İçeriğe geç

Kök Finans'ı ana ekrana ekleyin

  1. Tarayıcının Paylaş düğmesine dokunun.
  2. Listeden Ana Ekrana Ekle'yi seçin.
  3. Ekle'ye dokunun. Kök Finans ana ekranınızdan uygulama olarak açılır.
1:17:56
Bölümler
13
Hukuk

Zaruret Halinde Faiz Caiz Olur Mu?

1:17:56 YouTube'da aç

Zaruret, faizin haramlığını kaldırmaz; en iyi ihtimalle o kişiye, o vakaya ve zaruret miktarınca bir ruhsat doğurur. Bugünkü para kredi yoluyla faizle yaratıldığı için her faizli işlem enflasyon üzerinden üçüncü kişilerin hakkına girer; bu yüzden faiz, meyte modeline değil ikrah modeline benzer ve ruhsatla birlikte tazmin yükümlülüğü de doğar. Genele "zaruret var, caizdir" fetvası vermek yerine sorumlulukları hatırlatmak, sadakayla arınmak ve faizsiz düzen için çözüm üretenleri desteklemek gerekir.

Zaruret faizi caiz kılar mı?

Faiz tartışmasında iki kesim var. Modernistler faizle ribânın farklı olduğunu, banka faizinin tefecilik olmadığını söylüyor; onlara önceki videolarda cevap verdik. Burada muhatabımız ehl-i sünnete, hadislere ve klasik ulemaya sahip çıkan, faizin ribâ ve haram olduğunu kabul eden ama "küresel faizli sistem içindeyiz, zaruret var" diyen kesimdir. Bu görüşe göre POS cihazı, kredi kartı, hatta Maslow piramidinin en altındaki barınma ihtiyacı gerekçesiyle ilk ev için faizli kredi ya da katılım bankası finansmanı kullanılabilir.

Biz de ehl-i sünnete, ulemaya ve geleneğe sahip çıkıyoruz; ayrıldığımız nokta şu: zaruret faizi caiz kılmaz. "Kimse POS kullanmasın" gibi keskin bir cümle kurmuyoruz; ama "faiz zarurettir, o yüzden mubahtır" da demiyoruz. Bugünkü durum eski âlimlerin tarif ettiği zarurete benzemiyor, değişim mümkün ve verilecek fetva insanın vicdanını rahatsız etmeli, ona sorumluluklarını hatırlatmalıdır.

Hüküm başka, ruhsat başka

Fıkıhta hüküm ile ruhsat ayrı şeylerdir. Hüküm bir fiilin derecesidir ve fıkhımız siyah-beyaz değildir: farz, vacip, sünnet, mubah, mekruh ve haram olmak üzere altı derece ve bunlara karşılık gelen zan dereceleri vardır. "Zarurette faiz caizdir" diyen kişi bunun hangi derece olduğunu açıklamak zorundadır; çünkü halk ara dereceleri bilmez, "caiz" kelimesini doğrudan helal diye anlar.

Ruhsatta ise hüküm değişmez; yalnızca o vakıa ve o kişi için bir istisna tanınır. Hüküm geçerliliğini korur.

Modern para faizle doğar

Paranın ne olduğunu bilmeden faizin ne olduğu anlaşılamaz. Bugün para itibari paradır ve Merkez Bankası yalnızca parasal tabanı (M0) yaratır. Piyasada dolaşan paranın %95'ten fazlası özel bankaların faizli kredi vermesiyle havadan, kaydi olarak yaratılır; katılım bankası da aynı mekanizmaya tabidir. Kredi kartı da, murabaha ile ev finansmanı da sıfırdan yeni para yaratır. Yani para daha doğuşunda faize bulaşır.

Cantillon etkisi de bu noktada devreye girer: Parasal genişleme topluma adil dağılmaz; krediye ilk ulaşan, yani teminat gösterebilen zengin, kaymağı yer. "%0,99 ile kredi çektim, %30 enflasyonda borcumu enflasyona yedirdim" diyen kişi bankayı kazıkladığını sanır; oysa banka zaten olmayan parayı yarattığı için zarar etmez. Bedeli çiftçi Hasan amca ve sütçü Ayşe teyze öder. Kısacası kredi ile para yaratma sistemi, fakirin cebinden alıp krediye erişen zenginin cebine koyan bir servet transferi sistemidir.

"Bu sistem değişemez" ön kabulü de doğru değil. Hayek'in sabit para önerisi, tam rezerv sistemi, Chicago Planı ve IMF'nin 2012'de yayımladığı The Chicago Plan Revisited çalışması bu düzenin alternatifleridir.

Klasik âlimlerde para: harf, ayna ve ölçü

  • Gazzâlî İhyâ'da parayı bir mübadele aracı olarak tanımlar: Para kelam içindeki harf ve renkler karşısındaki ayna gibidir; dirhem ve dinar üzerinde faizli muamele yapan nimete nankörlük etmiş ve zulmetmiştir. Harf bozulursa kelam kurulamaz; parasal genişleme parayı tam da böyle bozar.
  • İbn Kayyim'e göre dirhem ve dinar malların bedelidir, malların değeri onunla bilinir; bu yüzden belirli ve sabit olmalı, yükselip alçalmamalıdır. Bir gün 100, ertesi gün 90 santim olan metreyle terzilik yapılamaz. Bakır paranın (fülûs) kâr için alınıp satılan bir mala dönüştüğünü, zararın herkese yayılıp zulmün doğduğunu da kendi gözleriyle gördüğünü anlatır.
  • İbn Teymiyye'ye göre sultan adil değerde para basmalı, para üzerinden ticaret yapmamalı ve tağşiş yoluna gitmemelidir; darphane işçilerinin ücreti bile basım kârından değil beytülmalden ödenmeli, halkın elindeki para iptal edilip değeri düşürülmemelidir. Buhûtî bunun kendi zamanında defalarca yaşandığını söyler.
  • İmam Ahmed'e göre dirhem ancak darphanede ve sultanın izniyle basılır. Bugün ise devlet bu yetkiyi kredi yoluyla özel bankalara vermiştir.
  • Makrîzî, Sultan Zâhir Berkuk döneminde fels basımı çoğaltılınca dirhemin piyasadan çekildiğini, bir dinarın 25 dirhemden 250 fels dirhemine çıktığını ve Mısır halkının refahının yok olduğunu anlatır.

Ruhsat ve azimet

Ruhsat haramı kaldırmaz, yalnızca istisna tanır. Gazzâlî'ye göre ruhsat, haram kılan sebep yerinde dururken bir özür sebebiyle mükellefe tanınan genişliktir. Örnekleri ikrah altında küfür kelimesini söylemek (Ammâr b. Yâsir), ikrah ya da şiddetli açlık sebebiyle şarap içmek ve başkasının malını telef etmektir. Ancak açlıktan ölmek üzereyken başkasının ekmeğini yiyen kişi için, yemesi vacip olduğu halde tazmin gerekir.

Serahsî'ye göre azimet arızi bir duruma bağlı olmadan baştan meşru kılınan hükümdür; ruhsat ise kulun özrüne bina edilir ve haram kılan delil bakidir. Şâtıbî de ruhsatın aslî değil izafî olduğunu, herkesin kendi nefsinin fakihi olduğunu söyler. Dolayısıyla ruhsat genele verilmez; aynı fiil birine farz, diğerine mubah çıkabilir.

Meyte modeli ve ikrah modeli

Hanefî usulünde zarurette iki farklı ruhsat vardır. Debûsî'nin İmam Muhammed'in Kitâbü'l-İkrâh'ından naklettiğine göre meyte yemeye zorlanıp yemeyen ve öldürülen günahkâr olur; başkasının yiyeceğini yemeye zorlanıp sabreden ve öldürülen ise günahkâr olmaz. Aradaki farkı yaratan, başkasının hakkıdır.

  1. Meyte modeli (ruhsat-ı iskât): Haramlık düşer, yemek vacip olur; kaçınıp ölen günahkârdır. Başkasının hakkı yoktur, süre anlıktır.
  2. İkrah modeli (ruhsat-ı terfîh): Hüküm yerinde durur, fiil mubah olur; azimeti seçip ölen ecir alır. Başkasının malı söz konusuysa tazmin vacip olur.

Faiz ikrah modeline benzer, hatta ondan daha ağırdır: Hüküm kalkmaz; süre anlık değil, on yıllık bir konut kredisi kadar uzundur; etkilenen tek bir kişi değil, belki yüz binlerce insandır. O halde faize vacip denemez, en iyi ihtimalle özel durum için mubah denebilir.

Faizde kul hakkı ve tazmin

Eski altın para düzeninde faizli işlem yalnızca borç alanla vereni ilgilendirirdi. Bugün para faizli krediyle yaratıldığından faiz, işlemle hiç ilgisi olmayan Hasan amcanın ve Ayşe teyzenin servetini enflasyon yoluyla eritir. Mecelle'nin 33. maddesi açıktır: Iztırar hakk-ı gayrıyı ibtal etmez. Md. 92 (mübaşir zâmindir; bakkalda kayıp bal tulumunu patlatan öder) ve Md. 916-917 (çocuk, mecnun ve bunak bile verdiği zararı kendi malından öder) aynı yöndedir. İbn Nüceym de mubah olan şeyden sarhoş olmanın baygınlık gibi olduğunu, kişinin günahkâr olmayacağını ama verdiği zararı tazmin edeceğini söyler. "Şer'î cevaz tazmini düşürür" diyen Md. 91'e gelince, Ali Haydar Efendi şerhinde Md. 33'ün bunun istisnası olduğunu belirtir. Mal sahibinin de zarurette olduğu gerekçesiyle tazmin gerekmediğini söyleyen Mâlikî görüş ise bugüne uymaz; çünkü Hasan amcanın bir zarureti yoktur, parası rızası dışında erir.

Allah'ın verdiği ruhsat seni günahtan kurtarır. Ama Hasan amcanın hakkını ancak Hasan amca helal edebilir.

Hak sahiplerini bulmak mümkün olmadığından yapılabilecek olan, malı sadakayla arındırmaktır.

Mecelle'nin sınırları ve pratik tavır

  • Md. 21: Zaruretler memnû olan şeyleri mubah kılar; ama haramlık bakidir.
  • Md. 22: Zaruretler kendi miktarlarınca takdir olunur; aç kalan ancak açlığını giderecek kadar alabilir. Hacet zaruretten aşağıdadır; İmam Şâfiî'nin el-Ümm'deki ifadesiyle hacet sebebiyle hiçbir haram helal olmaz.
  • Md. 23: Bir özür için caiz olan şey, o özrün zevaliyle bâtıl olur. Faizsiz alternatifi doğurmak ise ümmet üzerine farz-ı kifâyedir.
  • Md. 30: Def-i mefâsid celb-i menâfiden evlâdır; zarardan kaçmak başka, kâr peşinde koşmak başkadır. Enflasyondan korunmak için %3 yeterken borsada ve fiktif piyasalarda daha fazlasını kovalamak, tazmin yükünü artırır.

Esnafın POS kullanması ya da maaşın bankaya yatması mubah olabilirken aynı kişinin ilk ev kredisi çekmesi mekruh olabilir; hepsini aynı torbaya atamazsın. İbn Nüceym'in "muhtaç olanın faizle borç alması caizdir" görüşü zayıftır ve iki kişilik eski faize dairdir. İbn Teymiyye de mefsedeti faizden az olduğu için hacet sebebiyle garara ruhsat verir, faize vermez. Biz de POS kullanıyor, enflasyondan korunmak için katılım kâr payı fonuna başvuruyoruz; ama bunu gönül rahatlığıyla değil, tazmin sorumluluğunu bilerek, sadaka vererek ve sabit para, tam rezerv ve azalan müşareke gibi çözümleri savunarak yapıyoruz. Kays b. Ebî Garaze hadisindeki "Ey tüccarlar topluluğu, bu alışverişe boş söz ve yemin karışır; siz de onu sadakayla karıştırın" tavsiyesi ve faizle sadakayı zıt kavramlar olarak anan Bakara 276 da bu yolu gösteriyor.

Ayarlar

Yazı boyutu Özet ve transkript metinleri.

Hakkında

Bildirimler açılsın mı?

Yeni bir video yayımlandığında size haber verelim. Bunu istediğiniz zaman sağ üstteki Ayarlar'dan değiştirebilirsiniz.