İçeriğe geç
1:39:09
İktisat

İslam İktisadında Sınırlı Para ve Deflasyon

1:39:09 YouTube'da aç

Arzı sınırlı parada (altın, gümüş, Bitcoin) üretim arttıkça yaşanacak deflasyonun ekonomiyi krize sokacağı iddiası yanlıştır. Krize yol açan sınırlı para değil, faizli borç ve kısmi rezerv sistemidir; verimlilik kaynaklı deflasyon refahı adil dağıtır, para basmak ise her biçimiyle servet transferi doğurur. Çözüm tam rezerv, kâr-zarar ortaklığı ve zekâttır.

Karşı tarafın iddiaları

Sınırlı parayı savunanlara yöneltilen itiraz şudur: Para arzı genişlemezse ekonomiler büyüyemez, üretim artarken para sabit kalırsa para değerlenir, deflasyon olur ve kriz çıkar. Oysa bu itiraz aslında faizi gizlice meşrulaştırmanın bir aracıdır ve hem iktisadi hem İslami açıdan batıldır.

Karşı görüş Fisher denklemi (MV = PT) üzerine kurulur: Para miktarı (M) sabitken üretim (T) artarsa fiyatların (P) düşmesi gerekir. Bu deflasyondan çıkarılan sonuçlar şunlardır:

  • Para değerlendikçe borçlunun yükü artar, borç krizi, iflaslar ve tasfiyeler başlar.
  • İşçi ücretleri nominal olarak düşürülemez; maliyet artar, işçi çıkarılır, işsizlik yükselir.
  • Nominal faiz sıfırın altına inemez, merkez bankasının para politikası felç olur.
  • İnsanlar yarın daha ucuz olacağı için harcamayı erteler, talep çöker.

Bu görüş üç tarihî olayı delil gösterir: 1873-1896 Büyük Depresyonu, 1929-1933 Büyük Buhranı ve 1990 sonrası Japonya'nın kayıp on yılları. İddia somut bir örnekle şöyle kurulur: Fırıncı Hasan bankadan 100.000 lira kredi çekip yılda 10.000 lira taksit ödüyor; ekmeği 10 liradan satıp yılda 50.000 lira ciro yapıyor. Ekmek fiyatı deflasyonla 7 liraya inince ciro düşüyor ama taksit sabit kaldığından taksitin ciroya oranı %20'den yaklaşık %28'e çıkıyor; Hasan çırağını çıkarıyor ve kriz yayılıyor. Keynes'in, enflasyon ortamında işçiye enflasyonun altında zam vererek reel ücreti fark ettirmeden düşürmenin mümkün olduğu yönündeki görüşü de aynı çerçevede yer alır.

Kısmi rezerv ve tam rezerv tartışması

Friedman ve Schwartz'ın çalışmasına göre Büyük Buhran'da ABD para stoku üçte bir oranında daralmış, Fed bunu engellememişti. Oysa bu paranın bir kısmı zaten hiç yoktu: Kısmi rezerv sistemi bankada 100 dolar varken 300 dolar varmış gibi davranmayı mümkün kılıyor, bank run yaşandığında bu sanal hacim buharlaşıyor. Ayrıca altını erken terk eden ülkelerin daha hızlı toparlandığını savunan makaleler de karşı tarafın delilleri arasındadır.

Öte yandan Batı'da da tam rezervi savunan ekoller bulunur: Irving Fisher'ın %100 para önerisi, The Chicago Plan Revisited, Huber ve Robertson'ın Creating New Money çalışması ve Positive Money hareketi. Nobel ödüllü Maurice Allais de bankaların krediyle para yarattığını, bunun finansal istikrarsızlık ve borç krizlerinin yapısal kaynağı olduğunu söyleyip %100 rezervi savunmuştur. Friedman'ın helikopter parası düşünce deneyi ve Bernanke'nin buna atfı da bu tartışmanın parçasıdır; helikopter parası, para yaratan sistemler içinde ehven-i şerdir, ama doğrusu hiç para yaratılmamasıdır.

Sabit parada üretim artışı ve iyi deflasyon

Cevapların ilki şu: Para bir mübadele aracıdır; mal artarsa sabit para değerlenir, mübadele sürer. Mises'in de işaret ettiği gibi para miktarının toplam etkisi sıfırdır; belirleyici olan yeni paranın kime dağıtıldığıdır. Kasabada 100 birim para ve 100 somun ekmek varken üretim 200 somuna çıkarsa, sabit parada ekmek 50 kuruşa iner ve 1 lirası olan herkes iki ekmek alır; refah artışı herkese parası oranında yayılır. Para basılan sistemde ise fiyat 1 lirada kalır, artışın kaymağını krediyi alan yer. Fiyat istikrarı hedefi para basmayı meşrulaştıran bir bahanedir; George Selgin'in Less Than Zero çalışması da verimlilik kadar fiyat düşüşüne izin verilmesini savunur.

Kötü deflasyonu (talep çöküşü, kredi daralması, banka iflasları, borç yükünün artışı) iyi deflasyondan (verimlilik, teknoloji ve arz genişlemesi) ayırmak gerekir. 17 ülkenin 100 yıllık verisini inceleyen bir çalışmaya göre 65 deflasyon döneminin yalnızca 21'inde kriz çıkmış, 29 krizin sadece 8'inde deflasyon görülmüş. BIS'in tarihsel çalışması da mal ve hizmet deflasyonunun büyümeyle bağının zayıf olduğunu, zararın varlık fiyatı ve borç deflasyonundan geldiğini gösteriyor. Good versus Bad Deflation: Lessons from the Gold Standard Era makalesi de altın standardı dönemindeki deflasyonun büyük ölçüde arz kaynaklı ve büyümeyle uyumlu olduğunu ortaya koyar.

Müşareke ile Fırıncı Hasan

Hasan bu kez faizli kredi yerine bir yatırımcıyla müşareke, yani kâr-zarar ortaklığı kuruyor; başlangıç koşulları bankayla aynı. Deflasyonda yalnızca ekmek değil un, odun ve kira da ucuzladığı için kâr marjı korunuyor; yatırımcının payı nominal olarak azalıyor ama ciroya oranı sabit kalıyor. Faizli düzende yaklaşık %43'lük borç yükü artışı yaşanırken burada yük artmıyor, çırak çıkarılmıyor, talep daralmıyor. Demek ki sorun deflasyon değil, sistemin faizli borç üzerine kurulmasıdır. Keynes'in enflasyonla ücret yönetimi önerisi ise bilgi asimetrisine dayalı bir aldatmadır.

"Fiyat düşerse kimse almaz" itirazının cevabı elektronik sektöründe görülür: Fiyatlar sürekli düşmesine rağmen en hızlı büyüyen sektörlerden biri oldu. Temel ihtiyaçlar ertelenmez; ertelenen şeyler reklamla üretilmiş yapay taleptir. Bu noktada A'râf 31, İsrâ 26-27 ve Furkân 67'deki israf yasağına dair ayetleri hatırlamak gerekir.

Borcumu enflasyona yediriyorum cümlesi ben birini sömürüyorum demek aslında.

Gini simülasyonu ve zekât

Toplumu on dilime ayırarak bir simülasyon yapalım: Alt %50'nin servet payı %4,6, en üst dilimin payı %60; yoksulların serveti büyük ölçüde nakitte, zenginlerinki varlıklarda. %20'lik para basımında kredi kanalı Gini endeksini artırıyor, varlık enflasyonu eklenince eşitsizlik daha da büyüyor. Helikopter parası ilk turda Gini'yi düşürse de mülkiyet eşitsiz dağıldığı için yoksulun harcadığı para tekrar sermayedara dönüyor ve etkisi turlar geçtikçe zayıflıyor; buna Cantillon etkisi de ekleniyor. Sabit parada %20 verimlilik artışında ise hiçbir dilim kaybetmiyor, alt %50'nin payı %4,6'dan %5'e çıkıyor; zekât eklendiğinde servet yukarıdan aşağıya akıyor.

%10 enflasyon en alt dilimin servetinin yaklaşık %9,5'ini, en üst dilimin ise %1,2'sini eritir; %2,5'lik zekât ise doğrudan zenginin servetinden alınıp aşağı aktarılır. %5 enflasyon ve %2,5 büyümenin sürdüğü bir düzende 100 yıl sonunda faizli borçlar reel üretimin 11 katına çıkar. Zekât, deflasyonda parayı kasada tutmayı da cazip olmaktan çıkarıyor: %3 deflasyonda bile %2,5 zekât ödemek zorunda olan Osman, %2 kâr beklentili bir ortaklığa girmeyi kârlı buluyor.

Tarihten deliller ve sonuç

1873-1896 büyük deflasyonunda ABD ve İngiltere'de fiyatlar yılda ortalama %1-2 düşerken ABD'nin reel milli hasılası en hızlı büyüme dönemlerinden birini yaşadı; demiryolu, çelik, elektrik, telefon ve içten yanmalı motor bu dönemde gelişti, reel ücretler arttı. Friedman ve Schwartz da bu deflasyonun büyümeye zarar vermediğini kabul eder. Para basmanın kötü örnekleri ise Makrîzî'nin İğâsetü'l-ümme eserinde anlattığı Mısır'daki bakır fels kaynaklı pahalılık, Osmanlı'daki akçe tağşişleri ve isyanlar, 1840'lardaki kaime ve ardından gelen Düyûn-ı Umûmiye'dir.

Altını erken terk edenlerin kazandığı iddiasının cevabı şudur: 1920'lerin altın kambiyo standardı kaldıraçlı ve kısmi rezervliydi; çöküşün sebebi sabit para değil kısmi rezervdir. Japonya örneği de itibari para ve kredi kaynaklı gayrimenkul balonuyla açıklanır. Sonuçta merkez bankasının varlık sebebi faiz, kısmi rezerv ve parasal genişlemedir; tam rezerv ve sabit parada buna gerek kalmaz. Parasal genişleme, enflasyon ve para basma kavramlarının kökünde ribâ yatar; önerdiğimiz düzen kâr-zarar ortaklığı, zekât, ihtikâr yasağı ve tam rezervli sabit paradır.