüdür.
  • Çocuk doğuran cariye ümmü'l-veled statüsü kazanır ve özgürlüğe kavuşur.
  • Baba ile oğulun aynı kadınla birlikte olması ve iki kız kardeşin birlikte alınması yasaktır.
  • El değiştiren cariye için istibrâ (bekleme) süresi vardır; cinsel amaçlı kiralama Nevevî'de açıkça reddedilir.
  • Rıza şarttır; Şâfiî fakih Halîmî'ye göre dokunulmaktan hoşlanmayan cariyeye izni olmadan dokunulamaz.
  • Barınma ve nafaka sahibin görevidir.

Ayrıca cezalar köleye yarı oranda uygulanır ve köleye zekât düşmez. Kölelerin mülk edinebildiğini Gabriel Baer'in çalışması da kanıtlar: 16. yüzyıl İstanbul'unda kadınların kurduğu vakıfların yüzde 30-40 kadarı azatlı kadınlara aittir.

Avret yeri ve köle pazarı tartışmaları

Zekeriya Beyaz ve Mustafa Öztürk, fıkıh kitaplarındaki cariye avreti hükümlerini çarpıtmaktadır. Bu hükümler namaz bahsinde, tarlada ve mutfakta çalışan kadına kolaylık sağlamak için verilmiş bir ruhsattır; Ahmed b. Hanbel'den gelen güçlü bir rivayete göre cariyenin avreti hür kadınınkiyle aynıdır ve Merğînânî ile Serahsî gibi kaynaklarda "fitne durumu hariç" kaydı bulunur.

Köle pazarı da zincirli insanların teşhir edildiği bir yer değil, çayın içildiği, birlikte namaz kılınan, eski amele pazarlarına benzeyen bir iş bulma ortamıydı. Cariyelere bakma ve dokunma izni alışverişteki garar (belirsizlik) yasağından kaynaklanır; yalnızca gerçek alıcıya, şehvet olmamak ve cariyenin rızası şartıyla tanınır ve bu konuda icmâ yoktur. Cinsel birliktelik kurulan cariyenin pazara düşmesi toplumca hoş karşılanmazdı; bunun yerine azat tercih edilirdi.

Şahitlik, müşterek kölelik ve sonuç

Kölenin mahkemede şahitliğinin kabul edilmemesi, efendinin baskısı altında kalmaması için alınmış bir tedbirdir; nitekim köleler hadis rivayet edebiliyordu. Hz. Ali'nin zırh davasında Kadı Şureyh'in Hz. Hasan'ın şahitliğini reddedip Kanber'inkini kabul etmesi, şeriatın içtihada dayalı esnek yapısının örneğidir; Hz. Ömer'in kıtlık yılında hırsızlık cezası uygulamaması ve Osmanlı'daki dönemsel peçe yasakları da bu çerçevededir.

Müşterek kölelik, kiralama ve miras bırakma iddialarının cevabı gündelik örneklerde yatar: birden fazla işverene çalışan temizlikçi, kiralanan futbolcu ve patronun ölümüyle işin mirasçılara geçmesi. Cinsel cariyelik ise hiçbir zaman müşterek olamaz. Efendi köleye haram iş yaptıramaz, dinini değiştirmeye zorlayamaz ve ona ibadet için zaman vermek zorundadır; kimliği belirsiz kişi de asıl olarak hür kabul edilir. Sonuç olarak fıkıh, vahşi köleliği hukuki ve insani bir kuruma dönüştürmüştür.