İçeriğe geç
1:30:09

Laiklik Nedir, Müslümanlıkla Çelişir mi?

1:30:09 YouTube'da aç

Laiklik nedir, Müslümanlıkla çelişir mi? Kelimenin kökeninden Avrupa'daki kilise-burjuvazi mücadelesine, Fransız ve Anglosakson modellerinden Tanzimat'tan bugüne Türkiye'ye uzanarak laikliğin özünde yasanın referansının akıldan alınması olduğunu görüyoruz. Nomokrasi olan şeriatla laiklik arasında bu noktada uzlaşmaz bir gerilim vardır.

Kelimenin kökeni: "İslam laiktir" mi?

Laiklik kelimesi Yunanca laikos, Latince laicus kökünden gelir ve "halka ait", yani ruhban olmayan anlamı taşır. Hristiyanlıkta kuralları koyan, Papa'nın sözünün dinin kendisi sayıldığı bir ruhban sınıfı vardır; "laik" başlangıçta bu sınıfın avamı küçümseyerek kullandığı bir sözcüktür. İslam'da ise böyle bir sınıf yoktur: alimler içtihat eder, birbirini eleştirir ve hukuk bu şekilde ilerler. Bu yüzden laiklik aslında Hristiyan dünyanın kendi iç meselesidir.

Merhum Teoman Duralı'nın "İslam laiktir" tespiti, kelimenin klasik "ruhban olmayan" anlamıyla doğrudur. Ancak Amerikan ve Fransız devrimleri ve modern ulus devletle birlikte kelimenin anlamı değişmiştir; bugünkü anlamıyla bu cümle hatalıdır.

Laikliğin modern anlamı: yasa kimin aklıyla yapılır?

Fransız Devrimi sonrasındaki teknik anlamıyla laiklik, egemenliğin ilahi bir kaynaktan değil halkın kendisinden gelmesi; yasanın, hukukun ve iyi-kötü ayrımının dinî bir nassa dayanmadan insan aklıyla üretilmesidir. "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" cümlesi bu yüzden tam anlamıyla laik bir cümledir. Şeriatta ise kaynak Kur'an ve sünnettir; seçilmemiş, bağımsız sivil alimlerin içtihatları zamana, topluma ve coğrafyaya göre değişerek bir külliyat oluşturur.

İki yaygın tanım eksiktir:

  • "Devletin bütün dinlere eşit mesafede olması" tanımı bir manipülasyondur; şeriatta da hukuk önünde eşitlik esastır, hırsızlık ya da cinayet eden Müslüman ve gayrimüslim aynı cezayı alır.
  • "Din ve devlet işlerinin ayrılması" ya da memurun molada namazını kılabilmesi gibi tasvirler de toz pembedir. Laiklik özünde yasamayla, yani hukukun referansının nereden alınacağıyla ilgili bir kavramdır.

Sekülerizm bireyle, laiklik devletle ilgilidir; seküler birey hayatında aklı ve pozitif bilimi dinî ilkelerin üstünde tutar. Modernist ilahiyatçıların seküler tavrı Mutezile'ye benzetilse de Mutezile Kur'an'ın hükümlerini reddetmediği için seküler sayılamaz. İslam ibadetten ibaret değildir; evliliği, boşanmayı, cezayı ve ticareti düzenler. Faiz örneğinde olduğu gibi, birey kendisi faize bulaşmasa bile maaş, vergi ve ticaret yoluyla devletin sistemine dolaylı olarak dahil olur.

Avrupa'nın hikâyesi: kilise, burjuvazi ve felsefe

Laiklik, kilise ve aristokrasi ile coğrafi keşifler ve bankacılıkla zenginleşen burjuvazi arasındaki iktidar mücadelesinin ürünüdür. Orta Çağ'da toprakların büyük kısmı kiliseye aitti; öşür, endüljans, aforoz, yargı, eğitim, evlilik, miras ve faiz yasağı ruhbanın elindeydi. Faizli işlem yapmak ve sözleşmelerini serbestçe kurmak isteyen burjuvazi, dini hukuktan ve yönetimden ayırmak için mücadele etti; bunun nihai noktası Fransız Devrimi oldu.

Felsefi zemini Aydınlanma hazırladı. Hobbes, Locke ve Rousseau meşruiyetin Tanrı'dan değil toplum sözleşmesinden geldiğini savundu. Sokrates'in Tanrı'yı dışlamayan tavrından farklı olarak modern filozoflar onu tamamen oyunun dışına itti. Kant, iyi ve kötünün vahiy olmaksızın saf akılla belirlenebileceğini, ahlaklılığın ön şartının özgürlük, yani kuralı kişinin kendisinin koyması olduğunu öne sürdü. Hegel'in tez, antitez ve sentez diyalektiği ise farklı akılları kolektif bir norma bağladı. Modern meclislerin yasa yapma süreci tam olarak bu diyalektikle işler.

Laikliği savunanlar akılla yapılan yasaların eleştiriye açık ve dinamik, dinî yasaların ise sabit olduğunu söyler. Oysa şeriat dinamiktir, fetva kişiye ve zamana göre verilir. Buna karşılık 1920'lerde konan medeni kanun yüz yıl sonra hâlâ büyük ölçüde aynı kaldı; kanunları da birkaç teknokrat yazıyor, milletvekilleri yalnızca oyluyor.

Laiklik modelleri, ulus devlet ve demokrasi

  • Fransız tipi laiklik katıdır; kamusal alanda hiçbir dinî sembol görmek istemez ve eşitlik gerekçesiyle başörtüsünü yasaklar. Burada devlet dinden korunur.
  • Anglosakson tipi laiklikte din devletten korunur. İngiltere'de hükümdar Anglikan Kilisesi'nin başıdır, Amerikan dolarında "In God We Trust" yazar, kipa ya da başörtüsüyle memur olunabilir; yine de hukuk dine dayanmaz.

Fransızca Tanzimat'tan beri yabancı dilimiz olduğu için Türkiye Fransız modelini benimsedi. Yunanistan, Norveç ya da İsrail anayasalarında din geçerken Türkiye laikliği 1937'de anayasaya yazan ilk ülkelerdendir.

Eskiden devlet yalnızca vergi toplar ve güvenliği sağlardı. Modern ulus devlet ise eğitimden mirasa her alana girer, eşit vatandaşlardan oluşan standart bir millet ve resmî tarih anlatısı üretir. Bunun için laik olmak zorundadır; demokrasi de laikliğin tamamlayıcısıdır. Ulus devlet, demokrasi ve laiklik bir paket programdır. Demokrasi çoğunlukçudur; şeriat ise çoğulcudur, her topluluğa kendi özel hukukunu tanır ve bu yüzden daha özgürlükçüdür. Laik hukuk da kamu yararı gerekçesiyle mülke el koyma ve şapka kanunu gibi kısıtlarla doludur.

Türkiye: Tanzimat'tan Diyanet'e

Türkiye'de laikliğin başlangıcı 1937 ya da Cumhuriyet değil, 1839 Tanzimat Fermanıdır. Fermanın getirdiği hukuk önünde eşitlik zaten şeriatta vardı; bir Osmanlı paşası da zaten verdikleri hakları yeni veriyormuş gibi yaptıklarını söylemiştir. Ahmet Cevdet Paşa, Sadrazam Ali Paşa'nın Code Napoléon'u doğrudan getirme isteğine karşı padişahı ikna ederek 1868-1876 arasında Mecelle'yi hazırladı. Mecelle referansını şeriattan alsa da kodifiye bir metindir ve içtihada dayalı sistemden yazılı hukuka geçişin ilk adımıdır. Bunu 1924'te hilafetin kaldırılması ve 1926'da İsviçre'den medeni kanunun, İtalya'dan ceza kanununun alınması izledi.

Mecliste okunan dualar ya da Diyanet'in varlığı Türkiye'yi laiklikten çıkarmaz; Türkiye "buz gibi" laiktir. Diyanet ise laikliğin koruyucusudur: cebir gücü olmayan fetvalarıyla nüfusun %94'ünün Müslüman olduğunu söylediği bir ülkede devletin İslami olduğu algısını besler ve hukukun İslami olması talebinin "gazını alır". Seküler vatandaşların vergileriyle tek bir dine bütçe ayrılmasına itirazı ise laiklik açısından haklıdır.

AK Parti, Ömer Çelik ve Ahmet Davutoğlu'nun açıklamalarında görüldüğü gibi, hukuk yapma biçimini değiştirmeden ülkeyi Fransız modelinden Anglosakson modeline taşıdı. Bir ankette %94'ün kendini Müslüman, %84'ün ise "laik bir ülkede din rahatlıkla yaşanır" diye tanımlaması, ya dinin ya da laikliğin doğru bilinmediğini gösteriyor. Zorunlu din dersine gelince, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karşılaştırmalı ya da seçmeli dersi laikliğe aykırı bulmamıştır; şeriatta ise devlet din eğitimi vermez.

İslam teokrasi değil, nomokrasi

İslam teokrasi değil nomokrasi, yani yasanın üstünlüğüdür. Papa yargılanamazken halifeler yargılanmıştır; Hz. Ali, Hz. Ömer ve Fatih Sultan Mehmet'in davaları ile mehir konusunda Hz. Ömer'e itiraz eden kadın bunun örnekleridir.

Avrupa için evet ileriye gidiş ama İslam için laiklik geriye düşüştür.

Laik bir sistemde ibadet yapılabilir. Ancak âkıle, kurumsal zekât, cemaat ve evlilik, boşanma, miras, faiz gibi muamelat hükümleri laik hukukla çatışır; bu yüzden Müslümanlık ancak "yarım" yaşanabilir. Alev Alatlı'nın hukuki olanla ahlaki olanın ayrışabileceği tespiti de bu çatışmanın sonucudur. Kelamdaki hüsün-kubuh tartışmasında Eş'ariler, Mâtürîdîler ve Mutezile farklı yerlerde dursa da hiçbiri ahlakı devlet yasasına indirgemez.

Tarihselciler Kur'an'da evrensel yasa görmedikleri için tutarlı biçimde laiktir. Laik olunabileceğini söyleyen Kur'ancı modernistler ise Kur'an'ı referans aldıkları için tutarsızdır. Cizye ise ayrımcılık değil, kendi hukukunu yaşama hakkının bedelidir. Modern devletin İslam'la uyumsuzluğu Wael Hallaq'ın The Impossible State kitabında ayrıntılı biçimde tartışılır. Buradaki amaç yalnızca teorik bir bilgi zemini oluşturmaktır.