İçeriğe geç
1:20:06

Modern Bankacılığın Karanlık Sırrı

1:20:06 YouTube'da aç

Modern bankacılıkta para nasıl yaratılır? Merkez bankası parayı yalnızca faizle bankalara verir; bankalar kısmi rezerv ve dijital para yaratımıyla piyasadaki paranın %95'ten fazlasını üretir, senyoraj ve faiz geliri de özel bankalara akar. Katılım bankaları da bu altyapıya tabidir; bu yüzden adil, faizsiz bir para sistemine ihtiyacımız var.

Paranın tarihinden modern bankacılığa

"İslam Medeniyeti 2.0" serisinde paranın tarihini incelerken şunları görmüştük: Para kendinden bir değeri olmayan bir mübadele aracıdır, David Graeber'in ifadesiyle aslında bir borç anlamına gelir; Nixon Şoku ile 1971'de doların altınla bağı koptu ve 1973'te Suudi Arabistan'la yapılan anlaşmayla petrodolar sistemine geçildi. Şimdi bugünkü bankacılık sisteminde paranın nasıl yaratıldığına bakıyoruz.

Bugünkü kağıt paralar, yani itibari paralar (fiat money), herhangi bir altına ya da mal ve hizmete dayanmaz; değerlerini arkalarındaki devletin gücünden alır. Doların değerli, Zimbabve dolarının değersiz olması bu yüzdendir. Ülkelerin istedikleri kadar para basabilmesi ise enflasyonun, gelir adaletsizliğinin ve "fakirin daha fakir, zenginin daha zengin olmasının" kaynağıdır.

Yaygın teoriler ve kısmi rezerv bankacılığı

Para üretimine dair üç yaygın kanaat var:

  1. Paranın merkez bankalarınca altın karşılığı basıldığı düşüncesi yanlış; bugünkü paralar tamamen para arzı politikasına göre "havadan" üretiliyor.
  2. Paranın devlete ait olduğu düşüncesi kısmen doğru; kağıt paralarda "Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası" yazıyor ve merkez bankası, en büyük hissedarı devlet olsa da devletten bağımsız konumlandırılmış bir anonim şirket. Bu düzen yalnızca yaklaşık 100 yıllıktır, dolayısıyla değişmez değildir.
  3. Kısmi rezerv bankacılığında merkez bankası bir zorunlu karşılık oranı belirliyor; oran %10 ise 100 liranın 10 lirasını tutan banka 90 lirayı kredi olarak verebiliyor. Bu uygulamanın kökeni, Orta Çağ'da sarrafların teslim aldıkları altından fazla banknot çıkarmasına dayanır. Herkes aynı anda parasını istemediği sürece sistem işler; ama bu, adil ve İslami bir sistem değildir.

Para nasıl yaratılıyor?

İsviçre'deki BIS (Uluslararası Ödemeler Bankası), "merkez bankalarının merkez bankası" olarak ülke merkez bankalarının uyacağı kuralları belirliyor. Bu kurallardan biri, merkez bankasının parayı basıp doğrudan hazineye verememesi. Merkez bankası parayı yalnızca bankalara, gösterge faiz üzerinden verebiliyor; merkez bankasında da yalnızca bankalar hesap açabiliyor. Devlet ise ihtiyaç duyduğu parayı tahvil yoluyla bankalardan, daha yüksek faizle borçlanarak bulmak zorunda. İşin saçmalığı da tam olarak burada.

Buradan katılım bankalarına dair önemli bir tespit çıkar: İslami bankalar da aynı merkez bankası, BDDK ve bankacılık kanunlarına tabi. Bu düzende para ancak faizli kredi yoluyla piyasaya sürülebildiği için, murabaha gibi işlemler "birinci adımdan sonra" başlıyor; "sıfır ile bir arasındaki" adımda, yani paranın üretiminde faiz zaten mevcut.

İki tür para ve senyoraj geliri

Aslında iki çeşit para var: yalnızca bankalar, devlet ve merkez bankası arasında dolaşan gerçek Merkez Bankası lirası ve bankaların dijital ortamda kendi yarattığı banka lirası. Piyasada dönen paranın %95 ve üzeri banka lirasıdır ve bu, dijitalleşme sayesinde mümkündür. Bankalar birbirlerinden yalnızca gerçek para kabul eder. Alman Merkez Bankası da ticari bankaların dijital olarak yarattığı paranın yasal ödeme aracı olmadığını kabul etmiştir.

Senyoraj, basılan paranın değeri ile basım maliyeti arasındaki farktır (200 liralık banknotun 10 liralık maliyetinden doğan 190 lira gibi). Para devlet ya da halk yerine bankalar üzerinden kredi olarak dağıtıldığı için bu gelirin büyük kısmı özel bankalara ve hissedarlarına gider.

Bir bilanço örneğiyle süreci adım adım görelim: Merkez bankası 1.000 lirayı %15 faizle bankaya veriyor; %10 zorunlu karşılıkla banka önce 10.000 lira, dijital para yaratımıyla birlikte de 100.000 banka lirası kredi verebiliyor. Vatandaş bu krediyi %20 faizle aldığında anapara geri ödendikçe "yakılıyor", ama faiz gerçek para olarak tahsil ediliyor. Sonuçta merkez bankası 150 lira kazanırken özel banka 19.850 lira gerçek para kazanıyor; bir sonraki turda bu tutarla 1.985.000 liralık kredi yaratabiliyor.

Katılım bankaları ve sistemi sınırlayan etkenler

SETAM'dan bir hocanın benzetmesi durumu iyi özetler: Besmeleyle, helal kesimle hazırlanmış bir yemeğin kendisi domuz etiyse sorun oradadır. Paranın kaynağı ve üretim biçimi helal değil; ancak vatandaş zorunluluk içinde olduğu için bu parayı kullanmakla günah işlemiş olmaz. Yapılması gereken sistemden çıkmak değil, onu düzeltmektir.

Bankaların teorik olarak sınırsız para yaratmasını pratikte sınırlayan etkenler şunlardır:

  • Vatandaşın parasını nakit çekme ve başka bankaya aktarma hakkı, bankayı gerçek para bulmaya zorluyor.
  • Kredinin geri ödenmeme riski nedeniyle teminat isteniyor.
  • Günlük EFT ve para çekme limitleri, bankanın elinde fazla gerçek para tutmak istememesinden kaynaklanıyor.

Bankaların müşteri sayısını artırmaya çalışması ve erken kapatılan kredilerden hoşlanmaması da bu sistemle açıklanır. İş Bankası'na ait Pazarama'nın vade farksız 9-12 taksit verebilmesi ve Koç (Yapı Kredi) ile Sabancı (Akbank) gibi holdinglerin banka sahibi olması da aynı mantığa dayanır.

Gizli vergi: enflasyon ve adadaki beş adam

İtibari para sürekli basıldığı için cebimizdeki paradan her gün değer "çalınıyor"; para, değer saklama işlevini yitiriyor. Dolar 1950'lerden bu yana değerinin %90'ını kaybetti; rezerv para olduğu için Türk lirası kadar hızlı düşmedi. Dolar basıldıkça dünyadaki herkes bir anlamda Amerikan ordusunu fonluyor:

Her gün cebimizden bir lira Amerikan ordusuna bağış bulunuyoruz.

Bir düşünce deneyi yapalım: Bir adaya düşen beş kişinin takas ve borçla işleyen ekonomisine, 1.000 altını %5 faizle dağıtan bir bankacı gelir. Geri istenen 1.050 altının 50'si hiç var olmadığından borçlar hiçbir zaman ödenemez. Bugünkü sistem de sürekli büyüyen faizli borca dayanır ve 2008'deki gibi krizlerle çökmeye yatkındır.

Alternatifler, City of London ve plasman

Paranın kredisiz üretilmesi için doğrudan kamu harcaması ve herkese eşit dağıtılan "helikopter para" gibi yöntemler mevcut. Harris Irfan gibi İslami finans isimleri ise paranın üretim aşamasını atlıyor; oysa Norveç Merkez Bankası'ndan Jon Nicolaisen 2017'de paranın kredi verildiği anda yaratıldığını açıkça söylemişti. Islamic Finance Guru'nun kazino benzetmesine göre İslami finans, kumarhanenin içinde kurulmuş helal bir makinedir; bir ilerleme olsa da asıl hedef kazinodan çıkmaktır.

City of London'ın özel statüsü, İslami finans fetvalarının buradaki konvansiyonel bankaların birimlerinden çıkması, eurodolar sistemi, Lloyd's of London ve reasürans şirketleri de bu tablonun parçasıdır. Fed'den büyük bankalara, IMF ve Dünya Bankası'na, derecelendirme kuruluşlarına ve Visa, Mastercard, SWIFT gibi ödeme sistemlerine uzanan yapı, ülkeler üzerinde siyasi güç sağlar.

Son olarak "plasman" meselesi: Siyasilerin "yatırımcı bulduk" diye sunduğu faizli kredi ve finansal piyasa girişleri gerçek yatırım değildir. Basılan paranın yaklaşık %90'ı fiktif finansal piyasalara, %10'u gerçek mal ve hizmet ekonomisine gidiyor; bu yüzden adil, İslami ve tabana yayılan yeni bir para sistemi kurulması gerekiyor.