İçeriğe geç
2:13:16

Enflasyon, Faiz, Dış Ticaret, Vergi ve İslami Ekonomi

2:13:16 YouTube'da aç

Enflasyon; faiz, para arzı, vergi ve dış ticaretle birlikte İslam iktisadı perspektifinden. Fisher denklemi üzerinden ana akım, Keynesyen ve MMT gibi ekollerin enflasyon açıklamalarını tartışıyoruz: Sorunun kökü faizde ve havadan yaratılan paradadır. Çözüm, sabit para, kâr-zarar ortaklığı, zekât ve kenz yasağına dayalı bir sistemdir.

Faiz sebep mi, enflasyon mu?

Bu yazı, faiz konusunun daha teknik bir devamıdır. Çıkış noktası, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "faiz sebep, enflasyon sonuç" sözü ve ana akım iktisatçıların buna verdiği "enflasyon sebep, faiz sonuçtur" cevabı. Bu söz mantıksız değil; ekollerin farklı yorumları anlaşıldığında ve paranın bugün nasıl yaratıldığına bakıldığında bu sözün daha kökten bir doğruyu ifade ettiği görülüyor.

Enflasyonun tanımı ve Fisher denklemi

Eski sözlüklerde enflasyon para miktarının artması anlamına gelirken, bugün fiyatlar genel düzeyinin artışı olarak tanımlanıyor. Temel mantığı bir buğday örneğiyle görebiliriz: 100 kilo buğdaya 100 birim para varken para da mal da iki katına çıkarsa fiyat değişmez, ancak para maldan hızlı artarsa fiyat yükselir. İspanya'nın Amerika'dan getirdiği altın ve gümüş ile Roma'nın parada yaptığı tağşiş bunun tarihî örnekleridir. Friedman'ın "enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgudur" sözü ve Weimar Almanyası'ndaki hiperenflasyonun Hitler'in yükselişindeki rolü de aynı gerçeğe işaret eder.

Tartışmanın merkezinde Fisher denklemi (MV = PT) var: para arzı çarpı paranın dolaşım hızı, fiyat düzeyi çarpı işlem hacmine eşit. Basılan para harcanmayıp yastık altında, borsada ya da emlakta kalırsa dolaşım hızı düştüğü için fiyatlar artmayabilir. Japonya'daki büyük para basımına rağmen yaşanan deflasyon ve 2008 sonrası ABD'de basılan paranın varlık balonlarına gitmesi böyle açıklanır. Doların küresel rezerv para olması da ABD'de enflasyonu sınırlayan ikinci etkendir. Basılan paranın nereye gideceği öngörülemediği için sabit para her zaman para basmaktan daha iyi bir yöntemdir.

Para hızının kontrolü: faiz yerine zekât ve kenz yasağı

Modern merkez bankaları para miktarını faizle kontrol etmeye çalışıyor. İslam iktisadında ise bu işlevi zekât ve kenz yasağı görür; Kur'an'da da faizin karşısına sadaka konmuştur. Zekât oranı yükseltilirse biriktirilen para ticarete sürülür ve durgunlukta piyasa canlanır; kenz yasağı ise paranın kasalarda atıl tutulmasını engelleyerek deflasyonist baskıyı önler.

Phillips eğrisi, ekoller ve resmî enflasyon

Ana akımın dayandığı Phillips eğrisi işsizlik ile enflasyon arasında ters ilişki öngörüyor ve çözümü faizi ayarlamakta görüyor. Oysa 1970'lerdeki stagflasyon ve 2008 kriziyle bu model patladı, her krizde formüle yeni parametreler eklendi; insan irrasyonel olduğu için ucuz kredinin üretime gideceğinin garantisi yok. Tekelleri ve sınıf çatışmasını suçlayan, kamulaştırma ve fiyat tavanı öneren görüş ise sosyalizme yakındır.

ABD'de 1980'lerden sonra CPI hesabı değiştirildi; konut fiyatları kiraya çevrildi, kalite artışı ve ikame etkisi eklendi, aritmetik yerine geometrik ortalamaya geçildi. Bu yüzden resmî %5'lik enflasyon eski yöntemle %12-15 civarında çıkıyor. Merkez bankalarının %2 hedefi de reel ücretleri fark ettirmeden düşürmeye yarıyor: 1971'de doların altınla bağı koparıldıktan sonra verimlilik artmaya devam ederken reel ücretlerin yerinde saydığı grafiklerde açıkça görülüyor.

İslami ekonomide kriz, faiz ve Gesell

İslami sistemde şirket kârları kâr-zarar ortaklığı ve zekât yoluyla tabana yayıldığından ücret baskısı oluşmuyor. Resesyonda fiyatlar düşüp alım gücü artıyor, verimsiz firmalar eleniyor; zarar da geniş bir alana yayıldığı için şok yumuşuyor. Faizli sistemde ise ucuz kredi "zombi firmaları" yaşatıyor ve kredi yine zengine gittiği için eşitsizlik artıyor. Covid döneminde basılan para da özellikle yoksullar için faizli borç yükü yarattı.

Faizin "zamanın değeri" olduğu savunmasına cevabımız şu:

Kimse senden fedakârlık istemiyor.

Parasını değerlendirmek isteyen kendisi değerlendirmeli ya da kâr-zarar ortaklığına girmeli. Sabit paranın deflasyona yol açtığı itirazında da asıl sebep parayı kendine çeken faizdir. Aristoteles de faize itiraz etmişti; Silvio Gesell ise para tutma vergisi (demurrage) önerdi. Gesell'in fikrinin uygulandığı 1930'lardaki Avusturya'daki Wörgl deneyinde %1'lik bu vergiyle işsizlik düştü, ticaret arttı; ancak deney merkez bankasınca durduruldu.

MMT eleştirisi ve zekât-vergi karşılaştırması

MMT'nin atıl kapasite dolana kadar para basılabileceği tezine karşı itirazlarımız şunlar:

  • Basılan para gereksiz istihdama gidebilir; 5 yerine 10 işçiyle yine 100 araba üretilirse fiyatlar artar.
  • Para hiyerarşik dağılır; bir ada örneğinde üretim doğrusal artsa bile yönetici payı büyüdüğü için Gini katsayısı yükselir.
  • Emekliye verilen para yerli yerine ucuz Çin malına gidip ithalatı ve döviz krizini büyütebilir.
  • Gereksiz üretim işsizlikten daha kötüdür, çünkü kaynak israf eder.
  • MMT yalnızca parası küresel rezerv olan ABD için anlamlı olabilir.

Zekât ile vergi ise neredeyse zıt kavramlardır: zekât birikmiş servetten her yıl yeniden alınır, üretimdeki makine ve binadan alınmaz, stoktaki maldan alınarak stokçuluğu caydırır ve parayı hızlandırır. Vergi ise kazancı, üretimi ve tüketimi vurur, muhasebe hileleriyle kaçılabilir ve eşitsizliği artırır. Türkiye'de vergilerin büyük kısmı KDV ve ÖTV gibi tüketim vergilerinden gelir.

Dış ticaret, dolar hegemonyası ve Kenya deneyi

Dış ticarette altın kullanımı ABD baskısıyla (SWIFT'ten çıkarma, gemi sigortası, ambargolar) engelleniyor, petrol yalnızca dolarla satılabiliyor. ABD havadan bastığı dolarla dünyadan mal alıyor, ancak üretimini dışarı taşıdığı için kırılganlaşıyor. Trilyonlarca dolarlık ABD tahvili tutan ve yuanı bilinçli olarak değersiz bırakan Çin, euro/dolar paritesindeki düşüşte 23 milyar dolar kaybeden Volkswagen ve rezervlerinin neredeyse tamamı ABD tahvili olan Japonya bu düzenin örnekleridir. Kaddafi'nin petrolü altınla, Venezuela'nın kriptoyla satma girişimleri ve Bank of England'ın Venezuela altınlarını iade etmemesi de aynı tabloya aittir.

Deflasyon korkusu faizli itibari para sistemine özgüdür; ABD'de altın standardı döneminde, 1870-1890 deflasyonunda büyüme sürmüştü. GiveDirectly ile yapılan ve nakit transferinin enflasyon yaratmadığını öne süren Kenya deneyi ise ciddi sorunlar taşıyor: 10 milyon dolar, 63 milyar dolarlık Kenya ekonomisinde ihmal edilebilir kalıyor; bölge kapalı olmadığından mal dışarıdan geliyor; varlık fiyatlarındaki artış CPI'ya katılmıyor; ülke genelinde %5-6 enflasyon varken bölgede sıfır çıkması ve içeri göçün ölçülmemesi soru işareti doğuruyor.

Sonuç: İslami ekonominin ilkeleri

Önerdiğimiz sistemin ilkeleri şunlar:

  1. Altın ya da Bitcoin gibi sabit bir para
  2. Faiz yerine kâr-zarar ortaklığı ve tam rezerv bankacılığı
  3. Türev, CDS, forex ve vadeli işlemlerin yasaklanması
  4. Vergi yerine zekât ve kenz yasağı
  5. Minarşik bir devlet ve sosyal hizmetlerin rekabet eden vakıflarca yürütülmesi
  6. Tekel ve karaborsanın yasak olduğu, örfe dayalı asgari düzenlemeli serbest piyasa

Vardığımız sonuç şu: "Faiz mi enflasyonu doğurur, enflasyon mu faizi?" tartışması, mevcut faizli ve merkez bankalı sistemin içinden yapıldığı için yanlış kurulmuştur; faiz kaldırılıp kâr-zarar ortaklığı ve zekât getirildiğinde enflasyon sorunu büyük ölçüde ortadan kalkar.