Osmanlı Ekonomisi - Başarılar ve Başarısızlıklar
# Osmanlı Ekonomisi - Başarılar ve Başarısızlıklar Tarih · İslam Medeniyeti 2.0, 11. bölüm · 11 Nis 2026 · 21:27 Bağlantı: https://kokfinans.org/video/osmanli-ekonomisi-basarilar-ve-basarisizliklar YouTube: https://www.youtube.com/watch?v=R8zDKGd-bfA Bir "şeriat devleti" olarak görülen Osmanlı'da ekonomik ve mali düzen her yönüyle kusursuz değildi. Tımar ve iltizam, lonca ve gedik, Fatih'in hazine denetimi, para vakıfları ve 19. yüzyıl dış borçları bir arada incelendiğinde şu sonuç çıkar: faizi yalnızca yasaklayıp kurumsal bir alternatif kurmamak, piyasayı Galata bankerlerine ve hile-i şer'iyyelere bırakmıştır. ### Toprak düzeni: Tımardan iltizama Osmanlı bazı çevrelerce bir şeriat devleti olarak görülür. Peki orada her şey gerçekten kusursuz muydu, yoksa geçici çözümler çöküşe giden süreci mi başlattı? Osmanlı ekonomisini anlamak için önce toprak düzenine bakmak gerekir: Arazinin yaklaşık **%90'ı mîrî**, yani devlet hazinesine ait; kalan %10'un da yarısından fazlası vakıflara ait. Dolayısıyla bu dönemde özel mülkiyetten söz etmek zor. **Tımar sisteminde** halkın büyük kısmını oluşturan çiftçi, devletin toprağını geçimini sağlamak için işler, elde ettiği üründen tımarlı sipahiye vergisini verir. Sipahi aynı zamanda bir askerdir; bu vergiyle ihtiyaçlarını karşılar, bölgenin güvenliğini sağlar ve sefer olduğunda orduya katılır. Yani toprak düzeni, asker yetiştirmeye dönük bir vergi düzeni olarak kurulmuştur. Daha sonra **iltizam sistemi** devreye girer. Başlangıçta küçük paylar hâlinde olan ve orta düzey vatandaşın da katılabildiği bu kiralama, zamanla uzun vadeli hâle gelir. Kira süresi uzadıkça bedel büyür ve yalnızca zenginler girebilir. Böylece devlet arazisini uzun süre elinde tutan ayrıcalıklı bir zümre ortaya çıkar; mültezimler köylü üzerinde ciddi bir vergi baskısı kurar. Bu sorun Osmanlı'nın son dönemlerinde iyice patlak verir. ### Lonca, gedik ve narh: Devletçi bir piyasa Esnaflıkta çıraklık, kalfalık ve ustalık basamaklarına dayanan **lonca sistemi** geçerlidir. Ayakkabıcılık, dericilik, demircilik, fırıncılık gibi her zanaatın bir **gediği**, yani ruhsatı vardır. Devlet bazı gedikleri sınırlı sayıda verir; örneğin İstanbul'da ayakkabıcı gediği 500 ile sınırlanabilir, kahvehane gediği ise sınırsızdır. Bu, arzın devlet tarafından planlandığı, bir bakıma devletçi hatta sosyalist bir bakış açısıdır. Buna **narh** uygulaması da eklenir: Devlet bazı sektörlerde azami kâr sınırı belirlemiştir. Bugün bile bir malı %40'tan fazla kârla satmanın helal olmadığı yönündeki yaygın kanaat Mecelle'den ve Ahmed Cevdet Paşa'dan gelir; ancak bu şer'î bir kural değil, Osmanlı'ya ait bir kanundur. İslam'da fiyatı piyasa belirler; dolayısıyla Osmanlı'da tam anlamıyla serbest ticaretten söz edilemez. ### Vergi adaleti ve Fatih'in hazine reformu Vergi konusunda ise Osmanlı bugünden daha iyidir. Vergi mahsul üzerinden alındığı için ürün çıkmazsa ya da iş zarar ederse vergi de ödenmez. Oysa bugün hiç kazancı olmayan bir şirket bile damga vergisi, stopaj gibi kalemlerle yılda 50.000 lira civarında sabit bir yük taşır. Olması gereken, önce kazanç sonra vergidir. Para sisteminde başlangıçta altın ve gümüş sikkeler basılır ama belirli bir standart yoktur. **Fatih Sultan Mehmed** ile hazine düzene girer: Defterdarlık sistemi kurulur ve devlet hazinesi denetlenen ayrı bir kurum hâline gelir. Padişahın ve ailesinin hazine üzerinde sınırsız harcama yetkisi bulunmaz; bağımsız denetçi gibi çalışan defterdarlar hazineyi sıkı biçimde tutar. Padişah ailesinden **Ayşe Sultan** hazineden 25.000 akçe borç alır, ardından İstanbul'dan ayrılır. Defterdarlar borcun ödenmediğini bizzat padişaha bildirir, padişah da ödenmesini ister ve Ayşe Sultan ziynetlerini satarak borcunu kapatır. Bu, para politikasının kurumsal ve sıkı olması gerektiğine dair olumlu bir örnektir. ### Faiz yasağı, Galata bankerleri ve para vakıfları 1. ve 17. yüzyıllarda ribânın haram olması nedeniyle Müslümanlar borç verme işine girmek istemez ve alan gayrimüslimlerin tekeline geçer. Bir sektör kısıldığında orada kara borsa ve tefecilik doğar. Hollanda ve İngiltere'de faiz %5-6 düzeyindeyken Osmanlı'da **%15-20** seviyesindedir. Bu, faizi yasak deyip geçmenin çözüm olmadığını, işi yeraltına ittiğini ve Müslümanları faizli ülkelerden çok daha dezavantajlı konuma düşürdüğünü gösterir. Halk arasında faizle borç vermek haram ama ihtiyaç nedeniyle faizle borç almak daha hafif sayıldığından herkes gayrimüslimlerden borç alır, fakat Galata bankerleriyle rekabet edecek bir Müslüman bankacı çıkmaz. > Tamam güzel, ribâ haram ama alternatifini de güzel bir şekilde kurgulamamız lazım. Bu boşlukta **para vakıfları** ortaya çıkar. Banka gibi işleyen bu vakıflar, *îne* ve sat-geri kirala gibi teoride caiz ama hile-i şer'iyye niteliğindeki yöntemlerle çalışır. Ancak özel hissedarları olmadığı için kârlarını han, hamam, yol, su, cami ve fakirlere yardım gibi hizmetlere aktarır. Bu yönüyle bugünkü katılım bankalarından daha iyi bir amaca hizmet ederler; eleştirinin dozunu iyi ayarlamak gerekir. Para vakıflarına Kanuni dönemi şeyhülislamı **Ebussuud Efendi** cevaz verirken **Çivizade Muhyiddin Efendi** hilelere dayalı yapıyı kabul etmez ve gerçekten ribâsız, niyet ve ahlak bakımından da temiz bir sistem ister. Aralarında sert mektuplaşmalar olur; makamı daha güçlü olan Ebussuud'un görüşü galip gelir. İki taraf da kısmen haklıdır: Çivizade hakkaniyet bakımından haklı, Ebussuud ise cevaz verilmezse işin kara borsaya kayacağını ve Galata bankerleriyle rekabet edilemeyeceğini görüyor. ### Dış borçlar, Abdülhamid ve vakıf sistemi 1. yüzyılda devlet sürekli borçlanmaya başlar ve bu borcu da Galata bankerleri ve Levanten aileler verir. Devlet böylece içten içe ele geçirilir; bugün IMF ve Dünya Bankası'nın kredilerle ülkelerin politikalarına yön vermesine benzer bir durum yaşanır. **Sultan Abdülhamid'in** Galata bankerleriyle sıkı ilişkisi olduğu, Londra borsasında ciddi hisseleri bulunduğu ve faizli işlemlerle büyük servet edindiği bilinir; bu, darülharpte faizin haram olmadığı yönündeki fetvalara dayanmış olabilir. Yine de kişiler hakkında kesin yargıya varmak istemiyoruz. Para vakıflarından bağımsız olarak genel **vakıf sistemi** olumlu bir kurumdur. Mekke ve Medine'ye hizmet eden Haremeyn vakıfları gibi kurumlar hac yolcularının ihtiyaçlarını karşılar ve inşaatlar yapar. Vakıflar arasındaki rekabet bir tür hayırda yarış olur ve refahın halka yayılmasında dengeleyici bir unsur işlevi görür. Öte yandan borca dayalı, kısmi rezervli itibari para düzeni Tanzimat'la hızlanır; III. Mustafa döneminden itibaren çıkarılan **devlet tahvilleriyle** dış borç giderek artar ve bu süreç çöküşün nedenlerinden biri olur. ### Zekât ve örfî vergi sandıkları Osmanlı'nın hakkını vermek gerekirse sandık sistemi takdire şayandır. Zekât yalnızca belirli kalemlere harcanabildiği için ayrı bir sandıkta toplanır: Hayvanların zekâtı, öşür ve Müslüman tüccarlardan alınan gümrük vergileri bu fona girer ve Kur'an'da sayılan sekiz sınıfa dağıtılır: - fakirler ve miskinler - zekât memurları ve kalbi İslam'a ısındırılmak istenenler - köleler ve borçlular - Allah yolunda olanlar ve yolcular Haraç ve cizye gibi gayrimüslimlerden alınan **örfî vergiler** ise zekât sayılmadığı için ayrı bir sandıkta tutulur ve kamu hizmetleri ile memur maaşları gibi alanlarda kullanılır. ### Gayrimüslim ortak hilesi ve sonuç Başka bir hile-i şer'iyye örneği de şudur: Bir işletme gayrimüslim birini, örneğin %5 hisseyle ortak alır. Bu ortak kendi adına Galata bankerlerinden faizli kredi çekip işletmeye sermaye olarak koyar, kâr payıyla da borcunu öder. Bu, kredi ve finansmana erişimin ticari hayatta gerçek bir ihtiyaç olduğunu gösterir. Kurumsal çözüm üretilmezse halk kendi yolunu bulur ve farklı hilelere başvurur. Yapılması gereken, gerçek ve faizsiz kâr-zarar ortaklığına dayalı kurumlar kurup halkın kullanımına sunmaktır; her şeye yalnızca haram demek insanları bu tür çözümlere mecbur bırakır. ## Bölümler - 00:00 — Giriş - 00:54 — Mîrî toprak ve tımar - 02:31 — İltizam sistemine geçiş - 04:16 — Lonca ve gedik sistemi - 06:24 — Mahsule dayalı vergi - 07:17 — Fatih'in hazine reformu - 09:23 — Faiz yasağı ve Galata bankerleri - 11:39 — Para vakıfları tartışması - 14:20 — Dış borçlar ve Abdülhamid - 16:12 — Vakıf sistemi ve tahviller - 17:43 — Zekât ve örfî vergi sandıkları - 19:40 — Gayrimüslim ortak hilesi Etiketler: osmanlı, iktisat tarihi, faiz, para vakıfları, tımar, hile-i şer'iyye [00:00] Selamünaleyküm. Rabbi yessir ve la tuassir. Rabbi tenin bil. Allah'ım zorlaştırma, kolaylaştır işlerimi hayırla sonuçlandır. [00:14] Bugünkü videoda aslında Osmanlı'daki ekonomik sistemi ve para düzenini birazcık anlamaya çalışacağız. Acaba Osmanlı bazı çevreler tarafından şeriat devleti [00:28] olarak görüldüğü için acaba bir İslam devleti olduğu için orada her şey güzel miydi? Kürlük gülüstanlık mıydı? Yoksa orada da bazı problemler var mıydı? [00:39] Bunlar nasıl çözüldü acaba? Geçici çözümler daha sonra Osmanlı'nınmasına doğru giden süreci başlattı mı? Bu tarz konuları yani Osmanlı'da ekonomi, para ve finans konularını işleyeceğiz [00:54] Allah'ın izniyle. Şimdi ilk başta Osmanlı dediğimiz zaman ve Osmanlı'nın ekonomisini anlamaya çalıştığımız zaman bir kere oradaki tımar sistemini anlamamız gerekiyor. Daha önceki [01:06] videolarda da bahsettiğim gibi Osmanlı'da aslında arazinin çok büyük bir kısımlı devlete ait. Yani mici malı yani devletin hazinesine ait. Daha sonra [01:19] %90 böyle %10 kısmı özel kişilere ve onun da yine yarısından çoğu belki vakıflara aittir. Dolayısıyla burada özel mülkiyetten söz etmek Osmanlı zamanında zor. Peki vatandaş ne [01:33] yapıyordu? O da şöyle oluyordu. Tımar sisteminde siz çiftçi olarak, vatandaş olarak zaten halkın büyük bir kesimi olarak tarlayı devletten ekip biçmek, geçim kazanmak amacıyla kiralıyorsunuz. [01:46] Daha sonra burada ekip biçiyorsunuz. [01:48] Oradan bir gelir elde ediyorsunuz. Bu gelirle orada bir tımarlı sipahi denilen kişi sizden vergi alıyor. O da aslında bir asker. Dolayısıyla herhangi bir seferberlik olduğu zaman bu tamanlık spayiye oraya katılıyor. Yani aslında [02:03] arsalar, araziler, ekipçilen yerler asker yetiştirilmek üzere bir vergisel düzen kurulmuş durumda. Onun da çeşitli oranları var. Siz ekip geçtikçe oradaki martpayi, ücretinizi yani verginizi [02:17] veriyorsunuz. O da kendi ihtiyaçlarını karşılamış oluyor ve oranın güvenliğini sağlamış oluyor ve asker olarak yetişmiş oluyor ve aynı zamanda devletin vergisini de bir nevi toplamış oluyor. [02:26] Tımarı sipayi dediğimiz eee düzen aslında. Tımar sistemi dediğimiz düzen. [02:31] Ama daha sonradan Osmanlı'da iltizam sistemi denilen bir sistem getirilmeye başlanıyor. İltizam sisteminde de olay şu oluyor. Artık bir Marlı sipahi [02:43] yetiştirmek yerine araziyi devlet başka kişileri kiralamaya başlıyor. Bu ilk başta küçük tahviller şeklinde bir önceki videoda anlatmıştık şeklinde oluyor. Örnek veriyorum işte bir arazi [02:57] var. Bu araziyi hatta payı şekilde de yapabiliyor iltizamı. Dolayısıyla küçük kişiler yatırım yapabiliyor o araziyi kiralanmasını ve oradan gelecek derginin alınmasına karşı. Ama daha sonra bu efektif olmadığı için ve küçük kişiler [03:11] böyle büyük kişilerin bir nevi gelirini tehdit ettiği için uzun süreler kiralanmaya başlıyor. Çünkü kira süresi kısa olursa kira ücreti, yatırım ücreti az oluyor. Dolayısıyla böyle kişiler normal orta düzey vatandaşlar da buna [03:25] katılım sağlayabiliyor. Ama kira süresini siz 10 yıllık kiralıyorum dediğiniz zaman 10 yıllık bedel büyük bir bedel olduğu için oraya girebilecek kişi sayısı az. Yani sadece zenginlerden bir giriş gerçekleşebiliyor. Dolayısıyla [03:37] iltizam sistemi daha sonra ona dönüşüyor. Yani çok uzun süre devletin arazisini kiralayan bir ayrıcalıklı zengin bir grup var. E bunlar tarla ekip biçilince oradan vergilerini alıyorlar. [03:50] E dolayısıyla burada iki özel sektör olduğu için bunların çıkarı bir nevi çatışmış oluyor. Dolayısıyla iltizam sahipleri köylünün üzerinde ciddi bir vergi baskısı kurmaya başlıyor. Bu da zaten Osmanlı'nın son dönemlerinden [04:03] sonra iyice patlak vermeye başlayan bir sistem. Osmanlı'nın klasik aslında ekonomik döngüsü bu şekilde diyebiliriz. [04:11] Tarım arazileri ve üretim kısmında halkın birçoğu da burada olduğu için. [04:16] Daha sonra esnaflık kısmında da lonca sistemi denilen bir sistem var. Orada çıraklık, kalfalık ve ustalık denilen tabirler var. Gedik denilen bir sistem var. Yani aslında bir nevi ruhsat. Siz [04:29] bir ayakkabıcı olmak istiyorsanız, işte derici olmak istiyorsanız, işte demirci olmak istiyorsanız, fırın olmak istiyorsanız bunların hepsinin gediği var. Devlet bazı esnaflık yani bazı zanaatlere [04:42] sınırlı sayıda yedik koymuş. Örnek veriyorum ayakkabıcı gediği aslında 500 tane olabilir. İstanbul'un daha fazla arzını yasaklamış. Yani burada aslında devletin kontrollü bir planlaması söz konusu. Önceki videolara atfen aslında [04:57] bir nevi Marksist, sosyalist bir bakış açısını, devletçi bir bakış açısını burada görebiliriz. Çünkü neyin ne kadar olacağını devlet burada bir planlama yapabiliyor. Bazı gedikler sınırsız. [05:07] Örnek veriyorum kahvehane gediği o sınırsız ama bazıları da sınırlı. [05:11] Dolayısıyla bu ruhsatlar devlet tarafından belirlenip verildiği için devlet bazı esnaflarda ya da bazı üretim alanlarındaki arzı kendisi yönetmek istiyor. Buradan bu sistemden bunu çıkarabiliriz. Lonca sistemindeki olay [05:26] da bu. Hatta daha devletçi ve eee bir politika olarak da NAR diye önceki videolarda da anlatmıştık. Yani maksimum kar sınırlarını devlet bazı sektörlerde belirlemiş durumda. Onun üzerinde bir [05:39] kar mesela uygulayamıyorsunuz. çok da bir serbest ticaret söz konusu olduğunu dolayısıyla söyleyemiyoruz. [05:45] Hatta yine önceki videoda Mecellede Ahmet Cevret Paşa'nın bunlar sınırlarını belirlediği, kar sınırlarını belirlediğini hatta bazen günümüzdeki bazı halklara eee vatandaşlara özellikle belki eee ticaret içinde olmayan ancak [05:57] memur kişilere sorduğunuz zaman diyor ki işte zaten bir malı aldım da %40'tan fazla satamazsın. Helal olmaz. Kime sormuştum? Cami imamına. O nereden duymuştum? Mecelle Ahmet Cevizzet Paşa aslında bu şeri bir kural değil. E, [06:08] İslam'da fiyatı eee piyasa belirler. [06:11] Yani eee zaten bu hadiste de sabit bir durum. Oradaki narsum kar hadi. Orada bir kanun Osmanlı'ya ait bir kanundan ibaret. Onunla insan yazıyor. O da devletçe bir politika [06:24] güdüldüğü için aslında. Eee, vergilerden biraz daha bahsedecek olursak mesela verginin Osmanlı'da günümüze göre şu anda daha iyi olduğunu söyleyebiliriz. [06:32] Neden? Çünkü orada aslında mal üzerinden alındığı için siz ektiniz, biçtiniz ya da bir şey yaptınız. veya bir faaliyet yaptığınızda diyelim ki eee o zarar etti ya da oradan ekip ettiğiniz yer eee bir şekilde tutmadı. Ürün çıkmadı ya onu [06:44] çıkmayan şeyin vergisini vermemiş oluyorsunuz. Günümüzde nasıl bir şirket kurduğunuz zaman fix yıllık 50.000 civarında bir vergisi var. Hiçbir kazancı olmasına gerek yok. Sıfır kazançta şu an şirket kurun yılda 50.000 L bir değişik damga vergisi, şu bu bir [06:58] sürü vergi çıkıyor. Topaj vesaire eee vergiler ödüyorsunuz. HP Osmanlı'da ve olması gerekendi aslında ya bu adam bir üretsin, bir kazansın, bir şey yapsın yani bir kar, bir para kazansın ondan sonra vergi al. Ama şu anda mesela [07:12] olmayan şeyden vergi alınabiliyor. [07:13] Dolayısıyla verginin bu yönünden de e avantajlı olduğunu söyleyebiliriz. [07:17] Osmanlı zamanında Osmanlı'da para sistemine gelecek olursak ilk başta tabii ki gümüş altın akçeler olarak basılıyor ama belli bir standardizasyon olduğunu söyleyemeyiz. Fatih Sultan Mehmet'le birlikte bu hazine kontrolünün [07:30] eee aslında düze girdiğini görebiliyoruz. Paranın belli bir standarda girdiğini görebiliyoruz. Ve Fatih Sultan Mehmet bir deftergarlık sistemi, hazine sistemi yitiriyor. [07:40] Dolayısıyla devlet hazinesi ayrı bir denetlenen bir kurum olarak eee ayrılıyor. Yani padişahın ve padişahın ailesinin devlet hazinesi üzerinde [07:52] sınırsız bir erişim ve harcama yetkisi yok. eee, bağımsız denetçi diyebileceğimiz belki defterdarlar bu hazineyi çok sıkı bir şekilde tutuyor. [08:02] Örnek veriyorum, padişahın ailesinden bir kişisi borç alacaksa hazineden borç aldığı zaman onu geri ödemek zorunda. [08:07] Halbuki nasıl olması lazım? Adam padişah, cihan padişahı, imparator hazine ona ait gibi bir hani normalde öyle düşünülüyor. Eee ve istediği gibi alır, harcar yani zina onu gibi. Ama zaten Sultan Mehmet'le birlikte bu [08:21] bağımsız denetim olayı ve devletin hazisinin sıkı bir şekilde denetlenmesi ve oradaki harcamaların kontrollü bir şekilde yapılması, borç usürüyle yapılması getiriliyor. Bu da gerçekten finansal bir sıkılık getirdiği için [08:32] aslında olumlu bir gelişme olarak değerlendirebiliriz. Hatta bu noktada beyaz örnek verebiliriz. Orada kızı Ayşe Sultan 25.000 akçeye bir borç alıyor şeyden, hazineden. Daha sonra başka İstanbul'dan ayrılıyor. Başka bir yerde [08:47] yaşamaya başlıyor. Manisa olması lazım. [08:50] Ondan sonra defterler diyor ki, "E padişah, padişah kız kardeşinizin hazine borcu var ve hala ödememiş. Bunun ödenmesi gerekiyor. Yani günüm yani padişahı söylüyor bunu. Padişah da yani hazinayrı olduğu için hemen kız [09:03] kardeşine kulak haber yollayıp ödemesini söylüyor. O da üzerindeki ziynetleri satıp eee hazineye borcunu geri ödüyor. [09:10] Böyle bir sistem. Normalde Cihan Patra ve onun ailesinden bir kişi ama orucunu demek durumunda kalıyor. Bu da para politikalarımızın aslında kurumsal olması gerektiğini ve sıkı olması gerektiğini Osmanlı'nın olumlu örneklerinden olarak bundan [09:23] bahsedebiliriz. Ama daha sonra mesela 16 17. yüzyıllara geldiğimiz zaman şöyle bir şey var. Biliyorsunuz İslam'da zaten önceki videoda da bahsettik. Riba yani faiz haram. Dolayısıyla Müslüman kişiler bu riba borç alma verme işlerine çok [09:37] karışmak istemiyorlar açıkçası. Ve bu da aslında oranın tekelleşmesine yol açıyor. Siz bir şey kısarsanız, tıklarsanız devlet olar o sektör kara borsalar. Bir nevi tefeciler ortaya çıkar. Dolayısıyla orada gayrimüslimlere [09:51] ama bu yasak değil. Dolayısıyla gayrimüslimler bu piyasayı ele geçiriyorlar. Azanlık oldukları için de bir nevi tefecilik yapıyorlar. O dönem işte Avrupa'da, Hollanda'da vesaire, İngiltere'de şeyler faiz oranları %56 [10:05] iken Osmanlı'da %1520'lerde. [10:08] Neden? Çünkü hani bir yasak söz konusu. [10:11] Bu da bir kara borsanın doğmasına ve orada bir sömürünün olmasına, tepecilerin ortaya çıkmasına yol. Yani faiz neler olduğu yerde 56 düzeyinde giderken Osmanlı'da %1520 düzeyinde faizler görüyoruz. Bu da aslında faiz [10:26] yasak deyip geçince bir çözüm olmadığını, bunu sadece yer altına ve normalde faizli kişilerden çok çok daha dezavantajlı konuma düştüğümüzü gösteriyor. O yüzden işte faiz haram. [10:37] Tamam ya tamam güzel riba haram ama alternatifini de güzel bir şekilde kurgulamamız lazım. vurgulamadığımız takdirde diğer kişilerden, faizli, ribalı ülkelerden çok daha kötü bir duruma düşmüş oluyoruz ve piyasa onların [10:51] tekeline geçmiş oluyor. Ve şöyle bir şey oluyor Osmanlı halkında. Faiz eee ile borç vermek haram ama ihtiyacın olduğu için faizle borç almak eee o daha iyi bir şey yani işar. Dolayısıyla herkes [11:05] gayrimüslimlerden faizli borç alıyor ama bir tane Müslüman bankacı çıkıp da Galata Banklerine rekabet etmiyor. [11:12] Faizli borç vermek çok hem toplumsal olarak hem de dini olarak böyle baskısı bir kültür olduğundan dolayı ve aynı zamanda gerçekten de haram olduğundan dolayı kimse faizi borç yemi vermeye eee aslında gönüllü olmuyor. Ama herkesin [11:25] günlük hayatta bir meşkesi var. E borç almak da bir ihtiyaç. Herkesin bir ticareti var, bir şeyi var. Günümüzde de insanlar çözümler arıyor. Mecburen gayrimüslimlerden ve oradaki tefecilerden %1520 oranında faizde borç [11:39] almak zorunda kalıyor. Bu da çözümsüzlük olduğunu gösteriyor. Aslında Osmanlı bünyesinde bu riba faize karşı bir çözümsüzlük olduğunu gösteriyor. Burada para vakıflarını görüyoruz. Para vakfı bir önceki videoda da bahsetmiştim aslında. [11:54] Banka gibi işliyor. Bir vakıf yani orada edinilen kar halka dağıtılmış oluyor. [12:01] Dolayısıyla aslında bir nevi hayır kurumu gibi de işlediğinden dolayı orada faizli para vakfında INE satışı önceki videoda anlatmıştım. sat, geri kirala gibi böyle biraz birtım çok da aslında iyi olmayan iyileşeriye dediğimiz [12:13] yöntemlerle ama teoride caiz olan yöntemlerle para vakıfları kuruluyor ve burada eee aslında vatandaşlar buradan ihtiyaçlarını gidiyorlar. para vakfı da kar ettiği zaman bu özel bir kurumuş olmadığı için özel hissedarları [12:27] olmadığından dolayı e orada ettiği karda han, hamam, vatandaşa hizmet, yol, su vesaire gibi şeylerle cami ya bu tarz eee fakirlere yardım vakıf hizmetleri gerçekleştiriyor. O yüzden bir nevi hani günümüzdeki katılım bankacılarından çok [12:41] daha iyi bir amaca hizmet ettiğini söyleyebiliriz. Eleştirirken de eleştirinin dozunu düzgün tutmamız lazım. Tamam oradaki işlemler de faiz diye benziyor. Dile-i şeriye gibi görünüyor ama günün sonunda vakıf o parayı da yine halka geri veriyor gibi [12:55] bir durum söz konusu aslında. [12:57] Dolayısıyla rekabet etmesi açısından dışarıdaki Galata bankerleriyle ve gayrimüslimlerle olumlu gelişme olarak değerlendirilebilir. Zamanına göre değerlendirdiğimiz zaman burada zaten bu para vakfına biliyorsunuz Kanuni Sultan [13:09] Süleyman'ın şeyhül islamı Ebu Suud Efendi var. Ünlü bir alimdir. Tefsiri vesaire de var. E bu Ebu Suut Efendi para vakıflarına cevaz veriyor. Diyor ki, "Tamam bu caizdir. O zaman Rumeli zaten e yani İstanbul şeyhül İslam'ı [13:23] sözü ülkedeki en geçerli söz. Ama Anadolu şehrül İslam'ı çivizadede buna karşı çıkıyor. Çünkü oradaki hileyi şerieler onun içine sinmiyor. O gerçekten ribasız eee bir sistem. Yani teoride değil gerçekten ahlaken de ve [13:37] niyet olarak da ribaz sistem olmasını gerektirdiği için eleştiri yapıyor ve para vakıflarını kabul etmiyor. Orada böyle sert mektuplaşmalar vesaire var zaten Ebu Suud Efendiyle. Ama günün sonunda Ebu Suud'un korsu daha yüksek [13:49] olduğu için makamı para vakıfları devam etmiş oluyor. Ama Çivizade'yi de burada anlamak lazım. Ebu Suud Efendi'yi de anlamak lazım. Her ikisinin perspektifi de doğru. Şimdi Çivizade gerçekten e hakkaniyet bakımından haklı. Ama Ebu [14:02] Suud Efendi de ya biz böyle yatmasak kara borsaya inecek. Biz Galata Bankeleriyle rekabet edemeyeceğiz. Halk yoktan yokluktan gidecek. En azından para vakfı geri halka verecek bu parayı falan diyerekten de cevaz vermiş oluyor. [14:14] İki tarafın da haklı olduğu aslında kısmen eee bir durum söz konusu. Bunu da bu çerçevede değerlendirmek lazım. [14:20] Hakkaniyetli olmak gerekiyor. 19. [14:22] yüzyıla geldiğimiz zaman artık devlet sürekli borç almaya başladığı için dışarıdan dış borçlar ülke ülkede çok fazla artmaya başlıyor. Dış borca da mecburen Galata bankerleri veriyor. [14:32] Levanten dediğimiz aileler vermiş oluyor. Dolayısıyla devlet bunlara çok ciddi biçimde faizli borçlanmış oluyor ve bir nevi devleti işten içe ele geçiriyorlar. Bugün günümüzde IMF ve Dünya Bankası'nı düşünürsek ülkelere [14:45] böyle sözde kredi eee ucuz faizli kredi gibi şeyler vererekten onların aslında politikalarına yön veriyorlar. Onların yönetimlerine biz bir nevi söz sahibi oluyorlar. Osmanlı'da da son dönemlere doğru bunun böyle olduğunu [14:58] görebiliyoruz. Sultan Abdülhamit de mesela yine ya buna muhtaçsınız. Sistem bir kere böyle olduğu zaman eee çıkmak gerçekten zor oluyor. Eee yani Abdülhamit konusunda da mesela ya tabii orada doğruyu yanlışı doğru bir şekilde [15:12] görmek lazım. Orada mesela biz görüyoruz ki Sultan Abdülhamit'in mesela Galata bankerleriyle sıkı bir ilişkisi var. [15:18] Londra borsalarında böyle eee ciddi hisselerinin olduğunu biliyoruz biz Sultan Abdullahid'in ve bayağı orada eee borsa ralli yaparken yani borsa uçuştarken Abdullahid'te yatırım yaptığı için çok ciddi kazançlar elde ettiğini [15:30] de biliyoruz. Zate bankerleri aracılığıyla eee ve orada çeşitli faizli işlemler vesaire, borsal işlemleri vesaire yaptığını da biliyoruz. Bunlar biliniyor. Eee ama burada tabii şeyden cevaz almış olabilir. Hani darül HP'te [15:44] faiz haram değildir gibi bazı fetvalar da mevcut. Her ne kadar ben çok katılmasam da bunun bir çözüm olacağına eee onun da çeşitli belki dönemin gerektirdiği sebeplerden dolayı böyle bir eee yola başvurmuş olma ihtimali var. Doğrusunu Allah bilir. Hani kişiler [15:59] hakkında çok yargıya varmak istemiyorum ama Abdulhamid'in de Londra borsalarında ciddi faizli işlemler yaptığı ve Dalta Bankereri yoluyla çok ciddi bir servet eee kazandığını da hani bilmemiz ekstra bizim için iyi olacaktır. Mesela burada [16:12] Osmanlı'da vakıf sistemini çok iyi anlamak gerekiyor. Çünkü çeşitli vakıflar var ve bir nevi serbest piyasa gibi vakıflar da birbiriyle rekabet halinde. Mesela Mekke, Medine, Haramey vakıfları var. bu vakıflara toplu bir [16:23] şekilde e para yardımı yapılıp o Mekke Medine harc yolculuklarında yolcuların eee ihtiyaçlarını gidermek amacıyla veya Mekke Medine'de çeşitli inşalar yapmak üzere oralarda hizmetler yapmak üzere bu paralar harcanıyor yani ve güzel [16:36] amaçlarla hasıl oluyor. Dolayısıyla bu vakıf sistemini daha iyi anlamak ve onu da günümüze güzel bir şekilde uyarlayabilmek gerekiyor. İki vakfın birbiriyle rekabeti de bir nevi hayırda yarış olduğu için hayırda yarışaraktan [16:48] aynı zamanda da eee hayrın artmasına vesile oluyorlar. Dolayısıyla bu vakıf olayları yani para vakıflarından bağımsız olarak da vakıf sistemi de Osmanlı ekonomisinde aslında böyle refahın halka yayılması ya da halkın çok [17:02] fazla fakirliğe düşmemesi açısından da kullanılan dengeleyici unsurlardan bir tanesi. Bu borca bayalı para sistemi dediğimiz işte kaydi para yani sürekli borçla havadan yaratılan eee kısmi rezervli para. kağıt para yani itibari [17:16] para sistemi Tanzimat dönemi ile birlikte zaten eee Osmanlı'da iyice uçuşa geçiyor. Tanzimat'tan sonra dış borçlarla falan vesaire toparlanamıyor zaten eee sistem. Dolayısıyla 3. Mustafa döneminden itibaren bu 1800'lere doğru, [17:30] 1150'lere doğru e devlet tahvilleri yani devlet borçlanma senetleri çıkarıyor bugünkü günümüzdeki gibi bazı borçlanma senetleri. Ondan itibaren zaten artık eee dış borcumuz giderek artmaya başlıyor. Osmanlı'nın yıkıma giden [17:43] süreçlerinden bir tanesi olduğu ifade ediliyor. Şimdi burada Osmanlı'da hakkını vermek adına alınan vergiler biliyorsunuz zekat belli yerlere sadece dağıtılabiliyor. Belli kalemlere. [17:53] Dolayısıyla vergileri eee zekat olarak ayırıp onları zekat için harcanabilecek kalemleri diğer eee zekat harcanabilecek kalemleri ayırıp onları eee tasnifleme işi Osmanlı'da çok güzel bir şekilde yapılıyor. Farklı sandık sistemleriyle [18:06] bu yapılıyor. Zekat sandığı ayrı, ondan harcanacak para ayrı. Diğer giderleri vergilerin ayrıldığı sandık ayrı. onun giderleri ayrı şekilde yapılıyor. Ve burada aslında Enfal surette 41'de biliyorsunuz zekat eee nasıl dağıtılacağına dair bir ayet vermiş [18:21] Kur'an-ı Kerim'de. Ona göre bu zekat sandıkları harcanıyor ve dağıtılmış oluyor aslında. Eee çünkü devletin aldığı bir eee vergi var. O vergi zekat için bir nevi alınıyor. Ama bir de örfei [18:34] vergi denilen bir şey var. Yani bir nevi kültürel devletin kendi ihtiyaçları doğrultusunda aldığı vergi buna örfi vergi deniyor. Bu örfi vergiyi siz zekat için eee zekatla karıştırmamanız lazım. [18:45] Dolayısıyla onu ayrı bir sandı tutup onu farklı harcamalarda kullanabiliyorsunuz. [18:49] Bu ayrımda güzel bir şekilde yapılmış. O konuda da takdire şayan gerçekten. İşte mesela hayvanların zekatından, öşür vergilerinden yani üretimden kaynaklanan o dergilerden, Müslüman tüccarlardan alınan gümrük vergilerinden. Bunlar [19:02] zekat fonunda değerlendiriliyor. Bunlar da işte fakirler, miskinler, vergi memurları, kalbi İslam'a sındırılmak istenenler, köleler, borçlular, eee Allah yolunda çalışanlar ve yolcular 8 kısımda bunlara dağıtılıyor. Bunların [19:17] dışında bir herhangi harcama kalemi olmuyor. Ama diğer işte örfi dediğimiz vergiler eee haraçtır, cizidir. İşte gayrimüslimlerden alınan vergiler. Şimdi gayrimüslimden alınan vergi siz zekat onunla koyamazsınız. O zekat değil. O [19:28] örfi bir vergi olmuş oluyor. Sizin belirlediğiniz miktarda olduğu için onu işte eee kamu hizmetlerinde, çeşitli hizmetlerde, işte memur maaşlarında vesaire yani bu tarz şeylerde aslında eee kullanabiliyorsunuz. Dolayısıyla da [19:40] bu tarz bir ayrımı da gidilmiş. Şimdi Osmanlı döneminde kullanılan bir diğer hile içeriye de aslında gayrimüslim ortak almak. bir işletme olduğumuzu düşünelim. Bu işletmenin içerisinde gayrimüslim bir ortak sonuçta alabiliyoruz. Eee, küçük bir hisse [19:54] veriyoruz. Buna sallarıyorum %5 bir hisse vermiş oluyoruz. Eee, gayrimüslim ortak kendi adına bireysel şekilde faizli bir kredi alıyor Kağıta bankerlerinden ve daha sonra bunu bizim şirkete eee, kullanma amacıyla eee, bunu [20:07] kullandırıyor. Eee, dolayısıyla bu kredi aslında işletmeye enjekte olmuş oluyor sermaye olarak. Daha sonra işletmeyi yapıyoruz. ter payı olduğu zaman da eee ona karın alıyor. O da gerek kalta bankerlerinde borcun öüyor gibi. Yani [20:20] böyle küçük eee iyileşiyeler diyebileceğimiz araya bir taneştim ortak eee koyaraktan bu tarz şeyler yapanlar da var. Çünkü bu neyi gösteriyor? Ticari hayatta kredi olayı, borç olayı, paraya ulaşma olayı bir ihtiyaç. Buna siz [20:34] kurumsal çözümler bulmadığınız zaman halk bir şekilde kendi yolunuyunu suyunun gittiği yerden bulacaktır. E dolayısıyla burada farklı iyileşeriyeler eee farklı şeyler olacaktır illaki. [20:45] Dolayısıyla burada bizim aslında kolektif olarak doğru kurum kuruluşları gerçek bir bağasız kar zarar ortaklığı bir önceki videoda anlattığım araçlara dayalı sistemler kurup daha sonra da halka bunun kullanımını sunduğum zaman [20:56] halk zaten bundan yararlanacak. Ama her şey aram şu aram bu aram o aram hiçbir şey de yapma. Mecbur halk bu tarz çözümlere gidecektir. Bu konuda da bunu anlamak lazım. Genel olarak Osmanlı'daki [21:08] ekonomi ve hayat düzeni ve riba konusuna bu videoda değinmiş olduk. Eee, kısa bir aslında özet geçmiş olduk. Konu derinlemesine incelendiği zaman daha farklı detaylar da elbette çıkacaktır ama şimdilik bizi ilgilendiren kadar [21:22] kısmını en azından öğrenmiş olduğumuzu düşünüyorum. Hepinize iyi günler diliyorum. Yeah.Bir "şeriat devleti" olarak görülen Osmanlı'da ekonomik ve mali düzen her yönüyle kusursuz değildi. Tımar ve iltizam, lonca ve gedik, Fatih'in hazine denetimi, para vakıfları ve 19. yüzyıl dış borçları bir arada incelendiğinde şu sonuç çıkar: faizi yalnızca yasaklayıp kurumsal bir alternatif kurmamak, piyasayı Galata bankerlerine ve hile-i şer'iyyelere bırakmıştır.
Toprak düzeni: Tımardan iltizama
Osmanlı bazı çevrelerce bir şeriat devleti olarak görülür. Peki orada her şey gerçekten kusursuz muydu, yoksa geçici çözümler çöküşe giden süreci mi başlattı? Osmanlı ekonomisini anlamak için önce toprak düzenine bakmak gerekir: Arazinin yaklaşık %90'ı mîrî, yani devlet hazinesine ait; kalan %10'un da yarısından fazlası vakıflara ait. Dolayısıyla bu dönemde özel mülkiyetten söz etmek zor.
Tımar sisteminde halkın büyük kısmını oluşturan çiftçi, devletin toprağını geçimini sağlamak için işler, elde ettiği üründen tımarlı sipahiye vergisini verir. Sipahi aynı zamanda bir askerdir; bu vergiyle ihtiyaçlarını karşılar, bölgenin güvenliğini sağlar ve sefer olduğunda orduya katılır. Yani toprak düzeni, asker yetiştirmeye dönük bir vergi düzeni olarak kurulmuştur.
Daha sonra iltizam sistemi devreye girer. Başlangıçta küçük paylar hâlinde olan ve orta düzey vatandaşın da katılabildiği bu kiralama, zamanla uzun vadeli hâle gelir. Kira süresi uzadıkça bedel büyür ve yalnızca zenginler girebilir. Böylece devlet arazisini uzun süre elinde tutan ayrıcalıklı bir zümre ortaya çıkar; mültezimler köylü üzerinde ciddi bir vergi baskısı kurar. Bu sorun Osmanlı'nın son dönemlerinde iyice patlak verir.
Lonca, gedik ve narh: Devletçi bir piyasa
Esnaflıkta çıraklık, kalfalık ve ustalık basamaklarına dayanan lonca sistemi geçerlidir. Ayakkabıcılık, dericilik, demircilik, fırıncılık gibi her zanaatın bir gediği, yani ruhsatı vardır. Devlet bazı gedikleri sınırlı sayıda verir; örneğin İstanbul'da ayakkabıcı gediği 500 ile sınırlanabilir, kahvehane gediği ise sınırsızdır. Bu, arzın devlet tarafından planlandığı, bir bakıma devletçi hatta sosyalist bir bakış açısıdır.
Buna narh uygulaması da eklenir: Devlet bazı sektörlerde azami kâr sınırı belirlemiştir. Bugün bile bir malı %40'tan fazla kârla satmanın helal olmadığı yönündeki yaygın kanaat Mecelle'den ve Ahmed Cevdet Paşa'dan gelir; ancak bu şer'î bir kural değil, Osmanlı'ya ait bir kanundur. İslam'da fiyatı piyasa belirler; dolayısıyla Osmanlı'da tam anlamıyla serbest ticaretten söz edilemez.
Vergi adaleti ve Fatih'in hazine reformu
Vergi konusunda ise Osmanlı bugünden daha iyidir. Vergi mahsul üzerinden alındığı için ürün çıkmazsa ya da iş zarar ederse vergi de ödenmez. Oysa bugün hiç kazancı olmayan bir şirket bile damga vergisi, stopaj gibi kalemlerle yılda 50.000 lira civarında sabit bir yük taşır. Olması gereken, önce kazanç sonra vergidir.
Para sisteminde başlangıçta altın ve gümüş sikkeler basılır ama belirli bir standart yoktur. Fatih Sultan Mehmed ile hazine düzene girer: Defterdarlık sistemi kurulur ve devlet hazinesi denetlenen ayrı bir kurum hâline gelir. Padişahın ve ailesinin hazine üzerinde sınırsız harcama yetkisi bulunmaz; bağımsız denetçi gibi çalışan defterdarlar hazineyi sıkı biçimde tutar. Padişah ailesinden Ayşe Sultan hazineden 25.000 akçe borç alır, ardından İstanbul'dan ayrılır. Defterdarlar borcun ödenmediğini bizzat padişaha bildirir, padişah da ödenmesini ister ve Ayşe Sultan ziynetlerini satarak borcunu kapatır. Bu, para politikasının kurumsal ve sıkı olması gerektiğine dair olumlu bir örnektir.
Faiz yasağı, Galata bankerleri ve para vakıfları
- ve 17. yüzyıllarda ribânın haram olması nedeniyle Müslümanlar borç verme işine girmek istemez ve alan gayrimüslimlerin tekeline geçer. Bir sektör kısıldığında orada kara borsa ve tefecilik doğar. Hollanda ve İngiltere'de faiz %5-6 düzeyindeyken Osmanlı'da %15-20 seviyesindedir. Bu, faizi yasak deyip geçmenin çözüm olmadığını, işi yeraltına ittiğini ve Müslümanları faizli ülkelerden çok daha dezavantajlı konuma düşürdüğünü gösterir.
Halk arasında faizle borç vermek haram ama ihtiyaç nedeniyle faizle borç almak daha hafif sayıldığından herkes gayrimüslimlerden borç alır, fakat Galata bankerleriyle rekabet edecek bir Müslüman bankacı çıkmaz.
Tamam güzel, ribâ haram ama alternatifini de güzel bir şekilde kurgulamamız lazım.
Bu boşlukta para vakıfları ortaya çıkar. Banka gibi işleyen bu vakıflar, îne ve sat-geri kirala gibi teoride caiz ama hile-i şer'iyye niteliğindeki yöntemlerle çalışır. Ancak özel hissedarları olmadığı için kârlarını han, hamam, yol, su, cami ve fakirlere yardım gibi hizmetlere aktarır. Bu yönüyle bugünkü katılım bankalarından daha iyi bir amaca hizmet ederler; eleştirinin dozunu iyi ayarlamak gerekir.
Para vakıflarına Kanuni dönemi şeyhülislamı Ebussuud Efendi cevaz verirken Çivizade Muhyiddin Efendi hilelere dayalı yapıyı kabul etmez ve gerçekten ribâsız, niyet ve ahlak bakımından da temiz bir sistem ister. Aralarında sert mektuplaşmalar olur; makamı daha güçlü olan Ebussuud'un görüşü galip gelir. İki taraf da kısmen haklıdır: Çivizade hakkaniyet bakımından haklı, Ebussuud ise cevaz verilmezse işin kara borsaya kayacağını ve Galata bankerleriyle rekabet edilemeyeceğini görüyor.
Dış borçlar, Abdülhamid ve vakıf sistemi
- yüzyılda devlet sürekli borçlanmaya başlar ve bu borcu da Galata bankerleri ve Levanten aileler verir. Devlet böylece içten içe ele geçirilir; bugün IMF ve Dünya Bankası'nın kredilerle ülkelerin politikalarına yön vermesine benzer bir durum yaşanır. Sultan Abdülhamid'in Galata bankerleriyle sıkı ilişkisi olduğu, Londra borsasında ciddi hisseleri bulunduğu ve faizli işlemlerle büyük servet edindiği bilinir; bu, darülharpte faizin haram olmadığı yönündeki fetvalara dayanmış olabilir. Yine de kişiler hakkında kesin yargıya varmak istemiyoruz.
Para vakıflarından bağımsız olarak genel vakıf sistemi olumlu bir kurumdur. Mekke ve Medine'ye hizmet eden Haremeyn vakıfları gibi kurumlar hac yolcularının ihtiyaçlarını karşılar ve inşaatlar yapar. Vakıflar arasındaki rekabet bir tür hayırda yarış olur ve refahın halka yayılmasında dengeleyici bir unsur işlevi görür. Öte yandan borca dayalı, kısmi rezervli itibari para düzeni Tanzimat'la hızlanır; III. Mustafa döneminden itibaren çıkarılan devlet tahvilleriyle dış borç giderek artar ve bu süreç çöküşün nedenlerinden biri olur.
Zekât ve örfî vergi sandıkları
Osmanlı'nın hakkını vermek gerekirse sandık sistemi takdire şayandır. Zekât yalnızca belirli kalemlere harcanabildiği için ayrı bir sandıkta toplanır: Hayvanların zekâtı, öşür ve Müslüman tüccarlardan alınan gümrük vergileri bu fona girer ve Kur'an'da sayılan sekiz sınıfa dağıtılır:
- fakirler ve miskinler
- zekât memurları ve kalbi İslam'a ısındırılmak istenenler
- köleler ve borçlular
- Allah yolunda olanlar ve yolcular
Haraç ve cizye gibi gayrimüslimlerden alınan örfî vergiler ise zekât sayılmadığı için ayrı bir sandıkta tutulur ve kamu hizmetleri ile memur maaşları gibi alanlarda kullanılır.
Gayrimüslim ortak hilesi ve sonuç
Başka bir hile-i şer'iyye örneği de şudur: Bir işletme gayrimüslim birini, örneğin %5 hisseyle ortak alır. Bu ortak kendi adına Galata bankerlerinden faizli kredi çekip işletmeye sermaye olarak koyar, kâr payıyla da borcunu öder. Bu, kredi ve finansmana erişimin ticari hayatta gerçek bir ihtiyaç olduğunu gösterir. Kurumsal çözüm üretilmezse halk kendi yolunu bulur ve farklı hilelere başvurur. Yapılması gereken, gerçek ve faizsiz kâr-zarar ortaklığına dayalı kurumlar kurup halkın kullanımına sunmaktır; her şeye yalnızca haram demek insanları bu tür çözümlere mecbur bırakır.
00:00Selamünaleyküm. Rabbi yessir ve la tuassir. Rabbi tenin bil. Allah'ım zorlaştırma, kolaylaştır işlerimi hayırla sonuçlandır.
00:14Bugünkü videoda aslında Osmanlı'daki ekonomik sistemi ve para düzenini birazcık anlamaya çalışacağız. Acaba Osmanlı bazı çevreler tarafından şeriat devleti
00:28olarak görüldüğü için acaba bir İslam devleti olduğu için orada her şey güzel miydi? Kürlük gülüstanlık mıydı? Yoksa orada da bazı problemler var mıydı?
00:39Bunlar nasıl çözüldü acaba? Geçici çözümler daha sonra Osmanlı'nınmasına doğru giden süreci başlattı mı? Bu tarz konuları yani Osmanlı'da ekonomi, para ve finans konularını işleyeceğiz
00:54Allah'ın izniyle. Şimdi ilk başta Osmanlı dediğimiz zaman ve Osmanlı'nın ekonomisini anlamaya çalıştığımız zaman bir kere oradaki tımar sistemini anlamamız gerekiyor. Daha önceki
01:06videolarda da bahsettiğim gibi Osmanlı'da aslında arazinin çok büyük bir kısımlı devlete ait. Yani mici malı yani devletin hazinesine ait. Daha sonra
01:19%90 böyle %10 kısmı özel kişilere ve onun da yine yarısından çoğu belki vakıflara aittir. Dolayısıyla burada özel mülkiyetten söz etmek Osmanlı zamanında zor. Peki vatandaş ne
01:33yapıyordu? O da şöyle oluyordu. Tımar sisteminde siz çiftçi olarak, vatandaş olarak zaten halkın büyük bir kesimi olarak tarlayı devletten ekip biçmek, geçim kazanmak amacıyla kiralıyorsunuz.
01:46Daha sonra burada ekip biçiyorsunuz.
01:48Oradan bir gelir elde ediyorsunuz. Bu gelirle orada bir tımarlı sipahi denilen kişi sizden vergi alıyor. O da aslında bir asker. Dolayısıyla herhangi bir seferberlik olduğu zaman bu tamanlık spayiye oraya katılıyor. Yani aslında
02:03arsalar, araziler, ekipçilen yerler asker yetiştirilmek üzere bir vergisel düzen kurulmuş durumda. Onun da çeşitli oranları var. Siz ekip geçtikçe oradaki martpayi, ücretinizi yani verginizi
02:17veriyorsunuz. O da kendi ihtiyaçlarını karşılamış oluyor ve oranın güvenliğini sağlamış oluyor ve asker olarak yetişmiş oluyor ve aynı zamanda devletin vergisini de bir nevi toplamış oluyor.
02:26Tımarı sipayi dediğimiz eee düzen aslında. Tımar sistemi dediğimiz düzen.
02:31Ama daha sonradan Osmanlı'da iltizam sistemi denilen bir sistem getirilmeye başlanıyor. İltizam sisteminde de olay şu oluyor. Artık bir Marlı sipahi
02:43yetiştirmek yerine araziyi devlet başka kişileri kiralamaya başlıyor. Bu ilk başta küçük tahviller şeklinde bir önceki videoda anlatmıştık şeklinde oluyor. Örnek veriyorum işte bir arazi
02:57var. Bu araziyi hatta payı şekilde de yapabiliyor iltizamı. Dolayısıyla küçük kişiler yatırım yapabiliyor o araziyi kiralanmasını ve oradan gelecek derginin alınmasına karşı. Ama daha sonra bu efektif olmadığı için ve küçük kişiler
03:11böyle büyük kişilerin bir nevi gelirini tehdit ettiği için uzun süreler kiralanmaya başlıyor. Çünkü kira süresi kısa olursa kira ücreti, yatırım ücreti az oluyor. Dolayısıyla böyle kişiler normal orta düzey vatandaşlar da buna
03:25katılım sağlayabiliyor. Ama kira süresini siz 10 yıllık kiralıyorum dediğiniz zaman 10 yıllık bedel büyük bir bedel olduğu için oraya girebilecek kişi sayısı az. Yani sadece zenginlerden bir giriş gerçekleşebiliyor. Dolayısıyla
03:37iltizam sistemi daha sonra ona dönüşüyor. Yani çok uzun süre devletin arazisini kiralayan bir ayrıcalıklı zengin bir grup var. E bunlar tarla ekip biçilince oradan vergilerini alıyorlar.
03:50E dolayısıyla burada iki özel sektör olduğu için bunların çıkarı bir nevi çatışmış oluyor. Dolayısıyla iltizam sahipleri köylünün üzerinde ciddi bir vergi baskısı kurmaya başlıyor. Bu da zaten Osmanlı'nın son dönemlerinden
04:03sonra iyice patlak vermeye başlayan bir sistem. Osmanlı'nın klasik aslında ekonomik döngüsü bu şekilde diyebiliriz.
04:11Tarım arazileri ve üretim kısmında halkın birçoğu da burada olduğu için.
04:16Daha sonra esnaflık kısmında da lonca sistemi denilen bir sistem var. Orada çıraklık, kalfalık ve ustalık denilen tabirler var. Gedik denilen bir sistem var. Yani aslında bir nevi ruhsat. Siz
04:29bir ayakkabıcı olmak istiyorsanız, işte derici olmak istiyorsanız, işte demirci olmak istiyorsanız, fırın olmak istiyorsanız bunların hepsinin gediği var. Devlet bazı esnaflık yani bazı zanaatlere
04:42sınırlı sayıda yedik koymuş. Örnek veriyorum ayakkabıcı gediği aslında 500 tane olabilir. İstanbul'un daha fazla arzını yasaklamış. Yani burada aslında devletin kontrollü bir planlaması söz konusu. Önceki videolara atfen aslında
04:57bir nevi Marksist, sosyalist bir bakış açısını, devletçi bir bakış açısını burada görebiliriz. Çünkü neyin ne kadar olacağını devlet burada bir planlama yapabiliyor. Bazı gedikler sınırsız.
05:07Örnek veriyorum kahvehane gediği o sınırsız ama bazıları da sınırlı.
05:11Dolayısıyla bu ruhsatlar devlet tarafından belirlenip verildiği için devlet bazı esnaflarda ya da bazı üretim alanlarındaki arzı kendisi yönetmek istiyor. Buradan bu sistemden bunu çıkarabiliriz. Lonca sistemindeki olay
05:26da bu. Hatta daha devletçi ve eee bir politika olarak da NAR diye önceki videolarda da anlatmıştık. Yani maksimum kar sınırlarını devlet bazı sektörlerde belirlemiş durumda. Onun üzerinde bir
05:39kar mesela uygulayamıyorsunuz. çok da bir serbest ticaret söz konusu olduğunu dolayısıyla söyleyemiyoruz.
05:45Hatta yine önceki videoda Mecellede Ahmet Cevret Paşa'nın bunlar sınırlarını belirlediği, kar sınırlarını belirlediğini hatta bazen günümüzdeki bazı halklara eee vatandaşlara özellikle belki eee ticaret içinde olmayan ancak
05:57memur kişilere sorduğunuz zaman diyor ki işte zaten bir malı aldım da %40'tan fazla satamazsın. Helal olmaz. Kime sormuştum? Cami imamına. O nereden duymuştum? Mecelle Ahmet Cevizzet Paşa aslında bu şeri bir kural değil. E,
06:08İslam'da fiyatı eee piyasa belirler.
06:11Yani eee zaten bu hadiste de sabit bir durum. Oradaki narsum kar hadi. Orada bir kanun Osmanlı'ya ait bir kanundan ibaret. Onunla insan yazıyor. O da devletçe bir politika
06:24güdüldüğü için aslında. Eee, vergilerden biraz daha bahsedecek olursak mesela verginin Osmanlı'da günümüze göre şu anda daha iyi olduğunu söyleyebiliriz.
06:32Neden? Çünkü orada aslında mal üzerinden alındığı için siz ektiniz, biçtiniz ya da bir şey yaptınız. veya bir faaliyet yaptığınızda diyelim ki eee o zarar etti ya da oradan ekip ettiğiniz yer eee bir şekilde tutmadı. Ürün çıkmadı ya onu
06:44çıkmayan şeyin vergisini vermemiş oluyorsunuz. Günümüzde nasıl bir şirket kurduğunuz zaman fix yıllık 50.000 civarında bir vergisi var. Hiçbir kazancı olmasına gerek yok. Sıfır kazançta şu an şirket kurun yılda 50.000 L bir değişik damga vergisi, şu bu bir
06:58sürü vergi çıkıyor. Topaj vesaire eee vergiler ödüyorsunuz. HP Osmanlı'da ve olması gerekendi aslında ya bu adam bir üretsin, bir kazansın, bir şey yapsın yani bir kar, bir para kazansın ondan sonra vergi al. Ama şu anda mesela
07:12olmayan şeyden vergi alınabiliyor.
07:13Dolayısıyla verginin bu yönünden de e avantajlı olduğunu söyleyebiliriz.
07:17Osmanlı zamanında Osmanlı'da para sistemine gelecek olursak ilk başta tabii ki gümüş altın akçeler olarak basılıyor ama belli bir standardizasyon olduğunu söyleyemeyiz. Fatih Sultan Mehmet'le birlikte bu hazine kontrolünün
07:30eee aslında düze girdiğini görebiliyoruz. Paranın belli bir standarda girdiğini görebiliyoruz. Ve Fatih Sultan Mehmet bir deftergarlık sistemi, hazine sistemi yitiriyor.
07:40Dolayısıyla devlet hazinesi ayrı bir denetlenen bir kurum olarak eee ayrılıyor. Yani padişahın ve padişahın ailesinin devlet hazinesi üzerinde
07:52sınırsız bir erişim ve harcama yetkisi yok. eee, bağımsız denetçi diyebileceğimiz belki defterdarlar bu hazineyi çok sıkı bir şekilde tutuyor.
08:02Örnek veriyorum, padişahın ailesinden bir kişisi borç alacaksa hazineden borç aldığı zaman onu geri ödemek zorunda.
08:07Halbuki nasıl olması lazım? Adam padişah, cihan padişahı, imparator hazine ona ait gibi bir hani normalde öyle düşünülüyor. Eee ve istediği gibi alır, harcar yani zina onu gibi. Ama zaten Sultan Mehmet'le birlikte bu
08:21bağımsız denetim olayı ve devletin hazisinin sıkı bir şekilde denetlenmesi ve oradaki harcamaların kontrollü bir şekilde yapılması, borç usürüyle yapılması getiriliyor. Bu da gerçekten finansal bir sıkılık getirdiği için
08:32aslında olumlu bir gelişme olarak değerlendirebiliriz. Hatta bu noktada beyaz örnek verebiliriz. Orada kızı Ayşe Sultan 25.000 akçeye bir borç alıyor şeyden, hazineden. Daha sonra başka İstanbul'dan ayrılıyor. Başka bir yerde
08:47yaşamaya başlıyor. Manisa olması lazım.
08:50Ondan sonra defterler diyor ki, "E padişah, padişah kız kardeşinizin hazine borcu var ve hala ödememiş. Bunun ödenmesi gerekiyor. Yani günüm yani padişahı söylüyor bunu. Padişah da yani hazinayrı olduğu için hemen kız
09:03kardeşine kulak haber yollayıp ödemesini söylüyor. O da üzerindeki ziynetleri satıp eee hazineye borcunu geri ödüyor.
09:10Böyle bir sistem. Normalde Cihan Patra ve onun ailesinden bir kişi ama orucunu demek durumunda kalıyor. Bu da para politikalarımızın aslında kurumsal olması gerektiğini ve sıkı olması gerektiğini Osmanlı'nın olumlu örneklerinden olarak bundan
09:23bahsedebiliriz. Ama daha sonra mesela 16 17. yüzyıllara geldiğimiz zaman şöyle bir şey var. Biliyorsunuz İslam'da zaten önceki videoda da bahsettik. Riba yani faiz haram. Dolayısıyla Müslüman kişiler bu riba borç alma verme işlerine çok
09:37karışmak istemiyorlar açıkçası. Ve bu da aslında oranın tekelleşmesine yol açıyor. Siz bir şey kısarsanız, tıklarsanız devlet olar o sektör kara borsalar. Bir nevi tefeciler ortaya çıkar. Dolayısıyla orada gayrimüslimlere
09:51ama bu yasak değil. Dolayısıyla gayrimüslimler bu piyasayı ele geçiriyorlar. Azanlık oldukları için de bir nevi tefecilik yapıyorlar. O dönem işte Avrupa'da, Hollanda'da vesaire, İngiltere'de şeyler faiz oranları %56
10:05iken Osmanlı'da %1520'lerde.
10:08Neden? Çünkü hani bir yasak söz konusu.
10:11Bu da bir kara borsanın doğmasına ve orada bir sömürünün olmasına, tepecilerin ortaya çıkmasına yol. Yani faiz neler olduğu yerde 56 düzeyinde giderken Osmanlı'da %1520 düzeyinde faizler görüyoruz. Bu da aslında faiz
10:26yasak deyip geçince bir çözüm olmadığını, bunu sadece yer altına ve normalde faizli kişilerden çok çok daha dezavantajlı konuma düştüğümüzü gösteriyor. O yüzden işte faiz haram.
10:37Tamam ya tamam güzel riba haram ama alternatifini de güzel bir şekilde kurgulamamız lazım. vurgulamadığımız takdirde diğer kişilerden, faizli, ribalı ülkelerden çok daha kötü bir duruma düşmüş oluyoruz ve piyasa onların
10:51tekeline geçmiş oluyor. Ve şöyle bir şey oluyor Osmanlı halkında. Faiz eee ile borç vermek haram ama ihtiyacın olduğu için faizle borç almak eee o daha iyi bir şey yani işar. Dolayısıyla herkes
11:05gayrimüslimlerden faizli borç alıyor ama bir tane Müslüman bankacı çıkıp da Galata Banklerine rekabet etmiyor.
11:12Faizli borç vermek çok hem toplumsal olarak hem de dini olarak böyle baskısı bir kültür olduğundan dolayı ve aynı zamanda gerçekten de haram olduğundan dolayı kimse faizi borç yemi vermeye eee aslında gönüllü olmuyor. Ama herkesin
11:25günlük hayatta bir meşkesi var. E borç almak da bir ihtiyaç. Herkesin bir ticareti var, bir şeyi var. Günümüzde de insanlar çözümler arıyor. Mecburen gayrimüslimlerden ve oradaki tefecilerden %1520 oranında faizde borç
11:39almak zorunda kalıyor. Bu da çözümsüzlük olduğunu gösteriyor. Aslında Osmanlı bünyesinde bu riba faize karşı bir çözümsüzlük olduğunu gösteriyor. Burada para vakıflarını görüyoruz. Para vakfı bir önceki videoda da bahsetmiştim aslında.
11:54Banka gibi işliyor. Bir vakıf yani orada edinilen kar halka dağıtılmış oluyor.
12:01Dolayısıyla aslında bir nevi hayır kurumu gibi de işlediğinden dolayı orada faizli para vakfında INE satışı önceki videoda anlatmıştım. sat, geri kirala gibi böyle biraz birtım çok da aslında iyi olmayan iyileşeriye dediğimiz
12:13yöntemlerle ama teoride caiz olan yöntemlerle para vakıfları kuruluyor ve burada eee aslında vatandaşlar buradan ihtiyaçlarını gidiyorlar. para vakfı da kar ettiği zaman bu özel bir kurumuş olmadığı için özel hissedarları
12:27olmadığından dolayı e orada ettiği karda han, hamam, vatandaşa hizmet, yol, su vesaire gibi şeylerle cami ya bu tarz eee fakirlere yardım vakıf hizmetleri gerçekleştiriyor. O yüzden bir nevi hani günümüzdeki katılım bankacılarından çok
12:41daha iyi bir amaca hizmet ettiğini söyleyebiliriz. Eleştirirken de eleştirinin dozunu düzgün tutmamız lazım. Tamam oradaki işlemler de faiz diye benziyor. Dile-i şeriye gibi görünüyor ama günün sonunda vakıf o parayı da yine halka geri veriyor gibi
12:55bir durum söz konusu aslında.
12:57Dolayısıyla rekabet etmesi açısından dışarıdaki Galata bankerleriyle ve gayrimüslimlerle olumlu gelişme olarak değerlendirilebilir. Zamanına göre değerlendirdiğimiz zaman burada zaten bu para vakfına biliyorsunuz Kanuni Sultan
13:09Süleyman'ın şeyhül islamı Ebu Suud Efendi var. Ünlü bir alimdir. Tefsiri vesaire de var. E bu Ebu Suut Efendi para vakıflarına cevaz veriyor. Diyor ki, "Tamam bu caizdir. O zaman Rumeli zaten e yani İstanbul şeyhül İslam'ı
13:23sözü ülkedeki en geçerli söz. Ama Anadolu şehrül İslam'ı çivizadede buna karşı çıkıyor. Çünkü oradaki hileyi şerieler onun içine sinmiyor. O gerçekten ribasız eee bir sistem. Yani teoride değil gerçekten ahlaken de ve
13:37niyet olarak da ribaz sistem olmasını gerektirdiği için eleştiri yapıyor ve para vakıflarını kabul etmiyor. Orada böyle sert mektuplaşmalar vesaire var zaten Ebu Suud Efendiyle. Ama günün sonunda Ebu Suud'un korsu daha yüksek
13:49olduğu için makamı para vakıfları devam etmiş oluyor. Ama Çivizade'yi de burada anlamak lazım. Ebu Suud Efendi'yi de anlamak lazım. Her ikisinin perspektifi de doğru. Şimdi Çivizade gerçekten e hakkaniyet bakımından haklı. Ama Ebu
14:02Suud Efendi de ya biz böyle yatmasak kara borsaya inecek. Biz Galata Bankeleriyle rekabet edemeyeceğiz. Halk yoktan yokluktan gidecek. En azından para vakfı geri halka verecek bu parayı falan diyerekten de cevaz vermiş oluyor.
14:14İki tarafın da haklı olduğu aslında kısmen eee bir durum söz konusu. Bunu da bu çerçevede değerlendirmek lazım.
14:20Hakkaniyetli olmak gerekiyor. 19.
14:22yüzyıla geldiğimiz zaman artık devlet sürekli borç almaya başladığı için dışarıdan dış borçlar ülke ülkede çok fazla artmaya başlıyor. Dış borca da mecburen Galata bankerleri veriyor.
14:32Levanten dediğimiz aileler vermiş oluyor. Dolayısıyla devlet bunlara çok ciddi biçimde faizli borçlanmış oluyor ve bir nevi devleti işten içe ele geçiriyorlar. Bugün günümüzde IMF ve Dünya Bankası'nı düşünürsek ülkelere
14:45böyle sözde kredi eee ucuz faizli kredi gibi şeyler vererekten onların aslında politikalarına yön veriyorlar. Onların yönetimlerine biz bir nevi söz sahibi oluyorlar. Osmanlı'da da son dönemlere doğru bunun böyle olduğunu
14:58görebiliyoruz. Sultan Abdülhamit de mesela yine ya buna muhtaçsınız. Sistem bir kere böyle olduğu zaman eee çıkmak gerçekten zor oluyor. Eee yani Abdülhamit konusunda da mesela ya tabii orada doğruyu yanlışı doğru bir şekilde
15:12görmek lazım. Orada mesela biz görüyoruz ki Sultan Abdülhamit'in mesela Galata bankerleriyle sıkı bir ilişkisi var.
15:18Londra borsalarında böyle eee ciddi hisselerinin olduğunu biliyoruz biz Sultan Abdullahid'in ve bayağı orada eee borsa ralli yaparken yani borsa uçuştarken Abdullahid'te yatırım yaptığı için çok ciddi kazançlar elde ettiğini
15:30de biliyoruz. Zate bankerleri aracılığıyla eee ve orada çeşitli faizli işlemler vesaire, borsal işlemleri vesaire yaptığını da biliyoruz. Bunlar biliniyor. Eee ama burada tabii şeyden cevaz almış olabilir. Hani darül HP'te
15:44faiz haram değildir gibi bazı fetvalar da mevcut. Her ne kadar ben çok katılmasam da bunun bir çözüm olacağına eee onun da çeşitli belki dönemin gerektirdiği sebeplerden dolayı böyle bir eee yola başvurmuş olma ihtimali var. Doğrusunu Allah bilir. Hani kişiler
15:59hakkında çok yargıya varmak istemiyorum ama Abdulhamid'in de Londra borsalarında ciddi faizli işlemler yaptığı ve Dalta Bankereri yoluyla çok ciddi bir servet eee kazandığını da hani bilmemiz ekstra bizim için iyi olacaktır. Mesela burada
16:12Osmanlı'da vakıf sistemini çok iyi anlamak gerekiyor. Çünkü çeşitli vakıflar var ve bir nevi serbest piyasa gibi vakıflar da birbiriyle rekabet halinde. Mesela Mekke, Medine, Haramey vakıfları var. bu vakıflara toplu bir
16:23şekilde e para yardımı yapılıp o Mekke Medine harc yolculuklarında yolcuların eee ihtiyaçlarını gidermek amacıyla veya Mekke Medine'de çeşitli inşalar yapmak üzere oralarda hizmetler yapmak üzere bu paralar harcanıyor yani ve güzel
16:36amaçlarla hasıl oluyor. Dolayısıyla bu vakıf sistemini daha iyi anlamak ve onu da günümüze güzel bir şekilde uyarlayabilmek gerekiyor. İki vakfın birbiriyle rekabeti de bir nevi hayırda yarış olduğu için hayırda yarışaraktan
16:48aynı zamanda da eee hayrın artmasına vesile oluyorlar. Dolayısıyla bu vakıf olayları yani para vakıflarından bağımsız olarak da vakıf sistemi de Osmanlı ekonomisinde aslında böyle refahın halka yayılması ya da halkın çok
17:02fazla fakirliğe düşmemesi açısından da kullanılan dengeleyici unsurlardan bir tanesi. Bu borca bayalı para sistemi dediğimiz işte kaydi para yani sürekli borçla havadan yaratılan eee kısmi rezervli para. kağıt para yani itibari
17:16para sistemi Tanzimat dönemi ile birlikte zaten eee Osmanlı'da iyice uçuşa geçiyor. Tanzimat'tan sonra dış borçlarla falan vesaire toparlanamıyor zaten eee sistem. Dolayısıyla 3. Mustafa döneminden itibaren bu 1800'lere doğru,
17:301150'lere doğru e devlet tahvilleri yani devlet borçlanma senetleri çıkarıyor bugünkü günümüzdeki gibi bazı borçlanma senetleri. Ondan itibaren zaten artık eee dış borcumuz giderek artmaya başlıyor. Osmanlı'nın yıkıma giden
17:43süreçlerinden bir tanesi olduğu ifade ediliyor. Şimdi burada Osmanlı'da hakkını vermek adına alınan vergiler biliyorsunuz zekat belli yerlere sadece dağıtılabiliyor. Belli kalemlere.
17:53Dolayısıyla vergileri eee zekat olarak ayırıp onları zekat için harcanabilecek kalemleri diğer eee zekat harcanabilecek kalemleri ayırıp onları eee tasnifleme işi Osmanlı'da çok güzel bir şekilde yapılıyor. Farklı sandık sistemleriyle
18:06bu yapılıyor. Zekat sandığı ayrı, ondan harcanacak para ayrı. Diğer giderleri vergilerin ayrıldığı sandık ayrı. onun giderleri ayrı şekilde yapılıyor. Ve burada aslında Enfal surette 41'de biliyorsunuz zekat eee nasıl dağıtılacağına dair bir ayet vermiş
18:21Kur'an-ı Kerim'de. Ona göre bu zekat sandıkları harcanıyor ve dağıtılmış oluyor aslında. Eee çünkü devletin aldığı bir eee vergi var. O vergi zekat için bir nevi alınıyor. Ama bir de örfei
18:34vergi denilen bir şey var. Yani bir nevi kültürel devletin kendi ihtiyaçları doğrultusunda aldığı vergi buna örfi vergi deniyor. Bu örfi vergiyi siz zekat için eee zekatla karıştırmamanız lazım.
18:45Dolayısıyla onu ayrı bir sandı tutup onu farklı harcamalarda kullanabiliyorsunuz.
18:49Bu ayrımda güzel bir şekilde yapılmış. O konuda da takdire şayan gerçekten. İşte mesela hayvanların zekatından, öşür vergilerinden yani üretimden kaynaklanan o dergilerden, Müslüman tüccarlardan alınan gümrük vergilerinden. Bunlar
19:02zekat fonunda değerlendiriliyor. Bunlar da işte fakirler, miskinler, vergi memurları, kalbi İslam'a sındırılmak istenenler, köleler, borçlular, eee Allah yolunda çalışanlar ve yolcular 8 kısımda bunlara dağıtılıyor. Bunların
19:17dışında bir herhangi harcama kalemi olmuyor. Ama diğer işte örfi dediğimiz vergiler eee haraçtır, cizidir. İşte gayrimüslimlerden alınan vergiler. Şimdi gayrimüslimden alınan vergi siz zekat onunla koyamazsınız. O zekat değil. O
19:28örfi bir vergi olmuş oluyor. Sizin belirlediğiniz miktarda olduğu için onu işte eee kamu hizmetlerinde, çeşitli hizmetlerde, işte memur maaşlarında vesaire yani bu tarz şeylerde aslında eee kullanabiliyorsunuz. Dolayısıyla da
19:40bu tarz bir ayrımı da gidilmiş. Şimdi Osmanlı döneminde kullanılan bir diğer hile içeriye de aslında gayrimüslim ortak almak. bir işletme olduğumuzu düşünelim. Bu işletmenin içerisinde gayrimüslim bir ortak sonuçta alabiliyoruz. Eee, küçük bir hisse
19:54veriyoruz. Buna sallarıyorum %5 bir hisse vermiş oluyoruz. Eee, gayrimüslim ortak kendi adına bireysel şekilde faizli bir kredi alıyor Kağıta bankerlerinden ve daha sonra bunu bizim şirkete eee, kullanma amacıyla eee, bunu
20:07kullandırıyor. Eee, dolayısıyla bu kredi aslında işletmeye enjekte olmuş oluyor sermaye olarak. Daha sonra işletmeyi yapıyoruz. ter payı olduğu zaman da eee ona karın alıyor. O da gerek kalta bankerlerinde borcun öüyor gibi. Yani
20:20böyle küçük eee iyileşiyeler diyebileceğimiz araya bir taneştim ortak eee koyaraktan bu tarz şeyler yapanlar da var. Çünkü bu neyi gösteriyor? Ticari hayatta kredi olayı, borç olayı, paraya ulaşma olayı bir ihtiyaç. Buna siz
20:34kurumsal çözümler bulmadığınız zaman halk bir şekilde kendi yolunuyunu suyunun gittiği yerden bulacaktır. E dolayısıyla burada farklı iyileşeriyeler eee farklı şeyler olacaktır illaki.
20:45Dolayısıyla burada bizim aslında kolektif olarak doğru kurum kuruluşları gerçek bir bağasız kar zarar ortaklığı bir önceki videoda anlattığım araçlara dayalı sistemler kurup daha sonra da halka bunun kullanımını sunduğum zaman
20:56halk zaten bundan yararlanacak. Ama her şey aram şu aram bu aram o aram hiçbir şey de yapma. Mecbur halk bu tarz çözümlere gidecektir. Bu konuda da bunu anlamak lazım. Genel olarak Osmanlı'daki
21:08ekonomi ve hayat düzeni ve riba konusuna bu videoda değinmiş olduk. Eee, kısa bir aslında özet geçmiş olduk. Konu derinlemesine incelendiği zaman daha farklı detaylar da elbette çıkacaktır ama şimdilik bizi ilgilendiren kadar
21:22kısmını en azından öğrenmiş olduğumuzu düşünüyorum. Hepinize iyi günler diliyorum. Yeah.